Suriye cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ın El Meyadin televizyonu ile röportajının tamamı
Bu yazı kez okundu.
17 Kasım 2013 10:55 tarihinde eklendi

Cumhurbaşkanı el-Esad’ın Meyadin Televizyonu ile Röportajının tamamı… Uzun olmasıyla ara başlıklara göre konu seçip okuyabilirsiniz..

Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad, muhalefetin halk tabanı ve net siyasi programı bulunan, dışarıdan kiralanmayan ve emirlerini dışarıdan almayan siyasi bir içyapı olduğunu, bu muhalefetin programlarını dışarıdan almadığını, dış müdahaleyi reddettiğini ve silah taşımadığını söyledi.

El-Esad, Meyadin televizyonuna verdiği röportajda, silah ve terörden uzaklaşması, yabancılara Suriye’ye askeri, siyasi ve her türlü müdahale çağrısından vazgeçmesi şartıyla herhangi bir tarafla diyaloga hazır olduklarını belirtti.

Cenevre’de düzenlenmesi beklenen Suriye konulu konferansın teröristlerin finanse edilmesinin sona erdirilmesini içermesi halinde Suriye’de hiçbir sorunun kalmayacağını, teröristlere para ve silah desteğinin kesilmesi, Suriye’ye gelişlerinin engellenmesi durumunda krizin kolaylıkla çözümleneceğini ifade ederek Suriye krizinin bazılarının göstermeye çalıştığı gibi karmaşık ve zor olmadığına, zorlukların dış müdahaleden kaynaklandığına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Suudi Arabistan’ın ABD politikalarını sadakatle uygulayan bir ülke olduğunu, Suriye’deki terör gruplarını açıkça desteklediğini, silah ve para temin ettiğini, siyasi ve medya desteği sağladığını ifade etti.

Katar yeni Prensinin Katar politikalarını değiştirmeyi düşünmesi halinde Suriye’nin içişlerine müdahale etmemesi ve teröristleri desteklememesi gerektiğine işaret eden el-Esad, “Suriye’nin Suriye kanlarının akıtılmasına katkıda bulunan herhangi bir ülkeden istediği azami şey budur” dedi.

Hamas’la ilişkiler konusunda ise el-Esad, Hamas’a direniş hareketi olması nedeniyle destek verdiklerini, gerçek ve samimi bir direniş hareketi olma kararı alması halinde yanında duracaklarını, fakat Müslüman kardeşlerin yanında olmayı seçmesi halinde bu ilişkiye gerek olmadığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı, Suriye’de yaşananların özellikle kaos yaratmak amacıyla dış müdahale, dışarıdan terörist, silah ve para gönderme açısından Tunus ve Mısır’da yaşananlardan farklı olduğunu söyleyerek kriz yaşanmadan iki ay önce gösteri düzenlenmesi için medya organlarında bir kışkırtma hamlesi başlatıldığını dile getirdi.

Bu kışkırtmanın Suriyelileri sokağa dökmeyi başaramamasıyla birlikte para akmaya başladığını ve kiralıkların harekete geçirildiklerine dikkat çekerek Suriye’nin jeopolitik, 50 yıla dayanan devlet yapısı ve siyaset açısından farklı olduğunu kaydetti.

El-Esad, Suriye’de değişim ve reform isteyen kesimlerin de bulunduğuna dikkat çekerek bunların kışkırtmalar başladığında değil daha sonra demokrasi yönünde değişim olduğunu zannederek harekete geçtiğini fakat gerçeği anladıklarında geri çekilerek sokağı kiralıklara, daha sonra teröristlere ve radikal İslamcılara bıraktığının altını çizdi.

Şu An Kaide ve Ona Bağlı Gruplarla Mücadele Aşamasındayız

Krizin çeşitli aşamalardan geçtiğine değinen el-Esad, öncelikle kan akıtılarak kaosun doğal ve kendiliğinden yayılması amacıyla kışkırtma yapıldığını, fakat buna rağmen gösterileri Suriye devletini yıkacak şekilde yayamadıklarını ifade ederek daha sonra silahlandırma aşamasının başladığını, sokağa aleni şekilde silahlanarak inildiğini, silahlı kuvvetlerin teröristlere ya da sözde Özgür Orduya ağır darbe indirmesi ardından da Kaide örgütünün devreye girdiğini söyledi.

El-Esad, şu an Kaide örgütü ve ona bağlı gruplarla mücadele aşamasında olduklarını belirterek krizin içeriden değil dışarıdan başlatıldığını, içte yanıt bulamamasının da bunun en büyük kanıtı olduğuna işaret etti.

Irak’ın işgali sırasında Suriye’ye büyük miktarda silah geçirildiğine dikkat çeken el-Esad, bu silahların kullanılabilmesi amacıyla koşulların yaratılmaya çalışıldığını ve insanları para karşılığında sokaklara döktüklerini, silahlı grupların ise göstericileri koruma bahanesiyle gösterilere katılıp ateş açtığını söyledi.

Muhalefet Halk Tabanı ve Siyasi Programı Bulunan Siyasi Bir Yapıdır

Cumhurbaşkanı el-Esad, bu olayların yaşanmasının muhalefet bulunmadığı anlamına gelmediğine işaret ederek muhalefetin dışarıdan emir alan kiralıklar değil halk tabanı ve siyasi programı bulunan siyasi bir iç yapı olduğuna, siyasi muhalefetin asla silah taşımayacağına, silaha başvurmasıyla birlikte isyan ya da teröre dönüşeceğine dikkat çekti.

Dış müdahalenin içteki hatalara dayandığını belirten el-Esad, “içteki hatalar dış müdahalenin başarısını arttırır. Batı, Körfez ülkeleri ve Türkiye’yi suçlasak da sonuçta Suriyeliler olarak biz bu krizden birinci derecede sorumluyuz. Vatan evimizdir ve kapını hırsızlara açtığın zaman hırsızı hırsız olduğu için suçlayamazsın çünkü o eğitildiği ve öğrendiği şekilde hareket etmektedir. Dolayısıyla bizim iç sorunlarımız var fakat bu sorunların hiç biri ciddi ve samimi şekilde gündeme getirilmedi ve çoğu kaos yaratmak amacıyla kullanıldı” diye konuştu.

Suriye Her Zaman Tehdit ve Baskı Altındaydı

Suriye’nin yıllardır baskı ve tehdit altında olduğuna dikkat çeken el-Esad, batının Suriye’ye karşı tutumlarını aniden değiştirmediğini, ilişkilerin en iyi olduğu dönemde bile baskı uyguladığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı, Suriye’nin laik bir yapıya sahip olmasının içinde radikal dinci odakların bulunmadığı anlamına gelmediğini belirterek radikal dinciliğin uzun yıllara dayandığını fakat 11 Eylül saldırıları, Afganistan ve Irak savaşının ardından şiddetlendiğini, bu nedenle Suriye yönetiminin radikal İslam’ın yayılması endişesiyle bu savaşlara her zaman karşı çıktığını ve radikal İslam’la savaş halinde olduğunu ifade etti.

“Krizin ve kaosun çıkmasıyla birlikte devletin bazı bölgelerdeki etkisi zayıfladı.

Dolayısıyla radikal dinciliğin gelip bu boşluğu doldurması, büyümek ve genişlemek için gerekli ortamı yaratması doğal. Fakat bu Suriye’de radikal İslam’ın olmadığı anlamına gelmiyor. Biz bu bölgenin bir parçasıyız ve bu bölge yıllardır terörün Arap bölgesine girmesinin sıkıntısını yaşıyor” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı, Müslüman Kardeşlerin 70’li yılların sonu ve 80’li yılların başında Suriye’de gerçekleştirdikleri terör eylemlerinin ardından 1985 yılında terörle ortak mücadeleyi gündeme getirdiklerini, fakat hiç kimsenin bu terimle ilgilenmediğini, çünkü o dönemde terörün kendileri açısından bir önem taşımadığını ifade etti.

Terörle Mücadele Eden Her Ülkeyle İttifak Kurmakta Tereddüt Etmedik

Afganistan savaşı döneminde terörün cihat sayıldığını, teröristlerin “özgürlük savaşçıları” olarak adlandırıldığını hatırlatan el-Esad, dünya terörden söz etmeye başladığında uygulanan yöntemleri desteklemesek de ABD dâhil terörle mücadele eden her ülkeyle ittifak kurmakta tereddüt etmediklerinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı el-Esad, ABD ile özellikle 11 Eylül olaylarının ardından terörle mücadele konusundaki işbirliğinin genişlediğini bildirerek “Amerikalılar en yakın müttefiklerine bile açılmaz çünkü onlar tüm ülke ve teşkilatlarının kendilerine hizmet ettiği anlayışıyla hareket ederler. Aramızdaki anlaşmazlık buradan kaynaklanıyordu.

Terörle mücadeleye bilgisayar karşısında oynanan bir oyun gibi bakıyorlardı. Yani düşman ekranda belirince öldüreceğiz. Fakat biz terörle mücadeleyi kapsamlı bir mücadele olarak görüyoruz. Çünkü bir kişiyi öldürdükten sonra onlarcası ortaya çıkıyor. Bugün 11 Eylül saldırılarının üzerinden 12 yıl geçmesi ardından terörün dünyada daha güçlü ve daha yaygın olduğunu görmekteyiz” dedi.

ABD Avrupa Arap ve Bölge Ülkelerinin İzlediği Politikalar Kaide’nin Suriye’ye Gelişine Katkıda Bulundu

ABD’nin Kaide örgütüne doğrudan destek sunup sunmadığı konusunda yeterli delil bulunmadığını belirten el-Esad, fakat uygulamalarda kaosa destek verildiğinde ve terör gruplarıyla mücadele eden devletin karşısında durulduğunda bu grupların dolaylı olarak desteklenmiş olacağını kaydetti.

El-Esad, Amerika’nın Suriye’deki kaos ve teröre siyasi örtü oluşturarak terörü doğrudan desteklediğine işaret ederek “onlar ABD ve Avrupa’nın politikalarını desteklediler. Bazı Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu, bir kısım Arap ve bölge ülkeleri Kaide örgütünün Suriye’ye gelişine bazı durumlarda kasıtlı, bazı durumlarda da istemeyerek katkıda bulundu” diye belirtti.

Amerikan yönetimlerinin hiçbir şeyi takdir etmediklerini ve bencil olduklarını söyleyen el-Esad, bir başka tarafla ortak çıkar için değil sadece çıkarları için işbirliği yaptıklarını, kendilerine her türlü desteği sunan müttefiklerini işleri bittiği zaman bir kenara attıklarını hatırlattı.

“Kuşkusuz ABD büyük bir ülke ve dünyadaki olayların gidişatını etkiliyor. Onunla çıkarlarına hizmet edecek bir ilişki kurabiliyorsan bu iyidir ve anlaşmazlıklara rağmen bu konuda tereddüt etmemek gerekir. Fakat onunla sadece kendisinin çıkarlarına hizmet edecek şekilde ilişki kurmak tehlikelidir çünkü kendi çıkarlarını yok sayarak onun çıkarları için çalışmanı isteyecektir” diye ekledi.

Suriye’nin terörü hiçbir zaman koz olarak kullanmadığına ve her zaman teröre karşı olduğuna dikkat çeken el-Esad, Irakla bu konuda anlaşmazlıklar yaşandığını, sınırları kontrol etmenin zor olduğunu söyleyerek “örneğin bugün Irak’tan Suriye’ye ırak sınırından teröristler sızmakta fakat Suriye bu konuda Irak hükümetini suçlamıyor.

Çünkü teröristler sınırda değil içeride kontrol edilmeli ve onlarla içeride mücadele edilmeli” dedi.

Cumhurbaşkanı, Suriye’nin terörle askeri, güvenlik ve istihbarat operasyonlarıyla mücadele ettiğini ve Suriye’yi Lübnan’dan Irak’a yada ters yönde sızmak için kullanan teröristleri engellemeye çalıştığını ifade ederek Suriye’de krizin başlamasıyla birlikte güvenlik durumunun değiştiğini ve Kaide’nin Suriye’ye girerek cihat toprağı olarak ana hedefe dönüştürdüğünü kaydetti.

“Herhangi bir ülkede terörü ve teröristleri desteklemek kendi ayağına kurşun sıkmaktır” diyen el-Esad, Irak’ta direnişe işgale karşı mücadele ettiği için siyasi destek verdiklerini, onunla temas kurmadıklarını, Kaide’nin ise Amerikan işgaliyle mücadele etmek yerine sivilleri öldürdüğünü ifade etti.

ABD’nin Suriye’yi Irak’a yönelik hamlenin bir parçası olması amacıyla çabaladığını bildiren el-Esad, bu amaçla korkutma ve teşvik etme yollarına başvurduğunu ve susturmaya çalıştığını, fakat Şerm el-Şeyh zirvesinde Suriye’nin savaşı en yüksek sesle reddettiğini hatırlattı.

Cumhurbaşkanı, Suriye’nin bunun bedelini ağır ödediğini, Amerikan kongresinin eskisinden daha katı ve ağır olan Suriye’den hesap sorma yasası çıkarma imasında bulunduğunu belirterek “herkes Amerika’ya itaat ve sadakatini gösterirken Colin Powell Suriye ziyareti sırasında ben ve ziyaretim dışında hiçbir dostunuz kalmadı demişti. Bu son ziyareti olmuştu. Bu ziyaret Filistinli grupların ya da Hamas, Halk Cephesi ve İslami Cihat liderlerinin Suriye’den çıkarılması gibi birçok talebe dayanıyordu” diye konuştu.

Suriye’nin Filistinli grupların ülkelerine dönmelerini teklif ettiğini ve herhangi bir ülkeye kovulmalarını reddettiğini söyleyerek Powell’in ABD’nin Iraklı yöneticilerin Suriye’ye girişlerinin engellenmesi ve ya teslim edilmesi, Lübnan direnişi ve Hizbullah’la ilişkilerin ve desteğin kesilmesini istediğini aktardı.

El-Esad, “en tehlikeli talepleri ise Iraklı bilim adamları, bilimsel yetenekler ve üniversite profesörlerinin Suriye’ye girişlerinin engellenmesiydi. Bu da daha sonra bilimsel yeteneklere düzenlenen sistematik suikastlara açıklık getiriyor. Fakat biz bu talebi reddettik ve Suriye’ye gelen herkesi kabul ettik. Suriye’deki üniversitelerde de görev verdik” diye ekledi.

Bizim Açımızdan Amerikan Vaatleri Hayalidir

ABD’nin Suriye’yi teşvik ve ikna etmek için sunduğu tekliflerin Dışişleri Bakanı Yardımcısı William Burns tarafından yapıldığını, ABD’nin barış sürecinin başlatacağının söylendiğini belirterek “bu sözlerin 1991 yılında Kuveyt’in kurtarılmasına katkıda bulunduğu zaman verildiğini hatırlattık. ABD barış sürecinin başarıya ulaşması yönünde hiçbir katkıda bulunmadı ve sorumluluklarından kaçtı.

Bizim açımızdan Amerikan vaatleri hayalidir. Deneyimlerimize dayanarak ona güvenmiyoruz” dedi.

Golan topraklarının iade edilerek barışın sağlanacağının vaat edildiğine değinen el-Esad, Suriye’nin Amerika’da düşmanları bulunduğu ve yalnız kalacağı gibi tehditlerin yapıldığını ve cezalandırma işaretlerinin verildiğine dikkat çekti.

Suriye Politikasında Kabadayılığa Yer Yoktur

Kabadayılığın Suriye politikasının özelliklerinden biri olmadığına, politikasının halkın çıkarlarını yansıtan kurumsal politikalar olduğunu belirten el-Esad, Arap ülkesi olarak birden fazla kötü ya da daha az kötü seçeneklerle karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.

El-Esad, “biz daha az kötü olan ABD projelerini reddetme seçeneği tercih ettik. Bu projelere destek verseydik durum daha kötü olabilirdi. Amerika’nın çıkarlarıyla inatlaşma gibi bir tutum içerisinde değiliz çıkarlarımızı korumaya çalışıyoruz. Irak’ta onlara destek vermedik ve on yıl sonra tüm endişelerimizin haklı olduğunu görüyoruz. İstikrarsızlık, daha çok kan, bölünme ihtimali. Bazıları bölünmenin fiili olarak bulunduğunu söylüyor ve bütün bunlar Suriye’yi doğrudan etkileyecek. Suriye Lübnan’a çıkarlarını korumak başta olmak üzere belirli hedefler için müdahale etti” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Hafız el-Esad’ın Amerikalılarla Çöl Fırtınası operasyonunda ABD’yi desteklemek için değil Kuveyt’i kurtarmak için işbirliği yaptığına dikkat çeken el-Esad, bir Arap ülkesinin diğer bir Arap ülkesini işgal edemeyeceği ve ABD’nin Arap ülkeleri yokmuşçasına hareket edip Kuveyt’i kurtarmaya girişemeyeceği ilkesiyle hareket ettiğini hatırlattı.

Suriye İnatçı Değil Esnek Bir Ülkedir

Suriye’nin inatçı değil esnek bir ülke olduğunu, ABD ile terörle mücadele ve barışın sağlanması konusunda işbirliği yaptığını hatırlatan el-Esad, inadın ve haklara tutunmanın farklı şeyler olduğunu, Suriye’nin hakları ve çıkarlarına tutunduğunu, bunun aksi yönde hareket edemeyeceğini dolayısıyla kötüyü değil daha kötüsünü seçmiş olacağını söyledi.

Fransa eski Başkanı Jacques Chirac’ın Amerikan güçlerinin Bağdat’a girmesi ardından politikalarını ABD’ye uygun şekilde değiştirme zamanının geldiğini düşünerek hareket ettiğini belirterek herkesin ABD’ye zafer kazanmış edasıyla baktığını ve Amerikan yönetimine güven mektupları teslim ettiklerini, Fransa’nın ise Suriye politikasını güven mektubu olarak sunduğunu kaydetti.

“2003 yılının Kasım ayında Fransa Başkanı Chirac’ın temsilcisi Suriye’ye geldi ve Suriye’yi saran tehlikelerden söz ederek George Bush’un Suriye’ye çok kızgın olduğunu söyledi. Hatta tam olarak Başkan Bush’un Chirak’a zararlı ya da kötü olduğumu ve Suriye’yi korumak gerektiğini söylemiş. Bu korumanın ise Suriye’nin İsrail’i tanıması ya da iki devleti İsrail ve Filistin’i tanıması ile sağlanacağını bildirdi. Tabi barış sürecinden hiç söz edilmedi” dedi.

Suriye’den yol haritasını desteklemesinin istendiğine işaret eden el-Esad, Suriye’nin yol haritasına Filistin ayağına odaklanması ve Golan’ın iade alınmasından ya da Suriye ayağından söz etmemesi nedeniyle olumlu ya da olumsuz şekilde müdahale etmeyi ve bir parçası olmayı reddettiğin belirtti.

Fransız temsilcinin Suriye ziyaretinin başarısız olması ardından Fransız politikasının değiştiğini, Chirack ve Bush’un 2004 yılında Lübnan’dan çıkması yönünde Suriye’ye baskı yapmak amacıyla anlaştığını söyleyen el-Esad, Lübnan’dan çıkması ardından Suriye devletinin yıkılmasını beklediklerine dikkat çekti.

Suriye’de silahlı eylemlerin krizin başlamasından 6 ay sonra başladığına işaret eden el-Esad, silah kullanan tarafların dış taraflarla işbirliği yaptıklarını, Müslüman Kardeşlerin demeçlerinde krizden önce silahları Suriye’ye nasıl geçirdiklerinden söz ettiklerini hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Katar’ın silahlı gruplara açık destek verdiğini, aradan iki yıl geçmesi ardından Suudi Arabistan’ın devreye girdiğini, fakat Katar’ın finanse ederek birinci Türkiye’nin ise lojistik destek vererek kinci derecede rol oynadığının altını çizdi.

Ürdün’ün ise başlangıçta uzak kaldığına ve koridor görevi üstlendiğine, fakat bir yıl önce devreye girdiğine işaret etti.

Muhalefetin ulusal muhalefet olabilmesi için iç muhalefet olması gerektiğine vurgu yapan el-Esad, dış muhalefetin dışarıya bağlı olduğu ve dışarıda oluşturulduğu, köklerinin dışarıda olduğu ve içeride halk tabanı bulunmadığı anlamına geldiğinin altını çizdi.

El-Esad, “bir muhalefeti kovuştururken bir diğerini neden kovuşturmuyoruz? Neden birine Suriye’de kalma izni verirken diğerini kovuşturup yurtdışına çıkma izni veriyoruz?” diye sorarak bir kesimin gerçek muhalefet olduğunu ve devletle ilişki kurmayı reddettiğini ve Suriye’de bulunduğunu, suçlanan ve suçlanmayan olarak ayrıldıklarını ifade etti.

Devletin kanunları ihlal edenleri kovuşturduğunu, bunların büyük çoğunluğunu Müslüman Kardeşlerin oluşturduğunu bildiren el-Esad, Suriye’ye kanunları ve anlayışına göre Müslüman Kardeşlerin terör grubu olduğuna vurgu yaptı.

Müslüman Kardeşlerin terörden daha şiddetli teröre yöneldiklerini söyleyen el-Esad, Suriye’nin Müslüman kardeşlere bakış açısının bu grubun terörist ve oportünist bir grup olduğunu kanıtladığını, bu grubun dine değil nifaka dayandığını ve dini siyasi kazançlar elde etmek için kullandığını belirtti.

Silah ve Terörden Uzaklaşması Halinde Her Kesimle Diyaloga Kurabiliriz

Cumhurbaşkanı el-Esad, 80’li yıllarda yaşanan Müslüman Kardeşler krizinin ardından onlarla grup, akım ya da parti olarak diyalog kurduklarını fakat ulusal çizgiye dönüş konusunda samimi olmadıklarını kanıtladıklarını bildirerek buna rağmen bazı şahsiyetlerle diyalog kurduklarını ve bunların gruptan çekilip ulusal çalışmaya dönme kararı aldıklarını ve Suriye’ye döndüklerini söyledi.

“Bunların bir kısmı Müslüman kardeşlerin siyasi kılıfından çıkarak din alanında çalışmaya başladı. Dolayısıyla silah, terör ve yabancılara askeri ya da siyasi müdahale çağrısından vazgeçmesi şartıyla herhangi bir tarafla vatanı herhangi bir başlık altında yıkma amacı taşımayan, yapılandırılmasına katkıda bulunacak her kesimle diyalog kurmaya karşı değiliz” diye konuştu.

50’li yıllardan şu ana kadar Müslüman Kardeşlerle yaşadıkları deneyimin terörle dolu olduğuna dikkat çeken el-Esad, Suriye anayasası, kanunları ve şu anki partiler yasasının etnik yada dini temelde parti oluşturulmasını yasakladığını çünkü bunun ulusal çıkarlara zarar verdiğini ifade etti.

“Etnik ya da dini temelde parti kurulmasını kabul etmek Suriye toplumuna parçalamayı kabul etmek demektir” diye belirten el-Esad, Müslüman kardeşler hareketi ya da başka İslami grupların Suriye’de yaygın olmadıklarına dikkat çekti.

Bu grupların şu an daha az yaygın olduklarını çünkü toplumun onları reddettiğini söyleyerek 70’li yıllarda bu grupların gerçeği konusunda bir yanılgı olduğunu, bazılarının dini yayma amacı taşıdığına inandığını, fakat bunun doğru olmadığının ortaya çıktığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı, bu krizin siyasi çalışmayla insanları dine davet çalışmalarını birbirinden ayırdığını, dini davetin herhangi bir toplum için gerekli olduğunun fakat dinle siyaseti birbirine karıştırmamak gerektiğinin altını çizdi.

Ordudan kopan unsurlar ve subayları yeniden kucaklamayı düşünüp düşünmedikleri konusunda ise el-Esad, “Bunlar ordudan kaçtı. Kopma daha büyük bir konudur çünkü şahsın kaçmasıyla değil kurumlarla alakalı. Bir şahsın tek başına kaçması kopma sayılmaz. Bunların birçoğu korku, tehdit gibi nedenlerden dolayı kaçtı. Bir kısmı da kendi kanaatleriyle. Büyük bir çoğunluğu da birçok nedenden dolayı geri dönme kararı aldı ve onlara kucak açtık. Bir kısmı yeniden devletle çalışmaya başladı bir kısmı da orduda savaşıyor. Bazıları birkaç ay önce şehit düştü” diye konuştu.

Kimyasal silahların uluslar arası denetime açılması konusundaki hazırlıkların çok önceden yapıldığını, bu büyük ve stratejik konuda daha önce bilgi alındığını bildiren el-Esad, Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry’nin demecinde tehdidin Suriye’ye yönelik olduğu ve bu konuya hazırlıksız yakalandığını, dolayısıyla reddedeceğini sandığını belirtti.

ABD Saldırgan Bir Ülkedir ve Savaş Açmak İçin Her Gün Yeni Bir Gerekçe Yaratabilir

Suriye’ye bir haftalık süre tanıyan Kerry’nin Suriye’nin teklifi reddetmesini beklediğini, reddetmese bile Amerikan tehdidine maruz kaldığı görüntüsü vererek ABD içinde gerekçe yaratıp kazandığını ve savaşa gerek olmadığını söylemeyi hedeflediğini ifade etti.

El-Esad, “kimyasal konusunun savaşı durdurduğunu söylemek ise tam olarak doğru değil. Çünkü ABD saldırgan bir ülke ve savaş açmak için her gün yeni gerekçeler bulabilir. Irak’a açtığı savaş bunun en iyi kanıtıdır. Amerikan girişimine dâhil olsan bile bir ay sonra başka bir gerekçeyle Suriye’ye yeni bir savaş açmanın zeminini oluşturmaya çalışacaktır. Fakat Rus girişiminden bir hafta önce bazı dostlarımız Suriye’nin belli bir gün ve saatte vurulacağını bildirdi bizde kendimizi ona göre hazırladık ve saldırı olmadı” dedi.

Rusya’nın Girişimi Suriye ve Rus Araçlarının Bir Parçasıydı

Suriye’nin askeri saldırı için hazırlıklarını yaptığını fakat saldırının olmadığını belirten el-Esad, Rus girişiminin farklı bir çerçevede geldiğini, bir yönüyle de herhangi bir askeri operasyonu uzak tutmayı hedeflediğini söyledi.

El-Esad, Rusya’nın G20 zirvesine yalnız girdiğini, fakat ABD Başkanının bu zirveden yalnız çıktığına dikkat çekerek şu an yeni bir uluslar arası denge oluştuğunu, Rus girişiminin bu yeni dengeyi Suriye’nin çıkarlarına hizmet edecek şekilde Rus ve Suriye araçlarıyla oluşturduğunu ifade etti.

Suriye’nin kimyasal silah kartını Suriye’deki duruma olumlu hizmet edecek şekilde kullandığına işaret eden el-Esad, Cenevre konferansının düzenlenme tarihinin şu ana kadar netleşmediğine dikkat çekti.

“Şu ana kadar kesinlenmiş bir tarih ve düzenlenmesine katkıda bulunacak unsurlar yok. Hangi güçlerin katılacağı, bu güçlerin Suriye halkıyla ilişkisi, Suriye halkını mı kendisini oluşturan güçleri mi temsil ediyor bu konular hala netleşmedi” diyerek konferansa ilişkin birçok sorunun gündemde olduğunun altını çizdi.

Suriye çözümünün Suriye davasına yabancı çözüm değil Suriyeli olması gerektiğine vurgu yapan el-Esad, çözümü yabancı ülkelerin değil Suriye halkının tanımasının önem taşıdığına, bununla birlikte konferansın başarısının da önemli olduğuna dikkat çekti.

Konferans Teröristlere Mali Desteğin Kesilmesini İçerirse Sorun Kalmaz

Konferansa katılım konusunda bir sorun ya da şart bulunmadığına işaret eden el-Esad, konferansın teröristlere mali desteğin kesilmesini içermesi durumunda Suriye’de hiçbir sorunun kalmayacağını, Suriye krizinin bazılarının göstermeye çalıştığı gibi karmaşık ve zor olmadığını, zorlukların dışarıdan kaynaklandığını ve ateşe körükle gidildiğini ifade etti.

El-İbrahimi’nin Bu Kez Suriye’ye Gelip Misyonunun Sınırlarını Bilmesini Temenni Ediyoruz

El-Ahdar el-İbrahimi’nin misyonuna bağlı kalmasını ve bunun dışına çıkmamasını istediklerini söyleyen el-Esad, el-İbrahimi’nin arabulucu görevi üstlendiğini dolayısıyla tarafsız olması gerektiğini, başka bir ülkenin verdiği görevi yerine getirme misyonu taşımadığını kaydetti.

“El-İbrahimi üçüncü ziyaretinde beni 2014 yılında düzenlenecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmamam gerektiği konusunda ikna etmeye çalıştı. Buna verdiğim yanıt netti ve bunun Suriyeli olmayan bir şahısla tartışma konusu yapılamayacağını söyledim” diye ekledi.

El-Esad, bir daha ki gelişinde el-İbrami’den misyonunun sınırlarını bilmesini ve Suriye’yle nasıl ilişki kurulması gerektiğini öğrenmesini temenni ettiklerini söyledi.

Arap Ligi Son Dönemde Araplara Savaşı Pazarlama Ligine Dönüştü

Arap liginin Arap çabalarını dondurmayı hedefleyen bir örgüt olduğunu, Camp David’den itibaren batı politikalarını kademeli olarak pazarlayan bir lige dönüştüğünü belirterek son dönemde ise Araplara yönelik savaşları pazarlamaya başladığının altını çizdi.

El-Esad, Arap Liginin savaşa ve Amerikan’ın Suriye’ye yönelik tehditlerine örtü oluşturduğuna dikkat çekerek bu yönelime liderlik eden ülkelerin Arap ligini kontrolü altına aldığını ve Arap vatandaşların öldürülmesinden sorumlu bir lig haline geldiğini kaydetti.

Arap ligine dönme konusuna Suriye halkının karar vereceğini, buna referandum yoluyla karar verilebileceğini belirterek Suriye’nin Arap liginde bulunması ya da bulunmamasının Araplığa bağlı olup olmadığı konusunda belirleyici olmadığını çünkü ligin Araplığı ifade etmediğinin altını çizdi.

El-Esad, Arap-Arap ilişkilerinin batı ve Amerikan isteğine göre şekillendiğine işaret ederek Arap ülkelerinin tam anlamıyla bağımsız olduklarının söylenemeyeceğini belirtti.

Suudi Arabistan ABD Politikalarını Sadakatle Uygulayan Bir Ülkedir

Suudi Arabistan’ın objektif açıdan bağımsız bir ülke olarak nitelendirilemeyeceğine işaret eden el-Esad, bu ülkenin ABD politikalarını sadakatle uyguladığını, Arap ülkelerinin bir kısmını ABD’nin istediği şekilde ikna ettiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı el-Esad, Arabistan’ın şu an Suriye’de silahlı terör gruplarını açıkça desteklediğini, para ve silah temin ettiğini, siyasi ve medya desteği verdiğini söyleyerek Suudi Arabistan’ın Suriye yönetimi ve toplumsal örgütlenmesine savaş açtığını ifade etti.

Suriye’nin diyalog kurarken uygulayacı tarafları değil asıl yöneticiyi, operasyonu yürüten tarafı muhatap aldığını belirten el-Esad, Suudi Arabistan ya da benzer ülkelerin Suriye’nin içişlerini ilgilendiren konulara müdahale hakları bulunmadığını, bu ülkelerin dünya düzeyinde gerici olduklarını ve demokrasiyi bilmediklerini ifade etti.

El-Esad, Lübnan’ın bağımsız bir ülke olduğunu ve hiçbir ülkeye bağımlı ya da tabi olmadığını belirterek Lübnan halkının Suudi Arabistan’dan kendisini korumasını talep etmediğinin, Lübnan’da her şeye karar verebilecek bir devlet ve halk bulunduğunun altını çizdi.

Lübnan’ın Suriye krizinden uzak kalmadığını, teröristlerin ve silahların topraklarından Suriye’ye girişine izin verdiğini söyleyen el-Esad, “uzak kalmak istese bile Suriye’deki kriz onu doğrudan etkilemektedir” diye konuştu.

Hizbullah, Kendini ve Direnişi Savunuyor

Hizbullah Partisinin Suriye’deki müdahalesi konusunda ise el-Esad, direnişin sadece düşmana karşı savaşmadığını, onu hedef alan ve zayıflatmayı amaçlayan planlara ve güçlere karşı savaştığını belirtti. El-Esad; bu ilkeden hareketle Hizbullah’ın Suriye’de kendini ve direnişi savunduğunun altını çizdi.

Suriye’ye yönelik savaşın direniş ekseni ve direnişi destekleyen devlet politikasına yönelik bir savaş olduğuna işaret eden el-Esad, dolayısıyla direniş ekseninde yer alan tüm tarafların birbirlerini savunmaları ve direnişi hedef alan güçlere karşı savaşmalarının gayet doğal olduğunu söyledi.

El-Esad; Hizbullah ve İran’ın Suriye’deki rollerinin bu kapsamda ele alınması önemine işaret etti.

Hizbullah’ın haricinde Suriye’yi destekleyen akım ve şahsiyetler konusunda ise el-Esad; bunların bağımsız bir karara sahip olduklarını ifade etti. El-Esad; bu güç ve şahsiyetlerin Suriye’ye konusundaki tutumlarında hiçbir güce yada devlete tabi olmadıklarını, kendi kanaatleriyle hareket etmeleriyle gerçekleri idrak edip tutumlarını belirlediklerini söyledi.

Suriye’nin, tutuklanan Lübnanlı milletvekili Mişel Smaha davasına müdahale ettiği gerekçesiyle Lübnan devlet başkanı Mişel Süleyman’ın kendisinden arama beklediği konusunda Cumhurbaşkanı el-Esad; “Bizler de Süleyman’dan Suriye’nin bu davaya müdahale ettiğine ilişkin bir kanıt takdim etmesini bekliyoruz..” şeklinde konuştu.

Suriye’nin Direnişten Yana Tutumu Belli ve Alenidir

Lübnanlı Hizbullah Partisi genel sekreteri Hasan Nasrullah’ın; Temmuz 2006 yılında İsrail’e yönelik savaşta Suriye’nin sadece tutumlarıyla değil pratik olarak meydanlarda destek verdiğini ifade eden açıklamaları konusunda el-Esad; Suriye’nin direnişten yana tutumlarının açık ve aleni olduğunu söyledi.

El-Esad; Suriye’nin geçmişte direnişe her türlü desteği takdim ettiğini ifade ederken, şu an ve gelecekte de bu desteği takdim edebileceğini belirtti.

Direniş Resmi Kararlarla Değil Halkın İradesiyle Kendiliğinden Olur

Suriye’nin İsrail işgali altındaki Golan topraklarında direniş cephesinin açılmasına ilişkin soruya cevabında el-Esad; direnişin dünyanın hiçbir yerinde devlet kararı yada ilanla olmayacağını belirtti.

El-Esad direnişin tamamen halkın iradesi ve ürünü olduğunu ifade ederken, direniş için gerekli koşulların olduğu bir zamanda halkın kendi iradesi ve kararıyla bunu üreteceğini, devlet kararının ilgisi olmadığını söyledi.

Devlet ordusunun başka konularla meşgul olduğu bir zamanda halkın işgalden kurtulmak için kendi ordusunu teşkil edeceğini ifade eden el-Esad; direnişin de bu olduğunu belirtti. El-Esad Suriye ordusunun da bu ara terör gruplarıyla mücadele etmekle meşgul olduğuna dikkat çekti.

Sözlerine devam eden el-Esad; direnişin halk hareketi olması halinde hiçbir gücün önüne geçemeyeceğini ifade ederek, devlet kararıyla teşkil edilen bir direnişin de hiçbir zaman başarılı olamayacağını söyledi.

Hamas, Müslüman Kardeşleri Direnişten Daha Önemli Gördü

Suriye’nin Filistinli Hamas Hareketi ile bozulan ilişkilerine ilişkin bir soruya cevabında el-Esad; bu sorunun bir kısmının Hamas’a sorulması gerektiğini söyledi.

Suriye ile ilgili bölümünde el-Esad; İsrail’in Gazze Kesimine yönelik ablukası ve düşmanlığında Suriye’nin harcadığı çaba ve takındığı tutuma dikkat çekti. El-Esad Suriye’nin o zamanlarda hemen hemen Hamas’tan daha aktif davrandığına işaret ederek, maruz kaldığı bu savaşın nedenleri arasında da Filistin davası ve direniş güçlerine desteğinin yer aldığını söyledi.

El-Esad Suriye’nin onlarca yıl Filistin davası ve halkının haklarını savunduğuna dikkat çeken el-Esad; Suriye ordusunun Dera’da vatandaşları korumaya çalışmasını Yusuf Karadavi tarafından ‘İsrail’in Gaze’ye ablukasına’ benzetildiğini, Hamas’ın da buna sessiz kaldığını söyledi. Karadavi’nin Müslüman Kardeşlerin şeyhi olması nedeniyle Hamas’ın sessiz kaldığını ifade eden el-Esad fakat Suriye halkının bu sessizliğini kabul etmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Sözlerine devam eden el-Esad; Hamas’ın Müslüman Kardeşler cemaatini direniş davasından daha büyük görmesi ve onun çizgisinde yürümesiyle Suriye ilişkilerinin sarsılmaya başlandığını açıkladı.

Hamas’ın son açıklamaları ve tutumundaki değişiklik konusunda el-Esad; tutum ve açıklamaların yapıldığı zaman ve koşulların önemine işaret etti.

Hamas’ın mevcut değişimler ve koşullar nedeniyle tutumlarını değiştirdiğine işaret eden el-Esad; bunun da fırsatçılık olduğunu söyledi.

El-Esad; Müslüman Kardeşlerin birbirlerini desteklediklerine ve çifte standartlı bir politika izlediklerine dikkat çekti. Suriye’deki Müslüman Kardeşlerin 2009 yılında Suriye’nin Gazze’ye yönelik İsrail savaşına karşı tutumu nedeniyle Suriye devleti ile ateşkes ilan ettiklerine işaret eden el-Esad; durum ve koşulların aynı olmasıyla 2006 yılında İsrail’in Lübnan’a yönelik savaşında Suriye’nin yine direnişten yana tutum aldığını ve İsrail karşı çıktığını, fakat buna rağmen aynı Müslüman Kardeşlerin benzer bir tutum sergilemediklerine dikkat çekti.

Direniş Hareketleri Kendi Topraklarında Olmalıdır

Suriye’nin, Hamas Hareketinin topraklarına dönmesini kabul edip etmeyeceği konusunda ise el-Esad; her direniş hareketinin belirli ve geçerli bir neden olmadığı sürece kendi topraklarında olması gerektiğini vurguladı.

El-Esad daha önce Hamas’ın Suriye’de olması için nedenler olduğunu, fakat bu koşullarda ise Filistin topraklarında olmasında hiçbir sakınca bulunmamasıyla doğru yerinin orası olduğunu belirtti.

Filistinli başka direniş güçlerinin Suriye’de mevcut olmalarıyla Hamas’ın dönmesine izin verilip verilmeyeceği sorusuna cevabında el-Esad; bir kez daha bulunma nedenleri ve koşullarına dikkat çekti. El-Esad aynı zamanda bu konularda devlet ve halk arasında bir vizyon birliğinin olması gerektiğini ifade ederken, olanlardan sonra Suriye halkının Hamas’ın Suriye’de bulunmasını kabul edip etmeyeceği sorusuna işaret etti.

Her şeye rağmen Suriye’nin Hamas’a direniş hareketi olması itibarıyla destek verdiğini ve kucak açtığını belirten el-Esad; Hamas’ın gerçek ve dürüst bir direniş hareketi olma kararı alması halinde Suriye’nin yine onu destekleyeceğini ve kucaklayacağını ifade etti. El-Esad fakat Müslüman Kardeşler cemaati olma kararı alması halinde Suriye’nin tüm netlikle böyle bir cemaate ve ilişkiye gerek duymadığını ekledi.

Erdoğan ve Katar Emiri Hariri’nin Dönmesi İçin Suriye’yi İkna Etmeye Çalıştı

Suriye ve Katar arasındaki ilişkilerin bozulma nedenlerine ilişkin soruya cevabında el-Esad; Katar’ın Tunus ve Mısır’da olanlardan sonra Arap ülkelerindeki durumları kendi çıkarlarına göre yeniden düzeltebileceğini düşündüğünü söyledi.

Katar’ın bölgede ABD ve batının rakipsiz vekili olacağını düşündüğüne işaret eden el-Esad, içine düştüğü muazzamlık hayaliyle Suriye’yi düşürebileceğini sandığına işaret etti.

El-Esad; Katar’ın bölgede ABD ve Batının vekili olarak Suudi Arabistan’ın yerini almaya çalıştığını ifade etti.

Erdoğan ve Katar Emirinin 2011 yılında Şam’da düzenlenen üçlü zirvede bu konuya odaklandığını ve Suriye’nin Lübnan hükümetinin teşkil edilmesine karışması için ikna etmeye çalıştıklarını belirten el-Esad; Suriye’nin bunu reddettiğini söyledi. El-Esad söz konusu üçlü zirvenin Erdoğan ve Katar emiri tarafından planlanıp hazırlıksız bir şekilde yapıldığını ekledi.

Erdoğan ve Katar emirinin Suriye’den Saad el-Hariri’nin Lübnan başbakanlığına geri dönmesini sağlamasını talep ettiklerini ifade eden el-Esad; Suriye’nin bu konuda olumlu yada olumsuz müdahalede bulunmayı reddettiğini belirtti.

Sözlerine devam eden el-Esad; Lübnan’da Refik Hariri müttefikleri dahil bir çok güç ve tarafın Saad el-Hariri’nin dönmesine itiraz etmeleriyle Suriye’nin bu konuya müdahale etmeyi reddettiğini ifade ederken, bunun Erdoğan ve Katar tarafından ‘düşmancı bir tutum’ olarak nitelendirildiğini ifade etti.

Katar Demokrasi Nasihatleri Verecek Durumda Değil

O zamanlarda veliaht olan şu anki Katar emirinin krizin başında Suriye’yi ziyaret etmesi konusunda el-Esad; o zamanlarda demokrasi ve insan hakları nasihatleri vermeye çalıştığını, oysa ki Katar gibi bir devletin bu konularda nasihat verme durumunda olmadığının altını çizdi.

Katar Prensi Şeyh Temim’in söz konusu ziyarette Katar’ın Suriye’deki olaylara müdahil olmadığını ve Cezire kanalının tarafsız ve bağımzıs bir kanal olduğu konusunda kendisini ikna etmeye çalıştığını söyleyen el-Esad; daha sonraki sürecin gerçekleri tam olarak ortaya koyduğuna işaret etti.

Katar ve başkalarının Suriye’nin ‘bulunduğu vaatleri yerine getirmediği’ iddialarında bulunup provokasyon yaptıklarını ifade eden el-Esad; Suriye’nin hiçbir zaman hiç kimseye hiçbir vaatte bulunmadığını, kendi durumları ve politikasıyla uygun gördüğü şekilde hareket ettiğini vurguladı.

Katar’ın Suriye muhalefetine takdim etiği destek konusunda el-Esad; en önemlisi finans sağladığını, parayla da gerekli her desteğin sağlanabileceğine dikkat çekti.

Suriye ve Katar arasındaki ilişkilerin düzelebileceği sorusuna cevabında el-Esad; Katar’ın durumunun Türkiye ve Suudi Arabistan’ın durumuna benzediğini belirtti. El-Esad; konunun resmi düzeyde sınırlı olmadığını halk iradesi ve kararının büyük önem taşıdığına dikkat çekerken, bu devletlerin silahlı terör gruplarına desteklerine işaret etti.

Her şeye rağmen Katar’ın yeni emirinin gerçekten Suriye ile ilişkileri düzeltmek istemesi halinde büyük çabaya ihtiyacı olduğunu, olumsuz etkileri olumlu etkileriyle silmeleri gerektiğini ifade etti.

Erdoğan Türkiye’deki Laiklerle Çatışması Nedeniyle Cemaatten Yana Tutumlarına Tutundu

Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumlarına ilişkin soruya cevabında el-Esad; Erdoğan’ın Müslüman Kardeşlerin ideolojisi ve düşüncelerini derin bir şekilde taşıdığını ifade etti.

El-Esad; Erdoğan’ın, tabi olduğu bu cemaati ve ideolojisini Türk halkının çıkarları ve iki ülke ilişkilerinin bile üstünde gördüğünü belirtti. Bunun en büyük kanıtının da Türkiye’nin Erdoğan politikaları nedeniyle uğradığı tüm maddi ve manevi hasara rağmen bu tutumlarında geri adım atmadığına işaret eden el-Esad; dolayısıyla tutumlarındaki asıl nedenin cemaate tabi olması ve aynı ideolojiyi taşıması olduğunu ekledi.

Erdoğan’ın iktidara geldiği andan beri laiklerle bir çatışma yaşadığına işaret eden el-Esad; dolayısıyla Müslüman Kardeşlerin bölgede bir çok devletten iktidarda olmalarının kendisini güçlendireceğini düşündüğünü, bu amaçla da Suriye’de dahil bölgede yaşanan olayları tarihi fırsat olarak kullandığını belirtti.

Erdoğan’ın esnek bir karaktere sahip olduğu konusunda ise el-Esad; fırsatçı ve dürüst şahsiyetlerde de esnekliğin olabileceğini söyledi. El-Esad; dolayısıyla Erdoğan’ın esnek olmasının, dürüstlüğünü kanıtlamadığını söylerken, onun sadece dini örtü olarak kullanıp Müslüman Kardeşlerin ideolojisini ve çıkarlarını sağlamaya çalıştığını belirtti.

Sözlerine devam eden el-Esad; Erdoğan’ın ABD ve Batının vekili olarak tüm bölgeyi hegemonyasına alıp iktidarını pekiştirmeye çalıştığını, bunu da İslam dini sloganlarıyla yapmaya çalıştığını ifade etti.

Davutoğlu Demokrasi Dersleri Vermeye Çalıştı Davutoğlu ile uzun süren görüşmesi konusunda ise el-Esad; görüşmenin büyük bir bölümünün sohbetten ibaret olduğunu ifade etti.

El-Esad; Davutoğlu’nun görüşmede demokrasi dersleri vermeye çalıştığını ifade ederek, dünyada en büyük gazeteci hapishanesi sayılan Türkiye’de demokrasi hakkında bilgi vermeye çalıştığını söyledi. Türkiye’nin gazeteci hapishanesi olduğunun kendi söylemi değil de gazetecilerin haklarını savunan batılı örgütlerin raporlarında belirtildiğine işaret eden el-Esad; bu örgütlerin de Suriye yanlısı olmadığına da dikkat çekti.

Sözlerine devam eden el-Esad; Davutoğlu’nun aynı zamanda Suriye’nin o süreç içinde göstericilerle nasıl davranması konusunda ders vermeye çalıştığını, oysa ki Türkiye hükümetinin Taksim Meydanı ve ülkenin muhtelif bölgelerinde halk kitlelerine nasıl davrandığını tüm dünyanın gördüğüne dikkat çekti.

Davutoğlu’nun aynı zamanda Katar gibi Suriye’nin atacağı reform adımları hakkında bilgi almak istediğini söyleyen el-Esad; fakat Türkiye hükümeti ve Katar açısından reformların sadece ve sadece Müslüman Kardeşler ve onlara yandaş diğer muhaliflerin iktidara gelmeleriyle temsil olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı el-Esad; genel olarak Türkiye hükümeti ile yapılan tüm temaslarda ana konunun Müslüman Kardeşler olduğunu, reform ve demokrasiyle ilgilenmediklerini vurguladı.

Suriye’nin direk bir şekilde Erdoğan ve hükümetini Suriye’ye yönelik bu kanlı savaşa dahil olmakla suçlaması konusunda el-Esad; suçlamaya gerek olmadığını, gerçek ve pratiğin ortada olup bunu kanıtladığını belirtti. Bu bağlamda el-Esad Türkiye hükümetinin terör gruplarına sağladığı muhtelif desteğe dikkat çekti.

Zafer Kişisel Bir Vizyondur

Röportajda ve sorulara cevabında zafer elde etmiş gibi davranması konusunda el-Esad; zaferin kişisel bir vizyon olduğunu, her insanın da muhtelif bir görüşe sahip olduğunu ifade etti.

El-Esad; herkesin ne beklendiği ve ne kastedildiğine göre zaferi nitelendirebileceğini söyleyen el-Esad; örnek olarak Suriye ve halkına yönelik planların çökertilmesiyle kimilerinin bunu zafer olarak sayabileceğini ifade etti.

Kimilerinin ise zaferin ancak ve ancak krizden tamamen kurtulmakla sağlanabileceği görüşünde olduğunu söyleyen el-Esad; geçekçi bir vizyonla yaklaşımında ileriye dönük bir ilerlemenin sağlandığını söylemenin mümkün olduğunu ifade etti.

Sözlerine devam eden el-Esad; ilerlemenin bir çok ekseni olduğuna işaret ederek, hem askeri hem de siyasi alanda kaydedildiğini belirtti.

El-Esad ordunun meydanlardaki önemli ilerlemelerine rağmen terör gruplarının halk tabanı başta olmak üzere bir çok güç faktörünü kaybettiklerine dikkat çekti.

Irak Gerçekçi Bir Vizyonla Yaklaştı

Irak’ın Suriye’deki olaylar konusunda olumlu tutumuna ilişkin soruya cevabında el-Esad;Irak hükümetindeki muhtelif akım ve güçlerin olaylara gerçekçi bir vizyonla yaklaştıklarını belirtti.

Irak hükümetinin terör tehlikesinin sadece Suriye değil tüm bölge ülkelerini kapsamadığını idrak ettiklerini söyleyen el-Esad; dolayısıyla Irak ve hükümetinin terörle mücadele kararı aldığını ekledi.

Mısır ile ilişkiler konusunda ise el-Esad; Mursi zamanında bile bazı devlet kurumları arasında bağlantının kaldığını ifade etti.

Şu an Mısır ile direk ilişkilerin olmadığını söyleyen el-Esad; her zaman Suriye’deki durumları idrak eden ve Suriye ile aynı vizyonu paylaştıklarını ifade edip, fakat dile getirme cesaretinde olmadıklarını belirtenlerin olduğuna dikkat çekti.

El-Esad Kamp Daved anlaşmasından sonra Mısır ile ilişkilerde boşluğun olduğunu, fakat hiçbir zaman tamamen kesilmediğini söyledi.

İran ve ABD arasındaki yakınlaşma konusunda ise el-Esad; İran’ın dünyanın her hangi bir ülkesiyle yakınlaşmasına Suriye’nin sıcak baktığını belirtti. Çünkü İran’ın Suriye’nin müttefiki olduğuna dikkat çeken el-Esad; bunun bölge ve ikili ilişkilere ilaveten Suriye’nin diğer devletlerle de ilişkilerine olumlu yansıyacağını söyledi.

Seçimlere Adaylığım Zamanında Belli Olacak

2014 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olup olmayacağı konusunda el-Esad; bunun hem kendi isteği hem de halkın isteğine dayalı olduğunu belirtti.

Kendisi açısından aday olmada hiçbir sakınca görmediğini söyleyen el-Esad; halkın isteğinin ise ancak o zamanlarda belli olacağını ve bu doğrultuda karar vereceğini ifade etti.

Değişim Sürecinden Geçiyoruz

Bölgede yaşananların sadece Suriye değil, tüm bölgeyi ve hatta dünyayı etkilemesiyle önümüzdeki sürece ilişkin değerlendirmesi konusunda el-Esad; tüm bölge ve hatta dünyanın bir değişim sürecine tanık olduğunu söyledi.

Mevcut değişimin aslında sadece şu anki durumlarla ilgili olmadığını söyleyen el-Esad; bunun nesillerden beri mevcut olduğunu ekledi.

El-Esad en tehlikeli değişimin milli ve ulusal şizofrenim olduğunun altını çizerken, milliyetçilik ve din ile ırklar ve milletler arasındaki bölünmelere dikkat çekti.

Karanlık düşünceli akımların bizleri geriye sürüklemeye çalıştıkları bir zamanda ilerlemek ve demokrasi sağlamanın zorluğuna dikkat çeken el-Esad; dolayısıyla her şeyden önce bir kısım ideolojik hataları düzeltme ve karanlık düşünceleri sınırlama yada bertaraf etme gereğinin altını çizdi.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv