İRAN İSLAM HAREKETİ – HAREKETİN MAHİYETİ – ŞEHİT MUTAHHARİ
Bu yazı kez okundu.
6 Aralık 2013 12:28 tarihinde eklendi

İRAN İSLAM HAREKETİ – HAREKETİN MAHİYETİ – ŞEHİT MUTAHHARİ
Sosyal ve tarihsel olaylar, doğal işaretler gibi mahiyet açısından muhtemelen birbirleriyle farklıdırlar. Bütün tarihî hareketler, mahiyet açısından aynı kabul edilemezler. Peygamber dönemindeki İslamî devrimin mahiyeti ile, Büyük Fransız Devriminin mahiyeti veya Rusya Ekim Devriminin mahiyeti asla bir değildir.
Bir hareketin mahiyetini çeşitli yollardan teşhis etmek mümkündür: Hareketin yükünü omuzlayan şahısların ve grupların yoluyla, hareketin alanını genişleten sebep ve kökenler yoluyla, o hareketin takip ettiği hedefler yoluyla, o harekete güç, hayat ve dinamizm bahşeden sloganlar yoluyla…
Şimdiki İran İslam hareketi, İran halkının özel bir sınıfına veya özel bir zümresine mahsus bir hareket değildir. Ne işçi, ne çiftçi, ne öğrenci, ne kültür ve ne de burjuvazi hareketidir. Bu harekette zengin-fakir, kadın-erkek, şehirli-köylü, medrese öğrencisi-okul öğrencisi, esnaf-sanatkâr, tüccar-çiftçi, ruhani-öğretmen, tahsilli-tahsilsiz, hepsi eşit olarak katılmıştır. Hareketin rehberliğini yapan kıymetli büyük merciler tarafından yayınlanan bir bildiri ülkenin tamamında ve bütün halk arasında eşit ve aynı şekilde yankılanıyor. Şehirlerde, köylerde aynı etkiyi gösteriyor. Horasan’ın, Azerbaycan’ın her yerinde Avrupa ve Amerika’nın en uzak şehirlerindeki İranlı öğrenciler arasında aynı ahenge sahiptir. Mazlumu, ezileni aynı ölçüde heyecana getiriyor. Kenarda kalmışlarda, sömürüye uğramamışlarda bile, ezilenler kadar sömürüye karşı bir duygu meydana getiriyor.
Bu hareket, her toplumsal hareketi sınıfsal çelişkilerin bir yansıması kabul eden, her şeyin sebebini kendi tarafına yontan, bütün yollar mide ile sonuçlanır diyen, materyalist tarih yorumcularının, iktisadı toplumun alt yapısı olarak alan, tarihsel materyalizm taraftarlarının, nazariyelerinin asılsızlığını apaçık ortaya koyan, yüzlerce tarihî gerçek olaydan yalnızca bir tanesidir.
Bu hareket peygamberlerin hareketleri tipinden bir harekettir, yani «ilahî bilinçten», «Allah bilincinden» ayağa kalkmış ve hareket etmiştir. Kendini bilmenin bu kökü, insan fıtratının derinlikleridir, insanın içyüzünden kaynaklanıyor. Peygamberi çizgideki hatırlatmalar yaratıcısına, aslına, kökenine, geldiği diyara, gizli bir aşinalık hissettiği beldeye karşı insanın fıtrî bilincini uyarır. Bu uyarı kendiliğinden yüce zata yönelişle sonuçlanıyor. Allah’a gönül bağlama, değerler dizisinin başıdır. Gönül bağlamak, peşinden mükemmellik, adalet, eşitlik, fedakârlık, faydalandırma ve hayır işleme meydana getirir
Peygamberlerin insanda uyandırdıkları hissetme, yani her insanın fıtratında gizlenmiş olan, onu yüce olanı aramaya teşvik eden noksan ve aşağılık olan her zuhur kaynağından nefret ettiren, insana ide veren, onu menfaatlerine bağlı yöne değil, hak ve hakikat taraftarı eden, insanı batıl ve hiçliğe düşman eden, her menfaatten uzak olarak batılı batıl, hiçi hiç görmesini sağlayan, ilahî değerler olan adalet, eşitlik, doğruluk ve dürüstlüğe taraftar eden, sırf hayattaki kavga için bir zafer aracı olarak değil, kendiliğinden bir hedef ve istenilen olarak ortaya çıkmasını sağlayan Allah’ı arama ve Allaha tapma hissidir.
İlahî bir uyanışa erişen, yüce insanî değerleri kendine hedef edinen insan, bir şahsa şahıs olarak taraftar veya düşman olma konusunda özgür oluyor. O şahıs artık adaletin taraftarıdır, adilin değil. Zulmün düşmanıdır zalimin değil. Adil olana taraftarlığı ve zalime düşmanlığı bireysel ve ruhsal problemlere, sorunlara dayanmıyor, sistemli ve metotsaldır.
Toplumumuzun uyanan İslamî vicdanı onu İslamî değerleri aramak için ayağa kaldırmıştır. Bu ortak vicdan ve coşan ruh, toplumdur. Çeşitli sınıflar (muhtemelen zıt sınıflar) uyum içerisinde oldukları bir hareket için yola düşmüşlerdir.
Bu hareketin kökenine gelince: Hareketin kökenini, ülkede son yarım yüzyılda olan çeşitli olayların kaynağını, toplumun İslamî ruhunda aramak gerekir.
Son yarım yüzyılda İslam’ın yüce hedeflerinin aksine hareketler meydana gelmiştir, bunlar son yüzyıldaki ıslahçıların ideallerinin aksine olmuştur, böyle hareketler şimdi de vardır, doğal olarak toplumumuz bu tarz hareketlere sürekli tepkisiz kalamazdı.
Son yarım asırda İran İslam toplumunda şunlar olmuştur:
— Her çeşit özgürlüğü inkâr ve reddeden vahşi bir istibdat.
— Yeni sömürünün nüfuzu, yani gerek siyasi, gerek iktisadi, gerekse kültürel yönden tehlikeli bir sömürü.
— Dinin siyasetten uzaklaştırılması, belki de dinin siyaset sahnesinden uzaklaştırılması.
— İran’ın, İslam’dan önceki cahiliye ye geri dönüşü için çaba sarf edilmesi. Mecusi sloganların ihya edilişi, İslam’ın asil sloganlarının sahneden uzaklaştırılması, Hicri Muhammedi takvimin, Mecusi takvimi ile değiştirilmesi bunun bir örneğidir.
Değerli İslam kültürünün değiştirilmesi, tahrif edilmesi, bu kültüre asılsız İran kültürü adıyla sahte bir hüviyet çıkarılması ve uydurulması
— Devlet Marksizm’inin yayılması ve propagandasının yapılması Yani Marksizm’in mülhit siyasi ve sosyal yönlerinin yayılması; Çünkü biliyorum, satılmış Marksist unsurlar hükümetle yaptıkları bir mutabakat gereği isteklerine nail oldular. Bu propaganda mülhit ve materyalist Marksizm’in dine karşı olan yönlerinin propagandasıdır, siyasi ve toplumsal yönlerin durduğu bir propaganda. Biz üniversitede egemen yönetimin himayesi ve şemsiyesi altında gelişen, mutlu olarak yaşayan Marksist unsurların, bu tarz faaliyetlerine şahit oluyorduk.
— Acımasız katliamlar, İranlı Müslümanların kanlarının bir değere haiz olmadığına inanılması. Zindanlar, siyasi tutuklulara yapılan işkenceler.
— Gün geçtikçe artan ayrıcalıklar. İddia edilen şekilsel reformların aksine sınıfsal uçurumun artması;
— Müslüman olmayan unsurların, devlette ve sair makamlarda Müslümanlara musallat ve egemen olması;
— İslamî kanunların ve esasların gerek doğrudan doğruya, gerekse yayılma neticesi çiğnenmesi, ihlal edilmesi. Bütün kültürel ve sosyal konularda fesat propagandasının yapılması, fesadın yaygınlaşması,
— Dildeki yabancı kelimelerle mücadele adı altında, farsça İslam edebiyatı ile mücadele edilmesi. Hafız, edebiyatta İran’ın İslamî ruhunun bekçisidir.
— Gayrı İslamî (ekseriya İslam’a karşı olan) ülkelerle ilişkiler, İsrail bunun bir örneğidir.
Bu işler ve benzerleri, yarım asır boyunca toplumumuzun dinî vicdanını yaraladı, bunlar patlamaya hazır sorunlar, problemler şeklinde ortaya çıktı.
Diğer taraftan gelişen bir takım gidişat ve olaylar batının yalancı, liberal siyasi propaganda çehresini ve sosyalist doğu bloğunun çehresini açıklığa kavuşturdu. Aydın sınıfların bu iki kutba bağladıkları ümit, ümitsizliğe dönüştü.
Üçüncü olarak da, geçen otuz küsur yıllık zaman zarfında, yani 20 şehriverden bugüne kadar, Müslüman yazarlar, konuşmacılar ve araştırmacılar gerçek İslam’ın çekici güzel çehresini bir sınıra kadar çağdaş nesle tanıtmayı başardılar.
Geçmişteki nahoş hareketlerden eziyet görmüş İran’ın bilgili, cesur ve mücadeleci ruhaniyetinin ayağa kalkması için uygun bir fırsat meydana geldi. Bu şartlarda ruhaniyet ayağa kalktı. Batıcılığa kaymış veya batıya yönelmiş, elli senedir eziyet çekmiş ve bezmiş olan nesil, İslam’ın kurtuluş bağışlayan öğretisi ile tanıştı. Bütün vücut ve varlığı ile ruhaniyetin sesine lebbeyk dedi, böylesi köklerle İran İslam hareketi maya tuttu.
Hareketin İslamî sloganları, merkezden en uzak sınır köylerine kadar ülkenin her tarafını sarmıştır. Kimse bunu halka dikte etmemiş ve halk için slogan seçmemiştir. Halk bu sloganları kendi bünyesinin İslamî derinliklerinden ilham alıyor. Bu halkın kendiliğinden icat ettiği sloganların tümünde, acaba İslamî olmayan bir tek slogan görülmüş müdür?

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv