İSLAM TARİHİNDEKİ ISLAH HAREKETLERİ – ŞEHİT AYETULLAH MURTAZA MUTAHHARİ
Bu yazı kez okundu.
22 Kasım 2013 12:44 tarihinde eklendi

İSLAM TARİHİNDEKİ ISLAH HAREKETLERİ
Siret ve masum imamların hareketi, tamamen talim, irşad ve ıslah hareketleridir. Buna ilaveten İslam tarihinde diğer tarihlerin hiç birinden az olmayan, oldukça geniş ıslah hareketlerini görmek mümkündür. Ama bu hareketler hakkında yeterli incelemeler yapılmadığı için, insan başlangıçta İslam tarihinin, tarihî ıslah isteği hareketleri açısından durgun ve sessiz olduğunu düşünüyor.
Asgari bin yıldır Müslümanlar arasında (önce Ehl-i sünnette sonra Şia’da her asrın başlangıcında bir din müceddidi ve ıslah edici zuhur edecektir, düşüncesi yerleşmiştir. Ehl-i sünnet bu konuda Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadisi naklediyor:
«Allah her yüzyılın başında ümmete onun dinini ihya edecek (ve ıslah edecek) bir adam gönderir.»
Her ne kadar bu hadis senet açısından ve tarihi açıdan teyid edilmiyorsa da, biz bir başka yerde bu hadis konusundaki görüşlerimizi belirttik , ama Müslümanlar arasında bu düşüncenin kabulü, ilgi toplaması ve yaygınlığı, şu hakikati açıklamaktadır: Müslümanlar en azından bir asır zarfında bir ıslah ediciyi veya ıslah edicileri beklemişlerdir, pratikte bazı hareketleri, ıslah hareketleri olarak algılamışlardır.
Diyoruz ki: Islah, ıslah edici, ıslah hareketi ve son zamanlarda kavram edinilmiş olan, dinî fikrin yenilenmesi kavramları Müslümanların kulağına aşina gelen bir ahenge sahiptir.
İslam dönemindeki ıslah hareketlerinin dikkatli bir şekilde incelenmesi, ilmî yönden tahlil edilmesi çok faydalı ve oldukça hayatîdir. Yetkin şahısların böyle bir başarıya ulaşacaklarını, kendi araştırma ve incelemelerinin neticesini ilgilenenlerin emrine arz edeceklerini ümit ediyorum.
Islah iddiası taşıyan hareketlerin hepsinin aynı ve eşit olmadığı apaçıktır. Bazıları ıslah iddiası taşımışlar ve gerçekten de ıslah edici olmuşlardır. Bazıları ise aksine ıslah bahanesiyle ifsat etmişlerdir, fesat çıkarmışlardır. Diğer bazıları ise başlangıçta ıslah yönü taşımışlar sonunda ıslah yolundan sapmışlardır.
Alevilerin, Emevi ve Abbasi dönemindeki ayaklanmaları, kıyamları ekseriya ıslah kıyamları olmuştur. Aksine Babek-ı Hurremdin ve bunun gibi diğer bir kaç hareket, o kadar kötülüğe bulaşmış ve aşağılık idi ki, İslam dünyası için ters bir sonuç verdi, yani Abbasi halifelerinin cefasına karşı başlamış olan harekete halkın duyduğu ilgiyi azalttı. Abbasi hükümetinin bir oranda devamı, Babek isyanı gibi isyanlara da bağlıdır. Gerçekten bu isyanlar Abbasilerin şansıdır. Şuubiye kıyamı başlangıçta ıslah mahiyeti taşıyordu, zira Emevi ayrıcalığının aleyhine idi. «Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.» (Hucurat; 13) şiarı ile başladı. Çünkü Şuubiye ayrıcalığın ve özel muamelenin aleyhine isyan etmişti, bunun için «Ehli Tesviye» (Eşitleştirme ehli) olarak isimlendirildi yukarıdaki ayeti kerimeyi slogan olarak seçtikleri için «şuubiye» olarak isimlendirildiler. Ama maalesef şuubiye, uğruna ayaklandığı yoldan saptı. Yani ırkçılık ve kavmiyetçilik aleyhine olan düşüncelerin gidiş yolundan saptı. Bu nedenle hakikati arayan, takva sahibi mü’min unsurların kendilerinden nefret etmelerine sebep oldular. Şuubiye’nin ilk ıslah yolundan sapmasını da gerçekten Abbasilerin «Şansı» hanesine koymak gerekir. İranlıların İslamî adalet isteği yolundan sapıp, ırkçılık yoluna sapmalarında Abbasilerin rolünün de olması mümkündür. Abbasi halifelerinin tarih boyunca aşırı şuubileri şiddetli şekilde desteklemeleri bu teoriyi açıkça kuvvetlendirmektedir.
İslamî ıslah hareketlerinin bir kısmı fikrî, bir kısmı sosyal olmuştur, bir kısmı ise hem fikrî hem de sosyal olmuştur. Gazalî’nin hareketi kendine özgü bir fikrî hareket idi , o İslamî ilimlerin ve İslamî düşüncelerin felakete uğramış olduğunu düşünüyordu, bu maksatla «İhyau ulu-muddin»i yazdı. Hz. Ali’nin neslinden olanların hareketleri veya «Serbedaran» hareketi zamanın hükümetlerinin aleyhhine olan hareketlerdi. İhvan-us Safa hareketi hem fikrî idi hem de sosyal bir hareketti.
Adı geçen hareketlerin bazıları ilerici ve öncü hareketlerdir, bazıları ise dördüncü asırdaki Eş’ari hareketi ve onikinci asırdaki (Şiadaki) Haberlere Yöneliş hareketi Cebbarilik) gibi gerici hareketlerdir.
Bütün bu hareketler, ister fikri ve pratik, isterse ilerici ve gerici olsun genellikle hepsi geniş bir inceleme ve tahlile muhtaçtır. Özellikle şuna dikkat edilmelidir; Sonunda bazı fırsatçılar mevcut boşluktan istifade etmişlerdir, «emirlere» uygun olarak, «gönüllerinin istediği şekilde, İslamî dönemdeki hareketleri tahlil ediyorlar ve habersiz halk kitlesine sunuyorlar.
Şimdi son yüzyıldaki İslamî ıslah hareketlerini kısa bir şekilde inceleyeceğiz. “Bizimle ve pratik hayatla yakın bir bağlılığı olan, içinde bulunduğumuz, netice alınması aşamasında olan zamanımızdaki ve asrımızdaki İslamî hareket ve ıslah hareketini inceleyeceğiz.
Hicri onüçüncü asrın ikinci yarısı, yani miladi ondokuzuncu asrın ikinci yarısı civarında İslam dünyasında bir ıslah hareketi başlamıştır. Bu hareket, Türkiye, Afganistan ve Hindistan’ı kapsıyor. Bu ülkelerde, ıslaha davet edenler ortaya çıkmıştır ve ıslah düşüncelerini ortaya koymuşlardır.
Bu hareketler bir kaç asırlık durgunluğun ardından şekil aldı, bir sınıra kadar batının siyasi, iktisadi ve kültürel sömürüsünün saldırısına uğradı. Bu hareketler İslam dünyasında bir çeşit uyanış ve «rönesans» (hayatın yenilenmesi) sayılıyor.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv