Şİİ ISLAH HAREKETLERİ
Bu yazı kez okundu.
4 Aralık 2013 16:01 tarihinde eklendi

Şİİ ISLAH HAREKETLERİ
Şimdiye kadar söylediklerimiz Sünnî âlem ile ilgiliydi. Her ne kadar Seyyid Cemaleddin ıslah hareketi dizisinden bir ıslahçı ise de, kendisi İranlı ve Şii’dir. Ama şimdiye kadar söylediklerimiz, hatta Seyyid Cemaleddin konusunda söylediklerimiz de Sünni dünyasındaki ıslah hareketleriyle ilgiliydi. Şii dünyasındaki ıslah hareketlerinin kendi’ne özgü başka bir durum ve vaziyeti vardır, Sünni dünyasında olan şeylerden farklıdır. Islah kavramı Şii dünyasında daha az söz konusu olmuştur. Islah planı ve tasavvuru daha az verilmiştir, «ne yapmalı?» hakkında daha az düşünce sunulmuştur. Ama bütün bunlara rağmen, Şia’da ıslah hareketleri (özellikle istibdada ve sömürüye karşı olan hareketler) daha çok, daha derin ve daha köklü bir şekilde, oluşmuşlardır. Sünni âlemi tarihinde dinî liderin rehberliği ile sömürüye karşı, İran’daki tütün tekelinin lağvedilmesiyle sonuçlanan, dış sömürü ve iç istibdadın diz çöktüğü Tömbeki kıyamı (tütün ayaklanması) gibi bir hareket veya Müslüman Irak halkının bağımsızlığı ile sonuçlanan İngiliz manda idaresi aleyhine olan devrim gibi bir devrim, İran’daki istibdatçı saltanat rejiminin meşrutiyet rejimine dönüşmesiyle sonuçlanan İran meşrutiyet kıyamı gibi bir hareket veya dinî liderlerin rehberliğinde bugünkü İran’da olan İslamî hareket gibi hareketler göremiyoruz.
Bu devrimlerin hepsi Şia ruhaniyetinin rehberliği Ne şekillendi, ıslah ve ıslah planları hakkında daha az konuşmuş olan bu ruhaniyet ve İran uleması Tömbeki hareketini başlattı, büyük lider merhum Hac Mirza Haşan Şirazi’nin müdahalesiyle nihai zafere ulaştı, başlarında değerli büyük müçtehit Mirza Muhammed Taki Şirazi’nin bulunduğu Irak Şii uleması Irak devrimine rehberlik etti. Gerçekten hayret edilecek ve ders alınacak bir şeydir; merhum Mirza Muhammed Taki Şirazi gibi zühd, takva, nefs ıslahlı sembolü, içe dönük bir şahsiyet, belli bir aşamada özel şartlarda mücahit bir şahsiyet olarak doğuyor, tıpkı bütün ömrü cihad ve mücadele ile geçmiş olan bir lider gibi oluyor. İran meşrutiyet hareketine, birinci derecede merhum Ahund Molla Muhammed Kazım Horasanî, Necef taklid merci’lerinden olan merhum Şeyh Abdullah Mazenderanî ve Tahran ulemasının iki büyük şahsiyeti merhum Seyyid Abdullah Behbehanî ve merhum Seyyid Muhammed Tabatabaî rehberlik ettiler.
Sünni dünyasında sadece yukarıda zikredilen dinî ıslah hareketleri gibi, (Sünni ruhani makamların önderliği ile) olmamakla kalmayıp, aynı zamanda, Isfahan hareketi, Tebriz hareketi ve merhum Hac Hüseyin Kumî’nin birinci derecede rol oynadığı Meşhed hareketi gibi hareketler de olmamıştır ve şekillenmemiştir.
Sünni âleminde, ıslahtan, sömürü ve istibdatla mücadeleden daha çok bahsedildiği ve bu konular daha çok ortaya konulduğu halde, ehl-i sünnet uleması niçin daha az harekete liderlik yapabilmiştir? Büyük devrimleri meydana getirmiş olan Şia ulemasının aksine dertler hakkında niçin düşünmeye daha az hazır olabilmiş daha az görüş açıklamış, daha az ıslah planı göstermiş ve İslam’ın siyasi felsefesini daha az açıklayabilmiştir?
Bu durum, şia ruhaniyetinin kendine özgü sistemi ve Sünni ruhaniyetinin kendine özgü sistemiyle ilgilidir. Sünni ruhaniyet sistemi, onları devlet başkanlarının, idarecilerin elinde az veya çok bir oyuncak olarak ortaya çıkarmıştır, böyle bir tarzı vardır. Mesela, Muhammed Abduh gibi bir şahsiyet eğer fetva makamı olmak isterse bunun Hidiv Abbas’tan geçmesi ve onun bunu bildirmesi gerekir veya fetva makamı, Ezher camiası reisi Şeyh Mahmut Şeltût gibi ıslahçı büyük bir şahsiyetin, Cemal Abdulnasır gibi politikacı ve asker bir şahsın tasvibinden geçmesi (onun referansını alması) gerekir. Sünni ruhaniyeti bağımlı bir ruha-niyettir. Bağımlı bir ruhaniyet, bağlı olduğu gücün aleyhine ilmi yönden baş kaldıramaz, halk kitlesinin desteğini alamaz ve peşinden sürükleyemez.
Ama şia ruhaniyeti, kendi başına bağımsız bir kurumdur. Ruhsal açıdan Allah’a dayanmıştır, sosyal açıdan ise halkın gücüne dayanmıştır. Bunun için tarih boyunca, tarihin zorbaları karşısına rakip bir güç olarak çıkmıştır. Daha önce, Seyyid Cemaleddin’in Sünni ülkelerde doğrudan halkın ardından gittiğini (halkla muhatap olduğunu), İran’da ise ulemanın peşinden gittiğini söylemiştik, orada devrimi halktan başlatmak istiyordu, İran’da ise ulemadan başlatmak istiyordu. Şia ruhaniyeti Sünni ruhaniyetin aksine egemen İdareden bağımsız olmuştur. İlk önce Marks’ın tezi üzerine bir iptal çizgisi çekmiştir. Bu tez «Din, devlet ve sermaye üçlüsü, bütün tarih boyunca el ele verip işbirliği ve dayanışma içinde olmuşlardır, halka karşı bir sınıf meydana getirmişlerdir,» diyor, Marks bu üç etkeni halkın kendine yabancılaşma sebebi sayıyor.
«Ruhaniyet teşkilatında temel problem» adlı makalemizde, Şii ve Sünni ruhaniyeti hakkında kısa bir inceleme yaptık. Her ikisinin kuvvet ve zaaf noktalarına işaret ettik. Gerçi Sünni ruhaniyetin zaaf noktalarında başarıya ulaşabileceği konusunda ümitli değiliz, ama Şia ruhaniyetinin zaaf noktaları konusunda zafere ulaşacağından ümitli olduğumuzu arz ettik, bu arzunun yakın bir gelecekte gerçekleşeceğini tahmin ettik. Sanırım şimdi bunun üzerinden onbeş seneye yakın zaman geçti zaaf noktalarına karşı galip gelmek için daha uygun şartların ortaya çıktığını düşünüyorum.
Aynı zamanda ıslah düşüncesi ve planı açısından, Şii dünyasında da bazı konularda ıslah düşüncelerine sahip şahsiyetler çıkmıştır. Merhum Ayetullah Burucerdi, Allame Şeyh Muhammed Hüseyin Kâşifül Gıta, Allame Seyyid Muhsin Amilî, Allame Seyyid Şerifuddin Amilî ve özellikle Allame Nainî’yi bu açıdan gözden uzak tutmamak gerekir. Her ne kadar bu şahsiyetlerin ıslah düşünceleri sınırlı ko¬nularla ilgiliyse de incelenmesi, tahlil edilmesi uygun olacaktır. «Ayetullah Burucerdî’nin meziyetleri ve hizmetleri» adlı makalemizde bu zatın ıslahçı düşüncelerinin bir kısmını, özellikle İslam birliği ile ilgili düşüncelerini açıkladık. «Dairetül Mearifül İslam» da bunların hepsi iktibas edilmiştir.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv