Kerbela’nın İçtimaî Boyutu – Üstâd Hizbullah HAKVERDİ
Bu yazı kez okundu.
13 Kasım 2013 13:08 tarihinde eklendi

Ahsen-i takvim ve halife-i arz olan insanın ve onun İlâhî fıtratı durumunda bulunan İslam’ın, toplumsal bir özellik ve karakter taşımasından dolayı, onların Kerbela’ları da tabiatıyla (öncelikle) toplumsal olacaktır. Ve İslam’ın bütün boyutlarını, insanlığın da tüm efradını ve mekânlarını kapsayacaktır. “Her yer ‘Kerbela’!…” şiarı ve kaziyesi, işte bu tarihî gerçeği ifade etmektedir!…

İslam’ın ve tüm insanlığın’büyük musibeti, mâtemi, çilesi, hüsranı olan Kerbela; hak-batıl mücadelesinin, çok garip ve trajedik bir cilvesidir. Bir avuç mücessem İslam‘ın, okyanuslar gibi kaynaşan-azgınlaşan mücessem şeytanların ve canavarların saldırılarına ma’ruz kaldığı garip ve hâzin bir meydan-ı imtihan olan Kerbela, insanlığın iflas bayrağını çektiği bir arenadır…

Kerbela: Allah’a (cc) kafa tutacak kadar kuduran, bununla beraber müslüman görünmeye çalışan tağutların tafra sattığı, bir hüzün ve mâtem abidesidir.

Kerbela: İslam’ın ezelî düşmanlarının, nifak yoluyla İslam’a ve ümmete egemenlik kurma idealinin canlı ve kanlı savaş tablosudur. Uyumuş, hatta ölmüş sanılan tağutî güçlerin; İslam’ın ve müslümanların zaafa uğratılmasını fırsat bilerek canlanması, tarihî intikam ateşiyle yanıp tutuşması, onu uygulamaya koyması faciasıdır…

Kerbela: Tarihî istikbarın, şeytanî misyonunu oynadığı ve nübüvvet ağacıyla ve çizgisiyle istihza ettiği.. “Bu iş size mi kaldı?…”[1] dediği, bununla birlikte İslamî motifler kullanmaya.. bununla da koca İslam ümmetini aldatmaya ve idlâl etmeye çalıştığı, büyük ölçüde başarılı olduğu ve cinayetler sergilediği bir vahşet-gâhdır.

Kerbela: Nifakî kimlikli Firavnî zihniyetin, muhteşem İslam binasını yakıp yıkma, İslam ağacını kesme, kelamullahı tahrif etme, nübüvvet neslini kurutma, İslam ümmetini ve mustazafları da köleleştirme felaketidir. Ve bu müthiş felaket karşısında sessiz kalan, hatta dolaylı veya doğrudan doğruya destek veren müslümanların düçar olduğu zillet ve meskenet musibetidir… Hele, bu müslümanların içersinde bir kısım İslam öncüleri(?) ve fâkihlerinin(?) bulunuşu, kıyam üzre bulunan Ehl-i Beyt-i Resulü (as) kınayışı, Kerbela’nın en hâzin, en üzücü ve yıkıcı manzarasıdır…

Kerbela: Peygamber (as) ehlinin ve yavrularının insan bozması canavarların ve vahşi hayvan sürülerinin yırtıcı-kanlı dişleri arasında parçalandığı, mağmûm bir cinayet ve katliam sahrası ve seyran-gâhıdır…

Kerbela: ‘El-aman!.. el-aman!..’ diye yardım çığlıkları atan, boğulmakta olan insanlığı kurtarmaya koşan ehl-i din ve hamiyetin, ehl-i vahşet ve tuğyanca engellenmesi ve hünharca katledilmesi senaryosudur!…

Kerbela: Öz Muhammedî İslam’ı koruma ve kollama misyonunu (sürekli çağrılara uyarak..) icrâ etmeye koşan Muhammedî yiğitlerin, ihanete uğradığı; dönekliğin anlık itiyad haline geldiği; izzet ve şereflerin alınıp satıldığı; bukâlemunculuğun kökleştiği; din-iman ve vicdanların sükût ettiği; yalanın, dalkavukluğun ve jurnalciliğin kol gezdiği, eşi ve misli bulunmayan bir habasetlik bahçesidir…

Kerbela: Mazlumların kanıyla-malıyla beslenen tağutların (zakkum ağacının ürünü olan) ulûfeleri ile beslenen kemikçilerin üşüştüğü ve kapıştığı zakkum sofrasıdır…[2]

Kerbela: Canlı ve mücessem İslam güneşinin kayboluş ve batış noktası, İlâhî ışıkların sönüş güzergâhıdır… “Ğasikın iza vekab!”ın[3] tüm boyutlarıyla bastırdığı, zulüm-zulümat ve koyu karanlıklar mahfili..; ve bütün canlıların ve nuranî varlıkların, Va veyla!..larıyla çınlayan ve inim inim inleyen hazan-gâhıdır…

Kerbela: Şecere-i Tayyibe’nin ve Şecere-i Mübareke’nin neşv-ü nemâsını önlemek amacıyla Şecere-i Habise’nin ve Mel’une’nin kökleşmesini sağlama ve toplum hayatını bu habis ve mel’un ağacın küfür-nifak ve tuğyan ürünleriyle yok etme ve zehirleme ameliyesidir…

Kerbela: Cahilliyenin yeniden, hem de hak libasını giyinerek ve muhlis rolüne bürünerek[4] zuhûru, nifakta yarışın hızlanması[5] giydirilmiş kütük gibi olan dil-baz şarlatanların rû-nûması[6]; maymunların minber-i Resule (as) musallat olması[7] ve melik-i adudların İslam’a ve Ümmet-i Muhammedî’ye mel’unâne ve tağutâne tasallutta bulunmasıdır…[8] …

Kerbela: Basiretlerin kapanışı, Eimme-i Hüda (as)’nın sosyal ve siyasal boyutlarının (nankörlerce) tıkanışı, İslam’ın yeniden (kendi toplumu ve tebası içerisinde ) fetret devrine geçişi, ihanet ve dalalet bulutlarının afaki kaplayışıdır…

Kerbela: Ehl-i nifak ve şikakın ilcaatıyla kalplerin parça parça olduğu, efkârın dağıldığı, ruhların karardığı, ye’s-fütur ve ataletin tüm toplumu kapladığı, yüzlerin sarardığı, dudakların kuruduğu, dillerin çatladığı, maddî ve manevî her boyutlu buhranların-hüsranların taht kurduğu bir belâ ve felaket manzumesidir…

Kerbela: İmanları yok edilenlerin, kalpleri sökülenlerin, ruhları zincire vurulanların, başları koparılanların el ve ayakları kesilenlerin, tüm varlıkları yağmalalanların, hülâsa; tüm mazlumların ve mustazafların teşhir sehpası, katl ve infaz mezbahânesidir…

Kerbela: Fıtratları olan İslam’a hasret duyanların, yeniden onun ağûşuna koşmak için çırpınanların, ona susayanların, nedamet içinde olanların sergerdân sergerdân dolaştığı, ıssız-susuz ve yakıcı seraplı çölleridir!…İlh.

Bu hâzin kerb ü bela nın tevlid ettiği ve harekete geçirdiği İlâhî bir enerji ve potansiyel güç var ki, bu da onun müsbet ve tatlı yönünü temsil ve teşkil etmektedir. Ki bu yönüyle Kerbela; imanî gönülleri ihtizaza getiren ve gerçek mü’minleri harekete geçiren bir nur-u muharrikedir…

Evet, Kerbela: İslam için, tehlike çanlarının çaldığını tüm nesillere haykıran İlâhî bir sestir!.. Tüm dert-keder ve hüzünlere şifalar sunan, çözümler getiren Nebevî bir nefestir!.. Şu âlem-i kevn ve fesat içerisinde yaşayanların ruhlarına, kalplerine ve mana âlemine şehadet ile doğan muhteşem bir güneştir!.. Gayyur mü’minlere kıyam ruhunu üfleyen, ümmetin zindeliğini sağlayan, bunu cihad, şehadet ve inkılab misâkıyla bağlayan kavlî ve fiilî İlâhî bir nûr ve mesajdır!..

Kerbela: İmanın küfre, tevhidin şirke, hakkın batıla, adeletin zulme, ihlasın da nifaka.. (ezelden ebede doğru uzanıp giden) mutlak galibiyetinin, İlâhî simgesidir!.. Zira; “… kesin ve mutlak galibiyet Hizbullah olanlarındır!” (Maide: 56);…

Kerbela: Yırtıcı meliklerin ve hâbis çevresinin menhûs çehresini deşifre eden, tağutî düzenlerin temelini zelzeleye getiren, hak ile batılı temyiz ve tefrik ederek netleştiren.. furkan kılıcı ve meş’alesidir!…

Kerbela: Necis ve hâbis ellerin nifakı tasallutundan, Ahkâm-ı Kur’aniye’yi kurtarma, ehil ve tâhir olan (sivil-gönüllü) ellere ve izzetli erlere teslim ve tefviz etme eylemidir!…[9]

Kerbela: Allah’a (cc) gerçekten dayanmış, O’na (cc) yakînen inanmış ve O’nun nûrunun rengine boyanarak O’nda (cc) fenâ bulmuş, sayıca çok az ve çok zayıf, fakat; ruh ve manaca en büyük beşerî gücün zirvesine ulaşmış bir avuç Allah sevdalısı yiğidin, asrın süper gücüne karşı kahramanca direnişinin, en küçük bir havf ve zillet alâmeti göstermeyişinin, sefih güçleri ve uşaklarını rezil-ü rüsvay edişinin tarihî bir destanıdır…

Kerbela: Veraset-i Enbiya (as) ile İblis’in müşâhhas temsilcilerinin çatışması, mutlak hükümranlık için, ölüm-kalım çarpışmasıdır!..

Kerbela: Başkomutanlığını, Yezid İbn-i Muaviye İbn-i Ebi Süfyan’ın yaptığı tağutî-şeytanî güçlere (Hizbuşşeytan’a) karşı; başkomutanlığını Hüseyn bin Ali (ve Fatıma) bin Resulullah (sav)’ın yaptığı İslamî-imanî ve Kur’anî güçlerin (Hizbullah’ın) insanlık tarihinin en büyük, en şanlı ve en muhteşem/azametli meydan muharabelerinden birisidir. Ve; günümüze kadar etkisi süren Amerikancı İslam ile Öz Muhammedî İslam’ın ezelî hesaplaşmasının en net ve en bariz simgesidir…

Kerbela: Mezar-ı Müteharrik (yürüyen mezarlar) ile yaşayan şehitlerin aynı yerde bulunmaya mahkûm bulundukları bir ucube ve garabetler ülkesi ve manzûmesi hüviyetini de taşımaktadır, ves-selam!…

İşte; Kerbela’nın ta’rifi ve izâhından sonra, onun tevlid ettiği, tüm çağları ve nesilleri kapsayıcı olan ve Hüseynî diye ma’ruf bulunan kıyamın konuyla mütenâsip bir tarzda (kısaca) tahlil ve tavzihine geçebiliriz, inşaallah…
[1] Tarihin tüm müstekbirleri ve tağutları, hidayet öncülerine karşı gayet haşin muamele yapmış, habis saltanatlarının devamı için, o yüce şahsiyetleri, alaya almaya, onlara fakir-mecnun-sihirbaz-bozguncu demeye, yönetimin ve halkın mutlak hakimiyetinin sadece kendi hakları olduğunu iddia etmeye, aksini yapacak, hatta söyleyecek olanları her türlü zulüm-işkence ve ölümlere mahkûm etmeye, böylece, kendilerini -haşa- ilahlaştırmaya çalışmışlar, bunu, bütün tağutî yönetimleri boyunca da sürdürmeye devam etmişlerdir. Ki, Kur’an-ı Kerim, baştan başa bunların tavır ve mahiyetlerini nakletmektedir. Örneğin; A’raf (7): 123-127; Şuâra (26):T8-27, 29, 34-49, 111-116, 136-137, 184; Bakara (2): 258: Enbiya (21): 68; Ankebût (29) : 24; Kasas (28): 4-7, 38; Naziat (79): 23-25; Tâ-hâ(20): 71; İlaahir…

[2] Bakınız; Saffat(37): 62; Duhân(44): 43; Vâkıâ(56): 52;…

[3] Felak(113): 1-5.

[4] Bakara(2):10-14,205.

[5] Maide(5): 52.

[6] Bakara(2): 204; Münafikun(63): 4.

[7] İsra(17): 60′a telmihen; Tirmizî: 5/459; İbn-i Kesir: 9/4788; Tefsir-i Hâzin: 49-50; Dürr’ül-Mensûr: 4/191;…

[8] Tirmizî: K. Fiten/48; (Terc): 4/88; Müsned-i Ahmed: 4/273; Mektubat: 94; Ramuz el-Ehadis: 373, 388, 431; Tarih’ul-Hulefa: 9.

[9] Zira; Kur’an-ı Kerim, gerek lafız, gerek anlam ve gerekse ahkâm olarak pâk ve tertemizdi. O’na ancak temiz ve tayyib eller dokunabilir: (Vâkıâ: 77-88; Abese: 13-16; Bûruc: 21-22). Temasın en önemlisi, O’nun hükümlerini elinde bulundurma ve uygulamadır. Binaenaleyh; Şecere-i Habise ve Şecere-i Mel’une olan (İbrahim(14): 26; İsra: 60) Ben-i Ümeyye ve Ben-i Zerka‘nın, kirli ellerini Ahkâm-ı Kur’an’iyyeye sürmeleri nefy-i nehy edilmiştir. Ki; Şecere-i Tayyibe ve Şecere-i Mübareke olan (İbrahim: 24-25; Nur: 35) Pâk-tahir ve mutahhar (Ahzab: 33) neslin, yani Al-i Muhammed ve Ben-i Resul olan Ehl-i Beyt’in, mutlak hak ve selahiyetleri müvâcehesinde, Ahkâm-ı Kur’an’iyye ve Şer’iyye’nin icrâ ve ikâmesini, ta kıyamete kadar fâsılâsız derûhte etmeleri ve insiyatifi ellerine geçirmeleri şer’î, aklî, siyasî ve içtimâî bir vecibedir. Onların zûhuru ve talebi, ümmetin de buna müraat ve mutabakatı söz konusudur. İşte; Kerbela, bu İlâhî misyonu ifâ ve İlâhî hak ve hukuku ihkak hareketidir…

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv