İmam Humeyni’nin hayatı
Bu yazı kez okundu.
6 Kasım 2013 15:02 tarihinde eklendi

İmam Humeyni’nin hayatı

Adı Ruhullah Musavi Humeyni’dir, kendisi 24 Eylül 1902 yılında Hz. Fatıma’nın doğum gününde, dindar ve âlimleriyle tanınan Humeyn şehrindeki bir ailede dünyaya geldi. Babasının adı şehit Ayetullah Mustafa’dır, annesi o dönemin önde gelen âlimlerinden olan Ayetullah Mirza Ahmet’in kızı Hacer’dir.

İmam Humeyni daha beş aylıkken babası zulme karşı mücadelede şehit oldu, halası ve ananesinin gözetimi altında büyüdü.

Eğitimi

Farsçayla ilgili ilk eğitimini evde ve 15 yaşından sonrada İslami dersleri ağabeyi Ayetullah Pesendi’den almaya başladı.1919 yılında o dönemin en büyük âlimlerinden olan Ayetullah Hairi’den ders alabilmek için Arak şehrine gitti.

Ayetullah Hairi daha sonraki yıllarda eğitim merkezini Kum şehrine taşıdı, imam Humeyni de Kum’a giderek 1935 yılına kadar Ayetullah Hairi ve diğer üstatlardan faydalandı. Ayetullah Hairi vefat ettiğinde imam artık Kum havzasının en ileri gelen âlimlerinden olmuştu. Fıkıhta içtihat düzeyine ulaşmasının yanı sıra astronomi, felsefe, tefsir, ahlak, irfan, hikmet v.b ilim dallarlında çok ileri idi, daha 27 yaşındayken çok önemli eserlerden olan Misbah’ül Hidaye adlı kitabı kaleme almıştı.

İmama, bir devrim önderliliği özelliğini verecek tüm gelişimler bu dönemde başlamıştı. O hem iyi bir öğretmen ve hem de iyi bir âlim olurken bunun yanında kendisini hiçbir zaman siyasetten soyutlamada, siyasi aktivitesi ile bir lider olarak kendisini yetiştirmeye çalıştı.

Arınma Yolunda

İmamı diğer tüm insanlardan farklı kılan, onu mücadelesinde başarıya ulaştıran en büyük etken; onun sürekli ilmin yanında takva sahibi olabilmek için yapmış olduğu çalışmalardır. Gerçek bilginin takva ile mümkün olduğunu bilmekte olan imam Humeyni, daha çocukluk döneminden itibaren kendisini arındırmaya başlamış, İslami eğitimlerin yanı sıra merhum Şahabadi ve Mirza Cevat Meliki Tebrizi gibi büyük ariflerden Allah’a ulaşma ve nefsi tezkiye etme yolunda eğitimler almıştı. Buda imamı sadece Allah’a bağlamıştı, Onun tek amacı Allah’tan korkarak, sadece onun için çalışmak ve Peygamberin yolunda hizmet edebilmekti. Hiçbir zaman makam, mevki ve maddi çıkarlar peşinde olmadı, zira Allah’a ulaşanlar dünyanın ne kadar geçici ve değersiz olduğunun farkındadırlar.

Evliliği

İmam Humeyni 1928 yılında Ayetullah Hacı Mirza Muhammed Tahrani’nin kızıyla evlendi. Bu evlilikten iki erkek ve üç kız çocuğu dünyaya geldi. İmamın büyük oğlu Hüccet’ül İslam seyit Mustafa ve ikinci oğlu da seyit Ahmet’tir. Kızları ise; Sıddıka, Feride ve Fatıma’dır. İmam Humeyni ailesine çok düşkündü, ömrünün son anlarına kadar eşine olan sevgisi asla azalmadı, Ona karşı çokça sevgi ve saygı göstermekteydi. Çocuklarını da aynı şekilde sevgi ve İslami eğitimle yetiştirdi.

Merceiyeti ve Siyasal Mücadelesi

1937 yılında Ayetullah Hairi vefat etti, Kum havzasının idaresi ve merceiyet imam Humeyni’nin bir diğer üstadı olan Ayetullah Burucerdi’ye geçti. Bu dönemde imam Humeyni’nin siyasi çalışmaları durmadı, aksine daha çok güçlenmeye başladı. Burucerdi hem üst düzeyde bir âlimdi ve hem de öğrencilerini monarşiye karşı politik anlamda bilinçlendiren birisiydi. Esasen şia âlimlerinin istisnasız en büyük özellikleri, her ne pahasına olursa olsun, her zaman zulüm, baskı ve diktatörlüğe karşı durup, mücadele etmeleridir. Şia olan herkes, mazlumun yanında yer alarak zulme karşı direnmiştir. Bu Teşeyyü mektebinin en belirgin özelliklerinden birisidir.

1962 yılında Ayetullah Burucerdi vefat edince, imam Humeyni Onun tüm görevlerini üstlendi, zira o dönemde bu makama ulaşacak imamdan daha üstün kimse bulunmamaktaydı. İmamın tek mercie taklit olmasının üzerinden birkaç ay geçmişken Şah batı yanlısı ve Müslümanların zararına olacak yeni hukuksal düzenlemeler getirmek peşindeydi. İmam bu kanunlara çok sert bir şekilde karşı çıktı ve halkı direnmeye davet etti. Şah hiç beklemediği bu tepki sonucunda tasarıyı geri çekmek zorunda kaldı, fakat bunun yanında artık karşısında kimin olduğunu da iyice anlamıştı.

İkinci adımda çok geçmeden geldi, Şah “beyaz devrim” gerçekleştirdiğini ilan etti. Sonra başbakan Musaddık, bir CIA darbesiyle devrilince halk ayağa kalktı, imam hemen konuşmaları ve yayınladığı mesajlarla halkı bilinçlendirdi, özellikle şahın devrim sözcüğünü arkasına gizlenerek neler yapmak istediğini anlattı. İslami sorumluluk bilincinde olan imam Humeyni, Şah Rıza Han’ın halka karşı işlediği cinayet ve yolsuzlukları bir bir açıkladı.

Şah rejimi buna kayıtsız kalmadı ve 22 Mart 1963 yılında askeri güçleriyle Kumdaki Feyziye medresesine saldırma emri verdi, bu saldırıda birçok öğrenci şehit edildi. Şahın silahlarla kan akıtması imam için yeni bir mücadele döneminin başlangıcı oldu, çünkü haksız yere insanları öldürmeye başlayan O olmuştu. 1963 sonbaharında imam, Şah’a karşı yayınladığı bildiride ülkenin bir ABD kuklası olması için her şeyin yapıldığını, fakat Müslümanların hiçbir zaman ABD ve İsrail’le yan yana olmayacağını buyurdu, peşi sıra Şah’a bir mektup yazarak, İslami ilkelere geri dönmesini aksi takdirde sonunun babası gibi olacağını söyledi. Bunun üzerine Şah geceyle imamın tutuklanarak Tahran’a getirilmesini emretti.

Halk sokaklara döküldü, ülkenin dört bir yanında yürüyüşler düzenlendi ve şahın orduyu kullanarak bastırmaya çalışması sonucu 15 bin kişi hayatını kaybetti. Bu olay aslında inkılâbın başlangıcı oldu. Bundan sonra imam Humeyni, Şah’a karşı başlatılan büyük mücadelenin tek lideri ve güçlü sesi durumuna geldi.

4 Kasım 1964 yılında Türkiye’ye sürgüne gönderildi, önce Ankara’da tutulan imam, daha sonra Bursa’ya getirildi.1965 yılında Necef kentine gitmeye karar verdi,13 yıl burada kalarak Şah’a karşı mücadeleyi yönetti. 1977 yılımda imamın büyük oğlu Mustafa gizli örgütler tarafından Necef’te şehit edildi, bu durum imamı etkilemedi, fakat halkın direnişini kat kat çoğalttı. Iraktaki baas rejimi, şahında baskısıyla imamın ırak’tan ayrılmasını istedi, bunun üzerine imam Fransa’ya gitmek zorunda kaldı.

22 Ocak 1979 yılında imam Humeyni bir bildiri yayınlayarak: “Sizinle birlikte hareket edip, sizinle birlikte tüm sorunların üstesinden gelmek için yakında size katılacağım” dedi.

İmam Humeyni artık İran’a dönerek, İslam cumhuriyetini ilan edecekti. İmamı karşılamak için diğer şehirlerden milyonlarca insan Tahran’a geldi.

1 Şubat tarihinde imam Humeyni 15 senelik ayrılıktan sonra İran’a döndü, halk tekbirlerle imamı karşıladı. İmam Humeyni gelir gelmez Beheşti Zehra’ya giderek burada tarihi bir konuşma gerçekleştirdi ve hâkim hükümeti gayri meşru ilan ederek, yerine İslami cumhuriyet hükümeti kurduğunu açıkladı.5 Şubatta Mehdi Bazergan’ı ilk başbakan olarak atadı. Memurlar ve halk geçici hükümeti desteklediklerini açıkladı.

Şah hükümetinin başbakanı Bahtiyar, gece sokağa çıkma yasağı ilan etti. Bu tedbir aslında darbe yaparak imam Humeyni ve devrimin diğer ileri gelenlerini öldürmek için alınmıştı. İmam Humeyni bir açıklama yaparak halktan sıkıyönetimi ciddiye almamalarını ve evlerinden dışarı çıkarak sokaklarda bulunmalarını istedi. Halk imamın bu emrini yerine getirerek büyük bir fitnenin önünü aldı.

11 Şubat 1979 tarihinde; inkılâp zafere ulaştı ve 1 Nisan tarihinde de İslam cumhuriyeti resmen kuruldu.

Eserleri

İmam Humeyni’nin asıl uzmanlık alanı fıkıh ve irfandır, fakat bunun yanı sıra diğer ilim dallarıyla ilgili birçok eser kaleme almıştır.27 yaşındayken Misbah’ül Hidaye adlı, tasavvuf ve manevi eğitimi konu alan kitabı yazdı. En önemli eserlerinden bir diğeri de “Kırk Hadis Şerhi” adlı ahlaki hadislerin açıklamasını yaptığı eseridir. İmam Humeyni’nin yazmış olduğu bazı kitaplar şöyledir:

1- Esrar El-Salât Ev Mirac’us Salikin, 2- Risalet Fi Taleb El-İrade, 3- Keşf’ül Esrar,4- Abdab’us Salât,5- El-Resail, 6- Tahrir’ül Vâsile, 7-El-Bey,8- Risale Fil İçtihat Vet Taklit,9- Veleyeti Fakih,10- Cihadı Ekber, 11- Şerhi Duai Seher, 12- Haşie Ber Şerhi Fevaidur Rezeviye, 13- Şerhi Hadisi Cunud Akl Ve Cahl,14- Haşiye Ber Fususul Hikem, 15- Haşiye Ber Misbahül Uns, 16- Risale-i Ligaullah, 17- Haşie Ber Esfar, 18- İsalet’ül İstishab, 19- Mekasibi Muharreme, 20- Menasıkı Hac, 21- Şiir Divanı, 22- İrfani Mektuplar, 23- Vasiyet Namesi

Vefatı

Doğumundan vefat ettiği güne kadar imamın hayatını incelediğimizde, Onun Allah’a olan sıkı bağlılığı sayesinde bunca büyük başarılara imza attığını görmekteyiz. O Allah için yaşadı, tüm mücadelesini Allah yolunda yaptı ve bu yolda da vefat etti. Ölümüne kadar Onun tek arzusu; hangi mezhep ve görüşten olursa olsun tüm Müslümanların İslam bayrağı altında birleşerek zalim ve emperyalist güçlere karşı mücadele etmeleriydi.

İmam, ileri görüşlü bir önder, iyi bir devlet idarecisi, bilgili bir müçtehit, Allah’a ulaşmış bir arif, en iyi şekilde kavrayan filozof ve tüm inananlar için şefkat dolu bir baba idi.

Tüm ölümlüler gibi Oda, 4 Haziran 1989 tarihinde mahbubunun çağrısına lebbeyk diyerek icabet etti. Fena âleminden beka âlemine, acılar diyarından mutluluk diyarına ve sevdiği büyük zatların yanına doğru göçtü.

Bir Değerlendirme

Çağdaş yazar ve düşünür, Dr. Hasan Elzeyn rahmetli İmam Humeyni hakkında şöyle diyor: “İmam Humeyni, tarih sürecinde büyük bir hareketin temsilcisidir. O’nun adı, İslami hareketle birlikte her zaman anılacak ve ebedi kalacaktır. İmam Humeyni’nin adını ve liderliğini yaptığı hareketini şu anda İslam dünyasında yaşanan gelişmelerden ayrı tutamayız. İmam’ın düşüncesi ve yolu her zaman var olacak ve ebedileşmiş bulunmaktadır.”
Evet, İslam İnkılâbının büyük mimarı rahmetli İmam Humeyni’nin vefatının 20. Yıl dönümünü idrak ediyoruz bugünlerde. Kimileri, zaman aşımının İmamın anısını unutturacağını zannederken dünyada yaşanan yeni gelişmeler bunun asla böyle olmadığını gösteriyor.
İnsanlar 20. Yüzyılın engebeli günlerini geride bırakarak 3. Milenyuma girerken sonunda gerçek saadet, özgürlük ve barışa kavuşacağını düşünüyordu. Oysa bir avuç sultacı, despot ve bencil insan bu fırsatı gasp etmiş bulunuyor. İşte burada anılardan silinmeyen rahmetli İmam Humeyni’nin güçlü ve manevi dolu haykırışını hatırlıyoruz ki diyordu: “İnsanların tek kurtuluş yolu, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve alihe yönelmektir.”
İmam Humeyni (r.a) düşünceleri uyarınca insanlık tarihinin en büyük cinayetlerinin kökünü makam ve güç egosunda aramak gerekir. Bu özellik insanların ruhuna kök saldığından insanlık camiası her zaman hikmet ve ilmin yanı sıra vücutları Tevhit azameti ve halk aşkı ile yanıp tutuşan liderlere ihtiyaç duymaktadır. İmam Humeyni işte bu üstün vasıf ve özellikleri 20. Yüzyılın en büyük inkılâbını gerçekleştirdi ve insanlar arasında hak arama ve insani ahlakı en iyi şekilde ihya etti.
İmam Humeyni’nin seçkin bir arif ve âlim olarak düşüncelerini incelemek, bu yüce insanın düşünce temellerini tanımaksızın mümkün olamaz. Yaşamını dini ve fıkhi ilimlerin teorik incelemelerine adayan İmam, aydın ve ilahi bir bakış açısıyla dindarlık alanında yeni bir çığır başlattı ve İslamiyet’in bütün sosyal ve siyasi kapasite ve kabiliyetlerini sergiledi. İmam Humeyni siyaset meydanlarına girmenin dinden uzaklaşma ve bizzat siyaset hile ve yalandan ibaretmişçesine algılanırken İslam dininin siyasetle kopmaz bağları olduğunu açıkladı.
Rahmetli İmam Humeyni mücadeleye ilk başladığı dönemlerde bir siyaset adamı kendilerini ziyaret ederek şöyle demişti: Ey İmam, siyaset demek yalan demek, hile ve riyakârlık demektir, siz bunu bize bırakın. O adama İmamın (r.a) cevabı ise şöyle olmuştu: “Biz ta baştan beri sizin söylediğiniz türden bir siyasete girmedik. Bizim siyasetimiz, peygamberlerin ve özellikle İslam Peygamberi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve alihin yoludur.”
İmam Humeyni’nin bireysel ve sosyal yaşamını incelediğimizde şu gerçeği görmekteyiz ki İmam, peygamberlerin yolunu izlemekle yetinmeyip, davranış, cesaret, tedbir, sevgi ve sade yaşamak bakımından da büyük evliyaları örnek almıştır. Kuşkusuz ancak ilahi irade ve yüce rabbimizin mutlak gücüne dayanmış bir insan, yarım asırlık sürekli ve yorgunluk bilmeyen bir mücadele sürdürebilir. İmam, insanların kurtuluşunun gerçek öncüsüydü ve süper güçlerin karizmasını çizmek her şeyden önce inançlarda büyük bir evrim gerçekleştirdi. İmam milletlerde özgüven duygusu, direniş ve cesaret hissi yarattı, kendilerini ecnebilere karşı hor gören gençlere güç verdi ve kadınların sosyal yaşamda aktif davranmalarını sağladı. İmam uyanış ıslahatçısı siyaseti bilen bir âlim, yeni düşüncelere sahip bir bilgin ve cesur bir arifin en somut örneğiydi. Rahmetli İmam Humeyni iktidar tedbirlerini hem de kalplerin yolunu çok iyi belin bir insandı.

Haddini bil ey toprak!
Kumunu eledin mi?
Taşını un eyledin mi?
Kimdir gelen bildin mi?
İmamdır verdiğimiz.

Haddini bil ey toprak!
Toprak değil yün ol sen,
Ey gözyaşım kan ol sen,
En matemli gün ol sen,
İmamdır verdiğimiz.

Haddini bil ey toprak!
Şehide mihraptı O,
Ayeti rahmandı O,
Hüseyin’e kurbandı O,imamdır verdiğimiz.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv