HZ. HÜSEYİN (AS)’IN KIYAMININ ETKİ VE SONUÇLARI – İMAM HUMEYNİ (RA)
Bu yazı kez okundu.
29 Aralık 2013 20:06 tarihinde eklendi

HZ. HÜSEYİN (AS)’IN KIYAMININ ETKİ VE SONUÇLARI

Eğer, Aşura ve Peygamber (s.a.a.) Ehl-i Beyti’nin fedakârlığı olmasaydı, Nebi Ekrem (s.a.a.)’in “Biset” ve o yorucu zahmetleri, o zamanın tağutlarınca yok oluşa götürülmüştü, (Eğer Aşura olmasa idi, vahiy ve kitap üzerine kırmızıçizgi çekmek isteyen Ebu Süfyan’cıların cahiliyet mantığı ve kendi zannına göre vahiy evlatlarını öldürüp şahadete ulaştırmakla İslam esasının yok olacağını ümit eden ve açıkça (La haberun cae ve la vahyun nezel) diyen karanlık putperestlik asrının yadigarı Yezid, İlahi Hükümetin temelini sökselerdi bilmiyoruz Kur’an-ı Kerim ve aziz İslam’ın başına ne gelirdi.) Ancak Allah-u Teâlâ (c.c.)’nın iradesi kurtuluş bağışlayan İslam ve hidayet eden Kur’an’ı ebedi korumak, vahyin evlatları şehitlerin, kanı ile yaşatıp destekleyerek zamanın ziyanlarından uzak tutmak, nübüvvetin özü ve velayetin yadigarı Hüseyin İbni Ali (a.s.)’yi kendi aziz canını inancı ve Peygamber-i Ekrem (s.a.a.)’in büyük ümmetine feda etmek için tahrik etmek bununla da tarihler boyu kanının coşarak Allah’ın dinini sulaması, vahiy ve onun armağanlarına koruyuculuk yapmasını istemişti ve istemekte. (36)

Mazlumlar ve Kur’an taraftarlarının Sey-yid’inin (a.s.) Aşura’da ki Şehadeti-İslam’ın daimi yaşamı ve Kur’an-ı Kerim’in ebedi hayatının başlangıcı idi. Ehl-i Beyt (a.s.)’in mazlumca şahadet ve esareti, İslam adına kendi ham hayalleriyle vahyin esasını yok etmek isteyen Yezidi’lerin tahtını ve tacını sonsuza kadar yokluğa uğurladı. O durumun vuku bulması Süfyanileri tarih sahnesinden kenara itti. (37)

O gün yezidiler, cinayet işleyen kendi elleri ile mezarlarını kazdılar ve kendileriyle birlikte sitemkâr, cinayetkar rejimlerinin de helak olduğunu kaydettiler. 15 Hordad 1942 (6 Haziran 1963)’de Pehleviler, cinayetkar taraftarları ve yandaşları kendi “Zorba Şahlık” eliyle mezarlarını kazdılar ve ebedi utanç ve yıkılışı yerlerine bıraktılar. Allah-u Teâlâ’ya hamd olsun büyük İran İslam milleti güç ve zaferle onların ateş dolu mezarlarına lanet gönderiyor. (38)

Eğer bu kıyam (Hüseyin (a.s.)’in kıyamı) olmasaydı, Yezid ve takipçileri İslam’ı halka ters-den gösteriyorlardı. Bunların ilk baştan İslam’a itikatları yoktu ve İslam velilerine karşı haset ve çekememezlikleri vardı. Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’ın bu fedakârlığı ile onlara yenilgi vermesine ilave olarak kısa süre geçtikten sonra halkı nasıl bir bela ve musibete girdiklerine dikkatlerini çekti. Bu musibette Beni Ümeyye düzeninin çökmesine neden oldu. (39)

Özleri ilahi vahiyle beslenen, Peygamberler Efendisi Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve Velilerin Efendisi Ali Murtaza (a.s.)’nın evlerinde terbiye olan, Sıddıka-i Tahire (s.a.)’nin kucağında büyüyen yüce bir şahsiyet kıyam etti ve kendi eşsiz fedakarlığı ve ilahi kıyamı ile zalimlerin sarayını yıkan, İslam mektebine kurtuluş bağışlayan büyük bir olayı vücuda getirdi. (40)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.) büyük Aşura kıyamını yaparak kendisi ve azizlerinin fedakârlık ve kanı ile İslam ve adaleti kurtardı. Beni Ümeyye düzenini mahkûm ederek onun ini çökertti. (41)

Eğer İslam muhafızlarının fedakârlığı ve O’nun (İmam Hüseyin (a.s.)) mert muhafızları ve fedakâr ashabının şahadeti olmasaydı, İslam Beni Ümeyye’nin zalimane rejimince ters tarafından tanıtılıyor, Nebi Ekrem (s.a.a.) ve fedakar Ashabının zahmetleri boşa gidiyordu. (42)

Masum İmamlar (a.s.) genelde ya öldürüldüler ya da zehirletildiler ama mektepleri korunmuştu. Seyyid-üş Şüheda öldürüldü mektebi korunmuştu belki de mektebi diriltmişti. O (İmam) öldürülmesi ile mektebi diriltti. (43)

Nasıl ki Hak velilerinin çoğunluğu mağlup oldu ve mektepleri korunarak kaldıysa, Seyyid-üş Şüheda (a.s.) Ashap ve yakınları da katliama uğradılar ama mekteplerini ileri götürdüler. Mektepte yenilgi yoktu ilerleme yardı. Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın ölümü Beni Ümeyye’ye sonsuza kadar yenilgi verdi.

Beni Ümeyye bu İslam’ı kötü göstermek, hilafet iddiaları ile de insani ölçüler dışında amel etmek istiyordu. Seyyid-üş Şüheda (a.s.) kendi kanının dökülmesi ile fasit ve batıl rejimi yendi ve kendileri öldü. (44)

Allah Velileri de yeniliyorlardı. Hazreti Emir, Muaviye ile savaşında yenildiğine söz yoktur. İmam Hüseyin (a.s.)’de Yezid ile savaşımında yenildi ve öldürüldü ama gerçekte kazanmışlardı. Onlar zahirde yenilgilerdi hakikatte ise zaferdiler. (45)

Siz şimdiye kadar görmektesiniz ve biz burada oturmuşuz, İslam’ı Seyyid-üş Şüheda (a.s.) diri olarak saklamıştır. (46)

İslam azizdir, bunun için Peygamber evlatları kendi canlarını İslam’a feda ettiler. Hazreti Seyyid-üş Şüheda, O gençler ve Ashabı ile İslam için savaştılar can verdiler de İslam’ı yaşattılar. (47)

Hazreti Seyyid-üş Şüheda (a.s.) zamanının tağut hükümetiyle olan mücadelesinde ki şehadeti, İslam’a hiç bir zarar getirmedi ve ileri götürdü. Eğer onların şahadeti olmasaydı, Muaviye ve oğlu İslam’ı dünyaya diğer bir şekilde yansıtıyorlardı. Mescide gidişleri, Cuma namazı kılışları, Cuma imamı olmaları, Cemaat namazı kılmaları, Cemaat namazında imam olmaları Allah Resulü (s.a.a.)’nün halifesi unvanıyla idi. İsim, Allah Resulü (s.a.v.)’nün halifesi, hükümet İslam hükümeti ancak muhteva tam tersi. Muhteva olarak hesaplansa ne hükümet İslam hükümeti ve ne Hakim İslam hakimi idi. Seyyid-üş Şüheda (a.s.) bunların İslam’ı cahiliyete döndürme ve İslam’ı geçmişte ki benzer şeylerle gösterme planlarını geçersiz kıldı. (48)

Hazreti Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın Şahadeti mektebi diriltti. Kendisi şehit, İslam diri, oldu Muaviye ve oğlunun tağut rejimini de defnetti….

Öyleyse Seyyid-üş Şüheda (a.s.) öldürülüp şahadete ulaştırılmasın da İslam’a zarar olacak hiç bir şey yoktu ve İslam’a faydası vardı. İslam’ı diriltti. (49)

Eğer Seyyid-üş Şüheda (a.s.) olmasaydı bunlar bu tağut rejimini cahiliyete döndermek için destekliyor olurlardı. Eğer şimdi ben ve sen de Müslim olsaydık, tağut müslümü olurduk, İmam Hüseyin (a.s.) Müslümü olamazdık. İmam Hüseyin (a.s.) İslam’a kurtuluşunu bağışladı. (50)

Hazreti Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’da mağlup oldu ama nihai zaferi vardı. Ölü vermekle mektepleri yenilgiye uğramadı, düşmanlarını geri püskürttü. Muaviye’nin İslam’ı bir imparatorluk haline getirme ve cahiliyet döneminin cahilane durumuna getirme isteklerini geri çevirdiler. Yezid ve takipçileri ebediyete kadar defin olundular, ve halkın laneti sonsuza kadar onların üzerinedir. Allah (c.c.)’ın laneti de. Ve onların kendileri korunmuş idiler. (51)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.) yenildi ama Allah (c.c.) için iş yaptığından mağlup etti, yenilmiş olduğu halde mağlup etti. (52)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın fedakârlığı İslam’ı bizler için diri tutmuştur. (53)

Hazreti Seyyid-üş Şüheda (a.s.) Mekke’ye giriş ve Mekke’den çıkıştaki zamanlamayı halkın Mekke’ye gittikleri bir sırada yapması büyük bir siyasi hareket idi. Bu bütün yönleriyle siyasi bir hareket idi. Bu İslami siyasi hareket Beni Ümeyye’yi ortadan kaldırdı ve eğer bu hareket olmamış olsaydı, İslam ayaklar altına alınmıştı. (54)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’yı öldürdüler İslam’ın terakkisi (ilerleme) daha çoğaldı. (55)

İmam Hüseyin (a.s.) bütün evlatları ve akrabalarıyla birlikte kendisini feda etti ve O’nun şahadetinden sonra İslam daha da güçlendi. (56)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.) Yezid’den yenilgi aldı ancak Muaviye rejimine öyle yenilgi verdiler ki onu ebediyete kadar defin etti. (57)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.) öldürüldü, yenilmedi. Oysa Beni ümeyye’yi öyle mağlup etti ki son ana kadar diğer bir iş yapmayı başaramadılar. Bu kan o kılıçları geri püskürttü. Şimdi bile zaferin Seyyid-üş Şüheda (a.s.), yenilginin Yezid ve taraftarlarının olduğunu gözlemliyorsunuz. (58)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.) az bir topluluk ile Onun (Beni Ümeyye) karşısında kıyam etti. Bu topluluk şehit olmalarına rağmen galip gelmişlerdi. Galip gelmişlerdi bu zulüm düzenine, yenmişlerdi onları. (59)

İmam Seyyid-üş Şüheda (a.s.) haklaydı az bir topluluk ile karşılık verdi, şahadete ulaştı, evlatları da şahadete ulaşmışlardı ama İslam’ı yaşatıp Yezid ve Beni Ümeyye’yi rezil etmişlerdi. (60)

Böylece Seyyid-üş Şüheda (a.s.) Kerbela’ya teşrif getirdiler ve savaş sayı bakımından az bir topluluk ile büyük gruplar arasında kendilerinin katledilip Ehl-i Beyti’nin esir düşmesiyle yenilgiyle sonuçlandı, ancak bu halde bile Yezid’i mağlup etti. Bu Yezid dünya da haysiyetsiz bir duruma düştü. Öyle ki artık ayakta kalmayı başaramadı. Mektep, tevhid ve İslam mektebiydi bunun için bu mektep korunmuştu. İslam korunmuştu bu açıdan bir mağlubiyet yoktu. (61)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.) Ashap, aile ve yakın akrabalarından bir kaç kişiyle birlikte kıyam ettiler. Çünkü bu kıyam Allah’ındı o habis saltanatın temelini yıktılar hâlbuki katledilmişlerdi ama saltanatın esaslarını yok etmişlerdi. Bu İslam’ı tağuti bir saltanata çevirmek isteyen bir saltanatındı. (62)

Hazreti Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’yı katlettiler ama katlolunmaları Allah (c.c.)’a itaat üzerineydi. Allah (c.c.) içindi, tüm haysiyeti onaydı. Bu yönden işin içinde bir yenilgi yoktu, itaat etmiş güzelce tamamlamıştı ve onların tümünü de mağlup etmişti. Muaviye ve bunların saltanat durumlarını bu güne kadar sürecek şekilde ters yüz etmişti. (63)

İslam’da Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın oldukça üzücü şahadeti, inanç ve hedef uğrunda olmasından dolayı akideyi öne götürmüştü. Yani bu şahadet Beni Ümeyye düzenini bozarak ortadan kaldırmıştır. (64)

Allah (c.c.) için iş yapan bir kimseye yenilgi söz konusu değildir. Velev ki öldürülelim mağlubiyetimiz yok. Hz. Seyyid-üş Şüheda öldürüldü ancak yenildi? Şimdi O’nun bayrağı yükseklerde ve Yezid’i işin içinde değil. (65)

Eğer Hazreti Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın kıyamı olmasaydı bugün biz bile zafere ulaşmayı başaramazdık. (66)

Aşura Özgürlükçülerin Şiarı (Külli Yevmin Aşura Külli Arzın Kerbela):

Hz. Seyyid-üş Şüheda (a.s.) bizlere, zulüm, sitem ve zalim hükümet karşısında ne yapılması gerektiğini öğretti. İlk baştan gittiği bu yolun kendi ashabı ve ailesini feda edeceği, bu İslam azizlerini kurban ettirecek bir yol olduğunu ama sonucun ne olacağını da biliyordu. Buna ilave olarak tarih boyunca bu yolu takip eden herkese kalbin sayıdan korkmaması, sayının işi ilerletmeyip keyfiyetinin, yani düşman karşısında işi ileri götüren o şeyin sayıların cihat keyfiyeti olduğunu, kişilerin çok fazla olabileceğini ama keyfiyetinin tam olmayıp eksik olduğunda efradının az ama keyfiyeti güçlü ve yüce olmasının mümkün olduğunu öğretti. (67)

Hüseyin İbni Ali (a.s.) fedakârlık ederek bütün her şeyini İslam uğrunda verdi. (68)

Müslümanların imamı bizlere zaman, zalim hükümetler Müslümanlar üzerinde zalimce hükümet ettiği bir durumda, onun karşısında güçleriniz eşit düzeyde olmasa da kıyam edip işten el çektirmek ve de İslam temellerinin tehlike de olduğunu gördüğünüzde fedakârlık ederek kan vermekten çekinilmemesi gerektiğini öğretti. (69)

Hazreti Seyyid-üş Şüheda (a.s.) yaptığı iş ile bizlere, meydanda durumun nasıl, meydan dışında ki durumun nasıl olması, silahlı mücadele eden kimselerin nasıl mücadele etmeleri ve cephe gerisinde bulunanların nasıl tebliğ etmesi gerektiğini yani mücadele keyfiyetini öğretti. Sayı bakımından az bir topluluğun kendilerine göre çok kalabalık olan bir toplulukla mücadelesinde ki keyfiyetin ve tüm yerleri elinde tutan zorba bir hükümet karşısında az sayıda bir insanla nasıl kıyam edilmesi gerektiğini de. Bunlar Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’ın millete öğrettiği şeylerdir. Onun yüce mertebeli Ehl-i Beyti ve evlatları da meydana gelen onca musibetten sonra ne yapmak gerektiğini gösterdiler. Teslim olmak mı gerekir? Mücadelenin bittiğini mi söylemek gerekir yoksa Zeyneb (s.a.)’in O büyük musibetin (Tesguru İndehu el mesaib) “Başka musibetler onun yanında küçük kalır.” hemen ardından yaptığı gibi direnmek ve küfür karşısında “zındık” benzerinden konuşma yaparak yeri geldiğinde de konuyu açmak mı gerekirdi. Hazreti Ali İbni Hüseyin (a.s.)’de sağlığının iyi olmadığı bir haldeyken bile nasıl yaraşıyorsa öyle tebliğ ettiler. (70)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.), Ashabı ve Ehl-i Beyti meydanda ki fedakârlık meydan dışında ki tebliği görevini öğrettiler. Hazret’in, Allah-u Teala katında olan fedakarlık ölçüsünün değeri, Hüseyin hareketini hedefe götürme de yardım etmiştir. Hz. Seccad (a.s.) ve Hz. Zeyneb (s.a.)’in hutbeleri de o ölçüde veya ona yakın miktarda etkileri olmuştur. Onlar bizlere zorba ve zalim hükümet karşısında kadın ve erkekleri korkmaması gerektiğini anlattılar. Hz. Zeyneb (s.a.), Yezid karşısında dikilerek onu küçük duruma düşürdü, öyle ki Beni Ümeyye ömürlerinde öyle bir hakaret duymamışlardı. ([IV]) Onlar yol arası, Küfe ve Şam’da yaptıkları konuşma ve İmam Seccad (a.s.) çıktıkları minberde ([V]) bu olayın, hakkın hak olmayan karşısında olmadığını açığa vurdular. Yani bizleri kötü tanıtmışlardı. Seyyid-üş Şeheda (a.s.)’yı zamanın hükümeti ve Allah Resulü (s.a.v.)’nün halifesi karşısına çıkan bir adam olarak göstermek istemişlerdi. Hz. Seccad (a.s.) bu planı kalabalık bir topluluk önünde açığa vurdu, Hazreti Zeynep (s.a.) yine öyle. Bizlerin vazifesini Seyyid-üş Şüheda (a.s.) belli etmiştir. Savaş meydanında azlık olmanızdan korkmayın, şahadetten korkmayın. İnsan, amaç ve ideallerinin sahip oldukları büyüklük ölçüsü oranında zahmete tahammül etmesi gerekir. (71)

İmam Hüseyin (a.s.) az bir toplulukla birlikte her şeyini İslam için feda etti ve büyük bir imparatorluk karşısında dikilerek “Hayır” dedi. (72)

Onlar (İmam Hüseyin), bu meseleyi buyurduklarında kıyamı başlatıp Yezid karşısına dikilmişlerdi. Bu zalim sultanın büyük ordusu karşısına az sayıda bir insanla çıkmıştı. Zamanının tüm güç odaklarını elinde tutan bir süper güç karşısına çıkmıştı. İmam böylelikle bizlerden sayımız azdı gücümüz yeterli değildi, deme özrünü düşürüyordu. Onlar bunu buyurdukları zaman devrinin zalim hükümdarına karşı kıyam etmek istiyorlardı. Halka, hutbe okuyarak kıyam sebebini, bu adam karşısında niçin durduğunu, onun Allah (c.c.)’ın ahdini bozarak Peygamber sünnetine muhalefet ettiğini ve Allah (c.c.)’ın haramları hiçe sayarak ortadan kaldırdığını beyan ettiler. Peygamber (s.a.a.) buyurmuşlardır her kim sessiz durur da bunu değiştirmezse onun da yeri Yezid’in cehennemdeki yeridir. Yezid’in yeri, sakin oturan kimsenin yeri olacaktır.

Şimdi bizler Yezid’in ne yapmıştı da Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın ona karşı kıyam edip meseleyi buyurarak program verdiklerini görelim. Seyyid-üş Şüheda (a.s.) buyurdukları mesele, herkesi içine alan umumi bir meseledir. “Men rea” Kim görse, zalim bir sultanın bu tür işleri olduğu görerek onun karşısında ne konuşan ne de ameli olarak bir iş yapmayan kimsenin yeri de o zalim sultanın yeridir.

Yezid zahiri hesap üzerinden bakıldığında, İslami bir adama benziyordu. Kendisini Peygamber (s.a.a.)’in halifesi olarak hesap ediyordu. Namaz kılıyor, bizim yaptığımız işlerin tümünü o da yapıyordu. Ama ne yapıyordu? Hâlbuki bir diğer taraftan isyankâr idi ve Allah Resulü (s.a.a.)’nün sünnetine muhalefet ediyordu. Allah Resulü (s.a.a.)’nün sünnetine göre halk ile iyi geçinilme-si gerekirdi o tersine amel ediyordu, Müslümanların kanının korunması gerekirdi o Müslüman kanı döküyordu, Müslümanların malının heder edilmemesi gerekirdi o Müslüman malını heder ediyordu. Babası Muaviye’de bulunan yöntemin benzerine sahipti. Nitekim Müminlerin Emiri (a.s.)’nin ordusu vardı oysaki Seyyid-üş Şüheda az sayıda bir kişiyle süper bir güç karşısındaydı. (73)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın şahadeti tüm zararlardan daha büyük olmuştu ama o ne yaptığını, nereye gittiğini ve hedefinin ne olduğunu biliyordu ve fedakârlık ederek şehit oldu. Bizlerde o fedakârlıklar üzerinden Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın ne yaparak zulüm düzenini bozduğunu ve buna karşılık bizim ne yapmamız gerektiğini hesap etmemiz gerekir. (74)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.) zalim bir hâkimin halk içinde hükümet ettiğini gördüklerinde, eğer bir kimsenin zalim bir hâkimin halk içinde hükümet ederek onlara zulüm ettiğini görürse her ne kadar bir kaç kişiyle de olsa başarabilirse o ordu karşısına dikilmesi ve zulmün önünü alması gerektiğini beyan ediyor. Yoksa bizim kanımız Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın kanından daha mı renklidir, biz niçin kan vermekten veya can vermekten korkalım? Onlarda aynı şah gibi ben Müslümanım diyen ondan ne kötü ne iyi olan ve halka böyle yapan halktan sorgusuz sualsiz kendisine itaat edilmesini isteyen Yezid gibi bir zalim adamı def etme hadisesinde, Seyyidüş Şüheda (a.s.) kendi canlarını verseler dahi bu zalim sultanın yanına gitme lüzumunu hissettiler. (75)

Bu İmam Hüseyin (a.s.)’dan bir emirdir. Emir herkes içindir. “Külli Yevmin Aşura Külli Arzın Kerbela” bu, hareketin her gün ve her yerde devam ettirilmesini gerektiren bir emirdir. İmam Hüseyin (a.s.)’de bu program çerçevesinde az miktarda bir insanla beraber tüm şeylerini İslam için feda etti. Büyük bir imparatorluk karşısında dikilerek “Hayır” dedi. Her gün her yerde bu 17 Şehriver, 1357 (Hicri Şemsi) ve büyük günlerin acı hatırası ümmet üzerinden geçerek istikbar ve istibdad keyf “Hayır” korunması gerekir. (76)

Bu söz (Külli yevmin Aşura Külli Arzın Kerbela) büyük bir sözdür, bundan yanlış anlaşılma oluyor onlar her gün ağlamak gerektiğini sanıyorlar, oysa bunun içeriği ondan daha başkadır. Kerbela ne yaptı, Kerbela arzının Aşura günü oynadığı rolü bütün yerlerin oynaması gerekir. Kerbela’nın rolü buydu; Seyyid-üş Şüheda kaç kişiyle birlikte savaştı, belirli miktarda bir adamla Kerbela’ya geldiler ve Yezid’in zulmü ve zalim devlet karşısında durdular. Zamanın imparatorluğu karşısına dikilerek fedakârlık ettiler ve öldürüldüler ama zulmü kabul etmeyip Yezid’i mağlup ettiler. Bütün yerler ve günlerin böyle olması gerekir. Bizim milletimiz için bütün günlerin bu manaya sahip olması gerekir. “Bu mana, bugün Aşura günüdür zulüm karşısında durmamız gerekir, bu yer Kerbela’dır onun rolünü burada uygulamamız gerekir.” olmalıdır. Kerbela hadisesi bir bölgeyle, bir kişiyle ve de yetmiş kaç kişilik bir toplulukla Kerbela toprağıyla sınırlı değildi. Tüm yerlerin ve günlerin bu rolü oynamaları gerekir, milletlerin gaflete düşmeyerek daima zulüm karşısında durmaları gerekir. (77)

Hazreti Emir (a.s.)’de Muaviye örneğinde olduğu üzere İslam’ı olduğunu iddia eden bir güç ile savaştı. Şimdi, bizim Müslümanlar ve fesatçı düzen ([VI]) arasında olan mücadelede ki delilimiz bu kavga üzerindedir. Bizim bu işin caizliği ve lüzumunda ki delilimiz Hazreti Emir (a.s.) ve Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın amelidir. Bu iki kişinin sahip oldukları bu güçler et rafını saran o şamatalar güçlerinin etkisi altındaydı, savaşlarda bir takım şeylere bölük bölük askerlere sahiptiler bunlar Müslüman idiler. (78)

Eğer zalim bir hâkim halk üzerine musallat olursa, milletin alim ve bilgelerinin onu işten el çektirmeleri ve nehyi anil münker (kötülükten men etmek) yapmaları gerekmektedir. (79)

Rahatsız olup üzülmeyin, ızdırab çekmeyin, korku ve çekingenliği kendinizden uzaklaştırın zira tabi olduğunuz önderler musibetler ve facialar karşısında sabırla dimdik durdular, bizim bugün gördüğümüz şeyler onlara kıyasla bir şey değil. Çünkü bizim büyük önderlerimiz Aşura günü ve Muharrem’in onbirinci gecesi gibi hadiseleri geride bıraktılar ve Allah (c.c.)’ın dini uğrunda böyle musibetlere tahammül ettiler. Sizler bugün ne söylüyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Niçin üzülüyorsunuz? Hazreti Emir (a.s.) ve İmam Hüseyin (a.s.)’in takipçisi olduğunu iddia eden kimseler için, hâkim düzenin bu tür rezil ve çirkin işleri karşısında kendisini kaybetmesi ayıptır. (80)

Şah’ın zulüm sarayı ve taraftarları karşısında, kutsal Hüseyni hareketinin izinde yapılan on iki Muharrem ve onbeş Hordad kıyamları yapıcı ve ezici olmuştur. Bunlar topluma mücahit ve fedakâr insanlar verdi. Öyle ki onlar fedakârlık ve hareketleriyle geçen günleri sitemkâr ve hainler üzerine kara günler yaptılar. O kıyamlar büyük milleti hareketli, uyanık ve birbirine sıkı sıkıya bağladı ve yabancı ve yabancılara tapanların gözlerinden uykularını kaçırdı ve ilim medreseleri üniversiteler ve pazarları, İslam ve mezhebin adalet isteyen kutsal savunma kuleleri haline getirdi. (81)

Bugün mesele önemlidir. Yolunda can verilmesi gereken mühim meselelerden biridir. Mühim olduğundan Seyyid-üş Şüheda canını onun için verdi. Mühimdir zira İslam Peygamberi (s.a.a.) kendisi için yirmi üç yıl zahmet çekti. Önemlidir çünkü Hazreti Emir, Muaviye ile on sekiz ay savaş yaptı. Oysa Muaviye Seyyid-üş Şüheda (as.) için ağlıyoruz olarak görmeyin, zira ne Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın gözyaşına ihtiyacı vardır ve İslam davası güdüyordu peki öyleyse savaş niçindi? Savaş zalim bir sultan olduğu içindi, bir zulüm makinesi olduğu içindi, öyleyse onu yere vurmak gerekirdi. Emir (a.s.) büyük ashabından o kadarını ölüme itti ve bunlardan o kadarını öldürdü niçin yaptı? Hakkı ayağa kaldırarak adaleti uygulamak için yapıyordu tüm bunları. (82)

Bizler Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’dan daha yüksek makam da değiliz, O vazifesine göre amel etti ve öldürüldü de. (83)

17 Şehriver, 1357 (Hicr Şemsi) ve büyük günlerin acı hatırası ümmet üzerinden geçerek istikbar ve istibdat (Keyfi yönetim) saraylarının yıkılması yerine İslam Cumhuriyeti’nin adalet bayrağının çekilişi gibi tatlı meyveleri vücuda getirdi. Öğretici bir emir olan (Külli yevmin Aşura külli Arzın Kerbela) İslam ümmetinin ülküsü olması gerekir. Bu kıyamın her gün ve her yerde katılımlı bir kıyam olması gerekir. Aşura sayı bakımından az fakat adalet isteyen bir topluluğun aşk ve imanla sarayda oturan zulümkar ve yağmacı müstekbirler karşısında yaptığı bir kıyamdı. Emir bu ümmetin temel yaşam programını her gün ve her yerde oluşturmak içindir. Geride bıraktığımız günlerle Aşura sürekli tekrarlandı. Meydanlar, caddeler ve sokaklarda dökülen İslam evlatlarının kanı Kerbela’nın tekrarı ve bu emrin öğretici vazifesiydi. Öte yandan vazifenin müjdesi mustazafların sayıca az ve yaprak ve sazlarla mücehhez olsalar da şeytani güçler karşısında durabilecekleriydi. Şehitlerin serveri gibi kıyam etmeye vazifelidirler. Bizim şehitlerimizi de Kerbela Şehitleri sayısınca karar kılan müjdedir ve müjdedir ki şahadet zaferin rumuzudur. 17 Şehriver, Aşura, Şüheda meydanı Kerbela, şehitlerimiz Kerbela şehitleri ve milletimizin muhalifleri Yezid ve ona bağlıların birer tekrarıdırlar. Kerbela, sitemkâr sarayını kan ile yıktı, bizim Kerbela’mızda şeytani saltanat sarayını yerle bir etti. Şimdi bu kanları varisleri, gençlerin geride kalanları ve kanları uykuda olan şehitler olarak bizlerin, onların fedakârlıklarını neticeye ulaştırana kadar durmayıp kararlı bir irade ve muhkem yumrukla sitemkâr rejimin kalıntılar doğu ve batının hilelerine yenilmişlerin tuzaklarını, şehitlerin faziletli ayaklarının altına gömme vaktidir. (84)

Büyük millet 15 Hordad 1342 (H. Ş.) ile aynı günlere rastlayan ve patlamalara yol açan o uğursuz facianın yıldönümünde Aşura’dan ilham alarak ezici kıyamı vücuda getirdi. Eğer Aşura ve o patlamanın sıcaklığı olmamış alsaydı, sabıkası olmayan örgütsüzce yapılan böyle bir kıyamın gerçekleşeceği bilinemezdi. Büyük Aşura hadisesi 61 Hicri’den 61 Hordad’a ondan “Bakiyetullah” (İmam Mehdi (a.s.))’ın evrensel kıyamına kadar her yerde devrimler yapandır. (85)

Şimdi bile cephelerde onları (İslam askerleri) gösterdikleri zaman İmam Hüseyin (a.s.)’in aşkı ile cepleri sıcak tuttuklarını görmektesiniz. (86)

Bizim milletimiz şimdi (Külli yevmin Aşura Kulli arzin Kerbela) meclisler ve gece dualarında Seyyid-üş Şüheda ve Ashabının kalplerde canlandığını anlamışlardır. (87)

İmam Hüseyin (a.s.) kendi kanıyla İslam’ı canlandırdı sizlerde onu takip ederek inkılâp ve İslam’ın uhdesini üzerinize alınız. (88)

Bizler oldukça layık gençler ve iş bilir uzman insanlarımızı kaybetmemize karşılık elde ettiğimiz şeyin kıymeti bu manadan daha değerlidir. Bu mana için Seyyid-üş Şüheda kadın, evlat ve kendisini feda etmiştir. Allah Resulü bilinmemektedir. Oysa rivayetlerimiz Kerbela mazlumu için dökülen bir damla gözyaşının ne kadar çok değeri olduğunu (s.a.a.) yaşamını bu mana yolunda sarf etmiştir. Masum imamlarımız yine tüm eziyetleri onun uğrunda görmüşlerdir. (89)

Biz eğer Seyyid-üş Şüheda (a.s.) için sonsuza kadar da ağlasak Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’ya bir faydası yok, bizim için faydası vardır. Siz dünyaya olan faydasını hesap edin ahireti kendi yerinde kalsın. Dünyaya olan faydasını hesap edin, ruhi açıdan kalpleri nasıl birbirine yakınlaştırıyor. (90)

Sizler bu ağlama ve mersiye okuma meclislerinde ([VII]) toplanmanın nedenini, yalnız biz Şeye de gözyaşının kendisi zati olarak bir iş yapabilir. Ancak bu meclislerin halkı toplayarak bir yöne kanalize etmesi ve otuz milyon otuz beş milyon kişinin haram olan iki ay ve özellikle Aşura’nın onunda bir yöne doğru yol aldırmasıdır. İmamlarımızdan bazıları benim için minberlerde mersiye okuyun, diye boşuna buyurmamışlardır. Bizim imamlarımız boş yere, ağlayan, ağlatan veya kendisini ağlama haline sokan kimsenin ecrinin filan filan olacak, diye buyurmuyorlar. Mesele ağlama ve ağlar gibi görünme meselesi değil, mesele siyasi bir meseledir. İmamlarımız da aynı o ilahi görüşe sahiptiler. İmamlarımız bu milleti seferber ederek değişik yollardan birlik haline getirmek böylece de zarar ziyan kabul etmeyen tek vücut durumuna büründürmek istemişlerdir. (91) .

İmamlarımızdan bazıları (İmam Bakır (a.s.) olabilir şimdi hatırımda değil) buyuruyorlar; Mina’da benim için ağlayıp inleyecek bir kişi görevlendirin, orada benim için ağlasın ve eza etsin (sine vursun). ([VIII]) Bu İmam Bakır (a.s.)’ın gözyaşına ihtiyacı olduğundan değildi ki şahsı için bir faydası olsun. Ancak bunun siyasi yönüne bakınız; O zaman dünyanın her yerinden insanın geldiği Mina’da bir kişi veya şahıslar oturacaklar İmam Bakır (a.s.) için ağlayıp inleyecekler ve ona muhalif olan kimselerin cinayetlerini ki örneğin kendisini şehit ettiler, zikredecekler, böylece o aza (sine vurma) meclislerinin asıl mahiyetinin dünyada anlaşılmasına sebep olacaktı. (92)

Hazreti İmam Bakır (a.s.) (Siz daha iyi bilirsiniz) öleceklerini anladıklarında zahiren on yıl Mina’da kendisi için ağlayacak kişi veya kişilerin görevlendirilmesini vasiyet etmişlerdir. Bu ne türden bir mücadeledir? Hazreti Bakır (a.s.)’ın gözyaşına ihtiyacı mı vardı? Hazreti Bakır (a.s.) gözyaşını ne yapmak istemişti? O zaman da Mina’da niçin? Hac günleri ve Mina!. Bu nokta orada on yıl ağlanmasının esasını teşkil eder ve siyasi, ruhi, insani boyutları içine alır. İnsanlar geliyorlar ve diyorlar; bu nedir, niçin? Onlarda bunun böyle olduğunu söylüyorlar ve halk yığınlarının dikkatini bu mektebe çekerek zalimi yok mazlumu daha bir güçlendiriyorlar. Biz gençler verdik, Kerbela gençler verdi bunları korumamız gerekir. Siz bunun gözyaşı olduğunu sanmayın böyle olması olanaksızdır. Hayır! bu gözyaşı değil siyasi, ruhi ve toplumsal bir meseledir. Eğer sorun ağlamak olsaydı ağlıyor gibi görünmek nesidir? Ağlıyor gibi görünen ondan ne istiyor? Gerçekten Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın gözyaşına ne ihtiyacı var? İmamların bir yerde toplanılıp gözyaşı dökülmesi için bu kadar ısrar etmelerinin sebebi onun mezhep varlığımızı korumasından dolayıdır. (93)

Matem meclislerinin derin manasının değeri fazla bilinememiştir. Hatta kendisini ağlama pozisyonuna getirmenin bile değerinin ol­duğunu söylemektedir. ([IX]) Bu ne mazlumların Seyyidi’nin bu işe ihtiyacı olduğu babından ve nede siz Müslümanların sevap kazanmanızdandır. Gerçi tüm sevaplar var ama niçin matem meclisleri için bu kadar büyük sevab karar kılınmıştır? Allah-u Teâlâ niçin ağıt hatta bir damla gözyaşı bunu da geçersek kendini ağlama durumuna getirmeye bile bu kadar sevabı vermiştir? Ağır ağır bu meselenin siyasi yönü belirmektedir, inşallah sonra daha çok belirginleşecektir. Bu da matem, matem meclisleri ve ağıt okuma için bu kadar sevap verildiğidir. İbadi ve ruhla ilgili işleri ilave olarak önemli bir siyasi mesele işin içinde olmuştur. Bu rivayetin sadır olduğu o günler Fırka-i Naciye’nin Emevi ve daha çok Abbasiler’in belalısı olduğu günlerdi. Onlar büyük güçler karşısında oldukça az cemiyete sahip olup azınlıktaydılar. O zamanlar bu azınlık siyasi faaliyetlerini örgütlemek için kendisi örgütçü olan bu yolu bulmuşlardı. Vahiy kaynaklarından, bu meclislerin, gözyaşlarının ne kadar büyük değeri ve de gözyaşı ve matemin çok gücü olduğu, rivayetini nakletmekle o zamanın azınlıkta olan Şialarını içtima ediyorlardı. Belki de onların çoğu meselenin ne olduğunu bilmiyorlardı ama mesele tarih boyunca azınlıkta kalmış bir grubun çoğunluk karşısında örgütlenmesiydi. Devletlerde baştanbaşa örgütçü bir nitelikte olan matem meclisleri, İslam ülkeleri özellikle İslam ve Şia’nın beşiği olan ülkede başa geçerek İslam’ın esasları, ruhaniyet ve karşılarında olan her şeyi yok etmeyi hedeflemiş hükümetler önünde durmuşlardır. Onların karşılarında dikilerek korkutan o şey bu matem meclisleri ve elemanları olmuştur. (94)

Batı tutkunları bize gözyaşı milleti diyebilir ve belki de onların kendisi bir damla gözyaşı karşılığında verilen bu kadar sevaba tahammül etmeyi başaramazlar. Matem meclisini ne kadar sevabı olduğunu, dualar için zikredilen şeyleri ve hatta iki satır dua için zikredilmiş o sevapları idrak edemezler, hazmedemezler onu. Duaların siyasi yönü ve Allah’a yöneliş milletin dikkatini bir noktaya toplayarak milleti İslam’ı bir hedef için seferber ediyor. Hz. Seyyid-üş Şüheda (a.s.) için matem meclislerinde dökülen gözyaşı bir ecir almak için değildir. Elbette bu da vardır ve başkalarına uhrevi ecir nasip etsin ama mühim olan imamlarımızın daimi olarak sadrı İslam’da planını çizdikleri siyasi yönüdür. Bir bayrak altında içtima, bir idealin çatısı altında toplamındır bu. Ve hiç bir şey Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın mateminin tesir ettiği ölçüde ona tesir etmeyi başaramaz. (95)

Mescide gelen ve minberde konuşulanları dinleyen bir takım insanlar mersiye okunmaya başlanılınca geri dönüp gidiyorlar. Bunları onun ne olduğu ilgilendirmiyor. O mersiyedir mihrabı haliyle de minberi olan. Eğer mersiye olmasaydı minberde, bu meselelerde olmazdı. O korumuştur bunları. Bizlerin şehitlerimiz için ağlayıp, feryat ederek insanları uyandırmamız gerekir. Elbette bizim hepimizin arasında olması gereken bir mesele vardır. Bu, şudur; halka bunların tümünü bizim sevap almak için yapmayıp olayın bizi ilerlettiğini istediğimizden dolayı yapıldığı noktasında anlatılması lazımdır. Seyyid-üş Şüheda (a.s) öldürüldü ama bir sevap kazanmak için gitmemişti. Sevap O’nun için fazla söz konusu değildi, mektebi kurtarmak, İslam’ı ileriye götürmek ve İslam’ı yaşatabilmek için gitmişlerdi. Sizler mersiye okuyor, konuşuyor, hutbe veriyorsunuz, mersiye okumakla insanları ağlamaya zorluyorsunuz ve insanlarda gözyaşı döküyorlar, bunların tümü bir hedef uğrunda olmalıdır zira biz İslam’ı halkın bu feryatları ile korumak istiyoruz. Bu feryatlar, mersiye okumalar, şiirler, ağıtlar, nasıl ki mektebi şimdiye kadar koruduysa biz de onları korumak istiyoruz. Bu noktanın halka söylenerek hatırlatma yapılması gerekir ki; efendi olay mersiye okumam ve birinin de ağlaması meselesi değildir, belki mesele bunun ağıt ile korunduğu meselesidir. Gözyaşları ile korunmuştur bu mektep.

Kendini ağlama durumuna sokmanın bile sevabı vardır, iyi de bunun niçin sevabı var? Kendini ağlama durumuna sokmanın mektebe yardım ettiğinden sevabı vardır zira o da mektebe yardımcı oluyor.(96)

Eğer gerçekten meselenin ne olduğu, matemin niçin yapıldığı ve gözyaşının niçin bu kadar değere sahip olup ecrinin Allah katında olduğu anlaşılıp anlatılabilse o zaman bizleri gözyaşı milleti diye değil kahraman millet olarak çağırırlardı. Eğer Hz. Seccad (a.s.)’ın Kerbela’da her şeyini yitirmesine rağmen gücü her şeye hükmeden bir hükümete sahip bulunduğunu bilselerdi, onun geride bıraktığı bu duaların ne yaptığını, nasıl donatmayı başarabildiğini kavrayabilir ve bize de bu duaların niçin olduğunu sormazlardı. Eğer bizim aydın görüşlü insanlarımız bu meclisler, dualar, zikirler ve musibet meclislerinin siyasi ve toplumsal yönünü kavrayabilselerdi bu işi niçin yapalım, diye sorma ihtiyacını hissetmezlerdi.(97)

Şimdi bizim gençlerimize ne zamana kadar gözyaşı, ne zamana kadar mersiye, diye telkin etmeye çalıştıkları meseleyi onlar gelsinler açıklayalım. Bunlar mersiyenin ne demek olduğunu anlamıyorlar ve bu esas şimdiye kadar ne zamana kadarın başında tutulmuştur. Bunu bilmiyorlar ve kendilerine anlatmakta olmuyor.

Bunlar mersiye ve gözyaşının insanı bilinçlendirip yapılandığının farkında değiller. Seyyid-üş Şüheda (a.s.) için yapılan matem meclisleri zulme karşı bir tebliğidir, bu tebliği tağuta karşı yapılmaktadır. Mazluma yapılan zulmün beyanı daimi olarak yapılmalıdır. (98)

Matem tutmanın İslam’ın yaşaması ve İmam Hüseyin Mektebinde ki önemli fonksiyonu:

Bizlerin Müslümanlar arasında ki vahdet sebebini imamlar için yapılan siyasi matem merasimleri özellikle de mazlumların önderi, şehitlerin serveri İmam Hüseyin (a.s.) için yapılmakta olanın ki bunun da Müslümanları mahsusen On İki İmam’a bağlı Şiaların koruyucusu olduğunu bilmesi gerekmektedir. (99)

Müslümanların imamları mazlumların Seyyidi (a.s.) için matem meclislerinin daimi olarak yapılarak, Allah Resulü (s.a.a.)’nün Ehl-i Beyti’nin mazlumiyeti Beni Ümeyye’nin (Allah’ın laneti üzerlerine olsun) zalimliğini beyan etmeyi mazlumun zalime feryadı şeklinde vurgulayarak tavsiye etmişlerdir. Bu öfkeli feryatların canlı kalması lazımdır, zira onun bereketleri İran’ın Yezidilere olan savaşında açıkça görülmüştür. (100)

Şia şehirlerinde mersiye unvanıyla tertiplenen meclisler eksikliklerinin olmasına karşın yine de dine, ahlaki emirleri ve güzel ahlak ve faziletleri yayma açısından etkisi vardır. Asılda Ali (a.s.) takipçileri, Ulul Emre itaat edenlerin ve Allah’ın dini ve semavi, kanunları olan kutsal Şia Mezhebi, isimleri matem, görevi Allah’ın din ve ahkâmının yayılması olan bu mukaddes meclislerin gölgesinde bu güne kadar ayakta durmuştur ve bundan sonra da duracaktır. Diğer topluluklar karşısında tamamen azınlıkta olan Şia toplumunda eğer büyük dini kurumlardan biri olan bu kurum olmasaydı dinin hakikati olan Şia Mezhebi’nden geride bir eser kalmazdı. (101)

Âlemlerin Rabbi (c.c.) maceracıların sadrı İslam’da din binasını sarstıklarını ve geride bir kaç kişiden başka kimsenin kalmadığını gördüler ve İmam Hüseyin (a.s.) fedakârlık ederek halkı uyandırması için seçtiler. Allah-u Teâlâ matem tutanlara insanları uyanık tutmaları ve asıl amacı zulmün kaldırılıp insanları tevhid ve adalete sevk etmeye dayanan Kerbela esasının temelinin çürümesine fırsat vermemeleri için birçok sevaplar karar kılmıştır. Bu durumda temeli bu esas üzerine atılan matem için böyle sevapların verilmesi lazım gelirdi ki halk tüm baskı ve zorlukların olmasıyla birlikte ondan el çekmesinler. Eğer böyle olmasaydı Hüseyin İbni Ali (a.s.) zahmetlerini yıldırım hızıyla ayaklar altına alırlardı, bu da İslam Peygamberi (s.a.a.)’nin teşeyyünün esasını tesis etmek için çektiği zahmet ve sıkıntıların toptan ayaklar altına alınması demek olurdu. Buna dayalı olarak Allah (c.c.)’in verdiği ücretlerin amelle elde edilen menfaat karşılığında verildiğini varsayarsak bu amelle elde edilen menfaat ve faydanın hak din ve teşeyyü esasının yaşamasıdır ki; Cihandakilerin dünya ve ahiret saadetleri ona bağlıdır, Şia’nın o zaman ki durumu, İmam Ali (a.s.)’nin muhaliflerinin O’nun takipçilerine yaptıkları çeşitli baskılara bakarak bu amelin kıymetinin bizim düşünce sınırımızın dışına çıkmasından anlayabiliriz. Alemlerin Rabbi (c.c.)’nin onlar için hazırladığı sevapları hiç bir göz görmemiş kulaklar işitmemiştir ve bu adaletin kemalidir. (102)

İslami milletlerin tüm kanlarını coşturan Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın bu kanıdır ve aziz Aşura elemanlarıdır, halkı İslam ve İslami hedeflerin korunması için heyecana gelmelerini sağlayan. Bu işte gevşeklik edilmemelidir. (103)

Hak üstündür. Hak üstündür ancak bu bize üstünlük sırrımızı Şia’nın tarih boyu azınlık olduğu Emir-el Mü’minin (a.s.)’in döneminden şimdiye kadar olan yaşamında bulmamızı gerektirir. Hamd olsun Allah’a şimdi fazla ama o zamanlar azdı. Ancak başkaları karşısında çoğunlukta olmakta bu mezhebin ve İslam memleketlerinin yaşama sırrı değildi. Bizim Şii devletleri görmemiz ve o sırrı korumamız gerekir. En büyük sırlardan biride en önemli sır olan Seyyid-üş Şüheda (a.s.) olayıdır…. Bu sırrı korumamız lazımdır. Tarih boyunca Bir grup gelmiş ve bundan sonra mersiye okumayın diye söylüyorlardı. Bunlar mersiyenin ne demek olduğu anlamıyla ayakta duran bu meclisler İmamlar (a.s.) emirleri ile kurulmuş meclislerdir. Gençlerimizden bazıları bu meclisleri fakat içinde ağıt olan meclisler olarak sanıp şimdi ağıt mı yapalım? Demesinler. Onların yaptığı bir yanlıştan ibarettir. (104)

Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın mersiyesi İmam Hüseyin mektebinin korunması içindir. Seyyid-üş Şüheda (a.s.) mersiyesini okumayın diyen kimseler gerçekte İmam Hüseyin mektebinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bu gözyaşları ve mersiyelerin bu mektebi koruduğunu bilmiyorlar. Bin dört yüz yıldır bu minberler, mersiyeler, musibetler ve sine vurmalar bizi korumuş, İslâm’ı bu günlere kadar getirmiştir. Aslında kötü niyetlere sahip olmayan gençlerden bir grup şimdi güncel sözleri söylememiz gerekir, diye düşünüyorlar. Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın sözü günceldir ve daima da güncel olacaktır. Aslında güncel sözü Seyyid-üş Şüheda (a.s.) getirip bizim elimizi vermiştir ve Seyyid-üş Şüheda (a.s.) mektebini bu gözyaşları korumuştur. O’nun mektebini bu musibetler, feryatlar, konuşmalar sine vurmalar ve O’nun elemanları (arz ediyorum) korumuşlardır. Eğer bir mukaddesatçı fakat evinin bir odasında oturarak kendisi ve hanımı için Aşura ziyaretini okuyup teşbih çekseydi bir şey kalmazdı. Her mektep çığlıklar feryatlar istiyor. Bir mektep çığlık, feryat istiyor ve eğer sine vuranı, ağlayanı ve de ayakları sine vuran, dövünenin içinde olmazsa korunamıyor. Bunlar yanlış yapıyorlar, çocuklardır, bunlar ruhaniyet ve minber ehlinin İslam’da ki rolünü bilmiyorlar ve sizin kendinizde fazla bilmeyebilirsiniz. Bu rol İslam’ı her zaman ayakta tutmuş bir roldür. Bu gözyaşları bir hanımın bir güle su vermesi misali İmam Hüseyin mektebini canlı tutmuştur. Bizlerin elden yitirdiğimiz her bir şehidimiz için matem meclisleri kurarak ağlamamız, feryat etmemiz gerekir. Başkaları yapıyorlar, kendilerinden biri öldüğü zaman feryat ediyorlar. Partililerden birinin öldüğünü varsayalım hemen mitingler düzenleyip çığlıklar atıyorlar. Bu da Seyyid-üş Şüheda (a.s.) mektebinin yaşaması için bir miting bir feryattır. Bunlar meselelere dikkat edip ilgilenmiyorlar. Buraya kadar o gözyaşları korumuş canlı tutmuştur bu mektebi. Mersiye okumalar ve bunlar mektebi canlı tutarak hareketin ileriye gitmesini sağlamıştır. Eğer Seyyid-üş Şüheda (a.s.) olmamış olsaydı bu harekette ileri götürülemezdi. Seyyid-üş Şüheda (a.s.) her yerde vardır. (Külli erzin Kerbela) her yer O’nun mahzendir, tüm minberler O’nun huzurudur, tüm mihrablar Seyyid-üş Şüheda (a.s.) sayesinde vardırılmam Hüseyin İslam’ı kurtardı, biz İslam’ı kurtarmak için giden ve ölen bir kimse için sessiz mi duralım? Her gün ağlamamız lazımdır, her gün mektebi ve bu hareketleri korumak için minbere çıkmamız gerekir. Bu hareketler İmam Hüseyin (a.s.)’in ipoteğindedir. (105)

Bundan daha birlik ne var? Sizin bir milletin böyle birlik halinde olduğundan nerden haberimiz var? Kim bunları bir araya getirdi? Bunları Seyyid-üş Şüheda bir araya getirmiştir. Bütün İslam ülkeleri ve İslami toplumlarda Aşura ve Tasua ve sekiz ve kaçıncı günleri büyük deste gruplarını aynı içerikte kim böyle içtima yapmayı başarabilir? Âlemin neresinde halkın böyle bir arada olduğundan haberiniz var? Hindistan’a gidin aynı düzen, Pakistan’a gidin aynı düzen, Endonezya’ya gidin aynı düzen, Irak’a gidin aynı düzen, Afganistan’a gidin aynı düzen, her nereye gitseniz aynı düzen peki bunları kim bir araya getirmiştir? Bu birlikteliği elinizden kaçırmayın. (106)

Mazlumların Seyyidi (a.s.) için yapılan matem ve mersiye okuma meclisleri, Allah ve O’nun rızası için kendisi, evlatları ve dostlarının canını feda eden bir kimsenin mazlumiyetinin açığa vurulmasıdır. Bu olay cephelere giden gençlerimizi öyle bilinçlendirmiştir ki şahadeti istiyor şahadetten iftihar ediyorlar. Ve eğer şahadet nasipleri olmazsa üzülüyorlar. Anneleri öylesine bilinçlendiriyor ki kendi gençlerini elden vermelerine rağmen bir iki tane daha gence sahip olduklarını söylüyorlar. Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın matem meclisleri, dua meclisleri, kümeyi duası ve diğer dualar toplumu bilinçlendirmektedir. Bunun esasını İslam ilk başta bina etmiştir, öyle ki bu ideal ve bu programla ilerleyecek şekildedir. (107)

Onlar, matem tutmanın mahiyetinin ne olduğunu bilmiyorlar. Onlar İmam Hüseyin (a.s.) hareketinin buraya kadar gelerek bu hareketi oluşturduğunu ve bu hareketin ona tabii bir şua olduğunu bilmiyorlar. İmam Hüseyin (a.s.)’in matemine ağlamanın hareketi canlı tutmak ve azınlıkta olan bir topluluğun büyük bir imparatorluk karşısında durma manasını yaşatmak olduğunu bilmiyorlar. Büyük bir imparatorluk karşısında karşısında durarak “Hayır” dedi, her gün her yerde bu “Hayıfın korunması gerekir. Bu meclislerde bu “Hayıfın korunması gerektiğini savunan meclislerdir. Çocuklar ve gençlerimiz meselenin gözyaşı milleti meselesi olduğunu sanıyorlar oysa bunu başkaları size gözyaşı milleti demeniz için telkin etmişlerdir. Onlar bu gözyaşlarından korkuyorlar çünkü bu gözyaşları mazlum için olup zalim karşısında feryattır. Sinelerine vurarak dışarı çıkan gruplar zulmün karşısında kıyam etmişlerdir. (108)

O zamanlar güncel olan sözlerden biri de bize “Gözyaşı milleti” denmesiydi. Bu da mersiye meclislerini elinizden almak içindi. O zaman tüm mersiye meclislerini kendisi de mersiye meclisine giden o oyunları çıkaran kimselerin eliyle kapattılar. Mesele mersiye meclisiydi ya onlar mersiye meclisinden daha başka bir şey mi anlayarak onu ortadan kaldırmak istemişlerdi? Olay İmame ve şapka meselesiydi ya onlar imame ve şapkadan daha başka bir şey mi sezmişlerdi de o ölçü üzerinden imameye muhalefet ediyorlardı? Onlar bu imamenin yaptığı şeyin kendilerinin amel etmek istedikleri şeye engel olduğunu ve matem meclislerinin yapmaya çalıştıkları işe fırsat vermediğini anlamışlardı. Bir millet Muharrem ayı olduğunda ülkede baştanbaşa aynı mesele söylüyor ve bu meclisler halkı toparlayarak tek hedefe yönlendiriyor. Otuz otuzbeş milyon cemiyet iki haram ay ve özellikle Aşura’da tek hedefe doğru yol alıyorlar. Bunları, hatipler ve âlimler Muharrem ayında tüm ülke çapında bir mesele için seferber edebilirler. Meclislerin bu siyasi yönü mevcut olan diğer yönlerinden daha büyüktür. (109)

Bunlar bu meclisleri, mersiye meclisi, musibetlerin zikir meclisinin mazlumu ve zalimin cinayetleri zikretmekle her asırda zalim karşısında bulunduklarını görüyorlardı. Bunlar ülkeye hizmet eden İslam’a hizmet edenlerle ilgilenmiyorlar. Gençlerimiz dikkat etmiyorlar, büyüklerin oyunlarına aldanmayın. Size gözyaşı milleti diyerek kışkırtmak isteyenler hıyanet ediyorlar. Gözyaşı milleti! Bunlar hıyanet etmektedirler, büyükleri para babaları bu gözyaşlarından korkuyorlar. Bunun delili ise Rıza Han’ın gelerek tüm bunları yok etmesiydi ve bunu yapmaya memurdu. Rıza Han İngiltere’ye son gidişlerinde Dehli radyosuna biz bunları getirdik şimdi de götürdük diye ilan etmişti. Doğru da söylüyorlardı, İslam’ı ezmek için getirmişlerdi ve bunun yollarından biri de sizin elinizden meclisleri almak olacaktı. Gençlerimiz toplantılara gitmekle bir hizmet yaptıklarını sanıyorlar matemden bahsedilse hayır diyorlar. Bunu deme; bu söz yanlıştır, kesinlikle onun söylenmesi gerekir.

Halkın o zamanlar neler olduğunu anlamaları için bu zulümlerin söylenmesi gerekir. Ve bu iş her gün yerine getirilmelidir bu siyasi ve toplumsal yönlere sahiptir. (110)

Birinci defa beni alıp götürdükleri zaman yol arasında benim otomobilimde olan memurlardan bazıları sizin yanınıza geldiğimizde orada bulunan hicablı kadınlardan, sakın bunlar haberdar olurda vazifemizi yerine getirmeyi başaramayız, diye korktuklarını söylüyorlardı. Bunlar ki bu büyük güçler kadınlardan korkuyorlar. Büyük güçler her hangi bir elin işin içinde bulunmaksızın halkı bir araya toplayan, büyük bir ülkede baştan başa kendi kendine ülkede ki tüm halkı birbirine kaynaştıran Aşura günlerinde, Muharrem ve Sefer ayları ve Mübarek ayda (Ramazan) halkı birbirinin etrafında toplayan bu meclislerdir, eğer bir mesele İslam’a hizmet edecekse ve birisi bir konuyu söylemek istese, bu mesele tüm ülkede konuşmacılar, hatipler, Cuma ve cemaat imamları vasıtasıyla bir anda yayılmakta, halk bu ilahi bayrağın yani Hüseyin bayrağının altında teşkilatlanmış olmanın sebebinin kaygısında olmaktadır. Eğer büyük güçler kendi bölgelerinde bir topluluk oluşturmak isteseler bir günden bir kaç haftaya kadar süren uzun çalışmalarla bir şehirde bir grup insan farzedin, elli ya yüzbin kişi toplanmada konuşma yapacak kişinin konuşmasını dinlemektedirler. Ancak siz halkı birbirine bağlayan biribirine kaynaştıran meclisler için her hangi bir şey söylenmeksizin bir şehirde değil baştan başa tüm ülkede toplumun bütün tabakaları ve Hazreti Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’nın matem tutanları bir kelimeyle toplanmaktadırlar ve her hangi bir zahmet çekilmesine, tebligatta bulunulmasına gerek kalmamaktadır. Halk bu kelimenin Seyyid-üş Şüheda (a.s.)’dan yükseldiğini gördüklerinden bir araya toplanmaktadırlar. (111)

İnsanı korkutan an tek tek onların kulaklarına söylenen tebligat ve onların bir araya gelip bir topluluk oluşturmaları ve çoğalmalarıdır. İslami toplantıları ve matem meclislerini sizin gözünüzde küçülten şeytani tebligatlardan kaçınmak gerekir. İnsanın ağzında o yana bu yana falancanın, matem meclislerinin gereksiz olduğu sözü dolaşmada siz de farkında olmadan buna hizmet etmektesiniz, falanca nasıl olurda böyle bir sözü söyleyebilir? Hâlbuki o kimse bu matem meclislerinin nasıl bir siyasi ve İslami yönünün olduğunu bilmektedir. (112)
DİPNOTLAR:
36- 16/7/1360’deki konuşması
37- 15/3/1360’deki konuşması
38- 15/3/1360’deki konuşması
39- 25/7/1361’deki konuşması
40- 26/3/1359’deki konuşması
41- 6/1.0/1357’deki konuşması
42- 9/4/1358’deki konuşması
43- 7/4/1358’deki konuşması
44- 8/3/1358 ’deki konuşması-15/4/1358’deki konuşması
45- 12/6/1358’deki konuşması
46- 30/7/1358’deki konuşması
47- 34/3/1358’deki konuşması
48- 15/4/1358’deki konuşması
49- 13/4/1358’deki konuşması
50- 17/4/1358’deki konuşması
51- 10/10/1358’deki konuşması
52- 3/8/1358’deki konuşması
53- 4/8/1360’deki konuşması
54- 13/7/1362’deki konuşması
55- 7/4/1358’deki konuşması
56- 9/6/1360’deki konuşması
57- 15/4/1358’deki konuşması
58- 19/11/1357’deki konuşması
59- 30/7/1358’deki konuşması
60- 18/12/1360’deki konuşması
61- 2/7/1358′ deki konuşması
62- 10/3/1358’deki konuşması
63- 11/9/1357’deki konuşması
64- 17/6/1360’deki konuşması
65- 9/10/1358’deki konuşması
66- 25/7/1361’deki konuşması
67- 25/7/1361’deki konuşması
68- 13/7/1362’deki konuşması
69- 1/9/1357’deki konuşması
70- 25/7/1361’deki konuşması
71- 25/7/1361’deki konuşması
72- 30/7/1358’deki konuşması
73- 18/9/1357’deki konuşması
74- 22/7/1361’deki konuşması
75- 3/8/1357’deki konuşması
76- 30/7/1358’deki konuşması
77- 4/7/1358’deki konuşması
78- 4/8/1357’deki konuşması
79- 11/9/1357’deki konuşması
80- Mart 1342’deki konuşması
81- 2/11/1356 ’deki konuşması
82- 13/11/1357’deki konuşması
83- 29/1/1358’deki konuşması
84- 17/6/1358’deki konuşması
85- 30/3/1361’deki konuşması
86- 25/7/1361’deki konuşması
87- 10/1/1361’deki konuşması
88- 26/2/1362’deki konuşması
89- 1/8/1362’deki konuşması
90- 29/8/1358’deki konuşması
91- 14/8/1358’deki konuşması
92- 30/3/1361’deki konuşması
93- 29/8/1358’deki konuşması
94- 30/3/1361’deki konuşması
95- 30/3/1361’deki konuşması
96- 17/4/1358’deki konuşması
97- 30/3/1361’deki konuşması
98- 4/7/1358’deki konuşması
99- Siyasi ve ilahi vasiyetname
100- 16/5/1365′ de ki konuşması.
101- Keşf-ul Esrar, s. 173,174.
102- Keşf-ul Esrar, s. 174.
103- 4/8/1360′ deki konuşması
104- 29/8/1358’deki konuşması
105- 17/4/1358’deki konuşması
106- 29/8/1358’deki konuşması
107- 30/3/1361’deki konuşması
108- 30/7/1358’deki konuşması
109- 14/7/1359’deki konuşması
110- 30/7/1358’deki konuşması
111- 30/3/1361’deki konuşması
112- 14/7/1359’deki konuşması

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv