ISLAHÇININ BAŞARI ŞARTLARI – ŞEHİT MUTAHHARİ
Bu yazı kez okundu.
6 Aralık 2013 12:49 tarihinde eklendi

ISLAHÇININ BAŞARI ŞARTLARI
Şimdi yolun sonuna geldik. Sözlerimizi ıslahçıların başarıya ulaşmasıyla ilgili muttakilerin efendisinin Nehcül Belağa’da geçen bir cümlesiyle süsleyelim, onun tefsirine başlayalım.
«İnnema yukîmu emrellahi sübhanehu men la yusaniu vela yudariu vela yettebiul metâmia.» Bu cümlelerde Allah’ın fermanının egemen kılınmasından söz edilmektedir, yüz yıl önce İslamî düşünceleri ihya etmek isteyen İslam ıslahçılarının bahsettiği konulardan söz edilmektedir. Allah’ın emirlerinin yere düştüğü bir toplumda, yeniden temel olarak alınmasından söz edilmektedir. Bu peygamber işi kimin yapabileceğinden mi söz ediliyor? Acaba bütün ruhsal ve ahlâkî şartlar çerçevesinde her fert, uygun her çeşit manevi şahsiyetle böyle peygamberi bir adımın sorumluluğunu kaldırabilir mi?
Ali’nin (R.A.) kullandığı «innema» kelimesinin sınırlamasıyla böyle bir başarıyı elde edecek şahsın şu üç sıfattan uzak olması gerekir; Mesania, medaria ve tamaha kulluk.
Mesania kelimesinin tam karşılığı Farsça bir kelime henüz bulamadım. Bu kelimeye yakın kelimeler olarak tâvizkârlık, mülahazakârlık, davranışçılık kelimeleri kullanılabilir, fakat bunların hepsi mesania olmasına rağmen onu tam olarak ifade etmiyor, mesania bunlardan fazla bir şeydir. Ali’nin, Muaviye’yi azletmede kusurlu davrandığı iddiası ortaya atılınca, bu durum Ali ve dostlarının ifadelerinde «Mesania» olarak geçiyor, hatta Ali «maslahat» için olsa bile (politikacıların uyguladıklarını söyledikleri maslahatlar), işinin başında kalması için Muaviye’ye bir saat izin vermesinin bile «mesania» (taviz) olacağını kabul ediyordu.
Muhtemelen ashap ve dostlar gelip, huzurunda onu övüyorlardı, onu muhteşem sayıyorlardı, bazı unvan ve lakaplarla anıyorlardı, işlerde gözlerine bir noksanlık çarparsa bunu söylemekten sakınıyorlardı. Ali onların bu metotlarını şiddetle yasaklıyordu, reddediyordu, onların bu durumunu bir nevi «mesania» (taviz) sayıyordu. Diyordu ki : «Benimle mesania (taviz) yöntemiyle konuşmayın, benimle cebbarlar ve zalimlerle konuşulan bir tarzda konuşun» diyorum. Yani dalkavukça konuşmayın, yaldızlı, tantanalı, haşmetli lakaplarla konuşmayın. Açıkça benimle karşı karşıya geldikleri zaman halkın sıkılma ve övgüler yerine, gözlerine çarpan eksikliklerimi, ayıplarımı tam bir açıklıkla söylemelerini seviyorum diyordu.
Allah’ın emirlerini icra ederken tavizkâr davranmak «mesania»dır. Dost, arkadaş, evlat ve müridin işlere müdahalesine göz yummak, onları gözetlemek mesaniadır (tavizdir).
Kur’an’ı Kerîm «İdhan» kelimesini kullanmıştır. Bu kelime bugünkü örfte, genellikle «meddahça» (dalkavukça) kelimesi ile ifade edilmektedir.
İdhan, yani yağ çekmedir, bugün Farsça konuşanların dilinde bu kelimenin karşılığı örtbas etme ve yağcılıktır. Bu kavram genellikle bir işin ciddi olarak yapılması yerine özüne riayet edilmeksizin şeklen yapılmasını ifade eder, Kur’an, kâfirler senin övülmeyi sevenlerden olmanı isterlerdi, diyor. O zaman meddahlık ve dalkavukluk yaparlardı. Mesela tevhidin, kardeşlik ve eşitliğin, faizin yasaklanmasının şeklî korunmuş idi. Ama hakikat ve muhteva? Hayır. Kısacası kâfirler, peygamberin tavizkâr olmasını isterlerdi, peygamber öyle değildi. O halde şekilciliğe rıza göstermek mesaniadır.
Arkadaş kayırmanın, dostları gözetmenin, arkadaş akraba ve müritlerin Allah’ın emrinin icra edilmesinde müdahalelerine göz yummanın «mesania» olduğunu söyledik. Ali’yle (R.A.) ilgili bir kıssayı tarih de naklediyor, bu kıssa oldukça eğitici ve faydalı:
Ali (R.A.) komutasındaki bir orduyla Yemen’den döndüğü zaman beraberinde Beytülmal’e ait Yemen hırkaları (elbiseleri) vardı, bunlardan herhangi birini ne kendisi giydi ne de kimsenin almasına izin verdi. Mekke’ye bir iki menzil yaklaştılar (Allah’ın peygamberi o zaman hacc nedeniyle Mekke’ye gelmişti) Ali rapor vermek için peygamberin huzuruna geldi, sonra askerlerinin yanında döndü, birlikte Mekke’ye girdiler, askerlerin yanına vardığında askerlerin bu hırkaları çıkarıp giymiş olduklarını gördü. Ali bir an bile tereddüt etmeden, politik yarar düşünce ve endişesinden uzak olarak hepsini onların bedenlerinden çıkardı, önceki yerlerine koydu. Askerler rahatsız oldular. Allah’ın resulünün huzuruna vardıkları zaman, peygamberin onlara sorduğu şeylerden biri de komutanınızın gidişatından memnun musunuz? Sorusuydu. Evet dediler ama… Hırka hikâyesini anlattılar. Allah’ın peygamberi burada Ali hakkındaki tarihi cümlesini söyledi : «İnnehu leuhayşinun fi zatillah.» (O Allah’ın zatında (nazarında) en haşin ferttir.) Yani Ali, Allah’ın emrinin söz konusu olduğu yerde her çeşit tavizden (mesaniadan) ve müsahamahadan uzaktır. Taviz (mesania), tavizseverlik bir nevi zaaf ve zillettir, sertlik ve sert yöntemli oluşun karşı noktasıdır. Sert yöntemi i olma bir nevi cesaret ve kuvvettir.
Medaria’ya gelince: Medaria, benzerlik demektir. Bir toplumu ıslah etmek ve değiştirmek isteyenin kendisininde o halkın aynısı ve benzeri olmaması gerekir. Halktaki zaaf noktalarının onda olmaması gerekir. Zaaf noktalarını ıslah etmeyi ancak ondan arınmış kimse başarabilir.
«Hasta biri, maddi hastalıklarda muhtemelen diğer bir hastayı tedavi edebilse de ruhsal ve sosyal tedavilerde bunu başaramaz. Kendini eğitmek toplumu eğitmekten önce gelir. Ali (R.A.) şöyle buyuruyor : «Allah’a yemin olsun ki kendim yapmadığım hiçbir şeyi size emretmedim, daha önce kendime de men ettiğim şeyler dışında hiç bir şeyi size men etmedim.» Yine Hz. Ali şöyle buyuruyor : «Halkın imam ve liderliği makamında olan kimsenin önce kendisini, sonra halkı eğitmesi gerekir. Kendisinin öğretmeni ve terbiye edicisi olan başkalarının öğretmenime terbiye edicisi olandan daha çok hürmet ve saygıya layıktır.»
Tamaha kulluk konusunda Ali şöyle buyuruyor : «Et-tameun rikkun muebbedun.» «Tamah ebedi bir köleliktir.» Diğer her çeşit kölelikten kurtuluş ümidi vardır. Fakat tamah ve açgözlülüğe olan kölelikten kurtuluş ümidi yoktur. Burada kurtulma isteği kölenin elindedir, efendinin elinde değil. Allah’ın emrini yerine getirmek isteyen kimsenin bu esaretten kurtulması gerekir. Özgürlük ve manevi bağımsızlık, dinî ıslatıcının, bağımsızlık şartıdır. Bir zilletin ilâhî ıslahta başarısızlık sebebi olması gibi, hastalığa tutkun birinin kendi toplumunu tedavi etmeyi başaramaması gibi, kendi nefsanî açgözlülüğünün esiri ve kulu olan biri de başkalarını sosyal ve manevi esaretlerden kurtaramaz.
Allah’ım kalplerin sahibi sensin, kalplerdeki bütün endişeler senin elindedir, bizi sabit ve doğru yol üzerinde muhafaza et, nefsi emmarenin şerrinden koru.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv