Beşşar Esad’ın Al Manar’a verdiği röportaj
Bu yazı kez okundu.
17 Kasım 2013 13:10 tarihinde eklendi

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad Lübnanlı el-Menar Uydu Kanalına, bölgenin geçen süreç içinde tanık olduğu sorunlar, yaşadığı deneyimler, direnişin hakları geri alma ve korumadaki rolü ve Filistin davasına ilişkin bir röportaj yaptı.

Cumhurbaşkanı el-Esad röportajında aynı zamanda Arap Zirvesi, İsrail’in saldırıları ve Kudüs’ü yahudileştirmesi, barış müzakereleri, kapsamlı savaş belirtileri, Arap uzlaşması, Suriye-Lübnan ilişkilerinin geleceği, Suriye-Türkiye ve Suriye-İran ilişkilerine değindi.

Cumhurbaşkanı el-Esad Suriye’nin son yıllarda yaşadığı baskı ve bir çok krize karşı izlediği direniş ve karşı koyma politikasının kendisine pahalıya mal olma ihtimalinin bilincinde olduğunu ve bu bağlamda aldığı karardaki macera alanına ilişkin bir soruya cevap olarak; isteyerek girilen bir maceranın yanı sıra dayatılmış bir maceranın da bulunduğunu söyledi.

El-Esad: “Bizler Suriye olarak maceracı değiliz, Fakat bizler Ortadoğu bölgesinde yaşıyoruz. Ortadoğu bölgesi de asırlardan, hatta binlerce yıldan beri tarih boyunca karmaşık bir bölgedir. Dünyanın merkezi olması ve stratejik çıkarlar içermesi nedeniyle her zaman bizzat bu bölgenin yada bu bölge ve çevresinin üzerinde aç gözler bulunmuştur. Politika ya da savaş üretmenin istenmesi halinde bu her ihtimalde bir maceradır, fakat daha önce de dediğim gibi bu bize dayatılmış bir maceradır. Yine de macera ve kumarı bir birinden ayırmamız gerekiyor. Kumar; en güzel ve en kolay çözümün imkan ve geleceğimizi sorunlarımızı çözecek büyük güçlerin eline koymakla olacağını düşünmektir.” Dedi.

El-Esad sözlerine “geçmiş deneyimler büyük güçlerin her zaman, genelde kötü niyet olmak üzere bir çok nedenden dolayı sorunları daha çok çıkmaza soktuğunu ortaya koydu. Fakat yine de iyi niyetten dolayı olduğunu düşünsek bile sorunları çıkmaza sokuyor,çünkü onlar bu bölgenin insanları değildir. Bizler, Suriye’yi politikasını ve çıkarlarını dış bir projenin parçası haline getirecek bir kumara bağlı olmayı yada ona katılmayı kabul etmedik. Son olarak öne koyulan; Irak ve Lübnan’ı kapsayan ayrıca Suriye’nin de katılması planlanan Ortadoğu Projesinde olan buydu. Irak Savaşından önce bu projenin bir parçası olması için Suriye’ye büyük teşvikler sunuldu, fakat tüm bu teşvikleri ve projeyi reddedince Suriye’nin bedel ödemesi kaçınılmaz oldu. Bunu da 2005 yılında yaptığım konuşmada “Direnişin bedeli, kaosun bedelinden daha az olacaktır” diye söyleyerek dile getirmiştim. Kumar kaosa, kaos ta daha büyük bir bedel ödemeye yol açacaktır. Sıfır bedel yada küçük bedel seçeneği bulunmadığı zaman bedeli büyük bedelden tercih etmek zorundayız.” Diye devam etti.

Suriye’nin bir çok kez pazarlık ve marşlılık politikasına karşı olduğunu, ABD’nin de baskı ve pazarlıktan başka bir politikaya inanmadığı, buna rağmen ilişkilerde düzelmenin görüldüğü ve böyle bir denkleme nasıl ulaşıldığına yönelik bir soruya cevap olarak:

Cumhurbaşkanı el-Esad: “Sonuç olarak ABD değil de bu projenin sahipleri Corc Bush yönetimi olduğunu varsayarsak tümü başarısız oldu. ABD’nin eski idaresi ve şu anki idaresini birbirine katmak istemiyoruz, şüphesiz arada farklar vardır. Dolayısıyla ABD dediğimiz zaman bir kısım insanlar aynı projenin hala devam ettiğini düşünecekler, O zamanlarda eski ABD idaresi ile birlikte Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ülkeleri vardı, bunların yanında İsrail ve Avrupa’nın yanı sıra dünyadan ve bölgeden başka ülkeler de vardı, sonuç olarak bu projeler başarısız olmasıyla başka yollara aramak ve gerçekleri kabul etmek kaçınılmaz bir durum haline geldi. Sanıyorum ki şimdi ders almaya başladılar, ders almış olmaları ya da aldıkları bu dersin sürekli kalması gerekmiyor. Çünkü yönetimler değişir ve tarihi okumayan, yanı hatalara da düşebilen şahsiyetler gelebilir. Dolayısıyla bu hatalar ve bu tarih sürekli bir şekilde tekrarlanır. Fakat bizler tabi ki kanaatlerimizi ve çıkarlarımızı temsil eden belirli ilkelere bağlı kalmaya ek olarak, aynı zamanda bu durumla olayları izah etme çerçevesinde davranıyoruz. Onlar belirli bir aşamaya kadar demokrasi terörü terimleriyle ilerlediler, hayır…şer vs… Bizlere bu terimler aracılığıyla yaşayacağımız bir dünya yaratmak istediler. Belki de tamamen bir şans eseri kendileri bu tuzağın içine düşerek kuruntu aleminde yaşadılar. Bizler ise gerçeklerle hareket ederken şimdi onlar bu gerçek dünyamıza gelmek istiyorlar. Dolayısıyla görüş birliğinin olup olmaması bir kenara bırakılarak bu güç ile buluşmak gereklidir.” Diye konuştu.

ABD Başkanı Obama ve Bush arasında ifade ettiği farkın Obama’yı Bush’un hatalarından ayırmak mı yoksa gerçekten bir fark gördüğü yönündeki bir soruya cevap olarak Cumhurbaşkanı el-Esad konuşmalar ve yaklaşımlar dahil olmak üzere ABD’nin iki idaresi arasında farkların bulunduğunu söyledi. Obama ve Bush arasında doğal olarak görüş farklılığının bulunduğunu fakat artık eskisi gibi dayatma dilinin kullanılmadığını ifade etti. Sayın el-Esad “ tabi ki ilgili bir ABD politikasının sonuçları olduğunu söyleyemeyiz, ABD politikasının bulunmadığını söyleyebiliriz. Fakat yine de ABD’de kurumlar vardır, belki de herhangi bir nedenden dolayı Başkan Obama’nın başarılı olmasını istemiyor. Dolayısıyla objektif olmamız için farkı görmemiz gerekiyor” dedi.

ABD Büyükelçisinin Amerikan Kongresinde Dışilişkiler Komitesi önünde Suriye’ye yönelik şiddetli konuşmasına ilişkin bir soruya da:

Cumhurbaşkanı el-Esad ABD Büyükelçisinin bu sözleri Büyükelçi olmadan önce Amerikan Kongresinde konuştuğunu, Suriye’ye gelip de güven mektubunu sunduğu zaman Suriye’nin her kelimesiyle bilinen ilkeleri kapsamında tutum alabileceğini söyledi.

El-Esad: “bu tutumları izah etme ve cevaplama ihtiyacında değilim, çünkü bizim tutumlarımız aleni ve her kes tarafından bilinmektedir. Fakat aynı zamanda şunu demek istiyorum, kendi kişiliği bir kenara kalsın, her büyükelçi kendi ülkesinin politikasını temsil eder. Demek istiyorum ki en iyi büyükelçi, ülkesinin kötü politikası yanında pek bir değer taşımadığı gibi sonuçlar da kötü olacaktır. En kötü büyükelçiye de, ülkesinin güzel politikaya sahip olması durumunda ülkesi çıkarına bazı olumlu şeyler dayatılabilir. Başka bir değişle politika ve sonuçlarını büyükelçiler değil de, hükümetler ve bu hükümetlerin politikaları belirler. Her şeye rağmen Suriye’ye geldiği zaman yeni görevi aracılığıyla cevabımızı vereceğiz. İnandırma veya inanmaya gelince, onun inandırma bizim de inanma hakkımız vardır.

Bir kısım tarafların durumları bedel olarak adlandırmaları ve Suriye’nin batı veya belki de bir kısım Araplarla ilişkilerini düzeltmesinin Lübnan ile diplomatik ilişkiler kabul etme pahasına olduğu yönünde bir soruya cevap olarak:

Cumhurbaşkanı el-Esad bir kısım tarafların geçen beş yıl içinde izlediği politika sonucunda bir şeyler elde ettiği yönünde ısrar ettiğini, fakat gerçekte hiç bir şey elde etmediğini ve Lübnan’ı labirentlerin içine soktuğunu söyledi.

Sayın el-Esad kimsenin üzerine alınmaması için bu tarafları açıklamak istemediğini, fakat genel bir şekilde konuştuğunu ifade ederek, sonuçta Lübnan’da o zaman yaşanan durumun pek iyi olmadığını, şimdi de bir kısım güçlerin başkalarını büyükelçilik olsa bile bir şeyler elde ettiği yönünde ikna etmeye çalıştığını ifade etti. Fakat büyükelçilik konusunun 2005 yılında bizzat kendisi tarafından önerildiğini ve kendisinden önce hiç kimse tarafından dile getirilmediğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı bu konunun Suriye-Lübnan Yüksek karma Komisyonunun toplantıları esnasında eski başkan Emil Lahhud, Parlamento Başkanı Nebih Berri ve eski başbakan Ömer Kerame’nin huzurunda sunulduğunu, fakat daha sonra durumların kötüye girmesiyle bu konunun ertelendiğini söyledi. Aynı zamanda büyükeliçik konusunun tamamen bir Suriye önerisi olduğunu ve Suriye’nin inancı olmasaydı iki ülke arasında hiç bir zaman büyükelçilik olmayacağını sözlerine ekledi.

Sayın el-Esad “herkes biliyor ki belirli bir konuyu düşünüyor olsak bile, bu konu dışarıdan dayatmalarla veya koşullarla istenmesi halinde Suriye’nin bu konuya direk cevabının negatif olacağını her kes biliyor. Suriye ve Lübnan arasındaki büyükelçiliklerin dayatmalar veya kendi politikaları sonucunda olduğunu öne sürmeye çalışan bu güçlere kanıtlarımız çoktur. Bunlardan daha önemlisi; büyükelçilik konusundan bahseden çok az sayıda ülkeler vardı, fakat sınırların çizilmesi konusunda bizimle birlikte bahseden ülkelerin sayıları çok daha fazladır. Bu konuda bizim cevabımız sadece bir kelimeden ibaret olarak bellidir, yıllardan beri aynı kelimeyi ve aynı cevabı duymaktalar, o da“hayır”. diye konuştu.

Bu konunun tamamen Suriye ve Lübnan arasında ikili bir konu olduğunu ve sadece ikisi tarafından halledilebileceğini belirten Cumhurbaşkanı el-Esad “ dışarıdan istenmesi halinde bizler hareket etmeyiz, şimdi de Başbakan Saad el-Hariri’nin Suriye’ye bulunduğu ziyaretinden sonra bu konuyu yeniden gündeme getirdik, fakat daha önce kapalı bir konuydu. Daha önce Suriye hükümeti ve Lübnan hükümeti arasında ilişkiler yoktu, şimdi ise bizler bu ilişkileri kurmaya çalışıyoruz. Fakat ben ilkelerden bahsediyorum, söz konusu taraflar dışarıdan dayatmalarla sınırları çizme konusunda başarılı olurlarsa, büyükelçilik konusunda öne sürdükleri doğru olur, fakat olamazlarda dünyanın onlara inanmaması gerekiyor” dedi.

Bir kısım Lübnanlının Suriye’nin Şeba Çiftliklerinin Lübnan’a ait olduğu yönünde resmi bir belge vermemekte ısrar etmesi yönündeki sözlerine ilişkin bir soruya cevap olarak Cumhurbaşkanı el-Esad: “Çünkü sahip olmadığın bir belgeyi vermek imkansızdır, bu belgeye ancak gerekli icraatlardan sonra sahip olunabilir. Bu icraatlarda mülkiyeti belirleyecek yasal icraatlardır, mülk sahibi kimdir, mülkiyeti kim verdi, Suriye mi Lübnan mı, Bağımsızlıktan önce mi sonra mı … Ancak bu ayrıntıları belirleyecek icraatlardan sonra sınırları çizebiliriz. Fakat sırf siyasi nedenlerden dolayı bir belgeyi vermek tamamen mantıksızdır.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı el-Esad 2005 yılında yaptığı konuşmasında Lübnan’da olup bitenleri yeni bir 17 Mayıs olarak nitelendirmesine ilişkin bir soruya cevap olarak; bunun bir kehanetten, Suriye icadından yada yapıtından ibaret olmadığını, tamamen olayların analizi sonucunda olduğunu belirtti.

El-Esad: “Daha önce belirttiğim gibi aynı hatalardan ibarettir. Belki de güçler ya da taraflar aynı değildir, ama yöntem aynı yöntemdir, o da sorunları çözmede yabancı ve dış güçlere dayanmaktır. Tabi ki yeni 17 Mayıs, 1983 yılında kurulan 17 Mayıs oluşumundan daha tehlikeli, daha büyük ve daha önemlidir. O zaman 17 mayıs oluşumuyla Lübnan’ı Kamp Devid ile barış sürecine sürüklemek istendi. Fakat yeni 17 Mayıs oluşumu ise ABD eski Dışişleri Bakanı Rise’nin bahsettiği yeni Ortadoğu projesine sürüklemeyi amaçlıyor. Bunun başka yanları da vardı, bu yanların içinde bir yandan Lübnan’ı diğer yandan Irak’ı çökertmek, başka ülkeleri ve sistemleri çökertmek ve İsrail ile ABD temellerini öne çıkarmaktı. Biz ülkeler ve halklar olarak bu şekilde görüyoruz. ABD Afganistan’da, Irak’ta ve Lübnan’da başarısız kaldı, İsrail de 2006 savaşında Lübnan’daki hedeflerinde ve direnişi düşürmede başarısız kalınca, Suriye’nin bskılarla boyun eğdirilmesinde de başarısız kalınca yeni Ortadoğu projesi de başarısız kaldı. Böylece 17 Mayıs da başarısızlıkla sonuçlandı. Dolayısıyla önceki 17 Mayıs’tan bahsedince, aynı şeyin tekrarlanacağı yönünde görüş tamamen açıktı. Konu sadece zamandan ibaretti, ne zaman başarısız olacağını tam olarak bilmiyordum, fakat sonuçta başarısız olacağını biliyordum.” Şeklinde konuştu.

Suriye’nin yeni denemeler olup olmayacağı hesabını yapmasına ilişkin bir soruyu Cumhurbaşkanı el-Esad çatışmaların devam ettiğini ve durmadığını ifade ederek, “daha önce söylediğim gibi Ortadoğu bölgesi karmaşık bir bölgedir, üstünde gözler olduğu ve büyük ülkeler tarihten ders almadığı sürece bu çatışmalar devam edecektir, bu çatışmalar bazen yavaşlar bazen de hızlanır. Bölge halkı ise tarihten ders almış durumdadır; sorunların çözümü hiç bir zaman dış güçler yada yabancıların elinde olmayacaktır. Şu an bölgedeki akım budur. Herkes bu akımla birlikte yürürse terslik çıkmaz, dolayısıyla da düzensizlik olmaz.” Diye cevap verdi.

El-Esad Suriye-Lübnan ilişkilerinin yanı sıra Suriye’ye yönelik Lübnan’da liderler ve taban tutumları arasındaki farka ilişkin bir soruya da: “Lübnan Ulusal Hükümetin Başkanı olarak Saad el-Hariri’yi dışarıda tutalım, ki bizler bu hükümete ve başkanına zor görevinde başarılar temenni ediyoruz. Aynı zamanda bizler el-Hariri ile, Suriye ve Lübnan’da kurumsal ilişkileri ileriye götürecek güzel direk ve kişisel ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu ilişkiyi söylediklerimden uzak tutuyorum. Genel bir şekilde isim vermeksizin bu sorunun direk ilgili taraflara sorulması gerekiyor, neden başkanları, yada liderleri veya bağlı oldukları şahsiyetlerin tersine konuşuyorlar.”

Cumhurbaşkanı el-Esad “aslında bu sorunun cevabını onlar vermelidirler, Fakat kanımca tüm bunların Suriye’ye etkisi yoktur, bu sadece Lübnan’da ilgili tarafların güvenirliğini etkiler. Benim ve grubumun konuşmaları arasında çelişki olması halinde yada faklı politika olması durumunda güvenirliğimin olmadığını gösterir, bu da beni etkiler. Dolayısıyla bunu Lübnan-Lübnan konusunun olduğunu varsayıyorum. Bundan daha önemlisi kastettiğin bir kısım Lübnanlı taraflar o zaman tutundukları dalı kırılmaz bir çelik olarak nitelemişlerdi. Şimdi ise o çelik dal kırıldı ve sadece kuru bir dala tutunuyorlar. Bu kuru dal da Suriye’ye kışkırtma amacıyla şuradan yada buradan bir demeç olabilir. Bizim açımızdan da bu Suriye’nin politik haritasında yoktur. Bu ayrıntıların tümü de bizi ilgilendirmiyor.” Diye konuştu.

Cumhurbaşkanı el-Esad Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman’ın maruz kaldığı eleştiri kampanyasına ilişkin bir soruya; kendisinin kişisel olarak 90’lı yıllardan beri Suriye’nin Lübnan’ı ilgilendiren konulara girmesinin ona zarar vereceği kanaatinde olduğunu ifade etti.

El-Esad: “Bu günde Suriye’nin Lübnan’dan çıkmasından sonra bu ayrıntılara girmenin Suriye’nin çıkarına olmayacağını daha çok belirtiyorum. Bizim tutumumuz açıktır, Cumhurbaşkanlığı konumunu destekliyoruz, dolayısıyla da Cumhurbaşkanını destekliyoruz, Daha önceleri de Cumhurbaşkanlarını destekledik, aynı şekilde de Süleyman’ı desteklemekteyiz. Bunların yanında Lübnan Devletini temsil eden kurumlar olması itibariyle diğer başkanlıkları da destekliyoruz “ diye konuştu.

El-Esad, “Eğer elimizde herhangi bir kişiye, başkana veya yetkiliye karşı bir eleştirimiz veya uyarımız varsa onunla doğrudan ilişkimiz var ve özellikle üç başkanla sorunları çözmek için her şeyi açık bir şekilde konuşma cesaretine, kudretine ve yöntemine sahibiz. Eğer herhangi biri cumhurbaşkanını kötülerse veya överse, Suriye kötülemelerin, saldırıların veya övmelerin arkasında durmuyor. Lübnanlılardan şu anda veya gelecekte böyle ayrıntılardan Suriye’yi dahil etmemelerini temenni ediyorum. Cevabımın kesin bir şekilde anlaşılmasının temenni ediyorum, çünkü ileride şimdi yaptığımız gibi bu tür konularda yorum yapmayacağız. Bu açık tutumumuzun Lübnan’daki benzer tüm davalarla ve ayrıntılılarla ilgili iyi bir şekilde anlaşılmasını diliyorum. Bizi bu tür ayrıntılardan çıkarsınlar, biz Lübnan’dan Suriye, İsrail, güvenlik, barış, istikrar, işbirliği ve iki halk arasındaki kardeş davalarla ilgili tutumları gibi genel hatlar istiyoruz. Lübnan’daki ayrıntılarla ilgilenilmesi Suriye’nin çıkarına değildir” dedi.

Bazı Arap ve Lübnanlı taraflar Suriye’nin Lübnan’la ilişkisini şekil ve içerik açısından zaman geçirme olarak değerlendirdikleri ve herhangi bir saldırı veya savaş çıkması ihtimali üzerine sorulan soruya el-Esad,” Gerçekte bu doğrultuda elimde veriler bulunmuyor, tabii ki bu genel bir soru ama bazı devletlerle öyle değil. İlişkilerde büyük bir inandırıcılık, güven ve temel ülkelerde büyük bir uyum olmalıdır. İsrail, savaş veya herhangi bir değişiklik konusunda ise, bazı güçler veya devletlerde bu şekilde düşünenler olabilir. Ben onlara diyorum ki onlar zaman geçirmiyor, zaman öldürüyorlar, zamanlarını öldürüyorlar” şeklinde cevapladı.

Suriye’nin, İsrail’e karşı haklı bir kurtuluş savaşı açmasını nelerin engellediği sorusuna el-Esad, “ilk önce biz barışı konuşuyoruz ve kötü çözümlere ulaşmadan önce sorunu barışçıl yollarla çözmeye çalışıyoruz. Hiç bir direniş hareketi de zorunlu kalmadıkça savaşı istemez. İsrail hükümetinin barışın tesis edilmesini istemediğini biliyoruz. Ama ona yakın çevrelerden de barıştan başka bir seçeneği olmadığını dile getirdiklerini biliyoruz. İsrail’in askeri gücü olmasıyla beraber artık eski caydırıcılık gücünü zaman içinde yitirdi. Bugün İsrail’in önünde barıştan başka bir seçeneği yok, bizde ona bu barış sürecinin yolunu açık tutuyoruz. Barışın sağlanmayacağı konusunda umutlar kaybedildiği zaman savaşa gidilir. Biz hala umudumuzu kaybetmedik” dedi.

Suriye’nin ciddi bir kurtuluş savaşına girmesini Arap devletlerinin her koşulda maddi, siyasi ve hatta ahlaki anlamda desteklememe kararı almalarının Suriye’nin elini kolunu bağladığı konusundaki soruya el-Esad, “Lübnan’da olduğumuz Filistin ve Lübnan direniş hareketleri yanında İsrail işgaline karşı savaştığımız zamanlarda da kimse bizi desteklemiyordu. Savaş sana dayatıldığı zaman güç dengelerine bakmaksızın savaşa girersin. Diyelim ki barış düşüncesi uzaklaştığı ve savaşa girme kararı aldığı zaman tabii ki kayıp ve kazanç hesabı yaparsın, savaş konusu basit bir olay değil, coşku anında alınacak bir kararda değil. Sadece güç dilinden anlayan bir düşman önünde olduğumuz ve barışın bölgeye yakın bir zamanda gelmeyeceği konusunda mutabıkız. Ama genel de savaş hesapları farklı hesaplardır. Savaş dışında hedeflere ulaşılması için bir çok yol vardır” şeklinde cevapladı.

Velid Canbolat’ın söylediklerini özür olarak kabul edip etmediği konusunda ise el-Esad, “Başka bir insan senden özür diliyorum derse neyi kasteder…yanıldığını kastediyor bunun içeriği budur, bunu da Velid Canbolat bir çok röportajında bunu dile getirdi. Bizi içerik ilgilendiriyor, Suriye özür, terim veya güç saplantısı veya üstün olma veya muzaffer ve hezimet uğraşı içinde değil. Suriye işgal devleti olarak adlandırılırken başka bir zaman Lübnan’ı farklı dönemlerde savunan Suriye ordusu dost olur. İşte bu bizim istediğimiz içeriktir” diye konuştu.

Suriye konuyu uzatarak dolandırarak Velid Canbulat’a hakaret etmek istiyor, gibi söylemler konusunda görüşü sorulan el-Esad, “Hakaret, kişilerde kötü özelliklerden biridir ve Suriye’nin özelliklerinden değildir. Hakaret eden, başkalarını aşağılamak, küçük düşürmek, hakarete maruz bırakmak ister.. Güçlü olan sabreder, Suriye sabreder, hakaret etmez, küçük de düşürmez.. Bizim konuyu uzatmaya ihtiyacımız yok… Hayır demek isteseydik ‘hayır’ derdik, ‘evet’ dediğimizde bu ‘evet’tir… Bizler, bir araya gelmede herhangi bir mekan veya zamanı değil, tutumda birliktelikten bahsediyoruz. Ancak bir insan doğal ailesinden ayrıldığında, toplum onunla birlikte olmayacaktır. İşte orada küçük düşme söz konusu olacaktır. İşte burada bunu ulusalcılık ve milli duruma bağlayabiliriz.. O insan ailesine döndüğünde, kerametini tam anlamıyla korunmuş halde bulacaktır.” dedi.

El-Esad: “Şu anda Suriye olarak bizler, önceden veya sonradan dost olsun düşman olsun bize herhangi bir kişinin gelmesi durumunda, o kişinin korunmuş bir kerametle karşılanacağını bilmesini isteriz.” şeklinde konuştu.

“Velid Canbulat’ın gelişi, sizlerin daha önce gerçekleştirdiklerine karşı onu affettiğinizi mi gösteriyor?” sorusuna el-Esad şu yanıtı verdi: “Bu konuda ilişkiye kişisel bir izlenim katılıyor. Bizler bir ferde öfkelenmeyen, onu affetmeyen, kin beslemeyen bir ülkeyiz. Bizler, belirli tutumlara dayalı temeller inşa eden bir ülkeyiz. Belirli çıkarlarımız var.. Bu temeller çerçevesinde kişilerle, ülkelerle ve güçlerle işbirliği yaparız. Bir kişi veya güç başka bir yöne eğilim gösterirse, ondan ayrılır ve ihtilafa düşeriz. Döndüğünde hoş karşılarız. Ancak şahsi olarak affetmemiz veya affetmememiz gibi dakik bir kelime söz konusu değildir.”

“Ancak unutmaya karşı unutma veya affetmeye karşı affetme gibi bir orantı öne sürülüyor.. Sizlere bu konuda büyük sorumluluk getiren bu orantıyı ne kadar kabul ediyorsunuz?” sorusuna el-Esad, “Tabi geçen dönemde Suriye ile ilgili özellikle ithamlarla ilgili çok şey öne sürüldü ve söylendi.. Buna çok önem vermedik, zira büyük projenin bir parçası olduğunu biliyorduk. Ama hoşgörü konusu ele alındığında, bizler affetme görüşüne karşıyız. Çünkü affetmeyi kabul edersek, bizlerle ilgili öne sürülen ithamları kabul etmiş oluruz.” diyerek, Suriye’nin bu türden faaliyetler ve suçlar içinde olduğuna dair kesin ve kanıtlanmış bilgiye sahip herhangi bir Lübnanlının, olayları netleştirmek ve ortaya çıkarmak adına gerekli yasal işlemleri başlatması gerektiğini ve Suriye’nin bunu destekleyeceğini vurgulayarak bunun suçluyu, alçaklık yapanı ortaya çıkaracağını ifade etti.

Ortada bir uluslararası mahkemeler pazarı ve tahkikatçılar olduğunu ifade eden el-Esad, bu pazarın eski niteliğini kaybettiğini ancak hala mevcut olduğunu belirtti.

Suriye olarak affetmeyi kabul etmediklerini vurgulayan el-Esad, “en önemlisi, bizler affedecek kimseye ihtiyaç duymayanlarız” dedi.

El-Esad, “Suriye ile sorunların daha derin ve tehlikeli olduğu bir dönemde Mişel Avn ile barışılmıştı. Peki Velid Canbulat’ın gelişinde sergilenecek tutum nedir?” sorusunu şu şekilde yanıtladı: “Bu doğrudur. O zaman ortada kimsenin tahmin edemeyeceği kadar, herkesin içinden çıkılmaz olarak nitelendirdiği bir kan durumu söz konusu idi. Ama ortada büyük fark vardır.. Mişel Avn ile Suriye arasındaki ihtilaf, dış güçlerin projesinin bir parçası değildi. Avn’ın, kanaati üzere ihtilafa girdiği dönemde büyük güçlerle ilişkilerimiz iyi idi. Anlaşırız veya anlaşmayız bu ayrı bir konu ancak, bizler kişilerin kanaatlerine saygı duyarız. Kişisel görüşünden hareketle ihtilafını ulusal bir ölçüye çıkardı ki, bizler buna da saygı duyarız. Bunu en iyi, Suriye’nin Lübnan’a girdiğinde, vefat edinceye dek Rimon Ada’nın Suriye’ye eleştiri ve saldırıları kanıtlar. Vefat ettiğinde kendisinin iyi bir şahsiyet, ulusalcı kimliğe sahip biri olduğunu ve dış güç projelerinden birinin parçası olmadığını dile getirdik, hala da öyle anarız. İşte burada ilkeler değişiyor. Kendisi Suriye’ye tavır aldığında veya Suriye’ye düşmanca yaklaştığında bizler kendisinin onurlu bir düşmanlık sergilediğini söyleriz. Burada onur, bir dış gücün projesi dahilinde hareket etmemektir. Ama güçler Suriye’ye karşı olduğunda, bunu fırsat bilip Suriye’ye karşı onlarla bir olmamıştır. Suriye, Lübnan’da Suriye’ye yakın kesimler, müttefikler ve dostlara karşı, kanaatleriyle ihtilaf etmiştir.”

Velid Canbulat’ı ne zaman kabul edeceklerine yönelik soruya el-Esad şu yanıtı verdi: “Bizler konuyu en başından sonuna dek Sayın Hasan Nasrullah’a bıraktık. Direniş, Hizbullah ve Hasan Nasrullah’la temsil edilmektedir. Tüm bu çalışmaları başından sonuna dek ayrıntılarıyla kendileri yürütmektedir. Elbette geriye Suriye’nin programına bağlı olarak tarih belirlemek kalıyor. Bugün Ermenistan Cumhurbaşkanını ağırlıyoruz, ondan önce İtalya Cumhurbaşkanı vardı.. Önümüzdeki günlerde de Arap Zirvesi var.. Sanırım, kesin tarihi belirlemek için Hizbullah’tan gelecek herhangi bir şahısla görüşeceğiz”.

Konunun zirveden sonraya kalıp kalmayacağına ve açık bir tarih olup olmadığına yönelik soruya el-Esad: “Zirveden sonra açık değildir. Sanırım birkaç gün veya hafta içerisinde” şeklinde yanıt verdi.

Sayın Hasan Nasrullah’ın Velid Canbulat dosyasına müdahale etmesinin gelişmelerin bu yönde ilerlemesine katkı sağlayıp sağlamadığına yönelik soruya, el-Esad: “Bu en büyük etken.. Diyelim ki iki etken söz konusu.. Dediğim gibi, sonuçta politik tutumlarımıza yönelik siyasi tutumlarda değişiklik; öncelikle direnişe yönelik tutumlarda ve diğer konulara yaklaşımda değişiklik.. Suriye ile ilişkilerde.. Filistin’deki durumda.. Düşman İsrail yönünde.. İkinci olarak da.. Sayın Hasan Nasrullah’ın rolü ve Suriye’de direnişin güvenilirliği. Bu, bilinen ve kimseden gizli olmayan bir gerçek.. Sayın Hasan’a, Hizbullah’a ve tüm direnişçilere Suriye’de büyük bir güven söz konusu.. Tabii ki onlar bu bağlamda bir rol üstlenme eğilimlerinden hareket etmiyorlar.. Aynı zamanda Lübnan’da kendilerine iyi bir konumda olmaları için bu role muhtaç da değiller… Bulundukları mevkide harekete geçtiler ve bizler kendilerinin bu harekete geçişinin Lübnan’ın çıkarına hizmet edeceğine inanıyorduk… Bu yeni hükümet döneminde de mutlaka gerginliği hafifletmek gerekiyor… Lübnan’da halihazırda dönüşümler yaşanıyor.. Dönüşümler, uzaklara giden ve geri dönmeye başlayan birçok unsurun eğilimlerinde gerçekleşiyor.. Bu türden buluşmalar ve Suriye’nin rolü, geçen 4 gergin yıldan sonra, Lübnanlılar arasındaki vaziyeti iyileştirmeye daha çok yardımcı oluyor.. Elbette Lübnan’da vaziyetin düzelmesi, Suriye olarak bizlerin faydasına olacaktır; çünkü rahatlayacağız.. Dolayısıyla bu konu, başta Lübnan’a sonra da Suriye’ye hizmet edecektir…” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Ancak sorunuza döneyim… Siyasette tam güvence söz konusu olmadığından dolayı direnişin rolünün bir güvence olduğunu söylemem doğru olmaz. Ancak Suriye’yi rahatlatan, koşulların ileriye dönük ve uzun süreli istikrara doğru yol aldığını, Suriye siyasetinin istikrarlı, sarsılmayan ve ağır koşullar içinde olsa dahi sarsıntılara izin vermeyen ve etkilenmeye kapalı bir siyaset olduğunu söylemekle birlikte, bizler istikrarlı tutumlar sergilenmesini istiyoruz. Az önce sorduğun zamanla ilgili ise şunu söyleyeyim, Suriye, geçişli veya geçici ilişkiler değil istikrarlı bir ilişki arzulamaktadır..”

“Arap halkının nabzından uzak değilsiniz. Arap halkının Arap Zirvelerine en ufak bir güveni kalmamakla birlikte, zirveden herhangi bir şey doğmasından da umutlu değil. Acaba bu, Arap Zirvesi’nin son toplanışı mı?” şeklindeki soruyu yanıtlayan el-Esad, şöyle konuştu:

“Son zirve olmasını temenni etmemekle birlikte son buluşma olmasına yönelik bir ortam olduğunu görmüyoruz. Aksine, son görüşmede ortaya çıkmıştır ki, biz Araplar en zor koşullarda dahi tüm Arap zirvelerine tutunmuşuzdur. Örneğin, Irak saldırısından birkaç hafta önce gerçekleşen zirve.. Arap halkının, zirveye olan güvenini kaybettiğine değil, Arap yöneticiler olarak bizlerin performansına olan güvenlerini kaybettiğine inanıyorum… Zirve de, bir yılın bir buçuk gününden ibarettir… Zirveye olan güvenini kaybetmediği gibi, geri kalan günlerde bizlere güvenmektedir… Zirve, cumhurbaşkanları, emirler, krallar ve başkanları bir araya getiriyor ancak çoğu zaman kişisel performansımızı eda etme yöntemimize boyun eğiyor. Zira bu benim geçen yıl Doha’da söylediklerimle aynı.. Bu zirvede Suriye’nin sunacağı, zirvenin çalışma şekline yönelik bazı önerilerin yer aldığı ve belki de zirveyi birkaç adım ileriye taşıyacak bir çalışmadan ibarettir.. Belki de ileride daha önemli öneriler sunulacaktır.. Zirve umudu olmadan, bir sorumlu olarak herhangi bir zirvede umutları olan benim görüşüme göre, bu boyut dışında bir zirveyi yeniden yapılandırdığımızda, belki de bir sonraki zirve öncekinin kazandırdıklarını bir çırpıda silip süpürecektir.”

“Arap durumunun içinde bulunduğu hezeyan, Arapların kaderi ve gerçekliği midir? Yoksa olanaklara sahip olmalarına rağmen cesaretten mi yoksunlar? Problem nedir?” sorusuna el-Esad: “Arap ülkeleri arasında, önceki yıllara nazaran azalıyor olsa da görüş ayrılıkları söz konusu.. Birçok kez Arap durumunun iyileşmekte olduğundan söz ettim.. Bu, durumların iyi olduğu anlamına gelmez elbette, ancak daha az kötü.. Gerçekçi olalım, görüş ayrılıkları olsa da görüşlerde yakınlaşmalar söz konusu.. Çünkü geçmiş yıllardan öğrendik ki, ayrılık, bahis ve başka ülkelerin bizlerin sorununu çözeceğine olan inanç bir sonuç doğurmadığı gibi, farklı politik görüşlere veya yönelimlere sahip olmamıza rağmen bunun bedelini de ödemeye başladık.. Şu ana dek görüşler yakınlaşmakta ancak görüş birliği sağlanmış değil.. Bir çalışma planına ihtiyacımız var olmakla birlikte, belirli bir ortak görüşe ulaşmamız halinde bu büyük bir başarıdır ve açıkçası sorun burada belirmektedir…” yanıtını verdi.

Arap resmi kesiminde öne sürülen tüm bahanelerin şu anda Filistin’de gerçekleşenden beri olmakla birlikte Arap halkını herhangi bir mevzuda ikna edemeyecektir.. Zira durum bunu hak ediyorsa neden acil bir zirve toplanmıyor diye sormuyor veya bundan bahsetmiyoruz.. Önceden, Gazze saldırısı veya 2006 savaşı olsun tecrübelerimiz oldu.. Sorumlu kararlar çıkarmak ve acil zirve toplamak için, Arap sistemlerinin ihtiyacı olan şey nedir? Veya dökülmesi gereken kan ne kadardır? Sorusuna el-Esad şu şekilde yanıt verdi: “Sorduğunuz soruyu, birçok kez Arap zirvesinde dile getirdim… Zira Suriye olarak bizlerin 2006 savaşı ve Gazze saldırısı ile ilgili net bir tutuma sahibiz ve direnişin desteklenmesinin zorunluluğuna dair tutumumuzu açıklamıştık… Bizler direnişin çözüm olduğuna inanıyoruz. Bundan dolayı ben kendimi diğerlerinin yerine cevap verebilecek bir merci yerine koyamam.. Bence bu soru ve “Ne zamana kadar bekleyeceğiz?” sorusu diğer Arap ülkelerine sorulmalı.. Evet, bu soru doğrudur ancak Arap yönetimlerinin gerçekleştirdikleri ve görüş ayrılığına yönelik sorulan ilk soru ile bağlantılıdır.. Öncelikli olarak görüş birliğini sağlamadıkça, bunun dışında sarf edilen tüm sözler teoride kalacaktır.. Görüş birliğini diyalog yoluyla nasıl gerçekleştirebiliriz.. Diyalog metodu ihtiyacı içerisinde nasıl diyalog gerçekleştirebiliriz.. Bunlar ardı ardına gelir..”

Suriye’nin Arap zirvesinde Arap görüşmelerine yönelik tutumunun ne olacağını, tutumlarının sınırının olup olmayacağı ve Suudi Arabistan ile ilişkileri korumak adına diplomatik bir tavır sergilenmesine yönelik soruya el-Esad: “Ne Araplarla ne de Arap olmayanlarla arada haklar, gelecek ve kaderi ilgilendiren konularla ilgili durumlarda güzelleme söz konusu olamaz. 2002’de Arap görüşmelerinden söz edildiğinde, Suriye ile Suudi Arabistan arasında yoğun görüşmeler gerçekleşti. Sonuç olarak görüşmede barış, mülteciler, 1967 sınırları, Filistin devleti, uluslararası kararlar, BM Güvenlik Konseyi vb. mevcut tüm konular ele alındı ve bizim bu konulardaki tutumumuz kesindir ancak; kesin olması zıt olduğu anlamına gelmez.. Arap görüşmelerinden çıkan her şeyi destekliyor ve bunun Arap çıkarlarının gerçekleşmesi için temel ilkeler olduğuna inanıyoruz. Tüm Arap ülkelerini imza atmaya neden mecbur kılıyoruz konusunda ihtilaf veya tartışma söz konusu idi. Öncelikle yasal açıdan kimse imza atmaya mecbur değildir. İmzalamaya karşı çıkan Arap ülkeleri, görüşmelerden çekilebilirdi. Aynı zamanda, barışın gerçekleşmesi durumunda, rağbet göstermeyen bu ülkeleri imza atmaya mecbur kılan bir şey de söz konusu değildi. Ama konu ile yakından ilgisi olan bizler Suriye, Lübnan ve Filistin olarak, görüşmeler bir yana, barış sözleşmesinden bahsediyorsak, doğal olarak imza atmamız gerekiyor. Bu tek yöntemdir ve ilkelerle ilgili değildir… Arap görüşmelerini iptal etmemiz gerektiğine dair söyleme sahip olmamamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü iptal edilmesi, mercileri inkar etme anlamına gelir ki bu da İsrail’in çıkarına olur. Barış müzakerelerini durdurmak ile görüşmeleri iptal etmek arasında fark vardır…” dedi.

İlke olarak Suriye’nin neden Türkiye’nin aracı olduğu dolaylı görüşmeleri kabul ederek buna bağlı kaldığına; Arap Dışişleri Bakanları Zirvesinde söylediği, görüşmelerde sansür olmadan Filistin yönetiminin görüşmeler gerçekleştirebileceğine; Lübnan’ın, herhangi bir kimseyi kalan Lübnan haklarını geri alabilecek görüşmelerde öne sürmesi söz konusu olduğunda da saftan çıkma, ihanet ve casusluk iddialarının başlaması.. Neden Lübnan? Sorularına da cevaben kimseyi engellemediklerini ve Yaser Arafat ile safın dışına çıkmış olmasından dolayı ihtilafa düştüklerini söyleyen el-Esad, bu tutumun Filistinlilerin çıkarı için olduğunu ve barış çalışmalarını baltalayacak her şeye karşı olduklarını söyledi. “Bizler her zaman için Arap koordinasyonunu destekliyoruz” diyen el-Esad, Oslo ittifakından sonraki Filistin durumundan geriye Suriye ve Lübnan arasında bir koordinasyonun söz konusu olduğunu ve bu konuda hala şu anda kendisi ile Mişel Süleyman arasında doğrudan görüşmeler yapıldığını söyledi.

Teknik açıdan Suriye’nin İsrail ile görüşmelere girmeyeceği mefhumunun yanlış olduğunu ifade eden el-Esad, 1991’den önce Barış Konferansına katılmak üzere gelen James Baker’ın on ay boyunca Barış Konferansı hazırlıkları amacıyla Suriye ile İsrail arasında gidip geldiğinde, dünyada hiç kimsenin dolaylı görüşmelerden bahsetmemesinin; yine kimsenin James Baker Suriye ile İsrail arasında müzakereleri yürütüyor dememesinin buna kanıt olduğunu söyledi.

Türk Dışişleri Bakanının aynı şekilde gidip gelmesi ve çalışmanın zamana yayılması yerine, Suriye’den bir temsilcinin İstanbul’a gittiğini, aynı şekilde İsrail’in bir temsilci gönderdiğini, dışişleri bakanının da iki temsilci arasında gidip geldiğini; daha önceki dönemlerde Madrid konferansına hazırlıkta olduğu gibi görüşmeler için net bir merci bulma hedefinin aynı hedef olduğunu ifaden eden el-Esad, özellikle görüşmelerin durmasından sonra, daha önce var olmayan Arap-İsrail güveninin az da olsa artmasının, 90lı yıllarda barış görüşmelerinin başarısız olmasından sonra, yeni, daha dakik ve daha net temellerle barış görüşmelerini hayata geçirme yönünde hareket etmeyi zorunlu kıldığını söyledi.

El-Esad, barış görüşmeleri başlayacağında ortak çıkarların varlığından dolayı Lübnan’ın Suriye’nin yanında olması gerektiğini; Suriye’nin veya Lübnan’ın tek başlarına çıkar elde etmesinin söz konusu olmadığını, bu yöndeki görüşün Filistinlilere de yönelik olduğunu vurguladı.

“Arap Enformasyon bakanları, gerek televizyonlarda gerekse uydu kanallarında olsun, ABD’nin icraatlarının terörist olduğu veya teröre destek sağladığı yönünde tutumlar sergilemişti. Arap Zirvesinin bu yönde net ve açık bir tutum sergilemesini umabilir miyiz yoksa konu daha sonra yine göz ardı mı edilecek?” sorusuna el-Esad şöyle yanıt verdi: “Bu bağımsız bir konu değildir, bu çifte standartların, batının bize karşı riyakar tutumlarının bir kısmıdır. Net bir tutum sergilemedikçe ve herhangi bir icraatı temelinden kaynaklı olarak kabul etme veya reddetme konusunda belirli temeller belirlemedikçe, bunlara karşı harekete geçmedikçe bizler, bu riyakarlık karşısında büyük sorumluluk üstlenmekle birlikte kimse bizlere saygı duymayacaktır. Etkin faaliyetler yürütmediğimiz sürece, bu tür icraatlar sürmeye devam edecek, herhangi bir zirvede alınacak herhangi bir kararın bir etkisi olmayacaktır. Ancak bu konu, Arap-Arap ilişkilerine yönelik önceki soruyla da ilintilidir. Bir görüş birliği söz konusu mudur? Bu tür problemlerle nasıl başa çıkabiliriz?.. Az önce bahsettiğim gibi, görüşler birbirine hala yakındır ancak birlik içinde değildir. Bazen görüşlerde yakınlaşma olmaktadır yani bir sorunun varlığı konusunda görüş birliğine varıyoruz. Ancak bu problemi nasıl çözebileceğimize dair soruyla ilgili farklı görüşler söz konusudur. Farklı görüşler söz konusu oldukça da, diğer ülkeleri bu tür faaliyetlerde bulunmaktan sakındıracak ciddi icraatlar var olmayacaktır.”

Obama’nın önümüzdeki ay barış görüşmeleri konusunda çalışmalar yürüteceği ile ilgili Amerikan medyasında ve resmi kaynaklarda haberlerin söz konusu olduğu, bunun, Amerikan başkanları için geleneksel bir eylem haline gelmiş gibi göründüğü ve ABD’nin barış müzakerelerini desteklemesinin ne tür sorun teşkil edeceği veya tehlikeli olduğuna yönelik soruya el-Esad: “Şayet sorun olsaydı, geçen senelerde ABD desteğini istemediğimizi söylemek için bir fırsatımız olurdu. Ancak bizler, Suriye-Amerika ilişkilerinin kötüleştiği durumlarda dahi, ABD’nin rolünün önemli olduğunu ve bunun başkanın kim olduğu ile ilgisi olmadığını söylemeye devam ettik. “ diyerek, sözlerine şöyle devam etti: “ancak barış istemeyen bir başkan gelirse bu rol söz konusu olmayacaktır. Bizler, doğal olarak barış görüşmelerini ilerletecek bir idareden bahsediyoruz. ABD’nin rolü, ilişkilerinin İsrail ile çok iyi olmasından ve büyük güç olarak ağırlığından kaynaklı olarak önemlidir… Gerçekleştiğinde, barış çalışmalarının güvencesi olarak rolü önemlidir. Onaylamaktan bahsettiğimizde, onaylama açısından bunun doğru olduğunu görüyoruz. Ancak ABD içerisindeki bazı lobilerden gelen bazı onaylamalar da söz konusudur ki, bu da ABD’nin rolündeki zayıf noktayı gösteriyor. Dolayısıyla rolün sadece onaylamaya değil, aynı zamanda Avrupa veya Türkiye olsun, tamamlayıcı rollere ihtiyacı vardır. Maalesef, ABD bölgeyi iyi tanımamakta olduğundan dolayı şu anda göründüğü kadarıyla bu çalışmanın ayrıntılarının idaresine kadir değildir. Onlarla güvenlik konusundaki tecrübemizden, onlara bazen program sahibi olmadıklarını, bazı bilgileri yanlış analiz ettiklerini ve kendilerinin her zaman yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyoruz.”

El-Esad: “ABD bir problem içerisinde değildir ancak bazı olumsuz yönleri vardır ki bu olumsuz yönleri anlarsa ve başka olumlu şeylerle başka ülkelerle nasıl tamamlayacağını bilirse işte o zaman barışa rahat şekilde ulaşacaktır ama elbette karşı tarafta bir İsrail ortağı olduğunu farz ediyoruz.” dedi.

Siyonist varlık ile ABD yönetimi arasındaki ihtilafın genişlemesi ihtimaline dayanarak el-Esad’ın yeni bir karar çıkaracağı veya siyaset yürüteceğine yönelik soruyu, el-Esad şu şekilde yanıtladı: “Konu geçicidir ve yönetimle ilgisi yoktur. Konu farklı kurumlar ve İsrail’e destek olan güçlü lobilerle ilgilidir Elbette halihazırda İsrail’in çıkarlarına uyup uymadığına mı, İsrail çıkarlarıyla hareket ederek Amerika’nın çıkarlarına mı yoksa kan akmasına neden olacak bir çıkara mı yönelik olacağına dair, yıllar önce söz konusu olmayan ve ABD’de artan, ABD’nin çıkarlarını sorgulayan bir gündem söz konusudur.”

El-Esad sözlerine şöyle devam etti: “Her zaman şunu söylerim: ABD’deki yeni yönetiminin iyi mi kötü mü olduğu ve İsrail-ABD ilişkisinin iyi mi kötü mü olduğu sorusunu hep sorarız.. Burada önemli olan bizlerin tutumunun ve mevkisinin ne olduğudur. Şayet bu konum güçlü olmazsa, tüm bunların herhangi bir değeri yoktur.”

“Biz Araplar açısından, Suriye’den, Suriye’nin Filistin hükümeti ile Filistin direnişçileri arasındaki yolun ortasında olduğuna dair bir konuşma işittiğimizde, sıradan bir Arap vatandaşı olarak, direnişçiler ile ‘İsrail yeni bir intifada yönünde bizleri sürüklemede başarılı olmayacak’ diyenlerin arasında Suriye’nin olduğuna inanmak zorunluluğu hissetmiyorum..” şeklindeki yorumu yanıtlayan El-Esad: “Sizlerden buna inanmanızı istemiyoruz ve bunu sunmuyoruz. Orada bu ilişkinin birçok boyutu olmakla birlikte direnişten yana bir taraf da var ki bizim de tutumumuz açıktır. Bizler direnişi destekliyoruz. Zira yönetimin ve Mahmut Abbas’ın tutumu da açık olup direnişi desteklememektedir. Bizler tutumumuzu gizlemiyoruz, onlar da öyle.. Ancak bizler, bir tarafın yanında saf tutarak diğer tarafa karşı durma veya bir tarafa yönelme şeklinde olmayan bir çözümden hareketle Filistinliler arasında barış konusunda gerçekten ortada duruyoruz.. Barış, ortada durmanızla başlar ki, ortada durmanız halinde her tarafın hata yaptığını farz etmiş oluyorsunuz. Ama kim daha az veya daha çok hata yaptı konusu, barışın konuşulduğu esnada değil, barış gerçekleştikten sonra konuşulur . Bundan dolayı görüşünü Filistin sahasında çeşitli kesimlerin yaptığını bir yana bırakarak, çözüm yönünde hareket etmelisiniz. Bu konuda evet, ortada duruyoruz ve geçen yıl Mahmut Abbas’ı birçok kez ağırladık.” dedi.

“Neden Kahire bunun aksine, Filistinli direnişçilerle ilişkinizin ve direnişçilerin ülkenizde bürosu olmasının özellikle barışı ilgilendiren Filistin kararı alınmasında etkili olduğunuzu düşünüyor?” sorusuna ise, el-Esad: “Kararı etkileme sözü dakik olmalıdır. Bizler Filistinlilerin yerine konuşmuyoruz. Bizler, karar almaları, yönlerini belirlemeleri gerektiğini vurgulayarak onlarla aynı safta yer alıyoruz. Evet onlara yardımcı oluyoruz ancak çözüm Filistin sahasından ortaya çıkmadıkça ne Suriye, ne Mısır, ne Suudi Arabistan ne de başka bir ülke çözüm sağlayabilir ki, üstlenmeye çalışacağımız herhangi bir rolde hepimiz başarısız oluruz.. Ama Mısır neye inanıyor veya inanmıyor bilmiyorum.. Bu konuda Mısır ile aramızda yıllardan beri siyasi diyalog olmadığından dolayı, Mısır’ın ne düşündüğünü bilmiyoruz.” şeklinde yanıt verdi.

Hem Şam hem de Kahire’den gelen açıklamalara göre iki ülke arasında ihtilaf olmadığının işitildiği dolayısıyla Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin sebep olmadan yıllar boyu kesilmesinde böylesine zayıf olup olmadığı sorusuna, el-Esad: İhtilaf olmadığı doğru değildir… Her zaman için ihtilaflar söz konusudur ama bizler ihtilafların sorun teşkil etmediğini söylüyoruz… Sorun, ele alış tarzıdır. Şayet, ‘benim gibi değilsen o halde sen bana karşısındır’ şeklinde düşünürsek, işte bu büyük bir sorundur. Aramızda ihtilaflar olması doğaldır ancak bu ihtilafları nasıl çözebilir, bu ihtilafların Arap dünyasında gerginlik yaratmasını nasıl engelleyebiliriz, işte asıl soru budur.. İşte bundan dolayı Arap-Arap ilişkilerinin organize edilmesi konusu üzerinde duruyorum. Organizasyon, Arap sorunlarının başka alanlara intikal etmesini ve Arap ülkeleri olarak ilişkilerimize yansıyan Arap haritasındaki bölünmeleri engelleyecektir.” yanıtını verdi.

“Barış müzakerelerinde Türkiye’nin rol oynamasından Mısır’ın rahatsızlığını veya kızgınlığını hissettiniz mi? Belki de Mısır, bu görüşmelerde kendini aracı rolünü üstlenmede sorumluluk sahibi hissediyordu” sorusunu el-Esad: Mısır hiçbir zaman aracı devlet olmadı ve bir Arap devleti olarak aracı olamaz. Zira ne bizlerin ne de Mısır’ın aracı olmayı kabul etmesi mümkün olmamakla birlikte, İsrail ile aramızda bağımsız olamaz. Çeşitli konularda ihtilaf içinde olsak dahi Mısır, Suriye ile birlikte olmalıdır ki, ne bizler ne de onun tarafından Mısır’ın aracı rolünü kabul edemeyiz. Dolayısıyla Türkiye’nin rolü, Mısır’ın rolüne etki etmemekle birlikte her biri farklı yönlere hitap etmektedir. Buna ek olarak, Suriye-Mısır ilişkilerindeki soğukluk, görüşmelerin ve Türkiye’nin aracılık rolünün öncesine dayanıyor.” şeklinde yanıtladı.

Bazı girişimler ve uygulamaların görülmesinden dolayı bazıları iyimser bir şekilde durgun suyun hareket etmeye başladığını ama yeniden sessizliğe büründüğü şeklindeki soruya Cumhurbaşkanı el-Esad, “Şuanda yapılacak Arap zirvesinde geçen yıl Suriye ile Suudi Arabistan arasında meydana gelen ilişkiye benzer bir ilişkinin olması umudu vardı. Ama Cumhurbaşkanı Mübarek’in hastalanması buna benzer tüm girişimleri erteledi. Biz Suriye’de bir kaç aydan beri değil, bir kaç yıldan beri ve her zaman bir çok devletin Arap ülkeleri arasındaki ilişkelerin düzelmesi için yaptığı Arap girişimlerine olumlu bir şekilde cevap veriyoruz. Biz Suriye olarak hiç bir devletten herhangi bir talebimiz bulunmuyor. Bazı konularda onlarla faklı düşünüyoruz onlarda bizden farklı düşünüyorlar. Biz onların tutumlarına saygı duyuyoruz, onlarında bizim tutumlarımıza saygı duymaları gerekiyor. Biz son yıllarda tutumlarımızı değiştirmedik, Arap-Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin bedeli tabii ki iyi olmalıdır. Suriye tutumunun değiştirilmesi olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bundan dolayı biz bu konularda olumlu davranıyorduk, diyalogun her şeyin başı olduğunu düşünüyoruz, diyalogta aradaki anlaşmazlıkları azaltıyor. Bunun örneği de Suriye-Katar ilişkisidir. Biz Katarlı kardeşlerimizle sürekli yeni bir şey çıktığı zaman her konuda anlaşmıyoruz. Ama buna rağmen bizim ve Katarlı kardeşlerimiz arasında büyük bir saygı bulunmakta ve aynı zamanda diyalogu sürdürmemizden dolayı bir çok siyasi konularda uyum içindeyiz” dedi.

Türkiye’deki bazı askeri darbe yapma girişimleri, bu konudaki suçluların mahkemeye çıkartılması ve darbeyle radikal milliyeçilerin veya askerin şu veya bu şekilde Türkiye’de iktidara gelmesi durumunda Suriye-Türkiye ilişkilerinin ne kadar sağlam olduğuna dair sorusuna el-Esad, “Türkiye ile olan ilişkimiz tüm kurumlarla ve hatta eğitim kurumlarıyla inşa edilmiş bir ilişkidir. Türkiye ile yarın ortak bilimsel araştırmalar konusunda üniversitelerle, askerlerle, güvenlik birimleriyle ve farklı siyasi muhalefet güçleriyle forumumuz olacak. Tüm bu güçler ve özellikle Başbakan Erdoğan hükümetine muhalif olan güçler, bize şu andaki hükümetle iç meselelerde farklı düşündüklerini ama Suriye ile ilişkilerde hepsinin mutabık olduklarını söylüyorlar. Biz ilk önce ilişkilerin kurumlarla kurulması ve daha sonra farklı düzeylerde geniş bir halk tabanıyla buluşması gerektiğine inanıyoruz.

Farklı mevkilerdeki kişilerin rolü bu ilişkilere ivme kazandırır ve belki de kapalı olan kapıları açar. Ama her zaman devlet ilişkilerinin birinci derecede halk tabanı üzerinde kurulması gerektiğini inanıyoruz. Bu tür ilişkiyi bu gün Suriye ve Türkiye arasında geniş halk tabanı üzerinde kurulduğunu açık bir şekilde görüyoruz.” Şeklinde cevapladı.

Suriye-Türkiye ilişkilerinin yapılandırılmasından hoşnut olmayan ve Suriye-İran ilişkilerinin gelişmesinden dolayı her zaman sıkıntılarını dile getiren bazı Arap çevreleri ve en son Suriye-İran arasında yapılan görüşmeyle ilgili bazı gazete editörlerinin Suriye ve İran’ın birbirlerini kandırdıklarını ve Suriye’nin görüşmelere ve barışçıl çözüme inanırken, İran’ın “İsrail yok edilmeli” şiarını sahiplenmesinden dolayı bu iki farklı tutumun biribiriye bağdaşıp bağdaşmadığı sorusuna el-Esad, “Ben bugüne kadar ve 30 yıllık ilişkimiz olan İranlı yetkililerle yaptığım güvenilir ve uzun görüşmelerde hiç birinden barışın sağlanmasına, toprakların iade edilmesine veya barış süreceğine karşı olduklarını duymadım. Bunun kanıtıda Türkiye’de yapılan dolaylı görüşmeler esnasında Suriye’yi görüşmelerde desteklediklerine dair yaptıkları açıklmadır. Birbirimizi hem yıllar boyunca kandıracağız ve hemde bu kandırma sonucunda ittifakımız günden güne güçlenecek…Bu çelişkili bir karşılaştırmadır..bu da benim cevabım” dedi.

İran’ın Irak’ta milli güvenliği deldiği ve Suriye’nin bu durum karşısında sustuğu eleştirileri konusunda ise Cumhurbaşkanı el-Esad, “Milli güvenlik düşman tarafından delinir, bizi tarihi ve coğrafi şartların biraraya getirdiği kardeş İran ve Türkiye tarafından değil…Eğer İran’ı milli güvenliği tehdit ediyor saptamasını yapacaksak bu saptamayı niye Türkiye için yapmıyoruz. Her iki devlet olumlu bir rol oynuyor ve Türkiye ve İran rolleri arasında şuanda büyük bir çelişki bulunmamaktadır. Bundan dolayı niye İran’a kızarken Türkiye’ye kızmıyoruz. Ben bu sözlerin doğruluğunu görmüyorum. Bizim İran’la bazı ayrıntılarda anlaşsakta ayrı düşsekte iyi ilişkiler kurmaya ve diyalog yapmaya ihtiyacımız var. Ben Suriye’den bahsetmiyorum, bizim İran’la ilişkilerimiz iyi” dedi.

Cumhurbaşkanı el-Esad Irak konusunda ise, “Irak konusunda her zaman yaptığımız gibi dış güçleri suçluyoruz, eğer Irak’ta dışla ilgili bir sorun varsa bunun sebebi Arapların Irak sahasında etkin olmamalarından dolayıdır. Irak’ta Arapların rolü ne ki, İran’ın Arapların rolünü aldığını söyleyebilelim. Biz Irak’ta yokuz buyrun Irak’ta bir rol oynayalım daha sonra başkalarından hesap soralım…Iraklılar biz Arapları istiyoruz, başka tarafları değil diyor..Onlar Arapları istediklerini söylüyorlar biz de yokuz..bundan dolayı başkalarını suçlamadan önce ilk olarak sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekiyor. Bizim Araplar olarak eksikliklerimiz var ve İran’ın rolünde de..İran, Irak’ın komşusu ve Başkan Saddam Hüseyin döneminde çelişkiye düşürek 8 yıl süren bir savaş oldu ve bu savaşın iki taraf ilişkileri üzerinde etkileri var. Ama tüm bunlara rağmen iki devlet arasında ortak çıkarlar var ve iki devlet arasında iyi ilişkilerin olması kaçınılmazdır. Herhangi bir ülke onu çevreleyen ülkelerdeki gelişmelerden etkilenir. Biz Suriye olarak hem Lübnan’ı etkileriz hem de Lübnan’daki gelişmeler bizi etkiler, Irak’taki gelişmelerden de hem etkileniriz hem de etkileriz, bu durum Türkiye ve Ürdün içinde geçerlidir. Bu da doğal olan şeydir. Ama eğer ülkelerin izole edilmesi ve birbirlerinden etkilenmemesi gerekir dersek, bu durum kabul edilemez” dedi.

Amerika’dan çoktan beri Suriye-Irak sınırıyla ilgili herhangi bir suçlama yapmadığı aksine iyi şeylerin söylendiği ve bu değişikliğin nedeni sorusuna el-Esad, “Ben basit bir şekilde Amerikalıların Irak’ta olup bitenler hakkında bilgi sahibi olmadıklarını düşünüyorum. Sadece sınır konusunda değil, tüm Irak’ta öyle olduklarını düşünüyorum. Bu konuyla ilgili şuana kadar bir düşünceleri yok, Irak’ta çıkış yolu, çözüm ne bilmiyorlar. Biz onlarla bu konuları görüşüyoruz ve en kötüsü güvenlik konusunda fazla bilgileri olmaması. Biz Amerikalılarla Eylül 2001 saldırısından 2004 yılında güvenlik alanındaki ilişkilerimizi kesene kadar doğrudan tecrübelerimizi söyledik. Görüştüğüm tüm Amerikalı yetkililere, ellerinde çok bilgileri olduğunu ama bilge olmadıklarını, bilgi ve bilgelik arasında büyük bir fark olduğunu söylemiştim. Onların ayrıntılar konusunda fazla bilgelikleri olmadığından dolayı bilgi geldiği zaman doğru bir şekilde analizini yapamıyorlar. Sınır güvenliğini sağladığımız veya sağlamadığımızı söyledikleri zaman söyledikleri doğru olmuyor. Çünkü her zaman onlara sorunun Irak’ın içinde ve siyasi durumdan kaynaklı olduğunu söylüyoruz. Sorun, sınır güvenliğini sağlamak istediğiniz zaman bile, işbirliği yapacağın bir tarafın olmaması. Sınırın iki tarafı var bir taraf değil, bundan dolayı işbirliğine yanaşmayan bir durumda tek başına sınır güvenliğini nasıl sağlayacaksın. Bundan dolayı bu konuyla ilgili olumsuz veya olumlu konuştukları zaman fazla önem vermiyoruz” şeklinde cevapladı.

Irak’ta yapılan seçimlerin resmi sonuçları Cuma günü açıklanacağı ve Irak’ta Suriye’ye en yakın tarafın kim olduğu sorusunu Cumhurbaşkanı el-Esad,” Biz duruma bu açıyla bakmıyoruz ki zaten özellikle seçimlerden önce tüm Irak’lı güçlerle iyi ilişkiler istediğimizi vurgulamak amacıyla onları seçimden önce kabul etmeye çalıştık. Iraklı güçlerin bir çoğu farklı dönemlerde Suriye’de yaşıyordu. Önümüzdeki aşamada Irak’ta görev başında olacak herhangi bir hükümet veya kurumla yapıcı olmamız gerekiyor” dedi.

Suriye’yi Irak’taki güvenliği bozmakla veya bazı terör eylemleri arkasında Suriye’nin olduğunu söyleyen ağır suçlamalar yönelten tarafları da kapsayacak mı sorusunu el-Esad, ” Eğer Suriye’ye karşı samimi, saf ve iyi bir niyet varsa ve Suriye’nin Irak’ın iyiliğini istiyor kanaatini taşıyorlarsa bizim açımızdan herhangi bir sorun yok. Çünkü siyasi çalışmalar açıklamar üzerinde inşa edilmez, biz ileriye bakıyoruz ve geçmişi yaşamıyoruz” diye cevapladı.

Suriye’de bir çok sayfanın açıldığı ve bazı taraflar Suriye’nin direnişi desteklemekten bir gün sıkılacığı ve artık desteklemeyeceği şeklinde bahis oynanıyor bahis oynayan taraflara ne söylemek istersiniz sorusunu el-Esad, “Eğer Lübnan’ın 2000 yılında İsrail’in iyi niyetinden dolayı kurtarıldığını veya İsrail’in hedeflerini elde etmesini uluslararası arenadaki gelişmelerden dolayı 2006 yılında engellendiği ve savaşta başarısız olduğunu veya başka devletlerin işgal edilen topraklarımızı ve haklarımızın iade edilmesi için çalıştığı konusunda bizi ikna ederlerse sıkıntılı oluruz veya bizi sıkıntılı olmamızı sağlarlar. Buna benzer bir çok konu var, eğer bu konuda bizi ikna ederlerse ikna olacağız. Biz bir düşünceye sadece bağlı olmak için bağlanmıyoruz. Yani bu bir inatlaşma değil. Gelişmeleri okuyabiliyoruz eğer bizi gelişmeleri farklı bir açıdan okumamız konusunda bizi ikna ederlerse biz hazırız” dedi.

Direniş ve düşman kavramlarının karıştırıldığı bir süreçten geçildiği ve Direniş hareketinin silahsızlandırılması konusunda hayatını buna adayan kişilerin olduğu ve bu durumu Arapların tarihine nereye konulması gerektiği şeklindeki soruya el-Esad, “Ben tüm konuşmalarımda direnişi utanmadan ve tereddütsüz bir şekilde desteklememiz gerektiğini söyledim, yani direnişi desteklememiz için bazı bahanelerin arkasında saklanmamıza gerek yok. Suriye’nin bu konudaki tutum açık, bu aşamayı ben direniş aşaması olarak adlandırıyorum. Eğer burada başarılar varsa, bu da direnişler sayesinde kazanılan başarılardır, bölgedeki siyasi harita sayesinde değil. Direnişler, bir çok devletin çıkarına olan siyasi gelişmelere vesile oldu ve bu devletler olumlu vakalar olarak saydıkları bu gelişmeleri direniş sayesinde olduğunu bilmiyorlar. Bundan dolayı içinde yaşadığımız aşama direniş aşamasıdır ve başka bir seçenek yoktur. Bu seçenek bizim seçeneğimiz değil, bize bu seçeneği düşman dayattı tersi doğru değil” dedi.

Sohbetlerde ve basında Sosyalist Arap BAAS Partisi ile ilgili konuşmaların azaldığı ve Arap Milliyetçiliği düşüncesine olan inancınızda bir soğuma oldu mu sorusunu el-Esad, “Hayır..aksine, ben her zaman eğer bizi 60′ların diliyle konuştuğumuz suçlamasını yapıyorlarsa ve konuştuğumuz dili 60′ların veya 50′lilerin dili sayıyorlarsa, ben onlara BAAS partisinin kuruluş yılı olan 30′ların diliyle konuşmaya hazır olduğumuzu söylüyorum. Aksine biz Arap milliyetçiliği düşüncesinin şuanda biz Arap devletleri için geçmişe nazaran tek sığınak olduğunu kanıtladığı inancındayız. Ben siyasi performansa bağlı olan Arap dayanışmasından bahsetmiyorum sadece, farklı Arap devletlerinde bulunan Arap halkının farklı katmanlarını birbirine bağlayan ilişkiden bahsediyorum. Arap milliyetçiliği düşüncesi toplumun tüm bileşenlerini birbirine bağlıyor ve bu düşünce olmadan bölgenin istikrarlı olacağını düşünmüyorum. Irak ve Lübnan’daki gelişmeler bize, geleceğimizi Arap milliyetçiliği düşüncesinin temeli üzerinde kurmamız gerektiğini kanıtladı. Eğer biz bugün BAAS düşüncesini dile getirmiyorsak geçmişte açıklamdığımız şeyleri şimdi de açıklama gereği duymadığımızdandır. Çünkü bu düşünce bugün Arap vatandaşların düşüncelerinde daha fazla kökleşmiş durumdadır” dedi.

Suriye-İran zirvesinde biz İslam veya Müslüman devletiyiz tabirini kullanmasıyla ve dini bir izlenim vermesiyle ilgili soruya Cumhurbaşkanı el-Esad, “Tabiki biz Müslüman bir devletiz. Eğer biz İKÖ’ye üye bir ülkeysek tabii ki İslam ülkeleriyle bir İslam devleti olarak konuşacağız. Suriye, çoğunluğu Müslüman olarak bilinen bir ülke. Ama biz aynı zamanda milliyetçi bir ülkeyiz; toplumu ve devleti laik olan bir ülkeyiz. Laiklikte din karşıtı, düşmanı veya dini ilga eden anlamına gelmez. Aksine tüm din bileşenlerinin özgürlüğü anlamına gelir. Bu bağlamda konuşmayı Hz. Muhammed’in (sav) doğum yıl dönümü münasebetiyle yapmıştım. Konuşmada ayrıyeten direnişin ahlaki ve dini anlamda desteklenmesi gerektiğini ve tabii ki bir Müslüman olarak konuşuyordum” şeklinde cevapladı.

Suriye’de farklı İslam mezhepleri ve mozağiyle ilgili Velid Canbolat’ın söyledikleriyle ilgili soruya el-Esad, ” bu tür olgular gerçek olsa bile bu tür bölünmüşlüğü reddediyoruz. Gerçek olgu ise, küçük aidiyet duygularının vatana bağlılık olan büyük aidiyet duygularına kanalize oluyorsa bu ayıp bir şey değil. Her insanın farklı inancı, kültürü veya başka şeyleri olabilir ama önemli olan tüm bunların istisnasız bir şekilde büyük aidiyet duygusuna aksamasıdır. Sorun bu tür iadiyet duygularının, büyük aidiyet duygusu veya vatana bağlılığın alternatifi olarak çıktığı zaman olur” dedi.

Suriye-Lübnan aynı topraklar üzerinde yaşayan iki halk ve bazıları bunun aksine biz iki ülkede yaşayan aynı halkız söyleminden sıkıntı duydukları ve Velid Canbolat’ın bunu yansıtmasıyla ilgili soruya el-Esad, “Bu konuyla ilgili yorum yapmak istemiyorum, belki daha sonra ne demek istediğini sorabiliriz” dedi.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv