BEŞERİYET İÇİN ÖRNEK İNSAN HZ.ALİ (AS)
Bu yazı kez okundu.
22 Kasım 2013 14:05 tarihinde eklendi

BEŞERİYET İÇİN ÖRNEK İNSAN HZ.ALİ (AS)

Hz. Ali’nin nurani ve kudsi makamı

Mü’minlerin emiri olan Hz. Ali’nin bazı özellikleri, o büyük insanın manevi ve melekuti boyutları olup, bizler hatta bu özellikleri idrak edebilecek güce bile sahip değiliz. Bu büyük insanın sahip olduğu ilmi makam, nurani mevki ve kudsiyeti, onun içinden ve nurani gönlünden fışkıran ve mübarek diline yansıyan hakikatler, Allah katına olan yakınlığı ve tüm sözlerine, amellerine ve davranışlarına yansıyan ilahi zikirleri, onun nurani fıtratı gibi bizler için kolayca anlaşılabilecek şeyler değildir. Ama biz onlara inanıyor ve onlarla onur duyuyoruz. Çünkü biz bu özellikleri sadık kaynaklardan duyduk.
Ancak Hz. Ali’nin başka özellikleri daha vardır ki bu özellikler onu bir örnek, bir model olarak tarih boyunca tüm insanlık için gündemde tutmaya devam etmektedir ve bu özellikler, bu yolun izlenmesi için gereklidir.
Bir model, insanların yapacağı işlerde kendisiyle kıyaslayabileceği bir kriter ve ölçektir. Bu model artık özel bir kesime ve hatta müslümanlara özgü bir şey değildir. Eğer Emir’ül Mü’minin’in simasının tarih boyunca bunca cazip kalmayı başardığını görüyorsanız, bunun sebebi sözü edilen özellikleridir. Dolaysıyla İslam dinine inanmayan veya o büyük insanın imametini kabul etmeyenler bile onun bu özelliklerinin azameti karşısında boyun eğiyor ve ister istemez onu takdirle karşılıyorlar. Bu yüzden bu özellikler hepimiz için örnektir ve bugün bir İslam devletinin başında bulunan ve onun yolunu sürdürdüğünü iddia eden bizler için bu örnek kesin, acil ve göz ardı edilemez özelliklere sahiptir. Sadece sözde Emir’ül Mü’minin Ali diyerek ve ona karşı sevgimizi ifade ederek, ancak amelde onun davranışlarına aykırı hareket ederek, onun izleyicisi olamayız.
Bu devletin hizmetkarları olan bendeniz ve benim gibilerin sorumluluğu daha da ağırdır. Çünkü biz onun gittiği yolu takip etmeliyiz. Belki bazıları siz nerede, Emir’ül Mü’minin nerede, diyebilir. Onun gücü, yetenekleri, iman ve sabrı, sağlam ruhu, bunlar nerede ve siz nerede, diyebilir. Bu sözler doğrudur. Bizlerden hiç birimiz onunla kıyaslanamayız. Hatta o daha iyi, daha yüksekte ve biz daha aşağıdayız bile diyemeyiz. Bu kıyaslama kesinlikle yanlıştır. O doruktadır ve biz kara toprakta çırpınıp durmaktayız. Mesafeler çok fazla, ama doğru istikameti seçmek mümkün. Yani bizler kendimizi onun gösterdiği hedefe doğru yöneltmeliyiz.

Emir’ül Mü’minin’in şahsiyetinde denge

Sizler hangi yönden Hz. Ali (S)’in şahsiyetine bakacak olursanız içinde ilginç şeyler yattığını görürsünüz. Bu, bir abartma değil. Bu, yıllarca Hz. Ali’nin hayatını araştırmış bir seçkin şahsiyetin, yani Ali’ye bu sıradan zeka ve akılla ulaşılamayacağını anlamış bir insanın acziyet itirafıdır. Hz. Ali’ye hangi açıdan bakarsanız bakınız, harikulade özelliklerle dolu olduğunu farkedersiniz.
Tabii ki, Hz. Ali, İslam peygamberi (S)’in küçültülmüş bir kopyası gibidir ve o büyük insanın talebesidir. Ama yine de kendisini İslam peygamberi karşısında küçük ve naçizane bir varlık gibi gören ve kendisini o büyük insanın talebesi sayan bu büyük şahsiyete beşeri gözle baktığımızda bize insan üstü bir şahsiyet gibi gelir.
Hz. Ali’nin hayatı ile ilgili olarak söylemek istediğim bir özelliği, ki ben bu özelliği ‘Hz. Emir’ül Mü’minin’in şahsiyetinde denge’ olarak adlandırıyorum, o büyük insanın şahsiyetinde göze çarpan enteresan dengedir. Yani onun şahsiyetinde çelişkili ve zıt sıfatlar öylesine güzel bir biçimde yan yana gelmiş ki kendi başına ayrı bir güzelliği oluşturuyor. Bu özellikleri sıradan bir insanda asla yan yana göremezsiniz. Bu tür sıfatlar Hz. Ali’de maşaallah çokça vardır, yani bir iki tane değil, çok fazladır. Şimdi o hazrette yan yana gelen bu zıt sıfatlardan bazılarını aktarmak istiyorum.
Örneğin şefkatli olmakla kesin tavırlı ve tavizsiz olmak bir biri ile uyum sağlamaz. Ama Hz. Emir’ül Mü’minin’de sevgi ve şefkat yüksek derecede vardır ki bu özellik normal insanlarda bu denli olamaz.
Onun sevgi ve şefkatine şu örneği vermek mümkün:
O hazret yetim çocukları olan dul bir kadının evine gider, ocağını yakar, onlara ekmek pişirir ve onlara götürdüğü yiyecekleri kendi mübarek elleriyle yetim çocuklara yedirir. Hz. Ali, çocukları sevindirmek ve onları güldürebilmek için onlarla kalır, onlarla oynar, eğilir ve onları omuzlarına bindirir ve böylece onları eğlendirmeye ve yetim çocuklarının dudaklarına sevinç ve gülümsemeyi oturtmaya çalışır. Bu, onun sevgi ve şefkatinin örneğidir. O dönemde bu manzaraları gören biri şunları anlatır: ‘Hz. Emir’ül Mü’minin’in yetim çocukların ağzına kendi mübarek parmakları ile bal koyduğuna o kadar tanık oldum ki kendi kendime keşke ben de yetim bir çocuk olsaydım da Hz. Ali beni böylesine sevgisi ile lütuf ve inayetinden yararlandırsaydı, derdim.’
İşte bu anlatılanlar, Emir’ül Mü’minin’in sevgi, incelik ve merhametinin örnekleridir.
Aynı Hz. Ali Nehrevan hadisesinde, bazı bağnaz ve yanlış düşünceli insanlar onun hükümetini yersiz bahanelerle yıkmaya çalıştığında, onlarla karşılaştığı zaman önce nasihat eder, nasihat fayda etmeyince delil ve burhan getirerek konuya tartışır, bu da fayda etmeyince arabulucu gönderir, mali yardımda bulunur ve birliktelik vaad eder, bu da fayda etmeyip karşısında saflar kurduklarında son kez nasihat eder, bu da fayda etmeyince bu kez kesin tavır koyardı. İşte bu insan aynı insandır, ama karşısında duranların kötü ve art niyetli insanlar olup akrep gibi davrandığını görünce kesin tavır sergilerdi.
‘Havaric’ kelimesini doğru tercüme etmiyorlar. Maalesef konuşmalarda, şiirlerde, hutbelerde ve her yerde Havaric’i ‘kaba softa ve bağnazlar’ olarak tercüme ediyorlar. Bu, yanlıştır. Bağnazlar da kimdir? Eğer Havaric’i tanımak istiyorsanız size kendi çağımızdan örneğini sunacağım. Hani münafıklar örgütünü hatırlıyorsunuz.
Havaric’i doğru tanımak gerekir. Onlar dinin zahiri yönlerine ve Kur’an’ı Kerim ayetlerine sarılmak, Kur’an’ı Kerim’i ezberlemek, Nehcül Belaga’yı ezberlemekle zahirde dini meselelere inanan kimselerdi, ama batınlarında dinin temeli ve özüne karşı çıkıyor ve bu sözleri üzerinde bağnazlıkla duruyorlardı. Onlar Allah’tan söz ediyor, ama şeytana kulluk ediyorlardı. Hatırlıyorsunuz, o günlerde benzer iddialarda bulundular. Daha sonra da gerekli gördüklerinde inkılapla, İmam’la ve İslam Cumhuriyeti ile mücadele yolunda Amerika, siyonist rejim, Saddam ve herkesle işbirliği yapmaya ve onların kulu kölesi olmayı kabullendiler. Havaric de bu tür bir kitleydi. İşte bu yüzden Hz. Ali onlar karşısında kesin bir tavır sergiledi.
Bakın, bu iki farklı özellik Hz. Ali’de nasıl bir arada güzel bir şekilde bulunuyor. Yetim bir çocuğun üzüntüsüne gönlü razı olmayan onca sevgi ve şefkat dolu bir insan ‘bu çocuğu güldürmeden bırakmam’ diyor, ama çarpık düşünceli insanlarla karşılaşınca, hani her masum insanı sokan akrep gibi insanlarla karşılaşınca, kesin tavır sergiliyor.
Bir başka örnek, o hazretin Vera ve hükümetidir. Vera ne demektir? Vera, yani insanın dinle muhalefet kokusu veren her şeyden sakınması demektir. Öte yandan hükümet nasıl olur? Yani acaba bir hükümette insan böylesine bir vera anlayışıyla hareket edebilir mi dersiniz? Şimdi bizler hükümetle uğraşıyoruz ve bakıyoruz ki bu özellik bir insanda oluştuğunda ne kadar önem arz ediyor. Hükümette insan genel meselelerle karşı karşıyadır. Uyguladığı bir yasada bir çok mesele söz konusudur, ama bu yasayı uygularken bir köşede birilerine zulmetmiş olabilir. Belki insanın görevlendirdiği kimse, dünyanın bir başka köşesinde hata yapabilir. İnsan bunca kontrol altına alması güç olan detaylarda nasıl ilahi vera’ya riayet edebilir? Dolayısıyla görünen o ki vera, hükümetle uyum sağlayamaz. Ancak Hz. Emir’ül Mü’minin vera’nın doruğunu en güçlü hükümet biçimi ile yan yana getirmiştir ve bu, çok ilginç bir durumdur.
Hz. Ali hiç kimseye karşı müsamahada bulunmazdı. Eğer o hazrete göre bir hakimin zaafı var ise ve yaptıkları uygun değilse, hemen onu görevinden alıyordu. Muhammed Bin Ebubekir, Ali’nin kendi evladı gibiydi ve o hazret bu insanı kendi evladı gibi severdi. O da Hz. Ali’yi kendi babası gibi görürdü. Muhammed, Ebubekir’in küçük oğlu ve Ali’nin özel talebesiydi ve o hazretin yanında büyümüştü. Hz. Ali, Muhammed Bin Ebubekir’i Mısır’a gönderdi. Daha sonra o hazret bir mektup yazdı ve bence bizim tabirimizle ona, ‘sana Mısır yetmez, seni görevden alıyor ve yerine Malik Eşter’i gönderiyorum’ dedi. Muhammed Bin Ebubekir bu mektuptan rahatsız oldu. Ne de olsa o da bir insandı, her ne kadar mevkii yüksek olsa bile sonuçta bu mektup onuruna dokundu. Ancak Emir’ül Mü’minin bu durumu önemsemedi. Muhammed Bin Ebubekir, Cemel savaşında ve biat sırasında Hz. Ali’ye çok yardımı olmuş önemli bir şahsiyetti ve aynı zamanda Ebubekir’in oğlu ve mü’minlerin annesi Ayşe’nin kardeşiydi. Bu şahsiyet Hz. Ali için bu denli değerliydi, ancak o hazret Muhammed Bin Ebubekir’in rahatsız olmasını önemsemedi. Bu, vera’dır; yani devlet uygulamalarında insanın işine, bir hükümdarın işine yarayan vera’dır. Bu eylemin yüksek derecesini Hz. Ali’nin uygulamalarında gözlemlemekteyiz.
Bir başka örnek, o hazretin gücü ve mazlumiyetidir. Bu büyük insanın döneminde kendisinden daha güçlü, böylesine cesarete sahip kim vardı ki? Hiç kimse onun ömrünün sonuna dek cesaret konusunda o hazretle boy ölçüşebileceği iddiasında bulunmadı. Ancak aynı insan kendi çağının en mazlum ve hatta ifade edildiği gibi İslam tarihinin en mazlum insanıydı.
Güç ve mazlumiyet, yan yana gelemeyen iki özelliktir. Doğal olarak güçlüler mazlum olamazlar, ama Hz. Ali mazlum konumundaydı.
Bir başka örnek abid olmak, kusursuz bir kullukta bulunmak ve nefis tezkiyesidir. O, ibadette ve fani dünyaya gönül vermemekte örnekti. Belki de Nehcül Belaga’nın en seçkin konusu, bu eserin nefis tezkiyesine verdiği önemdir.
Hz. Ali, İslam peygamberinin vefatı ile kendisinin hilafeti arasındaki 25 yıllık süre içerisinde kendi malından yararlanarak imar işleri ile uğraştı, bahçeler yaptı, kuyular yaptırdı, sular akıttı, tarlalar oluşturdu. İşin ilginç tarafı tüm bu çalışmalarını Allah rızası için yapmasıydı.
Şunu bilmekte yarar var ki Hz. Ali, kendi döneminde en gelirli insanlardan biriydi. O hazretten naklen şu rivayet söz konusudur: ‘Eğer benim kendi malımdan verdiğim sadakayı Haşimoğullarına dağıtacak olursak, hepsine yeter.’
Hz. Ali’nin adaleti yine bir başka örnektir. Eğer o hazretin adaletli olduğunu söylüyorsak bunun ilk anlamı onun toplumda sosyal adaleti yaygınlaştırmasıdır. Bu, adalettir. Ancak daha üstün olan adalet, bahsettiğimiz dengedir. Yani yaratılıştaki dengeyi kastediyoruz. Hak da aynı şekilde öyledir. Adalet ve hak sonuçta aynı şeylerdir ve bir anlam ve bir hakikati yansıtır. Hz. Ali’nin hayatındaki özellikler, adalet ve dengenin simgesidir. Tüm iyilikler ve güzelliklere onun hayatında rastlayabilirsiniz.
Hz. Ali’nin bir başka özelliği istiğfardır. O’nun tevbesi ve istiğfarı çok önemlidir. Savaşan ve mücadele eden, savaş meydanlarını süsleyen, siyaset meydanlarını süsleyen, yaklaşık beş yıl o dönemin en büyük devletinin başında bulunan bir şahsiyet söz konusudur. Eğer bu gün onun hüküm sürdüğü toprakları dikkate alacak olursanız, belki on ülke veya buna benzer bir şey olur. Böylesine geniş bir toprağa onca uğraşı ile hükmeden bu insan, mükemmel ve büyük bir siyaset adamıdır ve gerçekte bir dünyayı yönetmektedir. Siyaseti, savaşı, sosyal işleri, halk arasında hükmetmesi ve toplumda insanların haklarını koruması; bunlar büyük işlerdir ve büyük çaba ve uğraş gerektirir ve insanın tüm zamanlarını doldurur. Bu tür alanlarda tek boyutlu insanlar ‘işimiz, bizim duamız ve ibadetimiz sayılır, Allah yolunda çalışıyoruz ve işlerimiz Allah içindir’ der. Ancak Hz. Ali böyle demezdi ve hem bu işlerle uğraşır, hem de ibadetini bırakmazdı.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv