Resûlûllah Efendimizin Kuba’da İlk İşi:Mescid Yapmak! – Hizbullah Hakverdi
Bu yazı kez okundu.
30 Aralık 2013 16:01 tarihinde eklendi
Etiketler :

Resûlûllah Efendimizin Kuba’da İlk İşi:Mescid Yapmak!
Resûl-ü Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm Efendimiz, Kuba’da bir rivayete göre dört gün,[1] bir rivâyete göre on küsür (on dört) gün,[2] bir başka rivayete göre ise yirmi üç gün (ve gece)[3] kalmıştır. Resûlûllah (asm)’tan önce Kuba’ya gelen müslümanlar, her ne kadar kendilerine kâfi gelecek kadar küçücük bir yeri mescid ittihaz edinmiş ve Ebu Huzeyfe’nin azâdlısı Hz. Salim’i imam olarak nasb edip, epey süreden beri cemaatle namaz kılmış iseler de[4] bu geçici ve küçük yerin müslümanlar için sürekli bir câmi ve mescid hüviyetinde kabul edilmesi ve mescidlerden beklenilen fonksi­yonları icra edebilmesi mümkün olmadığından dolayı, Resûl-ü Ekrem (asm)’in mübarek emirleri üzerine Kuba’da ünlü ve İslâm’ın ilk mescidinin te­meli atılarak, inşaatına başlanılmıştır. Resûl-ü Ekrem (asm), arsasını Gül­süm b. Hidm’den satın alarak, yaptırdığı Kuba mescidinin taşlarını Harre de­nen kara taşlık mevkiinden getirtmiş, plânını bizzât kendisi yapmış, hem inşaat işinin hızlı yürümesine nezâret etmiş, hem de bütün gücüyle bizzat amele olarak çalışmıştır. Abdullah b. Revâha’nın söylediği recezlere de ara sıra iştirak eden Resûlûllah Efendimizin ve bütün müslümanların büyük çabaları sâyesinde bir kaç gün içerisinde, 66’ya 66 zira (her zira, 75 ile 90 santim arasıdır) eninde-boyunda ve 19 zira’ yüksekliğinde mübarek Kuba mescidi inşa edilmiş ve Resûlûllah (asm) ile birlikte cemaatle namaz kılınmıştır.[5] Bilâhere; Hanzala b. Ebî Hanzala Hazretlerini Kuba mescidine imam, Sa’d b. Aîz (meşhur, Sa’d’ül-Kuraz)’ı da müezzin olarak ta’yin eden Allahın yüce Resûlü, cum’a günü öğleye yakın bir vakitte, tüm müslümanlarla bir­likte Medine’ye doğru hareket eder, ‘Cihanşümul İslâm İnkılâbı’nın ‘pây-ı tahtı’ özelliğinde olan bu bahtiyâr şehrin mutlu sâkinlerine yönelir…

Allah-u Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de medh ettiği, “… Ta, ilk gün­de temeli takva üzerine kurulan mescid…”[6] dediği ve cemaatını da övdüğü mübarek Kuba mescidi de, bu Cihanşümul İslâm İnkılâbı’nın ilk ve önemli bir ilim, irfan, ahlâk, takva, siyâset, iktisât, hukuk, içtimaiyat, cihâd, hareket, eğitim, öğretim ve kültürel merkezi, üssü ve karargâhı olarak ta­rihî misyonunu icrâ’ya ve ifâ’ya başlamış; İslâmın fiilî tezahürünün top­lumsal ve küllî santralı hüviyetini taşımıştır…

Allah’ın Resûlü (asm), İslâm’ın Cihanşümul Hâkimiyeti’ne doğru adım adım ilerlerken, istikbâlin muhteşem fetihlerini ve ebedî saadeti müjdeler­ken; bunun gerçekleşmesi için de adım adım Medine’ye doğru ilerlemekte; et­rafını sarmış Muhacir-Ensâr kafilesiyle birlikte çağlar ötesine nur ve ışık saçmaktadır. Nihayet; Kuba ile Medine arasındaki Salim b. Avf mahalle­sinin Ranuna vadisine gelindiğinde öğle vakti girmiş, cum’anın farz kı­lınması ve kılınma emniyetinin bulunması üzerine, orada (mescid mahalli olarak ittihâz olunan yerde) Resûl-ü Ekrem (asm), ‘kendisi ilk cum’a namazını’ bizzat kıldırmıştır.[7] Ve “Cimriliğin tel’inini, cömertliğin ve infakın da tebcili’ni ve gerçek takvayı ihtiva eden ilk hutbeyi de burada okumuştur.[8]

Cum’ayı müteâkib devesine binen Resûlûllah Sallâllahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem Efendimiz önde, muhâcir-ensâr kafilesi ve yüce Resûlün dedesi Abdul Muttalib’in dayıları olan Neccâr oğullarının gençleri de etrafını çevrele­miş olduğu halde, Medine’nin merkezine ve içine doğru hareket etmiştir.[9] Kalbinin temâyülü o tarafdan yana olduğundan dolayı, bir rivâyete göre Resûlûllah aleyhisselam Efendimiz ‘Ben-i Neccâr’a’, kendisini Kuba’dan alma­ları için haber göndermiş[10], diğer rivâyete göre ise, mübarek devesi Kasvâ’yı serbest bırakmış “Onu serbest bırakın, çünkü O me’murdur;… Nereye çökeceği ona buyurulmuştur!”[11] demiş; kuvvetli kavle göre deve, Neccâr oğullarının mıntıkasına gitmiş ve bu kabileden iki yetim ço­cuğa ait olan boş bir arsaya çökmüş, tekrar kalkmış, dönmüş yine eski ye­rine çökmüştür.[12] Buraya en yakın ev ise, Halid ibn-i Zeyd’in (Ebâ Eyyub-el Ensarî’nin) evi olduğundan dolayı, Efendimiz de Ben-i Neccâr’dan olan Ebu Eyyub’el- Ensârî’ye misâfir olmuş; bu tabiî ve insiyakî tavır ile bütün müslümanların kalbleri hoşnut olmuştur.[13] Bir rivâyete göre de, bu hoşnutluk, ben-i Neccâr arasında kur’a çekilmesiyle sağlanmıştır.[14]

Resûlûllah Sallâllahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem Efendimizin Medine’ye giri­şi ve Ebu Eyyub’el-Ensarî’nin evine inişi esnasında büyük kalabalık hâlin­de karşılama merasimleri yapan Medineli Müslümanlar, hayatlarının en mut­lu, en mes’ud anlarını yaşamış, küçücük kızlar da ellerindeki deflerle:

Neccâr oğullarının kız (çocuk)larıyız biz!

Ne mutlu komşuluğu Muhammed’in!

diye, şiirler ve neşideler okuyarak, “Eyyamullah’ın” en büyüklerinden olan bu nurlu ve muhteşem günü neş’e içerisinde kutlamışlardır.[15] Çocuk ve kadınların bir kısmı da; koro hâlinde:

Vedâ yokuşundan doğdu dolunay bize!…

Allah’a yalvarın oldukça, şükr etmek gerekir halimize.

Ey bize gönderilen peygamber! Sen;

Boyun eğmemiz gereken bir emr ile geldin bize!…

şeklinde neşideler, kasideler okuyor; gençler ve erkekler de kılıç-kalkan ve harbelerle harp oyunları oynuyor; “Resûlûllah geldi, Allah-u ekber Muhammed geldi, Allah-u ekber! Allah-u ekber, Muhammed geldi! Allah-u ekber, Muhammed geldi!..” diyor ve sevinçten yer yerinden oynuyordu.[16]

İki katlı olan Ebu Eyyub’el-Ensari’nin evinin alt katına yerleş­meyi tercih eden yüce Resûl, bilâhere Hz.Ebu Eyyub’un hayâ, sıkıntı duya­rak ısrar etmesi üzerine, üst kata geçmeyi kabul etmiş ve yedi ay kadar bu mübarek evde ikamet etmiştir.[17]

Bu süre içerisinde İslâm hükümetinin merkezini, yani Mescid-i Nebe­vi’yi inşâ için faaliyete geçen Resûl-ü Ekrem (asm), devenin çöktüğü arsanın sahiplerini çağırır, durumu anlatır; onlar da yeminle te’kid ederek o yeri hasbeten lillah infak etmek istediklerini, asla ücret kabul et­meyeceklerini söyler. Efendimiz ise; ücretsiz almanın mümkün olmadığını, ancak ücretlerini vererek orayı Mescid ve Hane-i Saadet olarak inşa ede­bileceklerini kat’i olarak ifade edince, Es’âd b. Zürare’nin terbiyesi altında bulunan Süheyl ve Sehl adındaki arsa sahibi iki yetim çocuk, üc­reti kabul etmek mecburiyetinde kalarak, bahsi geçen arsalarını mes­cid inşâ edilmesi için yüce Resûl’e teslim etmişlerdir.[18]

Çevredeki müşriklerin kabirleri, yabanî hurma ağaçları ve çukurluklar temizlendikten çevre iyice tesviye edildikten sonra, mescidin ve hâne-i saadetin inşâsına sür’atle geçildi. Efendimiz, en fazla çalışan ve yorulanlar arasında idi. Mescid-i Nebevi taşla kerpiçten yapılmış; bütün eshab çalışmış ve “Resûlûllah ile birlikte; “Ey Rabbimiz yüklenip taşıdığımız şu balçıktan kerpiç yükü, Hayber’in hamulesinden (hurmasından-üzümünden) daha hayırlı ve daha temiz­dir. Şüphesiz ki hayır ve menfaat, ahiret ecr-ü sevâbıdır. Allah’ım! Sen Ensâra ve Muhacirlere merhamet buyur!”; “Maişet (hayat), ancak ahiret haya­tıdır.” gibi, şiirler, recezler ve neşideler inşâd ediyorlardı…[19]

Kısa bir süre içerisinde bitirilen Mescid-i Nebevi ve müştemilâtı ile Efendimiz, Ebu Eyyub’ el-Ensari’nin evinden ayrılmış, mahall-i ikameti­ne taşınmıştır. Bunu müteakiben, Efendimiz; o vakit henüz evlâtlığı olan Hz. Zeyd b. Harise’yi iki deve ve 500 dirhem para ile Mekke’de bakiye kalan aile halkını getirmeye göndermiş, onlar da kısa zamanda Medine’ye kavuşmuşlardır.[20] Mescid-i Nebevî dörtgen şeklinde idi. Dört duvarın her birinin uzun­luğu 100 zira’a yakındı. Yüksekliği ise, 3 zirâ’ı taştan, üst tarafı da ker­piçten olmak üzere, 5-7 zira’ arası kadardı. O vakit, kıble Mescid-i Aksa ol­duğundan dolayı, mihrab da o yöne doğru yapılmış; bilâhare kıble tekrar Ka’be’ye tahavvül edilince, yeni mihrab Ka’be’ye yöneltilmiş, eskisi ise kapı haline getirilmiştir. Mescidin etrafında ise; hane-i saadet yer almakta, zevcât-ı tahiratın her birine ayrı ayrı odalar yapılmış olmakta, kapıları da Mescid-i Nebeviyye’nin avlusuna doğru açılmakta idi. Mescidin sofa kısmı da, Eshab-ı Kiram’ın fakirlerine ve bekârlarına ayrılmış bulunmakta, bazan sayıla­rı 400’e kadar çıkan Eshâb-ı Suffe burada oturup-kalkmakta ve yatmakta idi.[21]

Mübarek mescidin üzeri sâdece hurma dalları ve yaprakları ile örtül­müş bulunmakta, yağan yağmurlar tamamen mescidin içerisine boşanmakta olup gerek yağmurdan, gerekse güneşin hararetinden korunulması için Eshab-ı Kiramın yaptığı mescidin üzerini çamurlama teklifi, Efendimiz (asm) tarafından “Musa’nın gölgeliği gibi gölgelik, çatısı gibi de çatı yoktur!” sözüyle reddedilmekte, böylece sade yaşamanın örneği insanlığa sunulmaktadır.[22] Resûl-ü Ekrem’in (asm) evinin tavanına, normal boylu bir insanın eli kavuşmak­ta, odasının örtüsü bir ağaç kütüğüne giydirilmiş bir kıl dokuma (parçasın)dan meydana gelmekte, kapısı ise halkasız olup, yay ucu ile çakılmaktadır… Otur­dukları serîr ise, kuru ağaçların, hurma lifleriyle birbirine sıkıca bağlan­ması suretiyle yapılmış; odaları ise hurma dallarından inşa edilmiş; kapıları da siyah kıldan ma’mül perdelerle örtülmüş, böylece maddenin ve dünyanın if­lâs ettiği bir hayat tablosu sergilenmiştir… Yataklarının yüzü ise, basit hayvan derisindendi, içine de, sâdece hurma lifleri doldurulmuştu…[23] Mescid’in aydınlatma te’sisâtını yapan Temim-i Dâri Hazretlerine, Allah’ın Resûlü büyük iltifatlarda bulunmuş ve “Sen İslâmîyet! Ve mescidini nurlandırdığın gibi, Allah da seni dünyada ve ahirette nurlandırsın!..” diye­rek, duâ etmiştir.[24] Asr-ı Saadet’de, dâima tabanı toprak olan Mescid-i Nebevivye’ye bilâhere fazla çamur olmasın diye, kum serilmiş, böylece eshabın libâsının çamur olarak kirlenmesi ve tez yıpranması önlenmiştir.[25]

[1] İbn-i Hişam (Terc.): 2/162; Asr-ı Saadet: 1/201.

[2] Buhari (Arapça-Menakıb’ul-Ensar: 45): 4/266: Zübdet’ul-Buhari: 691; Tecrid-i Sarih: 10/106, 111; Asr-ı Saadet: 1/201.

[3] Belâzurî-Ensab’ul-Eşraf: 1/263.

[4] Belâzurî-Ensab’ul-Eşraf: 1/264.

[5] İbn-i Hişam (Terc.): 2/162; Asr-ı Saadet: 1/201-202; Zübdet’ul-Buhari: 691; Buhari (Arapça-Menakıb’ul-Ensar: 45): 4/258; Tecrid-i Sarih: 10/106; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/9-10; Tabakat: 1/235, 236.

[6] Tevbe(9): 108.

[7] Tecrid-i Sarih: 3/6; 10/109; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/16, 83; İbn-i Hişam (Terc.): 2/163; İbn’ul-Esir (Terc.): 2/107; Asr-ı Saadet: 1/202.

[8] Tecrid-i Sarih: 10/112; Üsd’ül-Ğabe: 2/92-93; İbn-i Hişam: 2/171-172; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/16-19.

[9] Buhari (Arapça-K.Menakıb’ul-Ensar: 45): 4/266; Tecrid-i Sarih: 111-112; Tarih-i Taber: 2/256; Tabakat: 1/235; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/15-19.

[10] Buhari (Arapça-Menâkıb’ul-Ensâr: 45): 4/266; Tecrid: 10/111; Tabakat-ı İbn-i Sa’d: 1/235-236; Sahih-i Müslim (Terc.): 10/423-425; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/15, 92.

[11] İbn-i Hişam (Terc.): 2/163-164; İbn’ul-Esir (Terc.): 2/109; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/15-16, 19-22; Tecrid-i Sarih: 10/112-113.

[12] İbn’ul-Esir: 2/209; İbn-i Hişam: 2/164; Buhari (Arapça-Menakıb’ul-Ensar: 45): 4/258; Zübdet’ul-Buhari: 691; Tecrid-i Sârih: 10/107; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/22, 96; Fıkh’ıs-Sîre: 189.

[13] Tecrid-i Sarih: 10/107-114; Zübde’tül-Buhari: 691; İbn’ul-Esir: 2/109; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/22; Buhari (Arapça-Menakıb’ul-Ensar: 45): 4/258.

[14] Müsned-i Ahmed İ. Hanbel: 5/414; Asr-ı Saadet: 1/203; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/22-23.

[15] İbn-i Mace (Terc.): 5/322-323; (Arapça): 1/612; (Yaklaşık, hem de def ile nağme ve neşide için bakınız; İbn-i Mâce (Terc.): 5/312, 315-321; (Arapçası): 1/711-712); İslam Tarihi (Medine Devri): 1/23-24; ASr-ı Saadet: 1/203; Tecrid-i Sarih: 10/113; Sıret’un-Nebevîyye: 133.

[16] İslam Tarihi (Medine Devri): 1/24; Tecrid-i Sarih: 1/113; Hayat’us-Sahabe: 1/338; Fıkh’ıs-Sîre: 190.

[17] İbn-i Hişam: 2/164, 168; İbn’ul-Esir: 2/109; T. Sârih (Buhari): 10/114; Asr-ı Saadet: 1/203.

[18] İbn-i Hişam (Terc.): 2/164; Buhari (Arapça-Neakıb’ul-Ensar: 45): 4/258, 266; Zübdet’ul-Buhari: 691; Tecrid-i Sarih: 10/107; Asr-ı Saadet: 1/205; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/96-97.

[19] İbn-i Hişam (Terc.): 2/165-166; Zübdet’ul-Buhari: 491; Buhari (Arapça): 4/258; Tecrid: 10/108; Müslim (Terc.): 8/634-636; (Arapça): Kitab’ul-Cihad Ves’Siyer: 126-130; Asr-ı Saadet: 1/205; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/100-101; Sîret’un-Nebevîyye: 134.

[20] Mecmâu’uz-Zevâid: 9/227-228; İstiâb: 4/450; Hayat’us-Sahabe (H. Müslümanlık): 1/359; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/131-132, 11/179-180; Asr-ı Saadet: 1/204.

[21] İslam Tarihi (Medine Devri): 1/102-104; Asr-ı Saadet: 1/205-206; Tecrid: 10/115.

[22] Müsned A. İbn-i Hanbel (Arapça-Çağrı Yay. Kütüb-ü Sitte Serisi): 2/256-259; Tecrid-i Sarih: 6/318-319; Zübde’tül-Buhari: 315; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/105-106.

[23] Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel (Arapça Çağrı Yay. K. Sitte serisi): 6/72; Tabakat-ı İbn-i Sa’d: 1/464; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/105.

[24] İslam Tarihi 1/106.

[25] Tabakat-ı İbn-i Sa’d: 3/284; İslam Tarihi (Medine Devri): 1/106

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv