İslâm’da Vahdet ve İttihâd – Hizbullah HAKVERDİ
Bu yazı kez okundu.
29 Ekim 2013 08:26 tarihinde eklendi
Etiketler :

İSLÂM’DA VAHDET VE İTTİHÂD

Yüce İslâm dini, bütünüyle ‘TEVHİD’ dinidir. ‘TEK’ olan İlah’a (ALLAH-U TEÂLÂ’ya) ‘YÂKîN İMAN’ı, mutlak ‘TESLİMİYET’i ve ‘UBÛDİYET’i ifade eden; ve, hayatın her alanında ve bütün boyutlarında yalnız ve yalnız O’nun (cc) ‘EŞSİZ HAKİMİYETİNİ’ / ‘EGEMENLİĞİNİ’ gerektiren ‘TEVHİD’, tüm mü’minlerin ‘AKİDE BİRLİĞİ’ni, ‘AKIL-FİKİR’ / ‘DÜŞÜNCE ve KÜLTÜR BİRLİĞİ’ni, ‘KALP ve GÖNÜL BİRLİĞİ’ni, ‘GAYE ve HEDEF BİRLİĞİ’ni, bunların tümünde de, ‘SÖZ, FİİL-AMEL ve HAREKET BİRLİĞİ’ni iktizâ ve istilzâm etmektedir. Ki, bu ilâhi ve nurâni oluşuma, İslâmi literatür’de ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ (birlik, birliktelik ve beraberlik) denmektedir. Zaten, ‘TEVHİD’ kelimesiyle aynı ‘KÖK’ten gelen ‘VAHDET’ kelimesi dahi, ‘ALLAH-U TEÂLÂ’nın (cc) ‘VÂHİD’-Ü ‘EHAD’ ilâhi isim ve sıfatı’nın ‘LÜĞÂVî İŞTİKÂKLARI’ndan olduğu ehli olanlarca bilinmektedir… Bu da; ‘VAHDET’in, Din-i İslâm’da ne kadar dakik/ince önemli konu ve imâni bir vecibe olduğunu göstermektedir…

Bu ilâhi ve hayâti ‘VECİBE’ ve ‘VÂKIA’ dan dolayıdır ki; İslâm Dini’nin ‘ESASI’/‘TEMELİ’ ve ‘SEMBOLÜ’ olan ‘TEVHİD İNANCI ve NİZÂMI’, bu ‘AKİDE’ ve ‘HAYAT’ üzere bulunan mü’minlerin ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂDI’ sayesinde korunup muhafaza edilebilir…

Müslümanlar, bu ‘TEVHİDî’/‘İSLÂMî’ incelik/bilinç ve hayat tarzından gâfil bulununca, yani “İSLÂMİ VAHDET ve İTTİHÂD” içersinde bulunmayıp da ‘BÖLÜK-BÖLÜK’ ve ‘PARÇA-PARÇA’ olunca; aziz Din-i İslâm’ı ve Ümmet-i İslâm’ı, her taraftan ve tüm yönlerden ‘KUŞATMA’ ve ‘ABLUKA’ altına almış bulunan ‘AZGIN’/‘KUDURGAN’ ve ‘SALDIRGAN’ kâfir, müşrik, mürted ve münafık düşman güçler karşısında, tabiâtıyla (‘SÜNNETULLAH’ gereği) mağlûb ve perişân olacaklardır. Tarihin muhtelif devirlerinden nakledilen nice olaylar ve günümüz dünyasında vâki’ olan ve olmaya devam eden vâk’âlar ve hadisât, bunun açık örneği ve ibret levhası olarak (ne hâzindir ki) müşâhede edilmektedir…
Bu riyâzî hakikattendir ki; “BİR ELİN NESİ VAR, İKİ ELİN SESİ VAR”, “BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR!…” gibi, nice ‘KİBÂR-I KELÂM’, tarihî ‘ATA SÖZLERİ’ olarak bizlere intikal edilmiş bulunmaktadır. “CEMÂÂTTE RAHMET, AYRILIKTA AZÂB VARDIR!”, “KİM CEMÂÂTTEN AYRILARAK ÖLÜRSE, CAHİLİYYE ÖLÜMÜYLE ÖLMÜŞ (GİBİ) ÖLÜR!” anlamındaki Hadis-i Şeriflerle vurgulanan ‘CEMÂÂT’in, yani müslümanların ‘BİRLİK’/‘BERABERLİK’ içerisinde bulunmalarının önemini göstermektedir. (Benzerleri için de, bakınız: Riyaz’us Sâlihîn:458-462; vb…)

Allah-u Teâlâ dahi, Yüce Kitabında şöyle buyurmaktadır: “EY İMAN EDENLER! ALLAH’DAN GERÇEK BİR TAKVÂ/İTTİKÂ İLE SAKINIP-KORUNUN! VE SİZ, BAŞKA DEĞİL ANCAK MÜSLÜMAN OLARAK ÖLÜN! (VE; BÖYLE ÖLEBİLMEK İÇİN DE) ‘KUR’AN’A’/‘İSLÂM’A’ CEMÂÂT HALİNDE (ELBİRLİĞİYLE-TOPYEKÜN) YAPIŞIN!…VE, SAKIN FIRKALAŞIP-BÖLÜNMEYİN!…” (Al-i İmran:102-103); “KENDİLERİNE APAÇIK BELGELER GELDİKTEN SONRA, PARÇALANIP-AYRILAN VE ANLAŞMAZLIĞA DÜŞENLER GİBİ OLMAYIN! İŞTE, ONLAR İÇİN BÜYÜK BİR AZÂB VARDIR!” (Al-i İmran:105); “ALLAH’A VE RASÛLÜ’NE İTÂÂT EDİN VE ÇEKİŞİP BİRBİRİNİZE DÜŞMEYİN! (ÇÜNKÜ) ÇÖZÜLÜP-YILGINLAŞIRSINIZ DA GÜCÜNÜZ GİDER. VE, (ONUN İÇİN DE, İTÂÂT VE VAHDET ÜZERE) SABREDİN! MUHAKKAK Kİ ALLAH, SABREDENLERLE BERABERDİR!” (Enfâl:46) Ve, böylece; bu ve sâir Âyet-i Kerîmelerle; İslâm’da ‘VAHDET’in ve ‘İTTİHÂD’ın, imânî/ilâhî bir vecibe olduğu, İslâm’ın ve müslümanların güç ve kudretinin, hayât ve bekâsının onunla ‘KÂİM’ olacağı, dolayısıyla da ‘İHTİLÂF’ ve ‘TEFRİKA’nın da tüm yönüyle ‘ZA’FİYET’/‘ZİLLET’ ve ‘HASÂRET’/‘ESARET’ doğuracağı beyân ve ifâde edilmiş bulunmaktadır…

“BİRLİK VE BERABERLİKDEKİ FAYDAYI BENİM BİLDİĞİM GİBİ İNSANLAR DA BİLMİŞ OLSALARDI, HİÇBİR SÜVARİ GECELEYİN YOLA (BİLE, ‘TEK BAŞINA’) ÇIKMAZDI!” (Zübdet’ül-Buharî:502; Tecrid-i Sarih:8/370); “MÜ’MİNİN (DİĞER) MÜ’MİN(LER)E NİSBETLE DURUMU, BİRBİRİNE KENETLENMİŞ/KAYNAŞMIŞ BİR BİNÂ (‘NIN TUĞLALARI) GİBİDİR.” (Zübdet’ül-Buharî:89, 958; Tecrid-i Sarih:2/425-426; 12/134-135); “MUHAKKAK Kİ ALLAH, KENDİ YOLUNDA SANKİ BİRBİRLERİNE KENETLENMİŞ BİR BİNÂ GİBİ SAF BAĞLAYARAK SAVAŞANLARI SEVER.” (Sâff Sûresi, ayet:4) “BÜTÜN MÜ’MİNLERİ BİRBİRİNE MERHAMET ETME VE SEVGİ GÖSTERİP YARDIMDA BULUNMA HUSUSUNDA ‘TEK VÜCUT GİBİ’ GÖRÜRSÜN! O VÜCUDUN BİR UZVU (ORGANI/FERDİ) ŞİKÂYETÇİ OLDUĞU (RAHATSIZLANIP-SIZLANDIĞI) ZAMAN, DİĞER ORGANLARI (O ACIYI KALDIRMAK İÇİN) ORTAKLAŞA AĞRIŞIR/KOŞUŞURLAR. (Böylece; mü’minler, TEK VÜCUT GİBİ olduklarını bil-fiil gösterirler/göstermelidirler.)” (Zübdet’ül-Buharî:955; Tecrid-i Sarih:12/128);

“HİÇ ŞÜPHESİZ SİZİN BU ÜMMETİNİZ ‘ÜMMET-İ VÂHİDE’ (BİR-TEK ÜMMET) DİR. BEN DE, SİZİN RABBİNİZİM! ÖYLEYSE, SİZ DE (YALNIZ) BANA İBÂDET EDİN! (VE; “YALNIZ BENDEN SAKININ!”)” (Enbiyâ Sûresi, ayet:92; Mu’minûn Sûresi, ayet:52) Gibi, daha nice/pek çok Âyet-i Kerimeler ve Hadis-i Şerifler; kezâ, ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ın ne kadar elzem ve zaruri, ilâhî ve hayatî bir ‘UNSUR’ olduğunu ders vermektedir. Ki; bunun da ‘İLÂHî VAHİY’ kültürü ile oluşacağı, bu oluşumun da ‘BİL-FİİL’ merkezî ve idârî/canlı bir ‘OTORİTE’ ile tahakkuk edeceği.. (dolaylı ve dolaysız olarak) ‘TEBYİN’ edilmiş olmaktadır. Zirâ; ‘BİNÂ’ yapımında ‘TUĞLALARI’ (yâni ‘tek’-‘tek fertleri) bir araya getirecek, onlarla ‘DUVAR’ ve ‘BİNÂ’ vücuda getirecek bir ‘USTA’nın bulunması;.. Yine, bir ‘VÜCUD’un organlarını ‘İDÂRE’ edecek, ‘MUÂYYEN HEDEFE’ sevk edecek ve birbirlerinin ‘YARDIMINA’ koşturacak bir ‘BAŞ’ın aktif rol oynaması;.. Halk yığınlarını, ‘DÜZENLİ’ ve ‘TEK SÂF’da toplayacak/toparlayacak ve ‘SEVK-Ü İDÂRE’sini yapacak bir ‘ÖNCÜ’nün ‘VAR’ olması ve ‘BİRLEŞTİRİCİ’/‘TOPARLAYICI’ fonksiyonunu icrâ etmesi;.. aklî/ilmî ve şer’î bir ‘ZARÛRET’ olduğu, izâh’dan vârestedir…

İşte; bu riyâzî hakikate/zarûrete ve hayâtî/içtimâî/siyâsî gerçeğe, İslâmî literatürde ‘İMAM’/‘HALİFE’/‘ULÛ’L-EMR’ (veya, ‘VELİYY’ÜL-EMR’) denilmektedir. Ümmetin, ‘NAMAZ’ ibâdetinde ‘EKSEN’ alıp-uyduğu ‘İMAM’a ‘İTTİBÂ’/‘İKTİDÂ’ etmek sûretiyle vücuda getirdiği ‘CEMÂÂT’ (‘VAHDET’/‘İTTİHÂD’); ‘SİYÂSî’/‘İÇTİMÂî’/‘HUKUKî’/‘ASKERî’ ‘İDÂRî’ vb.. konularda, emrinde bulunduğu/bulunması lâzım geldiği ‘İMAM’a/‘HALİFE’ye ‘İTÂÂT’ ve ‘BİÂT’ etmek sûretiyle (‘TEK CEMÂÂT’) vücuda gelmektedir. Ki; Kur’ân-ı Kerim bunu, ‘TEK ÜMMET’ olarak ifâde etmektedir. Ve bu da; ancak, ‘TEK İMAM’/‘TEK HALİFE’ ve ‘TEK ÖNDERLİK’ ile gerçekleşme imkânına sahip olacaktır… Ve; ümmetin ‘ALLAH’A VE RESÜLULLAHA’ gerçek ‘İTÂÂT’ üzere bulunabilmesi, her türlü ‘İHTİLÂF’ ve ‘TEFRİKÂ’dan ‘HAK ÜZERE’ arınabilmesi, ‘KUR’ANî ÇİZGİYİ’ ve ‘İSTİKÂMETİ’ koruyabilmesi, ‘TEVHİD AKİDESİ’ni ‘SOSYAL-SİYASAL’ vb.. alanlarda yansıtabilmesi, yani; ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ı müşahhaslaştırabilmesi, ancak ve ancak ‘TEK İMAM’ ve ‘TEK HAKİFE’ ile, yani ‘TEK İSLÂMİ OTOTRİTE’ ile mümkündür. Ki; Kur’an-ı Kerim, BAKARA:246-247; AL-İ İMRAN:102-103; NİSÂ:58-59 ve 89. Ayet-i Kerimeleriyle, bunu ‘ALKL-I SELİM’ sahiplerine beyân etmektedir. “MUHAKKAK Kİ MÜ’MİNLER ‘KARDEŞ’DİR. O HALDE; KARDEŞLERİNİZİN ARASINI ‘SULH’ EDİN Kİ, MERHÂMET OLUNASINIZ!” (Hucurât Sûresi, Ayet:10) ilâhi fermâniyle de, konumuzla (yani; ‘TEK İMAM/TEK ÖNDERLE’le) ilgili önemli bir hususa, yani “MÜ’MİNLERİN KARDEŞ OLDUKLARI”na, yani “TEK EBEVEYN/TEK VÂLİDEYN”de gelmiş ve onlara ‘BAĞLI’/‘MUTİ’’ olmaları lâzım geldiği konusuna dikkat çeken ALLAH-U TEÂLÂ (cc), böylece; ‘İSLÂMİ VAHDET ve İİTİHÂD’ın, ‘TEK ÜMMET OLMA’ fârizâsının ve vâkıâsının, ancak ‘TEK İMAM’ ve ‘TEK LİDER’ ile olabileceğini ‘TASRİH’ etmiş; şer’î ve aklî, her yönden bunun kesin ‘ŞART’ ve ‘GEREKLİ’ olduğuna (ayân-beyân) ‘TELMİH’ de bulunmuş olmaktadır. Ki, bunun; ‘TEVHîDî’ bir vecibe olduğu;.. “BİR ‘İMAM’/‘HALİFE’ ÇIKARSA, O’NA BİÂT EDİN. ONDAN SONRA BAŞKASI ÇIKIP, AYRI BAŞ ÇEKER-İMAMLIK İDDİÂSINDA BULUNUR VE BÖYLECE MÜSLÜMANLARIN BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAYA ÇALIŞIRSA, ONU TUTUP ÖLDÜRÜN!” anlamında vârid olan, güçlü-sahih Hadis-i Şerif ile tasrih edilmektedir. (Hadis için, bakınız; İbn-i Mâce:10/168; Müslim:9/9,25; Taç:3/85; Neseî:7/211; ilâahir…) Ve kezâ..; Allah-u Teâlâ (cc), böyle meşrû/âdil ‘TEK İMAMA’ ‘BİÂT’ edenlerin “ELİNİN ÜZERİNDE KENDİSİNİN ELİ (NURU/YARDIMI VE RAHMETİ) BULUNDUĞUNU..” vurgulamaktadır. (Bakınız: Fetih Sûresi, Ayet:10) ve hâkezâ.. ilââhir… (‘İMAMET’/‘BİÂT’ ve ‘CEMÂÂT’ konusunu, müstakil bir sohbet konusu olarak, ileride incelemeye çalışacağız.. inşallah…)

Evet;.. ‘TEK İMAM’ın/‘VELİYY’ÜL-EMR’in yönlendiriciliği/sevk-ü idâresi altında ‘İLÂHî VAHY’in (KİTÂB VE SÜNNET’in) eğitim ve öğretisi ile oluşan ‘İSLÂMİ VAHDET’, yani müslümanların ‘BİRLİĞİ’/‘BERABERLİĞİ’ ve ‘TEK ÜMMET’ haline bil-fiil gelmeleri, en azından bu doğrultuda bir ‘CEHD-Ü GAYRET’ ve ‘YAKîNî BİR İNANÇ’ içerisinde bulunup-çalışmaları şarttır. İslâm’ın ve ümmetin ‘HAYATI’ ve ‘BEKÂSI’, büyük ölçüde bu ilâhî vecibenin tahakkukuna ve toplum hayatına geçirilmesine bağlıdır. Gerçek ‘İMAN’ ve ‘TEVHİD’, bunu (bu uğurda çalışmayı) gerektirir. Din-i Tevhid olan İSLÂM’I ve ‘ŞER’î NİZAM’ı insanlık hayâtına ‘HÂKİM’ kılmanın, ‘BATIL’/‘MÜŞRİK’ düzenleri ‘YOK’ etmenin ‘İLÂHİ VESİLESİ’ ve ‘KUDRET-İ KÂMİLESİ’ olan ve ‘VAHİD-Ü EHÂD’ın (Allah-u Teâlâ’nın) ‘İÇTİMÂî CİLVESİ VE TECELLİSİ’ durumunda bulunan ‘VAHDET’ ve ‘İİTİHÂD’, ‘HAK’ ve ‘HAKİKÂT’ın, ilâhî ‘ADALET’ ve ‘SÂÂDET’in can damarı ve hayat kaynağıdır. Ve; tabiâtıyla ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’, yalnız ve yalnız ‘TEVHİD’in ve ‘DİN-İ HAKK’ın gerektirdiği ‘TEVHİDî ÇİZGİDE’, mutlak ‘HAK’ olan ‘İSLÂM’ın ve ‘ŞER’î NİZAM’ın hükümranlığı yolunda olur!… ‘BÂTIL’ yollarda, Gayr-i İslâmî görüş ve sistemlerde olmaz!… (Olsa da, buna ‘VAHDET’ değil; ‘RİDDET’ ve ‘TUĞYÂN’ denir. Zirâ; ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ –daha önceleri de dediğimiz gibi- ‘TEVHİD’le alâkalı ve ‘İÇ İÇ’E’ olan ‘’İMÂNî/‘İSLÂMî’-‘DİNî VE AKİDEVî’ kavram ve kurumlardır. Tabiî ki; ‘DİN-İ HAKKI’ ve ‘AHKÂM-I İLÂHİ’yi ve ‘ŞERİÂTI’ ifâde ederler; lâik-demokratik ve benzeri ‘BEŞERî’ görüş/sistem ve tağûtîlikleri değil!… Bu husus, iyice bilinmeli ve hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalı/hâfızâdan silinmemelidir…)
Kezâ;.. her mü’min ve akl-ı selim sahibi olanlar, takdir eder ki; İslâm’ın âmir bulunduğu ve muktâzi kıldığı ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ için gerekli olan ‘ALT YAPI’ ve ‘TEMEL UNSUR’, sadece ‘İMAN BİRLİĞİ’ ve ‘İSLÂMİ TEVHİD’ inancı ve anlayışıdır. ‘MEZHEB’/‘MEŞREB’-‘MESLEK’/ ‘IRK’-‘KAVİM’/ ‘YURD’-‘VATAN’ ve ‘COĞRAFYA’ vs. gibi unsurların ‘İSLÂMİ VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ için hiçbir ‘BELİRLEYİCİ’ ‘ETKİLEYİCİ’.. vb. fonksiyonu asla söz konusu değildir, olamaz da!… Zirâ; müslümanları birleştiren ve ‘TEK ÜMMMET’ haline getiren tek ve mutlak ‘UNSUR’ ve ‘RÂBITÂ’nın ‘İMAN’/‘TEVHİD’-‘DİN’/‘İSLÂM’ olduğu, bunun dışında hiçbir inanç/anlayış, bağ ve unsurun müessir olmadığı/olamadığı, ‘KUR’AN-I KERİM’in ve ‘NÜBÜVVET’in ders verdiği ve ta’lim ettiği ‘KESİN’ ilâhi bir hakikat olarak ‘TEBEYYÜN’ ve ‘TEBELLÜR’ etmiş ve ‘HAK’ ile ‘BATIL’ın tarihî savaşı ve seyir çizgisi bunu bil-fiil ‘EYN’EL-YAKİN’ ve ‘HAKK’AL-YAKİN’ derecesinde göstermiştir. (Ki; bütün peygamberlerin, ‘KENDİ KAVİMLERİ’/‘KENDİ YÖNETİMLERİ’–‘VATANDAŞLARI’ ve ‘YAKIN ÇEVRELERİNE’ karşı ‘MÜCADELE’ etmiş oldukları… Ve; O ilâhi elçilere karşı, en şiddetli tepkiyi ‘KENDİ TOPLUMLARI’/‘YAKIN AKRABALARI’ göstermiş oldukları, -RİYÂZî BİR HAKİKAT VE VÂKIÂ OLDUĞUNDAN- izâhdan vârestedir…)

İşte; bu serdedilen mezkür hakikatler müvâcehesinde, biz tüm mü’min, Muvahhîd/Ehl-i Tevhid müslümanlar olarak;.. İslâmi TEVHİD inancını, en kutsal bir ‘BAYRAK’ ve ‘SANCAK’ olarak selim kalp’lere yerleştirmek ve dünyânın en ücrâ köşelerine ‘HAKİM’ kılıp dalgalandırmak için harekete geçmeli ve bu hususta eşsiz bir ‘YARIŞ’ içerisine girmeli;.. böylece; İlâhi rızâ’ya ve sââdet-i dâreyn’e erebilmenin kapısını aramalıyız… Ki; gerçek mü’min ve müslüman, ancak bu yolla ve bu yolda çalışmakla mümkün olacaktır…

Evet;.. “LÂİLÂHE İLLÂLLAH-MUHAMMED’ÜR-RASÛLÜLLAH!” Tevhid kelimesi ve “ALLAH-U EKBER!” İlâhi sâdâsı, ferdî ve içtimâî hayatımızı bütünüyle yönlendiren mukaddes bir ‘ŞİÂR’; İslâmî ‘VAHDET’/‘İTTİHÂD’–‘KIYÂM’/‘CİHÂD’ ve ‘ŞEHÂDETİ’ ve ‘ŞER’î NİZÂM’ ve ‘HÜKÜMRÂNLIĞI’ mündemiç bulunan ilâhî bir ‘Mİ’YÂR’ ve ‘TEMEL DİNAMİK’ olduğu bilinmeli;.. bu ilâhî nûrun ve ‘KELİMÂT-I ULYÂ’nın tüm yeryüzünde (bütün cepheleriyle) temevvüç-sâz kılınması için sefer-ber olunmalıdır. İslâmî izzet/şehâmet, gerçek hürriyet ve adâlet ancak o zaman sağlanabilir… Bu da, tabiâtıyla; tüm mü’minlerin ve gerçek müslümanların (TEVHİDî ve KUR’Ânî çizgi ve akîde üzerinde) ‘BİRLİK’ ve ‘BERABERLİK’ içerisinde olmaları, ‘TEK İMAM’ın (‘TEK LİDER’in) etrâfında ve idâresi altında ‘TEK ÜMMET’ (ve ‘TEK GÜÇ’) hâline gelmeleri, ‘MEZHEBî’/‘KAVMî’/‘COĞRÂFî’ vb.. ayrıcalıklardan-grupçuluklardan arınmaları, ‘KALP BİRLİĞİ’/‘FİKİR-GÖNÜL-KÜLTÜR BİRLİĞİ’ ve ‘FİİL’/‘HAREKET’ yâni ‘EYLEM BİRLİĞİ’ durumunda bulunmaları ile gerçekleşecek, böylece; günümüzün bedbaht dünyâsı, ‘İSLÂMî NÛR-HUZÛR VE NİZÂMIN’ ilâhî neşvesiyle gül ve gülistâna dönecektir, inşaallah…

Zâten;.. ‘TEK ALLAH’a olan inancımız; ‘AYNI PEYGAMBER’e (as) bağlı oluşumuz; ‘AYNI KUR’ÂN’a uyuşumuz; ‘AYNI TEK KIBLE’ye yönelişimiz; ‘AYNI DİN’ ve ‘AYNI ŞERİÂT’ı düstûr-u hayât edişimiz; ‘AYNI NAMAZ’/‘AYNI ORUÇ’/‘AYNI HAC’/‘AYNI FÂRİZÂ VE HÜKÜMLER’ ile âmil bulunuşumuz..da, bunu, yâni ‘TEK ÜMMET’/‘TEK GÜÇ’/‘TEK VÜCUT’/‘TEK YUMRUK’ ve ‘BİRLİK’ olmamızı gerektirir. Vesselâm…

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv