HAZRET-İ ZEYNEB’İN KÜFE EHLİNE TARİHÎ HİTABESİ
Bu yazı kez okundu.
13 Kasım 2013 13:41 tarihinde eklendi

RESULULLAH’IN (as) MAZLUM VE MAĞDUR EHL-İ BEYT’İNİN ŞAM’A GÖNDERİLMESİ;.. VE, HAZRET-İ ZEYNEB’İN KÜFE EHLİNE TARİHÎ HİTABESİ

Seyyid’üş-Şüheda (as) ve şanlı eshabına tarihin eşsiz zulmünü ve ihanetini îykâ ettikten sonra, üzülmeyi-yas tutumayı ve ağlamayı da ihmal(?) etmeyen habis-dönek küfe ehline yönelen Hazret-i Zeyneb (as), şu tarihî hitabeyi irad buyurmuştur:

“Ey Küfe halkı! Ey hileci ve hiyanetkâr halk! Sizi günahkârlar sizi!… Şimdi ağlıyorsunuz, ha!?… Allah, akan göz yaşlarınızı asla dindirmesin! Gözlerinizde yaş hiç eksik olmasın! Hiçbir zaman sinelerinizin feryadları dinmesin! Kalpleriniz acı ve keder ile için için yansın! Sizler, elindeki ipi büküp-eğiren ve sonra da büktüklerini yeniden bozup-dağıtan kadına benziyorsunuz!…

Ne sizin anlaşmanıza bir değer verilir ve ne de sözünüze itibar edilir. Laftan, öğünmekten, gösterişten, cariyeler gibi dalkavukluk yapmaktan ve düşmanla gizli gizli işbirliği yapmaktan başka neyiniz var sizin?…. Bilin ki sizler şirretsiniz ve horlanan cariyeler gibi karaktersiz alçaklarsınız! Kalpleriniz kin ve düşmanlıkla dolu!.. Sizler, savrulmuş ve çimlenmiş tarlalardaki iğrenç ve çürümüş sebzeleri-kurumuş bitkileri andırıyor ve mezarlardaki dökülmüş sıvalara benziyorsunuz!… Yaptığınız bu fecaat ile Allah ‘ı gazaplandırdınız ve ahiret için Allah ‘ın hışım ve cehennemini kendinize azık olarak hazırladınız! Ki bu, ne kötü bir azıktır!…

Şimdi kardeşim ve bizler için mi ağlıyorsunuz? Onun için mi hazin(?) ve acıklı çığlıklarınız göğe yükseliyor?!… Evet; vallahi ağlayın da ağlayın! Çünkü siz, ancak ağlamaya layıksınız!.. Çok ağlayın ve az gülün!… Satın aldığınız bu utanç ve alçaklıktan dolayı neden ağlamayacaksınız? Öyle bir utanç ve alçaklık ki, hiçbir suyla yıkanmaz!… Siz., İmam-ı Zaman’ın (as) katline ortak ve en azından seyirci kalma alçaklığını içinize sindirdiniz. Onun mübarek kanının pıhtıları, hâlâ ellerinizde ve siz onları asla temizleyemezsiniz!… Ve; Allah’ın son Peygamberinin (as) Vekili’nin ve O’nun (as) Ehl-i Beyt’inin ışığı ve İlâhî azizlerin nurunun katlinden kendinizi ebediyyen muaf tutamazsınız!…

Halifeniz, felaket anında destekçiniz, gücünüzün zirvesi, ilke ve uygulamalarınızın koruyucusu olan bir zatı şehid ettiniz! Bilin ki sizler, bu dünyadaki en çirkin bir cinayetin ve en iğrenç bir günahın suçlularısınız! Hangi günah-utanç ve alçaklık, Peygamberin (as) oğlunu ve cennet bahçelerinin efendisini öldürmekten daha kötüdür?… Öyle ki; sizin yolunuzun ışığı ve kötü günlerinizin yârı olan bir adam! İşte; hesap gününde önünüze konacak sermaye ve servetinizin ne denli gülünç olduğuna bir bakın! Ölün!.. utancınızdan başınızı toprağa gömün!… Allah’ın gazabı size olsun ve soyunuz tükenip kurusun! Bir kere daha geçmişinizi berbat ettiniz ve gelecek için ise hiçbir şey elde edemediniz! Çabalarınız boşa gitti, zelil ve rezil oldunuz!.. Hayalleriniz suya düştü; sizler sadece bu âlemde küçük görülüp nefret edilmekle kalmayacak, ayrıca Allah’ın sonsuz husumetine de nail olacaksınız! Zira; Allah’ın hışmını, kendi elinizle satın aldınız!…

Vay halinize, ey Küfe halkı! Muhammed’i (as) en fazla nereden yaraladığınızı biliyor musunuz?… Göğün yere düşüp, yerin parçalanmasına ve dağların darmadağın olmasına denk bir iş yaptığınızı biliyor musunuz?… Biliyor musunuz hangi yemini bozdunuz ve kimin kanını akıttınız?… Ve örtüsüz olarak sokak ve pazarlarda dolaştırdığınız bu kadın ve kızların kim olduğunu biliyor musunuz?.. Bununla da Peygamberin (as) ciğerini parçaladığınızı biliyor musunuz?… Evet; işte siz öyle iğrenç ve nefret verici bir suç işlediniz ki, onunla gökler yere kapanabilir, yeryüzü parça parça olabilir ve dağlar yanmış bir cesedin külleri gibi savrulabilir!….

İşte, bütün dünyayı baştan başa doldurmuş olan bu işiniz, ne kadar çirkin ve ne kadar ahmakça bir iştir! Gökten yere kan damlaları damlasa şaşırırsınız, ama şunu bilin ki, kıyamet gününün şaşkınlığı ve rezilliği daha çok ve daha zor olacaktır!…

Hatırlayın, evet hatırlayın ki; hak ettiğiniz ceza, çok acı ve elim olacak, orada sizi kurtaracak hiç kimse olmayacak. Eğer Allah, sizi işlediğiniz bu sonsuz günahtan dolayı şimdi yakalamıyorsa rahat olmayın! Ve ‘Oh olsun!’ demeyin!… Bir suç işleme ve karşılığında ceza görme arasında geçen kısa bir süredir. Allah, günahın cezasını hemen vermez ama, mazlumların kanlarını da yerde bırakmaz. Şüphesiz Allah, hesabı ne zaman göreceğini en iyi bilendir. Bilin ki O, sizi izliyor ve sizi bekliyor!!!!…” (Bakınız; İmam Hüseyn’in (as) Misyonu: 204-205; Hüseyn’in Kıyamı: 205-206);

HAZRET-İ ZEYNEB (as), ÜSERA-YI KERBELA (as) ÎLE BİRLİKTE YEZİD-İ MEL’UN’UN HUZURUNDA

Nihayet, mel’un İbn-i Ziyad tarafından Şam’a sevk edilen Hazret-i Zeyneb ve sair Hanedân-ı Ehl-i Beyt (as), Yezid-i Mel’un’un huzuruna zincirlere vurulmuş ve gayet perişan bir halde çıkarılmış; Yezid’in tağiyâne ve habisâne tavır ve muameleleri ve Hazret-i Hüseyn’in (as) mübarek kesik başı ile oynayıp, asa ile mübarek ağızlarına dürtmeleri, “İşte Bedir Savaşı’nın intikamı!” ve “Ben ondan, benim anam-babam, onun ana-babasından ve dedem de, onun dedesinden daha hayırlıdır demenin neticesi!” diye müstekbirâne ve mağrurâne istihza etmesi üzerine, imanı hamaset ve şecaat ile ayağa kalkan Hazret-i Zeynçb (as) , şu İlâhî-ulvî tarihî konuşmayı yapmıştır:

“Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdeder ve O’nun Resulü’ne ve tüm yakınlarına salat ve selam ederim. Allah (cc), ne güzel buyurmuş: ‘Sonra kötülük edenlerin akıbeti çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerini yalanladılar ve onlarla istihza ettiler!” (Rum: 10)

Ey Yezid! Sen, bizleri köleler gibi buradan oraya sürüklemekle yeryüzünü ve gökyüzünü bize daralttığına ve bizim için hiçbir çıkış yolu bırakmadığına mı inanıyorsun?..

Allah katında bizim zelil-hakir olduğumuza, itibarımızın kalkdığına ve gözden düştüğümüze..; Buna karşılık senin de yüceldiğine mi inanıyorsun? Senin üzerimizdeki bu galibiyetinin, seni, Allah indinde yüzü ak bir şekilde çıkaracağını mı zannediyorsun? Burnunu öyle kaldırmış, kendini öyle beğenmiş, o kadar büyüklenip seviniyorsun ki, sanki dünyanın tümünü egemenliğin altına almış, bu durumunla da işleri yoluna koymuşsun! Sen, bizim varlığımızı ve azametimizi yok ettiğini mi zannediyorsun? Bekle! Göreceksin! Sen, Allah’ın şu sözünü unuttun mu?: “İnkar edenler sanmasınlar ki kendilerine mühlet vermemiz, kendileri için hayırlıdır. Biz onlara mühlet veriyoruz ki, günahı arttıranlar. Onlar için, alçaltıcı bir azab vardır!” (Al-i İmran: 178)

Ey dedemin kendilerini esir alıp sonra da azad ettiği kişilerin çocuğu! Bu adalet midir ki, senin kadınların-kızların ve cariyelerin perdelerin arkasında izzetle otursunlar ve sen Peygamberin kızlarını esir edesin! Ve onların hürmetini ayaklar altına alasın, onların seslerini boğazlarında boğasın ve yabancı erkekler onları, develerin arkasında bu şehirden o şehire dolaştırsınlar? Bütün keskin ve kötü bakışlar, onların üzerine dikilip de, uzak-yakın, şerefli-şerefsiz herkes onlara bakıversin?… Ne kimse onları saklasın, ne de kimse onlara baksın ve ne de bir başkanları ve koruyucu bir erkekleri olsun!… İnsanlar, buradan-şuradan onları seyretmek için hazırlansınlar!… İyilerin ve temizlerin ciğerini çiğneyip atan, şehidlerin kanıyla beslenen ve gönlü bize kin ve nefretle dolup-taşan bir aileden ve öyle bir ailenin vârisi ve mensubu olan bir kimseden bundan başka ne beklenebilir ki?…

(Ey Yezid!) Diyorsun ki: “Keşke Bedir Savaşı’nda öldürülen dedelerim de burada olsaydı da bu günü ve durumu görmüş olsalardı?..” ve bu cümleyi söylerken de, elindeki asa ile Peygamberin oğlu ve Cennet gençlerinin efendisi olan Eba Abdullah’il-Hüseyn’in dişlerine vuruyorsun. Bu yaptığın hareketle, büyük bir günah işlediğin ve çok çirkin ve iğrenç bir kötülük yaptığın aklına gelmiyor ve vahim neticesini kaale almıyorsun! Neden yapmayasın? Sen, yeryüzünün yıldızları olan Peygamber (sav)’in zürriyetinin kanını akıttın; Abdulmuttalip oğullarının kanını dökmekle iki ailenin düşmanlığını yeniledin ve yarayı derinleştirdin. Onları derin bir eleme boğdun ve alay konusu ettin. Onları kötü olarak tanıttın. Bundan dolayı hiç sevinme; çünkü onların yanına gidecek ve çok kısa bir zamanda, Allah’ın huzuruna hesap vermek için çıkacaksın. O zaman, “Keşke ellerim kırılsaydı da bunları yapmasaydım, dilim sökülseydi de bu sözleri söylemeseydim ve o cürmü işlemeseydim. Keşke kör olsaydım da bugünü görmeseydim. Keşke, eğer babalarım da burada bulunsaydı da sevinçten kaplarına sığmazlardı demeseydim!” diyeceksin!…

Ey Allah’ım! Bu zalimlerden intikamımızı al ve kanımızı dökenlerin üzerine gazabını yağdır!…

Ey Yezid! Allah ‘a yemin olsun ki, bunları yapmakla sen kendi yaranı deştin, kendi derini parçaladın ve kendi derini kopardın!… Ehl-i Beyt’in kanını döktüğünden dolayı sırtında taşıyacağın o ağır yükle birlikte, yakında Resulullah ‘ın (as) huzuruna çıkacak ve olanca zillet ve rezillikle O’nun (as) önünde dikilip-duracaksın! O gün, Allah’ın, va’dini yerine getireceği ve şu her birisi bir köşede kanlar içinde yatan mazlumları toplayıp intikamlarını alacağı ve haklarını vereceği gündür!… O (cc) diyor ki:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın! Hayır, bilâkis onlar diridirler ve Rableri katında rızıklanmaktadırlar…” [Al-i Imran(3): 169]

İşte; Allah’ın hakim olması ve Muhammed’in (as) davacı olması yeterlidir bizim için!… Amma, seni böyle haksız yere devletin başına geçirenler, siyasî ortamı senin için hilekârlıkla uygun ve hazır hale getirenler, seni müslümanların başına musallat ederek hilafet makamına getirenler ve böylece senin zulmünün müsebbibi olan o zalimler, pek yakında akıbetlerinin ne kadar hazin ve kötü olduğunu anlayacaklardır… Evet; zamanın zalimleri, her ne kadar bize karşı bu cinayetleri işleyip, bizi esir olarak buraya kadar sürükleyebildiler ve bizleri çaresiz ve güçsüz olarak söz söyleme zorunda bıraktılarsa da, hesap gününde kimin makamının alçaklığa daha yakın olduğunu ve sonlarının nasıl olacağını bizzat göreceklerdir!…

Ey Yezid! Ey Allah ‘ın düşmanı! Allah ‘a yemin olsun ki, benim gözümde senin kınanacak ya da hakaret edilecek kadar bile değerin yoktur!… İşte seni, bu kadar alçak biri olarak görüyorum. Ama, ne çare ki; gözyaşı gözlere halkalar yapmış, gönüllerden ‘Ah!’lar yükseliyor. Hüseyn öldürüldükten, şeytan’in askerleri Peygamberin -hanedanının hürmetini kırmakla, çilekeş ve mazlumların el emeğinin hasılı olan Beyt’ül-Mal’den mükafatlarını almak için bizi Küfe’den sefihler topluluğunun sarayına sürdükten sonra, bu cellatların elleri bizim kanımızla boyandıktan ve ağızları bizim etlerimizin parçalarıyla dolduktan sonra, yırtıcı kurtlar o temiz bedenlerin etrafında dolanıp durduktan sonra seni azarlayıp kınamak hangi derde deva olur?…

(Ey Yezid!) Allah ‘a yemin olsun ki; ben, Allah ‘tan başkasından korkmuyorum ve O’ndan başkasına şikayet etmiyorum! Senin şu yalancı haşmetin ve saltanatın, korkumun ve vahşetimin sebebi olamaz. Ben, ne korkarım ne de aldanırım! Şu anda üzerimde gördüğün bu güçsüzlük ve inilti sesleri, senin sahte ve kof heybetinden dolayı değil!… Lakin, kardeşimin ve ailemin başına gelen musibetlerden dolayı gözler ağlamakta ve yürekler sızlamaktadır!…

Hizbullah’ın, azad edilmiş kölelerin çocuğu olan Hizbüşşeytan’ın elleriyle öldürülmeleri çok şaşırtıcı bir şeydir. Ve işte, bizim kanımız, sizin o vahşi pençelerinizle akıtıldı, etlerimiz, sizin pis ağızlarınızda çiğnenip atıldı; o pak ve tertemiz bedenleri, vahşi kurtlara verdiler, konuşanlarını da toprağa gömdüler!… Eğer bizi öldürüp esir almakla bir fayda elde ettiğini sanıyorsan aldanıyorsun. Zira, çok yakında zarar etmiş ve hüsrana ermiş olduğunu görüp anlayacaksın!…

(Ey Yezid!) Kesinlikle Allah, kullarına zulmetmez- Biz, O’na güveniyoruz! O halde; elinden gelen hileye başvur, tüm gayretini ortaya koy, tüm yardımcılarını topla!.. Allah’a yemin olsun ki; ismimizi hatıralardan silemezsin,bizim derecemize ulaşamazsın, yapmış olduğun bu zulmün alçaklığını hiçbir zaman üzerinden atamazsın!… Allah’ın bize gönderdiği vahyi yok edemezsin!… Senin görüşün zayıftır, saltanatının süresi birkaç sayılı gündür, etrafında toplananlar çok yakında perişan olup dağılacaklardır. O gün, nidacılar şöyle haykıracaklardır: “Allah’ın la’neti zalimlerin üzerine olsun!” Ve; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun ki, bizim ilkimizi saadet ve mağfiretle mükafatlandırdı, sonuncumuzu da şehadet ve rahmetle mükâfatlandırdı. Allah’tan diliyoruz ki; onların sevabını tamamlasın ve artırsın! O’nun bizzat kendisi, bizim üzerimize iyi bir koruyucudur ki, O, Rahim’dir. Biz, Allah’a dayandık ve O, ne güzel Vekil’dir.”

Hazret-i Zeyneb’in (as) bu tarihî-îlâhî muhteşem hitabesi karşısında ürperen ve telaşa kapılan Yezid-i Mel’un:

“Feryad eden kadındır, O’na yakışır; Başkalarının ölümü, ağıtçılara kolay görünür!” demekle yetinmiş, toplumsal infiâl ve isyandan korktuğundan dolayı, Hazret-i Zeyneb’e ve yaranına (as) hüsn-ü muamelede bulunmak zorunda kalmıştır. (Gerek hitabe ve gerekse konu için bakınız; Kerbela Katliamı ve Zeyneb’in Mesajı: 11-15; İmam Hüseyn’in Misyonu: 232-237; Hüseyn’in (as) Kıyamı: 211-213; İbn’ül Esir: 4/85-91; İslam Tarihi/Kerbela Faciası: 197-206);…

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv