Hüseyni Hareketin devamlılığının sırrı – Rehber Ali Hamaney
Bu yazı kez okundu.
13 Kasım 2013 12:40 tarihinde eklendi

Aşk, imanın işlevini arttırır

Hiç kuşkusuz, iman aşk ve muhabbetle kaynaşmaz ve duyguyla bezenmezse, gerekli işleve ulaşamaz. Hareket ve amel aşamasında, imanı yüksek seviyede tesirli kılan faktör, aşktır. Biz hareketimizi aşk ve şevkle ileriye götürdük. İslam düşüncesinde en büyük aşklardan biri Ehl-i Beyt’e olanıdır. Bu muhabbetin doruk noktası, Kerbela ve Aşura hadisesindedir. Şia tarihi ve kültüründe o gün fedakarlıkta bulunan Allah erlerinin şanlı hatırasının apayrı bir yeri vardır.

(İslam İnkılabı Rehberi’nin yaklaşan Muharrem ayı münasebetiyle ulemaya hitaben yaptığı konuşmadan / 2.8.1989)

Erbain’de Huseyni hareketin hatırası ölümsüzleşti

Öncelikle, ülkenin çeşitli noktalarından gelen ve muhtelif kuruluşlara mensup siz değerli kardeşlerim, özellikle de yüksek ulema, aziz şehidlerimizin, esirlerimizin, savaş sırasında kaybolmuş yiğitlerimizin, savaşta malül kalan gazilerimizin ailelerine içten teşekkürlerimi bildiririm. Kızılay ve Şehidler Vakfı gibi yardım kuruluşlarının toplumun en seçkin kesimi olan bu insanlara değerli yardımlarını en iyi bir biçimde yerine getirmelerini ve aziz şehidlerimizin değerli hatıralarını, tebliğ faaliyetlerinde, kültürel ve sanatsal etkinliklerde canlı tutup korumalarını ummaktayım.

Bugün, şehidlerin öncüsü Hz. Huseyn (A)’ın Erbain gecesine yaklaştığımız şu anlarda günümüzde Kerbela şehidlerinin hatırasını canlı tutmak amacıyla sürdürülen değerli İslami hareketle Huseyni hareketin irtibatı hakkında konuşmak istiyorum.

Öncelikle Erbain’in önemi hakkında şunu belirtmeliyim ki, böyle bir günde peygamberimizin hanedanının ilahi tedbiri sayesinde Huseyni hareketin temeli atılmış ve ebede kadar ölümsüzleşmiştir. Eğer şehidlerin yakınları, onların asıl sahipleri, Huseyn bin Ali’nin Aşura günündeki şehadeti gibi muhtelif münasebetlerle şehidlerin hatırasını canlı tutmaya çalışmazlarsa, sonraki nesiller şehadetin kendisiyle birlikte getirdiği imkanlardan tam olarak yararlanamazlar. Doğrudur ki, Allahü Teala şehidleri bu dünyada da canlı tutmaktadır ve hiç kuşkusuz, şehid, insanlık tarihinden ve halkın hafızasından silinmeyecektir. Ancak, Allahü tealanın diğer işlerde olduğu gibi bu konuda da ortaya koyduğu araç, bizim irademizde yeralmıştır.

Şehidlerin hatırasını ve şehadet felsefesini doğru ve yerinde kararlarla ihya edecek ve canlı tutacak olan biziz… Eğer Hz. Zeyneb (S) ve İmam Seccad (A), o esaret günleri boyunca, gerek bizzat Aşura ve Kerbela günlerinde ve gerekse sonraki günlerde Şam ve Kufe yolunda, Şam şehrinde, daha sonra da Kerbela’yı ziyaret sırasında ve Medine seferinde ve hatta sonraki yıllar boyunca hayatlarının sonuna dek, mücahede içerisinde hakikatleri açıklamasaydılar, Aşura’nın felsefesi ve amacını, Huseyn bin Ali’nin hedefi ile düşmanın zulmünü duyurmasaydılar, Aşura vakıası günümüze kadar böylesine dipdiri bir kor halinde kalamazdı. Niçin İmam Sadık (A), rivayet olunduğu üzere, “her kim, Aşura hadisesi üzerine bir beyitlik bir şiir söyler ve başkalarını o şiirle ağlatırsa, Allah ona cenneti bağışlar” şeklinde buyurmuştur ? Çünkü dönemin tüm propaganda araçları Aşura hadisesinin dışlanarak karanlığa hapsedilmesi ve genel olarak Ehl-i Beyt meselesinin bir kenara itilmesi amacıyla organize edilmişti. Böylelikle halkın Kerbela’da ne olup bittiğini anlamasını önlemek istiyorlardı.

Propaganda, böyledir. O sıralarda da tıpkı şimdi olduğu gibi zulüm güçleri, yalan, düşmanlık ve şeytani oyunlara dayalı propagandalardan maksimum yararı sağlamaktaydılar. Böyle bir ortamda, bütün azametine rağmen İslam dünyasının ücra bir köşesindeki çölde meydana gelen Aşura hadisesinin, böylesine görkemli ve canlı olarak kalması nasıl mümkün olabilirdi ? Bu hatırayı canlı tutan şey, Huseyn bin Ali (A)’ın geriye kalan yakınlarının çabasıdır. Hz. Huseyn ve cihad arkadaşlarının, İslam’ın bayraktarı olarak önlerindeki engellerle savaşması nasıl çetin idiyse, Hz. Zeyneb ve İmam Seccad ile benzeri yakınlarının mücahedeleri de bir hayli çetin idi. Elbette, onların mücadele alanı askeri değil, kültüreldi ve tebliği amaçlıyordu. Bizler bu zarif noktalara dikkat etmek zorundayız.

(Çeşitli halk kitlelerine hitaben yapılan konuşmadan / 20.9.1989)

Bütün duyguların en güçlüsü Aşura ve İmam Huseyn (A)’a olanıdır. Bu yüzden de herkesten daha çok, onu garanti altına almıştır. Tevella ve teberra, yani aşk ve nefret, dostlara yakınlık ve düşmanlardan kopuş… İşte bu duygular, insanın yılın bir kesiminde bu alanda konuşmasına ve dinleyici bulmasına neden oluyor. Sizler bu duyguları dikkate alarak, yılın sonuna dek insanların, inkılapçı hatiplere kulak vermelerine yol açınız. Yoksa, eğer o ilgi ve şevk olmasaydı, bu sözlere kimsecikler önem vermezdi.

(Şafakta On Gün törenleri organize komitesi ve İslami tebliğat koordine şurası üyelerine hitaben yapılan konuşmadan / 1.1.1990)

Huseyn bin Ali (A)’ın kanı boşa gitmemiştir. O yüce insanları öylesine feci bir şekilde şehid ettiler ve görünüşte, düşman onları şehid etmeyi başardı ve zahiren Yezid zafer kazandı. Ancak, aslında Huseyn zafere ulaşmıştır. Huseyn bin Ali (A), İslam’ın baki kalması için kendi kanını feda ederek bu yolda zafere ermiş ve İslam’ı sigortalamıştır.

(İlam iline mensup şehid ailelerine hitaben yapılan konuşmadan / 3.1.1990)

Bu fırsattan yararlanmak gerekir. Nasıl ki, İmam Huseyn (A), cihadı sayesinde İslam’ı diriltmiştir ve İslam, hakikaten Huseyn’in kıyamı ve kanı sayesinde canlı kalmıştır, bugün de sizler, onun adı ve sanı hatırına İslami hakikatleri beyan ediniz. Kur’an ve hadisi tanıtınız. Nehc-ül Belağa’yı halka okuyunuz. Bu İslami hakikatlerden biri de bugün İslam Cumhuriyeti nizamımızda billurlaşan hakka dayalı, Allah resulü Muhammed ve Allah velisi Ali’nin izinden giden devletimizdir. İslam devletini halka tanıtmak da İslam’ı tanıtmak açısından büyük önem taşır. Hiç kimse salt İslam’ın tebliğ edilebileceğini ve fakat bugün ülkemizde yükselen İslam devleti olgusuna ilgisiz kalınabileceğini sanmasın. Bu, sizlere bir tavsiyemizdir.

Allah’a şükürler olsun ki, sizler ulema ve özellikle de İslami ilimler medreselerindeki gençler, inanç, heyecan ve erdem gibi önemli özelliklere sahipsiniz. İşin başında da bu tabakada yer alan insanlar, sözkonusu hareketi yaydılar. Bu konudaki hadise dayanarak, çevresindekileri “hurmalıklar”a benzettiler. İnsanın gözleri önüne şu ayet serilmektedir:

‘Allah, bal arısına dağlarda, ağaçlarda ve yüksek tavanlarda kendisi için ev edinmesini vahyetti. Ve sonra, tatlı meyveler ve güzel kokulu çiçeklerin usaresinden beslenin ve Rabbinize itaati sürdürün. O zaman, onlar içerisinden çeşitli renklerde tatlı şerbetler çıktığını görürsünüz ki onlarda insanlar için şifalar vardır…’

(Nahl-68 ve 69)

Hakikatleri emmekte ve hakikate susayanlara halis bal sunmaktaydılar, sırf insanlara şifa olsun diye… Bugün de durum böyledir. Genç talebelerimiz, genç İslam alimleri ve tebliğcilerimiz, bu alandaki büyükleri ve üstadlarından edindikleri tecrübelerden yararlanarak, iyi bir birikimle yola koyulsunlar ve Allah yolunda, O’na yaklaşmak ve O’nun rızasını kazanmak amacıyla ülkenin ve dünyanın her bir noktasında uygun bir dille, hakikatleri gözler önüne sersinler.

(Muharrem ayının eşiğinde ulema ve vaizlere hitaben yapılan konuşmadan / 24.5.1995)

Şehadet büyük bir hakikattir

Eğer bu hakikat, bugün şehidler karşısında sorumluluk sahibi kimseler tarafından canlı tutulur, korunur ve kutsanırsa, gelecek tarihimizde de daima, o yüce insanların bu büyük fedakarlığından yararlanılacaktır. Beşer tarihi şu anda hala tarih şehidlerinin öncüsü Hz. Huseyn’in haksız yere dökülen kanından etkilenmektedir. Zira o kanın varisleri olan insanlar, en zarif ve en uygun yöntemlerle bu kanın canlı tutulmasına özen gösterdiler.

(Tahran iline mensup şehid ailelerine hitaben yapılan konuşmadan / 7.5.1997)

Hz. Huseyn (A) döneminde toplumun, mü’minlerin ve seçkinlerin ezici çoğunluğu çekingen davranarak sorumluluklarını unuttular ve geri adım attılar. Bu yüzden batıl zafer kazandı ve Yezid, hükümeti ele geçirdi. Emeviler 90 yıl boyunca yönetimde kaldılar. Abbasiler ise beş altı asır boyunca… İşte bu gerekli fedakarlık o zaman gösterilmediği için, bunca zaman müslüman halklar neler çekmiş ve ne gibi badireler atlatmıştır.

(Tahran iline mensup şehid ailelerine hitaben yapılan konuşmadan / 7.5.1997)

Onurlu bir hayat esnasında, elbette büyük sıkıntılar ve belalar da yaşanır. Huseyni Aşura sahnesi de çeşitli belalara şahid olmuştur. Gerçekten çok ilginçtir ki, Allahü teala, Huseyni Aşura alanını öylesine büyük musibetlerle donatmış ve Hz. Huseyn gibi büyük insanlar da keramet, sabır ve şükür içerisinde bu büyük belalara tahammül etmişlerdir. Olayın her iki tarafı da beşer tarihi açısından eşsizdir. Hem, bir günün sabahından ikindi saatlerine dek bir çırpıda yaşanan çeşitli belaların şiddeti ve hem de bu musibetler karşısında gösterilen direniş ve sabra, tarihte rastlamak mümkün değildir.

O şehadetler, o mazlumiyetler,o yalnızlık duygusu, o susuzluk, bir insan üzerinde ailesi yüzünden odaklaşan onca düşüncenin getirdiği o baskılar, geleceğe duyulan o kaygılar ve daha sonra da varlık aleminin bu yüce insanının, ailesi, çocukları ve yakınlarıyla birlikte birer birer yitirilişi; sonra esaret anları… Hem de bir grup şereften yoksun insanların elinde tutsaklık. Şerefli bir insanın elinde esarete tahammül edilebilir, ancak o insanlar şerefli olmak bir yana insan bile değildiler. Onlara canavar demek daha yerinde olur.

İmam Huseyn’in hanedanı, işte böyle bir esarete onca musibetten sonra Aşura sabahından ikindi vaktine kadar tahammül ettiler. Tahammül sahipleri kimlerdi ? İmamet makamına sahip İmam Seccad (A) ve Hz. Zeyneb (S) ile zahiren velayet ve imamet gibi yüksek manevi makamlara sahip olmayan kadınlar ve çocuklar… İşte Aşura hadisesini devamlı kılan büyük sır buradadır.

(Savaş esirleri ve kayıp askerlerin ailelerine hitaben yapılan konuşmadan / 21.5.1997)

Hz. Huseyn (A), ailesindeki tüm seçkin şahsiyetler ve gençlerle birlikte, kardeşleri, evlatları, yakınları ve dostlarıyla birlikte tam bir yalnızlık içerisinde şehadete erişti ve yine yalnızlık içerisinde de toprağa verildiler. Hiç kimse onları teşyi’ etmediği gibi, onlar için herhangi bir yas töreninde de bulunulmadı. Birileri, bu insanlar baki kaldığı takdirde, intikam ateşinin de canlı kalacağını sanıyor ve Hz. Huseyn ve dostlarının şehadetiyle birlikte herşeyin bitivereceğini tasarlıyorlardı. İmam Seccad (A), o günden sonra tam 34 yıl boyunca Medine’de zahiren inziva halinde yaşadı. Görünüşe kalırsa, ne bir ordusu ve ne de bir çevresi vardı, sesi de çıkmıyordu. Ebulfazl Abbas (A) da Aşura gününün şehidlerinden biridir.

Materyalist mantıkla hakimiyetlerini sürdüren maddeci güçlerin büyük yanılgısı ekseriya, bütün bu insanların yokolup gittikleri şeklindedir. Ancak görüyorsunuz ki böyle olmadı ve onlar tükenmedi ve yokolmadılar ve hatta her geçen gün, azamet ve etkileri daha bir arttı, gönülleri fethettiler, varlık dairelerini genişlettiler. Bugün ister şii ve isterse sünni olsun milyonlarca müslüman, onların şanlı isimlerinden teberruk ve meded ummaktalar, onların sözlerinden yararlanmakta ve onların hatıralarını hafızalarında saklamaktadırlar. İşte bunlar tarihi bir zaferdir, hakiki ve kalıcı bir zafer…

İnsanın zihninde şekillenen soru, bu zaferin nedeni ve bu kalıcılığın sırrı üstünedir. Benim görüşümce, bu, beşer hayatının en temel, en açık ve en işlevli hakikatlerinden biridir. Ancak, her açık hakikat gibi gafil insanların dikkatini de çekmemektedir. Alemin tüm hakikatleri, önemli fenomenleri içerir. Güneş, ay, gündüz ve gecenin gelip gidişi, çeşitli mevsimler, dünyaya geliş ve dünyadan gidiş, hayat ve ölüm, bütün bunlar bir insan için tefekkür ve ders dolu hakikatlerdir. Ancak, gaflet içindeki insanlar bu hakikatlerle ilgilenmezler bile… Tefekkür, sorumluluk ve tedbir sahibi insanlar bu hakikatlere ilgi duyar ve onlardan gereğince yararlanırlar.

Bizim vurgulamakta olduğumuz hakikat de tarih boyunca varolan işbu açık hakikatlerden biridir. Yani, bizler iki tür güç ve kudret unsurlarına sahibiz: Maddi güç unsurları ve manevi güç unsurları…

Maddi güç unsurları, servet ve kudrettir. Tarih boyunca güç sahibi zorbaların bunlara dayandıklarını gözlemledik.Eğer bir sonuç elde etmişlerse, hayatın yalnızca geçici bir aşamasındadır. Bu güç sahiplerinin ne kadar yaşayabildiklerine bir bakın. Bunca savaşlardan, entrikalardan ve çabalardan sonra ne gibi bir sonuca ulaşabildiler. Belki çok kısa bir süre için ya da bir kaç yıl; aslında hiç bir şey kazanamadılar.

Ancak, ikinci grubu, manevi güç unsurları oluşturmaktadır. Yani iman, takva ve paklık, doğruluk ve hakkaniyet, dini ve ilahi değerler, mücahede… İşte bu güç, kalıcı bir güçtür. Bu yolla elde edilen kudret, “tut, yakala, sömür ve fırlat” felsefesine sahip değildir. Beşerin alınyazısını belirleyen ve devamlılık içeren bir güçtür. Tıpkı enbiyanın bu güne dek yaşadıkları gibi, beşer tarihinde adalet meşalesini ellerinde taşıyan büyük insanların yaşadıkları gibi…

Bu insanların hala yaşamakta oldukları ne anlama geliyor ? Yani, onların isbata ve yürürlüğe koymaya çalıştıkları , bu yolda mücadele ettikleri değerler çizgisi, beşer tarihindeki yerini almış ve kalıcı kavramlar olarak insanlık için büyük derslere dönüşmüştür. Günümüzde beşeriyet için varolan tüm güzellikler, hayırlar ve iyilikler, işte bu derslerden, enbiyanın öğretilerinden ve hayır taraftarı muslih insanların izinden gitmekten kaynaklanmaktadır.

İmam Huseyn (A), manevi güç unsurlarına sahipti. Her ne kadar şehid olduysa da, mücadelesi, bir kaç gün daha hayat sürdürmek için değildi ki, onun yenilgiye uğradığını iddia edebilelim. O, tevhid çizgisini, Allah’ın hakimiyetini, dini, insanın salahı ve kurtuluşu çizgisini insanlar arasında egemen kılmak ve ona kalıcılık bağışlamak için mücadele etti. Zira, kimileri bu çizginin tamamen silinmesi için çaba harcamaktaydılar.

Sizler bu çabaların örneklerini günümüzde de müşahede etmektesiniz. Bir zamanlar bu hakikatleri dile getirdiğimizde, bütün bunların bir takım zihni tasavvurlar olduğu söylenirdi. Ancak, bugün o zihni hakikatlerin tümünün gerçekleştiği görülmüştür. Bugün dünyadaki güç sahiplerinin büyük paralar harcayarak dinin egemenlik çizgisini dünyadan silmek için ne gibi ısrarlı çabalara giriştiklerini gözlemlemektesiniz.

Ancak dünyanın bir köşesinde yepyeni bir olay meydana gelmiştir. Bir millet kıyam etmiş ve zorba güç sahiplerinin tüm çabalarına rağmen, dini değerlerin hakimiyetini sağlamıştır. Bu, dünyadaki diğer milletler için de bir ders oldu. Bugün bu çizgiyi tahribe yelteniyorlar. Mesele, İslam nizamını yenilgiye uğratmaktan ibaret değildir. Onlar, konunun can alıcı noktasını, beşer için sunulan dersler ünitesini zihinlerden silmek arzusundalar. Böylelikle insanların günümüzde ve gelecekte bunlardan ibret almalarını önlemek peşindeler.

Bütün bu propaganda faaliyetlerinin hedefi budur. Yoksa, farzedelim ki, belirli bir iddia, hakikat, düşünce ve inançla dikilen bir sistem yerinde dursun ve fakat düşüncesini terketsin; sistemin çerçevesi mahfuz kalsın ve fakat ruhu yitirilsin; şahıslar kalsın ve fakat hedeflenen fikirlerden uzaklaşılsın; işte o nizam yenilgiye uğramış ve düşmanlarının hedefleri sağlanmış demektir.

Düşmanlar için önemli olan dinin yenilgiye uğratılmasıdır. Onların beğenmediği insanlarla, siyasi ve askeri teşkilatın yenilgisinden daha çok önemsedikleri şey, o düşünce ve değerler sistemi ile, o hedeflerin ortadan kaldırılmasıdır. Yenilginin en çirkin şekli de, bu ideallerin bayraktarlığını yapan insanların ortaya çıkıp, birdenbire “yanlış yaptıklarını” söylemeleridir. Sizler, düşünce ve tahlil sahibi insanlarsınız. Görmektesiniz ki bugün dünya bunun peşindedir.

Emperyalistlerin, İslam Cumhuriyetiyle ilgili temel hedefleri budur. Enbiya, evliya, salihler, şehidler ve tarih boyunca gelip geçen büyük insanlar, bu önemli sınavdan yüzakıyla çıktılar. İnsan sonunda nasılsa ölecektir. Tüm güç sahipleri de ölümden kurtulamıyorlar. Bu yüzden önemli olan, o yolun, o çizginin ve o işaretin baki kalmasıdır. Ve o çizgi baki kalmıştır ve her geçen gün de daha bir güçlenmekte ve yaygınlık kazanmaktadır.

(İslam İnkılabı Muhafızları günü münasebetiyle bu kurumun komutanlarına hitaben yapılan konuşmadan / 13.11.1999)

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv