ISLAH – ŞEHİT MURTAZA MUTAHHARİ
Bu yazı kez okundu.
20 Kasım 2013 15:09 tarihinde eklendi

ISLAH KAVRAMI
Islah, sıhhat ve intizam bağışlamaktır, bozmak keli¬mesinin tam karşıtı bir noktadır. Bozmak (ifsat) olumsuz şartlar meydana getirmek anlamındadır.
Islah ve bozmak (ifsat) Kur’an’ın iki karşıt kelimesidir, Kur’an’ın çeşitli yerlerinde tekrarlanarak gelmişlerdir. Karşıt kavramlar, yani birbirine zıt olan itikadî ve sosyal kavramlar, birbirlerinin yardımıyla daha iyi tanınmış olurlar. Mesela tevhid ve şirk, iman ve küfür, hidayet ve dalâlet, adalet ve zulüm, hayır ve şer, itaat ve isyan, şükür ve nankörlük, ittihat ve ihtilaf, gayb ve apaçıklık ilim ve cehalet, takva ve fasıklık, istikbar ve istiz’af (zayıf bırakılmışlık) gibi.
Bu zıt kavramların bir kısmı şu açıdan birlikte kullanılıyorlar; birinin ret ve tard edilmesi diğerinin ise toplumda gerçekleşmesi gerekir. Islah ve bozmak kelimeleri de bu cinstendir. Islah kelimesi (şahısların kendi aralarında ıslahı), bazen aile çevresinin ıslah edilmesi, bazen büyük sosyal çevrenin ıslah edilmesi konularında kullanılmıştır. Şimdi konumuz, sosyal çevrenin ıslah edilmesidir. Bu konu, pek çok ayette söz konusu edilmiştir. Bundan sonra bu kavramı, sosyal düzeyde ıslah anlamıyla kullanmış olacağız, başka bir deyimle maksadımız sosyal ıslahtır.
Kur’an’ı Kerim tabirlerinde peygamberleri hep ıslah ediciler olarak sayıyor.
Tıpkı Şuayb peygamberin dilinden şöyle dediği gibi : «Ey milletim. Rabbimden benim bir belgem olduğu ve bana güzel bir rızık da verdiği halde, O’na karşı gelebilir miyim? Söylesenize! size yasak ettiğim şeylerde aykırı hareket etmek istemem; gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur. Başarım ancak Allah’tandır, O’na güvendim; O’na yöneliyorum» dedi.» (Hûd; 88)
Münafıkların ıslah iddialarının aksine, onların iddiasını şiddetle tenkit ediyor ve bunu kusurlu buluyor : «Kendilerine : «Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın» dendiği zaman, «Bizler, sadece ıslah edicileriz» derler. İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lâkin farkında değillerdir.» (Bakara; 11-12)
Islah isteme, İslamî bir haleti ruhiyedir. Her Müslüman, Müslüman olması hükmünden dolayı ister istemez ıslahı isteyendir, en azından ıslah isteme taraftarıdır. Islah hem peygamberi bir durum unvanıyla Kur’an’da söz konusudur, hem de iyiliği emretme kötülüğü nehyetme ilkesinin doğrulayıcısıdır, İslam’ın sosyal öğretisinin rükünlerinden biridir. Elbette iyiliği emretme, kötülüğü nehyetme ile ilgili her emrin sosyal ıslahı tasdik etmesi gerekmez, ama her sosyal ıslah, iyiliği emretme ve kötülüğü nehyetmeyi tasdik etmektedir. O halde, iyiliği emretme kötülüğü nehyetme görevini tanıyan ve kendisini bununla sorumlu bilen her Müslüman’ın sosyal ıslaha karşı özel bir hassasiyeti (yönelişi) vardır.
Özellikle bir noktaya dikkat etmemiz gerekir; asrımızda sosyal ıslaha karşı olumlu bir duyarlılık meydana gelmiştir, bu takdire şayan bir durumdur, ama bu yön muhtemelen ifrat şekline çekiliyor, ıslah ölçüsü ile tartılan her hizmet ve her şahsiyetin değeri, sosyal ıslaha olan müdahalesi ve katkısı ölçüsünde geçerli tanınmış oluyor. Göze çarpan bu tarz düşünce doğru değildir, zira her ne kadar toplumun sosyal ıslahı hizmet ise de her hizmetin sosyal ıslah olması gerekmez. Verem ve kanser ilacının icadı hizmettir, ama ıslah değildir, sabahtan akşama kadar hastalan muayene eden her doktor sosyal bir hizmet yapıyor, ama sosyal ıslah yapmıyor. Zira sosyal ıslah, toplumun istenilen düzeye getirilmesidir, doktorun işi, aynı şekilde değildir. Bu açıdan büyük hizmet görenleri, sosyal ıslahlarda bir fonksiyona sahip olmadıkları cürümü ile görmemezlikten gelmemek gerekir. Şeyh Murtaza Ensari’nin yaptığı iş veya Molla Sadra’nın yaptığı iş bir hizmettir, hem de büyük bir hizmettir, hâlbuki onların işleri ıslah sayılmıyor, kendi¬leri de ıslah edici sayılmıyor. Bu, bir âlimin inziva halinde yerine getirdiği bir iştir. Çoğu şahıslar, kendi bireysel takvaları ve kendilerinin gerçekten örnek şahsiyetler olmaları yoluyla, en büyük hizmetleri yapmışlardır, hâlbuki pratikte sosyal müdahalelere karışmamışlar bunlardan uzak durmuşlardır. O halde salihler de ıslah edici sayılmamışlarsa bile tıpkı ıslah ediciler gibi kıymetlidir ve hizmet yapmışlardır.
Nehcul Belağa’dan naklettiğimiz yukarıdaki cümlelerde Ali (R.A) sosyal faaliyetler karşısındaki rolünü ıslah edici unvanıyla açıklıyor. İmam Hüseyin (R.A) de, Muaviye zamanında hacc günlerinde büyük sahabelerden meydana gelen bir topluluğa yaptığı geniş konuşmasının (Bu konuşma Tuheful Ukul’da vardır) muhtevasında, babasının bu cümlelerini söyledi, yani yapmak istediği işlerde kendi rolünü, «ıslah edici» olarak açıkladı.
İmam Hüseyin meşhur vasiyetnamesinde kardeşi Muhammed İbni Hanife’ye hitaben de kendi işine «ıslah», kendisine de «ıslah edici» unvanını verdi. Vasiyetinde şöyle yazdı:
«Benim kıyamım şahsi makam ve mevki talep etme, mutluluk arama, bozgunculuk veya zalimlik kıyamı değildir. Dedemin ümmetinin ıslahını istemek ve aramak için ayaklandım. İyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek istiyorum, dedemin ve babamın sîreti üzerine hareket etmek istiyorum.»

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv