ŞEYH MUHAMMED ABDUH – MUTAHHARİ
Bu yazı kez okundu.
4 Aralık 2013 15:55 tarihinde eklendi

ŞEYH MUHAMMED ABDUH
Sünni âleminde özellikle Arap toplumunda Seyyid Cemaleddin’den sonra ıslah edici şahsiyet olarak ismi geçen ikinci şahsiyet, Seyyid Cemaleddin’in müridi ve talebesi olan Şeyh Muhammed Abduh’tur. Abduh kendi şuur ve manevi hayatını Seyyid Cemaleddîn’e borçlu biliyordu.
Abduh, Seyyid Cemaleddin’in teşhis ettiği dertleri hissediyordu. Abduh’u, Seyyid Cemaleddin’den ayıran şey; Abduh’un, rriüslümanların batı medeniyeti ile karşılaşmaları neticesi Müslümanlarda meydana gelen dini düşünce buhranı ve İslam dünyasının yeni gerekleri hakkındaki düşünceleridir. Müslümanlar bir kaç asırlık durgunluk süresince, bu buhrana doğru bir şekilde karşı koymaya hazır olmamışlardır. Başka bir tabirle: Abduh, Seyyid Cemaleddin’den ayrılıp Mısıra geri döndükten sonra ona düşünce planında eziyet veren ve çözüm yolu aradığı şey, İslam ve zamanın gerekleri meselesi idi. Abduh bir çözüm yolu arıyordu, bir taraftan fikri donukluğun etkisi ve bazı din alimlerinden bir zümrenin fikri donukluğu nedeniyle, İslam Mısır toplumunun ilerlemesine ve tekâmülüne engel telakki edilmemeliydi, bu yüzden Müslümanların kendi kuvvetleri İslam’ın aleyhine tahrik edilmemeliydi Pek çok İslam toplumunda olan problem). Diğer taraftan İslam’ın ilim ile intibakı adı altında ifratçı hareketler oluşmamalıdır. İslamî yöntem ve esaslar günün zevkleri ve tabiatı ile tatbik edilmemelidir (bir sınıf arasında meydana gelen bu durum), İslam başka bir şekilde fiilen sahneden uzaklaştırılmamalıdır. Abduh (Seyyid Cemaleddin’in aksine) bir din âliminin hissettiği bu sorumluluğu hissediyordu. Bu açıdan ifrat ve tefriti önlemek için bir sistem peşinde idi.
Bu açıdan Abduh, Seyyid Cemaleddin’in ortaya koymadığı meseleleri ortaya koymuştur. Dört mezhebin birbirine yakın fıkhi konuları, hukukun felsefi ilkelerinin içti¬hada müdahalesi, fıkıhta günün meselelerine cevap verecek yeni bir hukukî sistemin icadı, manevî ve uhrevî işlerle hayat ve dünyevî işler arasındaki temayüze inanmak, başka bir tabirle, manevî ve uhrevî işler, hayat ve dünyevî işler arasında temayüze inanmak. Fakih ikinci kısımda bir çeşit içtihat hakkına sahiptir, birinci kısımda ise bu hakka sahip değildir. Böylece icma hakkında özel bir görüş beyan edilmiş oluyor, icmanın itibarı, kamuoyunun itibarıdır, böylece İslam’da şuranın aslı, batının asırlarca sonra ortaya attığı demokrasinin aslıdır.
Abduh da Seyyid Cemaleddin gibi şunu ispatlamanın peşindeydi; İslam bir mektep ve ideoloji şeklinde, İslam toplumu düşüncesinin dayanak yeri olmaya, onları dünyevi izzete, uhrevî saadete ulaştırma gücüne sahiptir. İslamî esasların ve ahlâk usulünün sağlamlığını göstermek için, İslamî kararlar, namaz, oruç, hac, zekat, infak gibi esasları açıklamaya çalışıyordu.
Abduh da Seyyid Cemaleddin gibi İslam dünyasının birliği peşindeydi, fırkalar arasındaki taassupları sevmiyordu, kendi tabiriyle Nehcul Belağa’yı keşf ettiği zaman, onu şerh etmek ve yayınlamak istedi. O kitabın bütün haşiyesinde ve (gazete) tefrikasında, hatta halifeler aleyhinde olan hutbeleri bile yayınlamakta tereddüt etmedi. Böylece Hz. Ali’nin belağatlı ve eşsiz sözlerini övmekten çekin¬medi.
Abduh, iki açıdan Seyyid Cemaleddin’den farklı görüşlere sahipti: Biri şuydu; Seyyid Cemaleddin devrimci düşünüyordu. Abduh ise tedrici ıslaha taraftandı. Diğeri de şudur; Seyyid Cemaleddin programında istibdat ve sömürü ile mücadeleyi birinci plana almıştı. Fakat Abduh, önce fesadı oluşturan kaynağın kökünü kurutmanın gereğine inanıyordu. Toplumun dini terbiye ve öğretimi öncelik arz eder, siyasi öğretim ve terbiyeleri siyasi hareketten önce gelir, diye inanıyordu.
Arap siyasi düşüncesinde bir seyir kitabında, Seyyid Cemaleddin’in ve Abduh’un işinin neticeleri başlığı altında şöyle deniliyor:
«Seyyid ile Abduh’un işinin neticeleri ve ikisinin Müslümanların uyanış tarihi üzerindeki etkileri birbirinden çok farklı olmuştur. Seyyid Cemaleddin daha çok savaşçı ve güçlüklerle mücadele eden bir şahsiyetti. Abduh ise düşünce adamı ve ılımlı biriydi, Seyyid Cemaleddin Müslümanların özgürlüğünü sadece onların düşünsel yönden harekete geçirilmesi yoluyla mümkün görüyordu. Abduh ise daha çok takva, ahlâkî ve dinî terbiye yoluyla mümkün görüyordu. Seyyid Cemaleddin gayretlerini az çok bütün İslam âlemine yaymıştır. Abduh ise, daha çok Mısırlıların durumunun ıslahı için gayret gösterdi. Ama bu farklılıklar sebebiyle Seyyid Cemaleddin ve Abduh’un işlerinin meyvesi birbirinin tamamlayıcısı olmuştur (hatta ikisi de oldukça mükemmel olmuştur.) Özellikle ikisi de; doğrudan dinî fikrin temel kaynaklarına , şer’i hükümlere, akli teveccühe dönüş tefrikadan ve fırka oyunlarından sakınma , içtihadın ihyası üzerindeki baskılarla mücadele, İslam dininin ruhu ve cevherinin tanınması için gayret gösterme, hükümet uşağı âlimlerin kuru ve zümresel görüşlerinin ötesinde, aynı düşünceleri, aynı destanı paylaşıyorlardı. Bu istekler ve arzular, Sünniliğin yenilik arayış yönteminin temeli adıyla kabul edilmiştir.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv