Nasrullah’ın Rıdvan Operasyonu (Esir Değişimi) Konuşması
Bu yazı kez okundu.
8 Kasım 2013 14:27 tarihinde eklendi

“Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullahın, Rıdvan Operasyonu adı verilen Lübnanlı esirlerin kurtarılması münasebetiyle düzenlenen törende yaptığı konuşma .”

Burada toplanmış olan aziz insanlar Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Semir, Mahir, Hızır, Hüseyin ve Muhammed sizi selamlıyorum. Aynı şekilde mutahhar canlı kardeşlerimizi bugün aldığımız gibi yarın teslim alacağımız mutahhar şehitlerimizi de selamlıyorum. Bu ümmetin iftihar sebebi olan Lübnanlı, Filistinli ve Arap şehitleri selamlıyorum.

2006 Temmuz Harbi’nde bir gurup mücahit Siyonistlerin hapishanelerinde tutuklu bulunan Arap ve Lübnanlı esirleri ve onların lideri Lübnanlı Semir Kuntar’ı kurtarmak için iki İsrail askerini esir aldılar. Ve bu gün 2008 Temmuzunda Semir Kuntar ve onun özgürlüğü için savaşanlar yanında oturuyor olarak geri dönüyorlar, özgürlüklerine kavuşuyorlar. Şehit olanlar ise Allah’ın izni ile geri dönecekler.

Acaba bu gününün yine temmuzda ve aynı günlerde olması bir tesadüf müdür, yoksa evrenin üzerinde gözleyici ve yönlendirici bir iradesi olan Allah’ın isteği midir? Bunu herkes elbette kendi algılama biçimine göre değerlendirecek, inancı nispetinde tanımlayacaktır; fakat her halükarda bu zamanlama ders almak isteyenler için büyük bir öneme sahiptir.

Bu gün bu sonuca ulaşırken, yürüdüğümüz yolda bunun zor ve uzak bir sonuç olduğu gözümüze göründüğü zamanlar oldu. Aziz kardeşlerim ve bacılarım Rıdvan Operasyonu olarak nitelediğimiz bu operasyonda bizi başarıya ulaştıran temel gerçek etken 2006 Temmuz Harbi’ndeki direnişimiz ve başarımız ve düşmanın hiçbir hedefine ulaşamadan, yöneticileri, askerleri ve halkının başarısızlığa uğramasıdır.

Eğer biz 2006 Temmuzunda yenilseydik Semir Kuntar ve arkadaşları ve esirler geri dönemez Lübnan mahvolur; Ortadoğu, ABD ve İsrail’in Yeni Ortadoğu projesi çerçevesinde yeniden şekillenirdi.

Bu operasyonun başında operasyonun sorumluluğunu Başkan Nebih Birri üstlendi ve savaşının bitiminde kendisine yönelik baskılara direndi. O bu merhalede yönetimle tam bir ortaklık içindeydi. Bu süreçte bütün dünya Lübnan’ın isteklerine kulak tıkamış ve hep bir ağızdan bütün uluslar arası kuruluşların elcileri İsrailli iki esirin kayıtsız şartsız bırakılması gerektiğini söylüyordu.

Direniş ve zafer Lübnan’ı ve direnişi ve hepimizi esirleri ve şehitleri kurtarma yolunda başarıya ulaşmak için metin bir duruş sergilemeye götürdü. Bu gün burada bu savaşta ölen, liderlik makamında olan, şahadet makamına ulaşan, gazi olan ön saflarda korkusuzca savaşanları anmamız gerekiyor. Ve anmamız gerekenlerin içerisinde en önce anmamız gereken kahraman ve mutahhar sevgili şehit Hac İmad Mugniye’yi ve onu yetiştiren ve kucak açan azizi ve kahraman halkımızı ve onun içerisindeki bütün grupları anmamız gerekiyor.

Yönetimdeki bazı aziz insanları ve yıkılmış, yanmış harabeye dönmüş evlerinden hicret etmek zorunda kalan ve 33 gün boyunca sıkıntı çektiği halde hiçbir tereddüt, şüphe ve zaaf emaresi göstermeyen yüzlerce, binlerce muhaciri burada anmamız gerekiyor. Bu karşı duruş ve bu başarı arzusu bu gün bu başarıya ulaşmamızın temel etkenlerinden biridir.

Bu zor ve yorucu görüşmeler sırasında bize yardım eden bazı etkenler vardı. Bunlardan birisi, düşmanın görüşmeler dışında bir yoldan esirlere kavuşmasının imkânsız olduğunun farkında olması ve acziyetiydi. Bu, savaş biter bitmez ortaya çıkmıştı ve İsrail savaş sonunda esrilere kavuşmanın tek yolunun görüşmeler olduğu kanısına varmıştı.

İkincisi düşmanın güvenlik ve istihbarat aczidir ki onlar son ana kadar esirlerin yerini ve durumlarını tespit edemediler. Görüşmelerin sonuca ulaşması için görüşmeler sırasında iki askerin durumu hakkında hiçbir hata ve yanlış yapılmamıştır. Bu, görüşmeleri sonuca götüren önemli etkenlerden biridir.

Üçüncü olarak çok büyük bir öneme sahip olan diğer bir etken de düşmanın görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlandığını, Lübnan’daki direniş hareketinin yeni bir esir operasyonuna başvurmasından korktuğu için ilan etmekten kaçınmasıdır.

Buradan anlaşılmaktadır ki İsrail’i bunu yapmaya iten sebep sadece insani sebepler değildir. İstihbarat zayıflığı ve Hizbullah’ın ne olursa olsun Semir ve arkadaşlarına verdiği sözü tutacağı korkusu vardı.

Bu nokta, İsraillilerin kendi içlerinde yaptıkları tartışmalarda da açıkça görülmektedir. Düşmanın bakanlar toplantısındaki büyük bir çoğunluk 2004’te Semir, Nesim ve Yahya’nın özgür bırakılmasını erteledikleri için pişmanlık sözleri ediyordu ve biz o zaman siz bu esirleri bırakmıyorsunuz pişman olacaksınız demiştik ve pişman oldular. Eğer bu görüşmeler sonuca ulaşmasaydı ben inanıyorum ki gelinecek olan nokta İsrail’in tahammül edebileceği bir nokta olmayacaktı.

Bütün bu başarı unsurlarına ilave olarak, Semir Kuntar’ın direnci, sağlam duruşu ve sabrıdır. Görüşmelerin sürdüğü aylarda Semir, kendisinin hapishaneden elindeki imkanları kullanarak bize gönderdiği mesajlarda görüşmelerde acele etmeden iyi bir sonuç almamızı bekleyeceğini söylüyordu.

Aynı şekilde direnişçi, savaşçı ve mücahit kardeşlerimizin sözde mahkeme duruşmalarını izlerken -size diyorum gençler, ben o sırada sizi dinliyordum- bir defasında içlerinden birine soruldu, “eğer size falan kişi bizle yeniden savaşmanızı emrederse yeniden savaşır mısınız?” (o kardeşimiz) dedi ki; “O, eğer bize hiçbir şey söylemeden denize atlasa, biz de hiçbir şey sormadan onun arkasından denize atlarız.”

Bu sözler gözlerimi şevk ve sevgi gözyaşlarıyla doldurdu ve dedim ki bu mücahitleri ne zindan ne de cellâtların kılıçları değiştirdi. Yine burada esirlerin ve şehitlerin şerefli sabırlı ailelerine bize sonuna kadar güvendikleri ve yapılan görüşmelerden en iyi sonucun alınması için hiçbir müdahale bırakmayarak bize sonuna kadar güvendikleri için teşekkür ediyorum.

Yine sizler görüşmelerin verdiği sonuçtan görüşme heyetinin sarf ettiği çabayı, dikkati ve özeni ve kendilerine yapılan baskıya ne kadar tahammül ettiklerini anlıyor olmalısınız. Bu nedenle ben sizin adınıza, esirler adına, şehitler ve şerefli şehit aileleri adına Allah adına isimsiz olarak çaba gösteren kardeşlerimize teşekkür ediyorum.

Aynı şekilde burada iki taraf arasında sonuç alınması için uğraşan uluslar arası elçiye, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a ve onun gönderdiği Alman temsilcilere teşekkür etmek istiyorum. Bu gün Siyonistlerin hapishanelerinde esir olan binlerce Lübnanlı, Filistinli ve Arap esirlerin lideri olan Semir Kuntar aramıza dönmüş bulunuyor. Ve sayıları bir hayli çok olan ve Lübnanlı ve Filistinli farklı direniş guruplarına mensup binlerce şehit de yarın gelecek.

Semir kardeşimiz otuz sene önce hapse girdiğinde ve şehit lider Delal Muğribi ve arkadaşları istişhad eylemlerini gerçekleştirdiklerinde Hizbullah henüz mevcut değildi. Bu gün Hizbullah onların şehitlerini ve hayatta olanlarını desteklemektedir. Bunun işaret ettiği birçok önemli nokta vardır. Direnişin tek bir projesi vardır ve bunu insanların, ümmetin ve dünyanın bilmesi gerekmektedir. Bunu kabullenmemiz ve bu yönde hareket etmemiz gerekmektedir.

Farklı guruplar, farklı fraksiyonlar farklı fikri yönelimler farklı inançlar ve farklı mezhepler olsa da direnişin tek bir projesi vardır, tek bir yolda gitmektedir ve tek bir hedefe yol almaktadır. İkinci olarak bu bölgedeki özelikle Filistin ve Lübnan’daki direniş hareketleri birbirini tamamlayan hareketlerdir. Ve ülkesini, insanının ve kutsal değerlerini kurtarmak adına geçmişiyle bütünleşen ve biriken tecrübeye dayanan hareketlerdir.

Aziz kardeşlerim ve bacılarım burada otuz seneden beri verilen mücadelede şehit düşen farklı fikri yönelişlere sahip, İslamcı, milliyetçi, ulusalcı ve Arapçı bütün gurupların verdiği kurbanları burada anmak istiyorum. Biz, bizden önce savaş meydanında bulunmuş bütün direniş guruplarıyla, mücahitleriyle ve şehitleriyle gurur duyuyoruz. Onların tecrübelerinden istifade ettik, onların verdiği bütün kurbanlara selam olsun. Onların geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki yerlerini her zaman koruyacağız.

Bu bağlamda şunu özellikle belirtmek istiyorum ki bu bölgenin ve bölge halkının asli ve temel hüviyeti direniştir, direniş iradesidir, direniş kültürüdür, işgalciler, tagutlar ve zalimler kim olursa olsunlar, işgali zilleti ve zulmü reddetme kültürüdür.

Bunun için uzun zamandan beri bölgede direniş düşüncesi hiç ortadan kalkmamıştır, kalkmayacaktır da… Bir guruptan başka bir guruba, bir fraksiyondan başka bir fraksiyona, bir hizipten başka bir hizbe, bir isimden başka bir isme geçmiştir. İsimler guruplar, hizipler ve fraksiyonlar sadece araz olarak kalmış, zulmü ve tagutu reddetme geleneği ise cevher olarak hep kendini muhafaza etmiştir.

Bazılarımız yoruluyor, bazılarımız öldürülüyor bazılarımız sahadan çekiliyor, belki bazılarımız tercihini değiştiriyor. Fakat Allah bu bölgede ve bu ümmete kendine inanan ve yolunda müstakim olanlara yardım ediyor. Bu nedenle direniş ve direniş gurupları bu halka ve onun evlatlarına istifade edebileceği örnekler sunuyor. Bu nedenle bizim Lübnan’daki direnişimiz diğer direniş örgütlerini tamamlar şekilde örneklik teşkil etmektedir. Bu örneklik teröristler listesinde yer almamıza neden olsa da biz bunda gurur duymaktayız.

Burada Filistinli, Ürdünlü ve Suriyeli ve Arap esir bacı ve kardeşlerimizden bahsetmemiz gerekiyor. Aziz kardeşlerimiz bilsinler ki, basın toplantısında da söylediğimiz üzere, onları unutmuş değiliz ve onları iki sene boyunca yaptığımız görüşmelerin dışında tutmuş değiliz. Ve onları dikkate alırken bölgenin siyasal durumu ve elimizdeki İsrailli askerlerin gerçek durumu da müsait değildi; fakat biz onları hiç unutmadık.

Bu suretçe İsrailli yetkililer Lübnan direnişi ile yaptığı görüşmelerde, Lübnanlı esirler dışındakileri serbest bırakamayacaklarını sürekli tekrarlarken, biz esirleri hangi senaryo kapsamında olursa olsun istediğiniz kuruluşa veya devlete veya hükümete göndermenize razıyız, bizim dileğimiz onarın evlerine dönmeleridir. Bize dönmelerine gerek yok, biz bu gibi olaylarla şeref kazanma peşinde değiliz, işin bize dönmesine lüzum yok diyorduk.

Her halükarda, esir değişiminin son merhalesinde sayı ve isimler üzerinde konuşulmadan Filistinli esirlerin de değişime katılması imanı doğdu ve bu iş uluslar arası elçilere ve BM Genel Sekreteri’ne bırakıldı. Bir süre sonra BM’de, benim BM Genel Sekreteri’ne yazdığım ve kadın çocuk ve hasta olan tutukluların çoğunluğunun serbest bırakılmasını talep ettiğim ve bu talepte ısrar ettiğim mektubum yayınlanacak.

Bu mektuptan belki bir sonuç elde edilebilirdi; fakat bu mektubun asıl önemi taşıdığı sembolik anlamdır. Yani biz bu mektubu yazarken çok büyük sonuçlar ummuyorduk fakat sembolik olarak hiçbir gurubun adını zikretmeden bütün esirlerin salıverilmesini istemek, direnişinin hedefinin ve yolunun birliğine bir işarettir.

Esirlerin dönmesinden mutluyuz ve sizin aranızdan Arap dünyasına ve milyonlarca Arap halkına, bir milyar küsur Müslüman halklara, bazıları dünya devletlerinin en zenginleri içinde olan ve bazılarının ABD ile sıkı ilişkileri olan Arap ve Müslüman devletlere seslenmek istiyorum.

Burada Arap ve Müslüman halklara ve hükümetlere şunu söylemek istiyorum ki İsrail hapishanelerindeki 11 bin Filistinli kadın ve erkek esirimiz ve onlarca Ürdünlü, Suriyeli ve Arap esirleri unutmayın. “Bu esirler Filistin hükümetinin sorunudur, Hamas’ın, İslami Cihad’ın ve Aksa Tugayları’nın ve Filistin’deki diğer örgütlerin sorunudur” diyerek soruna müdahil olmamak doğru değildir. Bu sorun Filistin’in, Arap halklarının ve Müslüman halkların sorudur ve buna çözüm aranmalıdır. Sorunun mesuliyetinden kaçınmak hukuki, ulusal, milli, insani, ahlaki, dini ve şeri açıdan doğru değildir. Ve ümmet, bu kadınlı erkekli esirlerin, maddi ve manevi olarak duçar oldukları sıkıntıyı ve Arap dünyasının kılını bile kıpırdatmadan durduğunu aklında çıkarmamalıdır.

Ben direniş yoluna inanmış biriyim. Fakat diplomatik çözüm taraftarı olduğu söyleyen Arap ve Müslüman ülkelerin diplomatları buyursunlar ellerinden geleni yapsınlar. Ben sizden yana bu yönde gerçek bir çaba sarf edilmediğini söylüyorum. Son olarak düzenlenen bazı zirveler ve dışişleri bakanları toplantılarında bu konuda adım atıldı. Fakat asıl olarak bu konuda Filistin’den ve ümmetten guruplarla yardımlaşarak resmi olarak girişimlerde bulunulmalı. Filistinli ve Arap esirler meselesi canlı tutulmalı, medya, siyaset ve diplomasi alanında bu mesele için uğraşmalıyız. Bazılarımız savaş meydanında ve direnerek bu iş için caba sarf etmeliyiz ki sonuca ulaşabilelim.

Lübnan konusuna dönecek olursak, bu gün beklenilen sonuçlar tezahür etmekte ve aynı günlerde ortaya çıkmaktadır. Biz 2006 Temmuz Savaşı’nın ardından iki şeyi hedefliyorduk. Birincisi, esirlerin zor ve meşakkatli de olsa görüşmeler yoluyla kurtarılması ki bu gün Allah’ın yardımıyla onu kutluyoruz.

İkincisi ise bir ulusal birlik hükümetinin kurulması idi ki, o da bu günlerde gerçekleşmiş bulunuyor. Biz, savaştan sonra zafer şenlikleri sırasında, ne hileye ne de işleyen sistemi ilga etme yoluna gitmeden bir ulusal birlik hükümetinin kurulmasını istedik. Ben o gün sırt sırta, omuz omuza, el ele verelim ve Lübnan’ı yeniden imar edelim dedim. Bu gün kurulan ulusal birlik hükümeti bunu gerçekleştirebilecek bir şansa sahip bulunuyor.

Bu gün ulusal birlik hükümeti toplandı ve bakanlar kurulunu açıklayacak kurul oluşturuldu, ben tesadüfe inanmıyorum, evrende olan her şeyin yüksek bir iradenin isteği doğrultusunda gerçekleşmekte olduğuna inanıyorum. Bu gün ulusal birlik hükümeti oluşturuldu, imzalar atıldı ve ilk iş olarak Refik Hariri Havaalanı’nda esirlerin karşılanması görevini ifa etmekte. Bu bir tevafuktur ve tevafuk Lübnan için ve Lübnan halkı için büyük bir olaydır.

Burada esirleri karşılama görevini üzerine alan ve bu kabul törenini uluslaştıran Mişel Süleyman’a teşekkür etmek istiyorum. Onun yaptığını daha önce 2004’de Emil Lahud esirlerin kabul töreninde yapmıştı. Bu gün bütün halk Refik Hariri Havaalanı ve etrafında toplanmışken, ben Mişel Süleyman’a yaptıklarından ve söylediklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Ben onun söylediklerinin hepsini teyit ediyorum. Çünkü geçen sefer konuştuğunda reddettiğimizi söylediler; hâlbuki biz tamamlamıştık. Ben tekrardan burada Mişel Süleymanın konuşmasında varit olan her şeyi teyit ediyor, ona burada hazır olan, şimdiki ve geçmiş bütün başkanlara, bakanlara, milletvekillerine, bütün aşiret temsilcilerine ve reislerine ve burada bulunan herkese tekrar teşekkür etmek istiyorum.

Bu gün burada Direniş ve Lübnan ordusu sırt sırta, omuz omuza… Şehitler yan yana… Ve güçlü bir siyasi görüntü… Lübnan’ın izzeti, şerefi ve onuru için kendini canın evlatlarını ve sevdiklerini feda etmekten çekinmeyen bir ülke olduğunu göstermektedir. Bu gün müjdelenmiş bir gündür ve gerçek bir bayram günüdür.

Bu gün burada sizleri birliğe, hissi hareketlerden kaçınmaya, kinden ve nefretten kaçınmaya ve Lübnanlılar olarak ülkemizin ve halkımızın zarar gördüğü bütün sorunlardan ve siyasi krizlerden kurtulma adına, önünüzde açılan yeni yolda yürümeye davet ediyorum. İnşallah önümüzdeki dönemde Lübnan’daki bütün taraflar ulusal birlik hükümetine girerek Lübnan’daki temel sorunların halledilmesi, bu yolda verdiğimiz kurbanlarımız, şehitlerimiz ve evlatlarımızın hak ettiği şekilde Lübnan’ın yeniden ihyası için, ayrılık ve diğer tarafı etkisizleştirme düşüncelerinden kaçınarak, birlik ve kardeşlik ruhu içinde hareket ederler.

Şimdi burada bulunan herkesin önünde tekrar ilan ediyorum ki, bizim tartışmakta olduğumuz temel mesele ülkemizin kurtarılmasıdır. Bizler Şeba Çiftlikleri, Kefer Şuba Tepeleri ve Gacer’in kurtarılması için her türlü stratejik tartışmaya hazırız. Burada bizler ülkemizi, topraklarımızı ve sularımızı, egemenlik haklarımızı, halkımızı, izzetimizi ve şerefimizi korumak için varız. Ve biz vatanımızı korumak adına her türlü stratejik tartışmaya açığız.

Bazıları bizim bundan kaçındığımızı düşünse de biz bu konuda tartışmakta ısrarcıyız. Evet, isteyen gelsin bu meseleyi tartışalım. Savunma stratejisi üzerine senelerdir konuşuyoruz gelsinler tartışalım. Lübnan, halen tehlike altındadır; fakat biz bir iyi niyet göstergesi olarak bu meseleyi gelin tartışalım diyoruz. Bu koruma işine bütün tarafların el atması gerekiyor ve devletin de asli görevi vatanın müdafaasıdır.

Genel olarak insanlar savaştan kaçarlar zira “Allah size savaşmayı farz kıldı fakat siz onu kerih gördünüz” ayetinde de belirtildiği gibi, insanlar siyasi, iktisadi, kültürel ve ticari işlerle uğraşmayı seviyor Allah ise onlara savaşmayı emrediyor.

Bizim bu gün gençlerimizin hapse düşüp gençliğini zindanlarda geçtirmesine neden olan ve tek başımıza üzerimize aldığımız bu şey nedir? Bu gün burada bu bayram gününde sizlere açıkça ilan ediyorum ki vatanın müdafaası, onun içindeki herkesin vazifesidir ve ondan kaçınan haindir.

Bu ulusal bir sorumluktur ve hepimizin bir ucundan tutmamız gerekmektedir. Aynı zamanda şunu belirtmek isterim ki bizler ulusal birlik hükümeti içinde kayıtsız ve şartsız olarak vatanın maslahatlarına hizmet edecek, ulusal birliği ve vatanın kuvvetini destekleyecek, krizi aşmamızı sağlayacak her türlü işbirliğine hazırız.

İlerdeki günlerde kaybettiklerimizin akıbeti ortaya çıkacak ve ilerde Siyonistlerde bulunan kayıplar dosyasından bahsedebileceğiz. Yine ilerde İran diplomasisi üzerine konuşacağız. Biz, onları daha sonraki zamanlara bırakıyoruz. Bu gün özgürlük bayramında sizlerin önünde direnişin, vatanın ve özgürlüğün imamı, İmam Musa Sadr’ı yad etmek istiyorum. Onu unutmadık. Bu gün aziz kardeşimiz Semir ve bütün dünya biliyor, o Siyonist hapishanesinde otuz yıl kaldı, İmam Musa Sadr da kaybolalı, kaçırılalı… Otuz yıl oldu.

2004 esirlerinin teslim töreninde bahsettiğim gibi şimdi yine tekrarlamak istiyorum, biz kimseyle çatışma, husumet besleme düşmanlık etme peşinde değiliz. Biz insanları üzecek ve onlara sıkıntı verecek bütün dosyaları kapatmak istiyoruz. Bu Arap devletlerinin, Arap halklarının ve Arap ümmetinin maslahatına olacaktır. Bu dosya, sonucu ne olursa olsun sonuçlanması gereken bir dosyadır.

Biz İmam Musa Sadr’ın her ne şekilde olursa olsun diriyse kendisinin, şehit oldu ise mutahhar bedeninin teslim edilmesini istiyoruz. İmam Musa Sadr meselesinin daha fazla gecikmesinin ve sır perdesi altında kalmasının bir anlamı kalmamıştır. Arapların resmi ilişkilerdeki ciddiyetinin farkındayım; fakat burada tutuklu direnişçilerden ve şehitlerin, bedenlerinden bahsediyoruz. Bu durumda direnişi başlatan İmam Musa Sadr’ı zikretmemek ve unutmak olmaz. Ben tekrardan bu meselenin halli yolunda Arap ve Müslüman ittifakına çağrı yapıyor. İmam Musa Sadr’ın Lübnan’a teslimini talep ediyorum.

Aziz kardeşlerim ve bacılarım, serbest kalan esirler, esirlerin aileleri, yarın sevgililerine kavuşmayı bekleyen şehitlerin aileleri, aziz halk, burada sizin önünüzde siz başardınız ve bu başarı sizindir demek istiyorum. Bu sizin direnişinizin ve sabrınızın sonucudur ve sizin düşmanlarınıza yenilgi müstahaktır.

Bütün esirlere özgürlük vermesi için Allah’a dua ediyoruz. Lübnan’ın bu konuda elinden geleni yapmasını ve özellikle otuz sene zindanda kalmış aziz kardeşimiz Semir’le Lübnan’ın gerektiği gibi ilgilenmesini Allah’tan niyaz ediyoruz. Esirlerin hepsine özgürlük, şehitlere rahmet, bütün direnişçilere zafer, Lübnan, Filistin ve bütün ümmet için Allah’tan izzet ve şeref niyaz ediyoruz.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv