‘İSLÂMİ VAHDET’, GERÇEK ‘TEVHİD’İN GEREĞİDİR!
Bu yazı kez okundu.
29 Ekim 2013 08:29 tarihinde eklendi

‘İSLÂMİ VAHDET’, GERÇEK ‘TEVHİD’İN GEREĞİDİR!

İslâm dini, ‘TEVHİD DİNİ’dir. ‘TEK İLÂH’a (ALLAH-U TÂLÂ’ya) ibâdet etmek ve her hususta, yalnız O’nun (cc) ‘HAKİMİYET’ini kabul ederek ‘TESLİM’ olmak, ‘TEVHİD’ inancının gereğidir. İşte; bu ‘TEVHİD İNANCI’, kesin olarak ‘ÂKİDE’/‘İNAÇ BİRLİĞİ’, bu da; ‘AKIL’/‘FİKİR’ VE DÜŞÜNCE BİRLİĞİNİ’, ‘KALP’ VE ‘GÖNÜL BİRLİĞİNİ’, ‘GÂYE VE HEDEF BİRLİĞİNİ’ ve bütün bunlar da; ‘SÖZ’/‘FİİL’-‘AMEL’ VE HAREKET BİRLİĞİNİ’ gerektirir. Ki, işte bu yüce ‘OLGU’ ve ‘OLUŞUMA’ İslâmî terminolojide ‘VAHDET’ VE ‘İTTİHÂD’ denir. Zâten, ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ın sözlük ve ıstılâh anlamları yönünden, ‘TEVHİD’ kelimesiyle aynı kökten (yani, ESMÂ-İ İLÂHİYE’den olan ‘VÂHİD’ ve ‘EHAD’in iştikakından) gelmesi, bu inceliğin hassâsiyetle bilinmesi ve kavranması içindir… Evet;
İslâm Dini’nin ‘TEMELİ’/‘ESÂSI’ ve sembolü olan ‘TEVHİD KELİMESİ’, yâni “LÂİLÂHE İLLÂLLAH” cümlesi ve onun ders verdiği/gösterdiği ‘TEVHİD’ inancı ve nizâmı; bu inanç ve âkide üzere bulunanların, yâni tüm ‘MÜ’MİN’ ve ‘MÜSLÜMANLARIN’ bu İlâhi/Tevhidî çizgide ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ (yâni, BİRLİK ve BERÂBERLİK) üzere bulunmaları sâyesinde ‘MUHÂFAZA’ ve her türlü düşmanların saldırılarına/yıkıcılıklarına karşı ‘MÜDÂFÂÂ’ edilebilir. Müslümanlar, ‘VAHDET’ ve ‘İTTİHÂD’ içerisinde bulunmayıp da, ‘AYRI-AYRI’/‘GURUP-GURUP’ ve ‘PARÇA-PARÇA’ olurlarsa; Yüce İslâm’ı, her taraftan ‘ÇEMBER İÇERİSİNE’ almış ve ‘KUŞATMIŞ’ olan azgın ve kudurgan ‘KÂFİR GÜÇLER’in ve şeytanlaşmış ‘DÜŞMANLAR’ın ‘ÖOK YÖNLÜ’ ve ‘ÇOK BOYUTLU’ saldırıları karşısında, elbette ‘MAĞLÛB’ ve ‘PERİŞÂN’ olacaklardır. Geçmiş tarihimizdeki ‘HÂZİN TABLOLAR’ ve günümüz dünyâsındaki ‘KAHRDİCİ’/‘CANLI OLAYLAR’ ve ‘GELİŞMELER’, ‘SÜNNETULLAH’ denen bu İlâhî ve riyâzî hakikatin çok açık/bâriz örneğidir…
İşte, bundan dolayıdır ki; geçmiş ecdâdımız: “BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR!..”, “BİR ELİN NESİ VAR; İKİ ELİN SESİ VAR!..” demişlerdir. Yüce Peygamberimiz (AS) dâhi; “MÜ’MİNİN (DİĞER) ‘MÜ’MİN’(LER)E NİSBETLE DURUMU, BİRBİRİNE KENETLENMİŞ/KAYNAŞMIŞ BİR BİNÂ(NIN TUĞLALARI) GİBİDİR.” (Zübdet’ül-Buhâri:89,958; Tecrid-i Sârih:8/370); “BÜTÜN MÜ’MİNLERİ, BİRBİRİNE MERHÂMET ETME VE ‘SEVGİ’ GÖSTERİP YARDIMDA BULUNMA HUSUSUNDA ‘TEK VÜCÛD’ GİBİ GÖRÜRSÜN!…” (Zübdet’ül-Buhâri:955; Tecrid-i Sârih:12/128); “BİRLİK VE BERÂBERLİKTEKİ FAYDAYI BENİM BİİDİĞİM GİBİ İNSANLAR DA BİLMİŞ OLSALARDI, HİÇBİR SÜVÂRİ GECELEYİN YOLA (BİLE TEK BAŞINA) ÇIKAMAZDI!” (Zübdet’ül-Buhâri:502; Tecrid-i Sârih:8/370) gibi… bir çok Hadis-i Şerif ile, konunun ‘ÖNEMİNİ’ dile getirmiş bulunmakta.; “CEMÂÂTEN AYRILAN ‘CÂHİLİYYE ÜZERİNE’ ÖLÜR!” (yaklaşık; Riyâz’us-Sâlihin:458-462) anlamındaki ifâdeleriyle de, ‘VÂHİM’ âkibetine dikkat çekmiş olmaktadır…
Zâten; Allah-u Teâlâ’nın (cc); “MUHAKKAK Kİ MÜ’MİNLER KARDEŞTİR…” (Hucurât/10); “HEPİNİZ ‘ELBİRLİK’ (CEMÂÂT HÂLİNDE/TOPLUCA) ALLAH’IN İPİNE (İSLÂM’A/KUR’ÂN’A) SIMSIKI YAPIŞIN VE SAKIN FIRKALAŞIP-PARÇALANMAYIN!..” (Âl-i İmrân/103); “HİÇ ŞÜPHESİZ, SİZİN BU ÜMMETİNİZ ‘TEK ÜMMET’DİR. BEN DE, SİZİN RABBİNİZİM! ÖYLEYSE, SİZ DE (YALNIZ) BANA İBÂDET EDİN!” (Enbiyâ/92; yaklaşık; Mü’minûn/52) Ayet-i Kerimeleri ve benzerleriyle, ‘İSLÂMî VAHDET’/‘İTTİHÂD’ ve ‘KARDEŞLİĞİN’ aklî/ dinî ve ilmî bir ‘OLGU’/‘YAPI’ ve ‘VECİBE’ olduğunu beyân ve ifâde etmiş olduğu, izâh’dan vâreste’dir…
Evet;.. ‘VAHDET’/‘İTTİHÂD’, yâni ‘MÜSLÜMANLARIN BİRLİĞİ”/“BERÂBERLİĞİ’ ve ‘TEK YUMRUK’/‘TEK GÜÇ’/‘TEK ORDU’ hâline gelip-‘TEK VÜCÛT’ olmaları, imânî/dinî ve aklî bir zarûret olarak şarttır. Bu, gerçek mü’min ve muvâhhid olmanın ilâhî ve tabiî gereğidir. Gerçek ‘TEVHİD’ ve ‘İMAN’, ancak bununla vücut bulur; ‘TEVHİD NİZÂMI’, yani ‘İSLÂM HÜKÜMLERİ’ ancak bu yolla, fiillî bir güce ve dolayısıyla da ‘İÇTİMÂî’/‘SİYÂSî’‘HUKÛKî’‘SİYÂSî’ ve ‘ASKERî HÜKÜMRANLIĞA’ ulaşarak, insanlık hayâtını ilâhi nûr ve ışıklarla aydınlatabilir. (Tabii ki; ‘VAHDET’/‘İTTİHÂD’ın, yanlış-hatalı ve hele de ‘BÂTIL’ yol/fikir ve çizgilerde değil, ‘MUTLAK HAK’ olan ‘İSLÂM’da / ‘ŞER’î AHKÂM’da, ‘TEVHİDî YOL VE ÇİZGİ’de olacağı;.. bunun dışında bir görüş ve düşüncenin ‘ŞEYTANLARI’ dâhi, inandırması imkansız bir ‘KÂZİYE-İ MUHKEME’ bir ‘RİYÂZî KAKİKAT’ olduğundan, izâhı ve beyânı ‘ZÂİD’ olacağı açıktır…).
O halde..; İlâhî ve İslâmî ‘TEVHİD SANCAĞI’nı, cihânın en ücrâ köşelerine kadar tüm yeryüzünde ‘HÂKİMÂNE’/‘FÂTİHÂNE’ bir tarzda dalgalandırarak, ‘KOMÜNİST’-‘KAPİTALİST’-‘FÂŞİST’ VE ‘DEMOKRAT’ diktatörlerin/tâğutların hâbis ‘SİSTEM’/‘REJİM’ ve ‘İDEOLOJİLERİ’ ile kararttıkları şu bahtsız dünyâmızı ‘İLÂHİ NİZÂM’ın (DİN-İ İSLÂM’ın) nûr ve hayat saçan ‘KURTARICI’ ışık/çağrı ve hükümleriyle, yeniden ‘AYDINLATMAYA’; insanlık hayâtını aslî hüviyetine (FITRÂTINA) kavuşturarak ‘GÜL VE GÜLİSTÂNA’ çevirmeye; ona ‘HÂİL’ (engel) olan/olmaya çalışan tüm ‘TÂĞÛTî PERDELERİ’ yırtmaya; ‘ŞEYTÂNî KAL’A VE DUVARLARI/SURLARI’ da kökünden ‘YIKMAYA’ çalışmalı, bu yolda bütün varlığımızı ‘SEFERBER’ etmeliyiz!…
“ELESTÜ BİRABBİKÜM?..” (A’râf/172) ‘BEZMİN’DEN’, “‘BELÂ!’ (EVET!) YÂ RABBENÂ!..” mîsâkına ‘BAĞLI’/‘GERÇEK MÜ’MİNLER’ olarak, üstlendiğimiz İlâhî ‘MİSYON’u, izzet ve şehâmetle ifâ etmeli, bunu engelleyecek veya saptıracak/gevşetecek olan her türlü ‘NEFSî’/‘HİSSî’/‘KAVMî’/‘MEZHEBî’/‘COĞRÂFî’ ve ‘MEŞREBî GAYRET’ ve ‘TÂÂSSÛBLAR’dan kendimizi bütünüyle ‘ARINDIRMALI’, Yüce Rasûl-ü Ekrem Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya (s.a.v.) lâyık bir ‘ER’/‘YİĞİT’ ve ‘ASKER’, yâni ‘HİZBULLAH’ olmalı; bize emânet olan aziz ‘VATANIMIZIN’ ve ‘SEYYÂR DÜNYÂMIZIN’ yılmaz ‘BEKÇİSİ’/‘NÖBETÇİSİ’ olarak, ‘YÜCE MİLLETİMİZ’ ile el ele/kol kola ve omuz omuza verip ‘ALLAH’IN YÜCE NİZÂMINI’ ülkemize ve tüm yeryüzüne ‘HÂKİM KILMA’, ‘ŞİRK’/‘KÜFÜR’/‘ZULÜM’/‘FISK-Û FÜCÛR’ ve ‘TUĞYÂN’ pisliklerini ‘TEMİZLEYİP ÇÖPLÜĞE ATMA’/‘YAKIP YOK ETME’.. Fıtrî ‘FONKSİYONUMUZU’ en üst seviyede ve mükemmel bir surette yerine getirmeliyiz…
Tabiî ki; bu kutsâl ve evrensel güç/misyon ve fonksiyon ‘TEK İMAM’/‘TEK ÖNDER’/‘TEK HÂLİFE’ ve ‘TEK BAŞKOMUTAN’ ile ve onun ‘EMRİ’ ve ‘KOMUTASI’ altında bulunup-hareket etmekle mümkün olacaktır. Zirâ; ‘TEVHİDî İNANÇ’, ‘TEK İMAMI’; ‘TEK ÜMMET’, ‘TEK LİDERİ’; ‘TEK VÜCUT’/‘TEK YUMRUK’, ‘TEK BAŞ’ ve tek yönlendiriciyi ‘İKTİZÂ’ eder-gerekli kılar. Böylece; ‘ÜMMET-İ VÂHİDE’ olan müslümanlar, ‘BÜTÜN CEPHELERİYLE’ bütünleşmiş ve ‘TEK GÜÇ’ ve ‘TEK ORDU’ hâline gelmiş olur, inşaallah… VE’S-SELÂMÜ ALEYKÜM VE RAHMETULLAH…

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv