Muhacirlerle-Ensâr arasında kardeşlik akdi ve Yahudilerle yapılan anlaşma – Hizbullah Hakverdi
Bu yazı kez okundu.
30 Aralık 2013 16:09 tarihinde eklendi

Muhacirlerle-Ensâr arasında kardeşlik akdi ve Yahudilerle yapılan anlaşma;
Allah-u Teâlâ, genel anlamda bütün mü’minlerin kardeş olduklarını teşri etmiş olmakla birlikte; buna ilaveten de Allah’ın Resûlü Ensarla Muhacirler arasında özel kardeşlik tesis kılmış; böylece bu iki Müslüman sınıfı iç içe sokmuş ve kaynaştırmıştır. Mekkeli müşriklerden gördükleri uzun bir zulüm ve işkence döneminden sonra, evlerini, barklarını, çocuklarını, yurtlarını, mallarını ve mülklerini kâfirlere terk ederek ‘Allah yolunda Muhacir’ olarak gurbet diyarına çıkan Muhacir müslümanların, Ensarın her türlü yardıma koşmaları ve sıcak bir şekilde kucak açmaları sâyesinde dertleri ve memleket hasretleri[1] giderilmiş, hiç değilse hafifletilmiştir… Ki bu; hem İslâmî, hem de insanî yükümlülüktür. İşte Ensar-ı Kiram; bu yükümlülüğü, tarihde misli görülmemiş ve görülemeyecek kadar bir kudsiyet ve ulviyet içe­risinde ifâ etmiş; şer’i ölçüler dâhilinde bütün varlıklarını Muhacir kar­deşleriyle bölüşmüştür…[2] Aynı kaynaşma, daha evvel iki amansız düşman kabile olan Evs ve Hazrec arasında da gerçekleşmiş, Ensar’ın bu iki kabilesi eski husumetleri ve kan davalarını, bırakarak gerçek anlamda kardeş olmuştur. Ki, bu kardeşlik İslâm’ın güçlenmesini ve dünyaya yayılmasını doğurmuştur.[3] Resûl-ü Ekrem(asm), Medine’de ve çevresinde oturan Yahudilerle de ay­rı ayrı barış anlaşmaları imzaladığı gibi; askerî ittifak ve pakt diyebile­ceğimiz türden anlaşmalar da imzalamış, böylece Mekkeli müşriklere karşı birleşik bir cephe kurmuş, en azından kâfirlerin birlikte hareket etmelerini önlemiştir.[4] Ayrıca; Medine’de epey miktarda bulunan ve gün geçtikçe de sayıları artan münafıklara[5] karşı gereken tedbirleri alan ve ifsâd faaliyet­lerini akim bırakarak, İslâmın potasında erimelerini sağlayan Resûlûllah (asm) böylece, Cihanşümul İslâm İnkılâbı’nın ve devletinin temelini sağlam bir şekilde atmış ve gelecek nesillere, bunu, İlâhî bir emanet olarak bırakmış olmaktadır…

Hicretin: Ruhî, bedenî; kavlî, kalbî; maddî, ma’nevî; enfüsî, afakî; zahirî, batınî (derunî); ferdî, içtimaî; fikrî, fiilî (amelî); cüz’î, umumî; kısmî ve küllî… Tüm yönlerini ve kısımlarını mezc eden Hicret-i Nebevi (asm), insanlığın mutlak kurtuluşunun, zulümattan-dalâletten nûra ve hidâ­yete çıkarılışının simgesi ve bu yoldaki küllî cehd-ü gayretin ve fiilî hareketin ilk adımı, yer-siper ve taktik değişimi, İlâhî ve siyâsî ma­nevrası özelliğini taşımakta, kıyamete kadar gelecek imanlı nesillere ve İslâm ümmetine bu hususta uyarıcı ve canlandırıcı mesajlar vermekte­dir…

Bu İlâhî ve lahutî ‘Hicret-i Kübrâ’ mesajının, esrarının bizim gibi âciz şahsiyetlerin tamamen idrâk etmesi, idrâk edebileceği cüz’î kısmı da izah ve ifâde edebilmesi mümkün değildir. Ancak, çok cüz’î ve sathî olan bir kısım istinbatlarla, bu külli mesajdan bazı bölümler sunmaya ça­lışacak, bu hususta alabileceğimiz derslere çok kısa atıflarda bulunmaya gayret sarfedeceğiz, inşaallah…

[1] Her insanın doğduğu beldeye karşı muhabbettârâne alâkâsı fıtrî’dir; hele bu belde, Mekke olunca… Bakınız: 250 no’lu dipnot.

[2] “Onlardan (Muhacirlerden) evvel (Medine’yi) yurt ve iman (evi) edinmiş olan kimseler (Ensar), kendilerine hicret edenlere (gerçekten) sevgi beslerler. Onlara (Muhacirlere) verilen şeylerden dolayı göğüslerinde bir ihtiyaç (meyli) bulmazlar. Kendilerinde fakr-u ihtiyaç olsa bile (Muhacirleri) öz canlarından daha üstün tutarlar. Kim (Ensar gibi olur) nefsinin hırsından ve cimriliğinden korunursa, işte muradlarına erenler, onların ta kendileridir.” Haşr(59): 9; Konuyla alakalı tefsirler ve vârid olan hadisler için bakınız; Dürr’ül-Mensur, İmam Suyutî: 6/195-202; İbn-i Kesir (Terc.): 14/7810-7816; Kadı Beyzâvî, Hâzin, Nesefî ve İbn-i Abbas Tefsirleri (Mecmâu’t-Tefâsir): 6/223-226: Had Dini Kur’an Dili: 7/4843-4852; El-Keşşaf: 4/504-505; Buhari (Arapça): 2/225; 3/67; 4/222-223, 267-268; İ.Tarihi (Medine Devri) 1/87-93; Tecrid: 10/16-17, 121-123; İbn-i Hişam: 2/172-178; A. İbn-i Hanbel: 3/182-183; Asr-ı Saadet: 1/207-212; Sîret’un-Nebevîyye: 135; Tabakat: 3/126; Hayat’u-Sahabe (H.Müslümanlık): 1/370-379; … ve “İman edip hicret edenler ve Allah yolunda cihâd edenler, ve (Muhacirleri) barındırıp yardım edenler (Ensar) (yok mu?) işte onlar birbirinin velileridir. (Her hususta dostları, koruyucuları ve yardımcılarıdır)…” (Enfâl: 72); “İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (onları) barındıranlar ve yardım edenler (Ensar), (var ya!) işte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Mağfiret ve ucsuz bucaksız rızık da onlarındır.” (Enfâl: 74) ayetleri de, ‘Ensar-Muhacir’ kaynaşmasına terettüb eden hukuku ve neticeyi tebyîn etmektedir…

[3] Bu durumu izâh sâdedinde, Kur’an-ı Kerim’e kulak verelim: “Ey iman edenler! Allah’dan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Sakın siz, Müslümanlar (olmak)tan başka (bir sıfatla) can vermeyin. Ve hepiniz, toptan (cemaat halinde) Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı sarılın; fırkalaşıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki ni’metini düşünün. Hani siz, (birbirinizin) düşmanlar(ı) idiniz de O (Allah), kalblerinizi (İslam’a ve biribirinize ısındırıp) birleştirmişti. İşte O’nun (Allah’ın) (bu) ni’meti sâyesinde (din) kardeşler(i) olmuştunuz. Ve yine siz, bir ateş çukurunun tam kenârında iken oradan da sizi O (Allah) kurtarmıştı. İşte Allah, size ayetlerini böylece apaçık bildiriyor. Tâ ki doğru yola eresiniz.” (Al-i İmran (3): 102-103)… Ayrıca bakınız; Tecrid-i Sarih: 10/6-7; Asr-ı Saadet: 1/190-191; İbn-i Hişam: 2/86-88; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/7-8; İlââhir…

[4] İbn-i Hişam: 2/172; Asr-ı Saadet: 1/213-214, 273-277; İslam Peygamberi: 1/144-153; İslam’da Devlet İdaresi: 406; ve sâir…

[5] İbn-i Hişam: 2/194-215, 310-314; Asr-ı Saadet: 1/277; S’iret’un-Nebevîyye: 136-138; İbn’ul-Esir: 2/143-144, 168, 257, 260-261; İlââhir… Bilhassa Uhud, Hendek (Ahzab) ve Tebük savaşları esnâsında, tarih ve siyer kitaplarında kayıtlı olan münâfıkların tavırları ve Efendimizin onların fesâdlarını ref-ü def etmesi câlib-i dikkattir. Münâfıkların bir kısım halleri için bakınız: Bakara (2): 8-20; Al-i İmran (3): 167-168; Tevbe (9): 55-70, 74-87, 90, 93-98, 101-102, 107-110, 124-127; Münâfıkun(63): 1-8; İlââhir… gibi ayet-i kerimeler ve tefsirleri

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv