MUHAMMED İKBAL – MUTAHHARİ
Bu yazı kez okundu.
4 Aralık 2013 15:59 tarihinde eklendi

İKBAL
Arap âlemi dışında da az çok ıslah edici olarak isimlendirilebilecek kahramanlar zuhur etti. Lahor’lu İkbal’in kesin olarak İslam âleminde bir ıslah kahramanı sayılması gerekir. Onun ıslah düşünceleri ülkesinin sınırlarını aştı. İkbal, birtakım meziyetlere ve noksanlıklara sahiptir.
İkbal’in başlıca meziyetlerinden biri; batının felsefi ve sosyal düşünceleriyle derin bir şekilde tanışmış ve bunlara batılı bir düşünür ve filozof sayılacak derecede vakıf olmasıdır.
Diğeri de şudur; batı kültürünü bütün tanıma ve aşinalığına rağmen, batıyı toplu bir insanî ideolojiye sahip olmayan bir âlem olarak kabul etmesidir. Aksine Müslümanları, böyle bir ideolojiye sahip ve ondan faydalanan bir halk olarak kabul ediyordu. İkbal aynı davette Müslümanları, batı ilim ve tekniğini alırken, batıya ve batı «izm»lerine her türlü yönelişten sakındırmıştır. İkbal diyor ki:
«Avrupa’nın idealizmi hiç bir zaman onların hayatında canlı bir unsur şeklinde ortaya çıkmamış ve netice olarak şaşkın ve avare bir «ben» ortaya çıkarmıştır. Uyumsuz demokrasiler arasında kendini aramaya başlamıştır. Onlara özgün iş; zenginlerin dervişlerden yararlanmasıdır. Bugünkü batı, insanlığın ahlâkî yönden ilerlemesine en büyük engeldir dersem, sözüme inanın. Diğer taraftan Müslümanlar vahye dayanan mutlak, nihaî konu ve düşüncelere sahiptir. Çünkü hayatın en içten derinlikleri açıklanıyor. Hayatın zahirî oluşuna Bâtıni bir renk veriyorlar.»
İkbal’in diğer bir meziyeti de şudur. Muhammed Abduh’un zihnen tutkun olduğu muhasaralara o da tutkun olmuştur, yani Müslümanların İslamî hüküm ve yöntemin temeline dayanmaksızın, zamanlarının siyasi, iktisadi ve sosyal problemlerine çözüm yollan bulmaya ve hal etmeye kalkışması yanlışı üzerinde çok düşünmüştür. Bu açıdan içtihat, icma v.b. meseleleri çok incelemiştir. İkbal «içtihat»ı İslam hareketinin motoru sayıyor.
İkbal’in meziyetlerinden biri de, batı kültürü ile öğrenin, görmüş olanların aksine, maneviyata yönelen biri olmasıdır. Ruhî, irfanı, işrakî boyuttan kuvvetli bir tarzda yararlanmıştır. Bu açıdan ibadetin, zikrin, fikrin, nefis murakabe ve muhasebesinin, bilahare hareketin, davranışın, maneviyatın bugün içe yöneliş saydıkları (ve muhtemelen kusurlu buldukları) konunun geniş bir değere sahip olduğuna inanmıştır. Dinî fikri ihya sorunları cümlesinden olarak ortaya koyduğu şeyler bu meselelerdir. İkbal dinî fikri ihya etmeyi İslamî maneviyatı ihya etme olmaksızın faydasız saymaktadır. İkbal’in bir diğer meziyeti de şudur; sadece düşünce adamı değil aksiyon ve mücadele adamı da olmuştur. Pratikte sömürü tarafından kuşatılmıştır. İkbal, Müslüman Pakistan devletinin kurucularından biridir.
İkbal’in bir diğer meziyeti de onun şairlik gücüdür. Bu gücü onun İslamî hedeflerinin hizmetinde olmuştur. İkbal. Kevakibî’nin övdüğü Kumeyt-i Esedi, Hassan Bin Sabit Ensari, Da’bel Bin Ali Hezaî gibi şairlerdendir. İkbal’in urduca ilahileri, devrimci marşları Arapça ve Farsçaya tercüme edilmiştir, böylece kahramanlık ve heyecan yaratan etkisini korumuştur.
İkbal resmen Sünni mezhebine mensup olmakla beraber, peygamberin ehli beytine karşı özel bir alaka ve sevgiye sahiptir. Onları öven farsça devrimci ve eğitici şiirler söylemiştir. Farsça konuşan bütün Şiî şairler arasında bu şiirlerin benzeri şiirleri olan şairlerin bulunacağını zannetmiyorum. Her halükârda şiir İkbal için hedef olmamıştır, Müslüman ümmeti uyandırması için bir araç olmuştur.
İkbal’in «kendimizin (hodi) felsefesi» diye adlandırdığı bir felsefesi vardır. O, Müslüman doğunun gerçek kimliği olan İslamî kimliğini kaybettiğine, onu tekrar bulması gerektiğine inanır. İkbal bireyin muhtemelen şahsiyet sarsılmasına veya şahsiyet kaybetmeye mahkûm olduğuna, kendinden uzaklaştığına, kendine yabancılaştığına inanıyor. Fert kendinden başkasını, kendi yerine koyuyor. İkbal’in şiddetle etkisi altında kaldığı, cazibesinin etkisinde olduğu Mevlana’nın sözüyle «başkasının toprağında ev yapıyor, kendi işini yapacağı yerde, yabancının işini yapıyor.» Toplum da böyledir, fert gibi ruh ve şahsiyet sahibidir, muhtemelen fert gibi şahsiyet zaafı ve kişiliğini kaybetmeye mahkûm oluyor. Kendine olan inancını, şahsına olan saygıyı, zatının asaletini kaybediyor, birden düşüp, aşağı doğru iniyor. Kendine olan inancını, zatına olan saygısını, zatının asaletini kaybeden her toplum, düşmeye mahkûmdur. İkbal, İslam toplumunun şu anda batı kültürü ve medeniyeti ile karşılaşma neticesi, şahsiyet sarsılması hastalığına ve kişiliğini kaybetmeye mahkûm olduğuna inanıyordu. Bu toplumun «özü», asil «kendisi», topluluk ruhunun sağlam temeli İslam ve İslamî kültürdür. Islatıcıların yapmaları gereken ilk şey; toplumun gerçek kendisine, gerçek benliğine, tekrar iman ve inancını kazandırmalarıdır. Yani topluma İslamî kültür ve maneviyatı tekrar kazandırmaktır, «hodi (kendimizin) felsefesi» dediği felsefe, budur.
İkbal şiirlerinde, makalelerinde, konuşmalarında konferanslarında daima bu ümmetin şerefinin büyüklüğünü, kültürlerini, liyakatlerini, uygunluklarını hatırlatmaya gayret gösteriyor. Bir kez daha onu kendine inandırmaya çalışıyor. İkbal’in tarihle iç içe olan İslam kahramanlarını, tarihin derinliklerinden çıkarıp Müslümanların gözleri önüne koyması bu amaçladır. Bu açıdan İkbal’in, İslam toplumu üzerinde büyük bir hakkı vardır.
İkbal, Seyyid Cemaleddin ölçüsünde olmamakla birlikte, ıslah düşüncesini şiar ve faaliyetlerini ülkesinin sınırları dışına çıkarmış, bütün İslam dünyasını az çok etkilemiştir.
İkbal’in yaptıklarında iki temel noksanlık görülmektedir: Biri; İslam kültürüyle elerin bir şekilde tanışmamış olmasıdır. Batılı deyimiyle gerçekten bir filozoftur, fakat İslam felsefesini tam bilmiyor.
İkbal’in iki kusuru vardır:
1- İkbal, İslâm, kültürünü derinden bilmiyor. Buna karşın tam bir Batılı filozoftur. İslâm felsefesini doğru dürüst bilmiyor. Bundan dolayı İkbal’in felsefî yorumları ve muhakemesi kendi görüşlerinin aleyhine neticelenmiştir.
Meselâ, hatemul Nübüvvetin ispatlaması, hatemul diyanete varmıştır. Bu, onun görüşünün tam tersidir. Aynı zamanda ispat-ı vacib’de de böyledir. «Kable’l îcad» ilmî hakkında -ki, ilahiyatın en önemli konusudur- aynı hataya düşmüştür. Bu hatalar, İkbal’in İslâm felsefesini bilmediğinden meydana gelmiştir. Hatası yalnız felsefede olmamıştır. Tüm İslamî ilimler hakkındaki görüşleri de yüzeyseldir.
İkbal, irfana çok bağlı olduğu halde (ruh bakımından bir Hindli ve işrakîdir.) Mevlâna’ya tüm bağlılığına rağmen İslam irfanını tanımıyor. O’nun derin ve girift fikirlerine yabancıdır.
2- İkbal, Seyyid Cemaleddin’in tersine İslâm ülkelerine seyahat etmemiş, onları yakından görmemiştir. O ülkelerdeki siyasî ve fikrî hareketleri tanımamış ve yakınlık oluşturmamıştır. Bundan dolayı İslâm dünyasının bazı şahsiyetleri hakkında ve İslâm dünyasını sömüren sömürü akımları karşısında korkunç derecede hataya düşmüştür. O, Hicaz’daki vahhabiliği, laikliği, İran’daki Bahaîliği İslamî hareketlerin ıslahına yönelik bir hareket sanmıştır. Hatta bazı şiirlerinde İslam dünyasının diktatörlerini övmüştür. Bunlar Müslüman, ihlâs sahibi, ıslahçı İkbal’in affedilmeyecek kadar büyük hatalarıdır.
Osmanlılarda (Bugünkü Türkiye’de) da az çok ıslah iddiasında olanlar ortaya çıkmıştır. İkbal din fikrini ihya kitabında sık sık Ziya isimli bir şairin görüşlerini nakleder, fakat onun düşünceleri, o kadar aşırı düşünceler ki, İkbal bile bütün felsefî hoşgörüsüne rağmen, bütün bunların yükü altına girmiyor.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv