CEHALETLE MÜCADELE – SEYYİD ALİ MUHAKKİK
Bu yazı kez okundu.
4 Aralık 2013 14:15 tarihinde eklendi

CEHALETLE MÜCADELE – SEYYİD ALİ MUHAKKİK

Bir milletin hayatını sürdürebilmesinin ilk şartı, i-limdir. İlim ve kültür bakımından gelişmiş olan ülkelere “diri”, bunun karşısında, geri kalmış ve bilgisiz ülkelere “ölü” ve “vahşi” denilmesi boşuna değildir. Bu tabirin kökünü, İslam önderlerinin sözlerinde görmekteyiz. Peygamber-i Ekrem (Sallallah’u aleyhi ve âlih) şöyle buyuruyor:

“İlmi sohbetlerde hedef, “Allah” olduğu takdirde ölü kalbleri diriltir.”1

İslam’ı “diriltmek” amacıyla ilim peşinde koştuğu halde ölen bir kimsenin, cennette peygamberlerle bir derece fasılası vardır.”2

Bu yüzden İslam dini, halkı ilim öğrenmeye çok teşvik etmiş, hatta onun gerekli ve farz olduğunu bildirmistir. Peygamber-i Ekrem (sallallah’u aleyhi ve âlih) şöyle buyuruyor:

“İlim öğrenmek, her Müslümana farzdır. Allah, ilim arayanları sever.”3

“İlim öğrenmek, her Müslümana farzdır. İlmi, bulunduğu yerlerde arayın; onu ehlinden alın. Allah için ilim öğrenmek basenedir; onun peşinde koşmak ibadettir, onu konuşmak teşbihtir, onunla amel etmek cihattır, onu öğretmek sadakadır, onu ehlinden esirgememek Allah’a yakınlık vesilesidir”.. .4

“İlim peşinde koşan kimse, gündüzlerini oruç, gecelerini ibadetle geçiren kimse gibidir. Kişinin ilimden öğrendiği her bölüm, onun için “Ebu Kubeys” (Hicaz’da bir dağın adı) dağı kadar altını olup, Allah yolunda harcamasından daha hayırlıdır.5

Kur’an-ı Kerim’de de şöyle buyurulmaktadır:

“Kendisine ilim ve hikmet verilen kimseye, gerçekten de büyük bir hayır verilmiştir.” 6

İmam Seccad (a.s) şöyle buyuruyorlar:

Eğer insanlar, ilim öğrenmekteki hayrı bilselerdi, derin okyanuslara dalmak ve ölüm tehlikesini göz almak pahasına onu arayıp bulurlardı”.7

İslam, ilim öğrenmeye o kadar önem vermiştir ki, i-lim yolunu cennet yolu bilmiştir. Büyük İslam Peygamber’i buyuruyor ki:

“Kim, ilim öğrenmek için bir yolu katederse, Allah onun önüne cennete giden bir yol açar.”8

İslam, ilmi insanın geride bırakacağı en iyi yadigarlardan biri olarak kabul etmektedir. Resul-ü Ekrem (salallah’u aleyhi ve âlihi ) şöyle buyurmaktadır:

“İnsanın, kendisinden sonra geride bırakacağı en iyi yadigar; kendisine dua edecek salih bir evlat, cami, hastahane, okul vb. gibi halka yararı dokunacak ve kendisine sevabı ulaşacak sürekli bir sadaka ve kendisiyle amel edilen bir ilimdir.”9

İslam, ilmi cehennem ateşinden kurtulma vesilesi o-larak tanımlamıştır.

Evet gerçek bir ilim sahibi hiçbir zaman yoldan çıkmaz, sapık ve cehennemlik olmaz, ilim, onu cennete ve mutluluğa sevkeder.

Nebiyy-i Mükerrem (s.a.a) şöyle buyurmaktadırlar: “Kim, Allah’ın cehennem ateşinden salıverdiği kimseleri görmek isterse, ilim öğrenenlere baksın.”10

İslam, ilim elde etmek için hiçbir sınır tanımamaktadır.

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor:

“Çin’de de olsa ilmi elde edin.”11 (Mekan açısından bir sınırı yoktur) “Beşikten, mezara kadar ilim arayın.”12

İslam, ilim öğrenme yolunda utanma ve kibirlenmeyi kınamıştır. Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyorlar: “Bilmediğiniz şeyi (sorup) öğrenmekten utanmayın.13

İlim ve Amel

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur ki dini liderlerin sözlerinde daima amel ile birlikte olan ilim övülmüş ve böyle bir ilime teşvik edilmiştir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar! Bilin ki dininizin kemali, ilim öğrenip onunla amel etmenizdedir. İlim elde etmek sizin için dünya malı kazanmaktan daha zaruridir.”14 İmam Cafer Sâdık (a.s) da şöyle buyuruyor:

“İlim, amel ile birlikte olmalıdır. Gerçek ilmin alameti, ameldir. İlim, insanı amele çağırmaktadır. İnsan, bu çağrıya olumlu cevap verirse ilim onda kalır; yoksa ondan ayrılıp gider.”15

İslam, daima Allah için olan bir ilmi övmektedir. İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:

“Kim, dünya menfaati için hadis öğrenirse, ahirette hiçbir nasibi olmaz. Ama kim, onu ahiret için öğrenirse, Allah hem dünya, hem de ahiret hayrını ona verir.”16
Üstad ve Öğrenci

İslam, üstad ve öğrenci için birtakım karşılıklı hassas görevler belirlemiştir. Bu görevler, özet olarak aşağıdaki hadiste beyan edilmiştir.

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Üstadının senin üzerindeki hakkı; ona saygılı olman, onu ağırlaman, sözlerini iyice dinlemen arkanı ona dönmemen, üzerine sesini yükseltmemen, birisi ondan bir şey sorduğu zaman kendisinin cevap vermesini bekleyip cevap vermemen, onun huzurunda konuşmaman (ve halkın ondan istifade etmesine müsaade etmen), onun huzurunda kimsenin gıybetini etmemen, senin huzurunda kötü bir şeyle anıldığı zaman onu savunman, noksanlıklarını gizleyip iyiliklerini açığa vurman, düşmanlarıyla oturup kalkmaman ve dostlarına düşman olmamandır. Bunları yaptığın zaman Allah Teala’nın melekleri, senin insanlar için değil, Allah için ona gittiğine ve Allah için ondan ilim öğrendiğine tanıklık ederler.

Öğrencilerinin senin üzerindeki hakkı ise, Allah Teala’nın, ilim hazinelerini yüzlerine açarak sana verdiği ilimde seni onların kayyimi kıldığım bilip onların öğretimi için çalışman, onlara büyüklük taslamayıp bağırmamandır. Eğer böyle yaparsan, Allah da kendi fazlından senin ilmini artırır. Ama eğer halkı, ilminden mahrum bırakır veyahut da senden ilim istediklerinde onlara bağırıp çağırırsan, Allah Teala ilim nurunu senden alır ve kalplerdeki sevgini silip atar.”17

17 -Mekarim’ül- Ahlak, s.484.

Alimin Makamı

Bireylerin insanca hayaîfa alıştıkları ve barbarlıktan, vahşilikten uzak oldukları bir çevre oluşturarak ideal bir toplum ve düzen oluşturmak, İslam dininin başta gelen hedeflerinden biridir.

Bu hedefe ulaşabilmek için birçok şey gereklidir. Toplumu “tevhid” ve “ahlaki erdemlere” çağıracak olan liyakatli, bilgili ve imanlı insanların varlığı bunların başında gelir.

Bu yüzden İslam, söz konusu ideal toplumun önderleri olan bilginler ve alimlere büyük bir önem vermiş, Peygamberimiz de, “Ümmetimin alimleri, İsrailoğulları’nın peygamberleri gibidir.”18 buyurarak onlar için yüce bir makam olduğunu bildirmiştir.

Kur’an-ı Mecid, alim ile cahil (bilgili insan ile bilgisiz insan) arasında büyük bir fark ve uçurum olduğunu kesin bir dille ifade ederek insanların akıl ve vicdanlarının da buna tanık olduğunu açıklamaktadır:

“De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Şüphe yok ki, ancak akıl sahipleri öğüt alıp düşünürler.”19

Yine Kur’an’da buyuruluyor ki: “Allah, sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.”20 Hz. Ali (a.s) şöyle der: “Dünya baki oldukça alimler de bakidirler; bedenleri kaybolup gitmişse de kalplerdeki etkileri devam etmektedir.21

İslam, alimleri zahid ve abidlerden üstün tanıtmaya çalışmış, bu konuda özel bir titizlik göstermiştir. Çünkü bunlar (zahid ve abidler), sadece kendilerini düşünmekte, onlar (alimler) ise herkesin kaygısını duymaktadırlar.

Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyururlar: “Alimin uykusu, âbidin bin rek’at namazından üstündür.”22 Alim, (farzların dışında başka bir ibadet yapmasa da) gündüzlerini oruç, gecelerini ibadetle geçiren ve Allah yolunda cihad eden kimse gibidir. Alim öldüğü zaman İslâm’da, kıyamet gününe kadar yeri doldurulmayacak bir boşluk meydana gelir.”23

Alimin yaptığı ibadet de fazilet bakımından diğer insanların ibadetlerinden çok daha üstündür. Çünkü bilinçli olarak yapılan bir iş daha hayırlıdır. Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki:

“Alimin kıldığı iki rek’at namaz, cahilin kıldığı yetmiş rek’at namazdan iyidir.”24 İslam, halkı daima alimlerle oturup kalkmaya teşvik etmiştir. Çünkü bu yolla onların ilimlerinden yararlanabilirler. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.a):

“Alimlerle, oturup kalkmak ibadettir.”25 “Alimin yüzüne bakmak ibadettir.”26 buyururlar. Lokman Hekim, kendi oğluna şöyle der:

Oğlum, alimlerle otur-kalk, onların önün de diz çok. Çünkü Allah (azze ve celle), yeri yağmurla dirilttiği gibi kalpleri de ilim ve hikmet nuruyla diriltir.”27

Konunun önemini bildirmek için olsa gerek, din büyüklerinin beyanlarında alime saygı göstermek Allah’ın rızasını kazanma, alime hakaret etmek de Allah’ın gazabını hakketme vesilesi olarak tanıtılmıştır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyururlar:

“Kim, Müslüman bir fakihe (alime) hürmet ederse, kıyamet günü Allah’ı kendisinden razı olarak mülakat eder. Kim de Müslüman bir fakihe saygısızlık yaparsa, kıyamet günü Allah’ı,kendisine gazab ediyor olarak mülakat eder.”28

Büyüklere Saygı

İslam İhtiyarlara, herhangi bir kavmin veya cemiyetin ileri gelen yaşlı ve büyüklerine önem verilmesini, onlara saygıyla bakılmasını tavsiye etmiştir.

“İmam Sadık (a.s) şöyle buyururlar;

İhtiyarlara karşı saygılı davranmak, Allah’a (azze ve celle) karşı saygılı olmanın bir nişanesidir:”29 “Sakalı ağarmış bir mümine saygı göstermek, Allah’a (azze ve celle) karşı saygılı olmanın alametidir.30

Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) “Bir kavmin büyüğü size geldiği zaman onu ağırlayın.”31 buyururlar.
ı-Usul’i-kafi, s.20

2- Münyet’ül – Mürid, s.9

3- Usul’i Kafi, s.15.

4- Bihar-ül-Envar, c. l, s.55.

5- Münyet’ül- Mürid, s.9.

6- Bakara: 269. ayet

7- Bihar’ül- Envar, c.l , s.59.

8 -Münyet’ül- Mürid, s.11.

9 -Münyet’ül- Mürid, s.11.

10 -Bihar’ül- Envar, c.l. s.57.

11 -Bihar’ül- Envar, c. l ,s.58.

12 -Nehc-ül Fesaha, s.64. Hadis: 327

13-Nehc’ülBelağa,s.H13.

14-Usul’i Kafi, s.15.

15-Usul,i Kafi, s.22.

16- Bihar’ül-Envar,c1, s.111

18-Bihar’ül-Envar, c.l, s.76.

19 -Zümer suresi, 9. ayet

20 -Mücadele suresi, 11. Ayet.

21 -Nehc’ül-Belağa, s. 1146.

22 – Bihar’ül-Envar,c1, .s.76.

23 – Bihar’ül-Envar,c1, s.82.

24 – Bihar’ül-Envar,c.l s.65.

25 – Bihar’ül-Envar, c.l, s.64

26 – Bihar’ül-Envar,c.l,s.61

27 – Bihar’ül-Envar,c.l,s.64

28 – Bihar’ül-Envar,c.l,s.82

29 – Vesail’üş -Şia,c.2, s.214.

30 – Vesail’üş-Şia, c,2, s.214.

31 – Vesail’üş-Şia, c.2, s.215.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv