Rehber’in 2011 Yılı Vahdet Haftası Konuşmasının Tam Metni
Bu yazı kez okundu.
4 Ocak 2014 15:44 tarihinde eklendi
Etiketler :

Dünya Müslümanlarının ve Mustazaflarının Rehberi Seyyid İmam Ali Hamaney’in Vahdet haftası dolayısıyla İran’a gelen misafirlere hitaben yaptığı konuşmanın tam metni
Bismillahirrahmanirrahim
Aziz kardeşlerimin konuşmalarından büyük bir haz aldım. Keşke vakit daha fazla olsaydı da diğer kardeşlerin konuşmalarından da istifade edebilseydik. Sizlerden bu sözleri işittiğimizde, İslam’ın azameti ve kapsayıcılığı, İslam’ın zaferi bizim için bir kez daha belirginlik kazanıyor.
Bugünkü buluşma ve sizlerin oturumlarınız vahdet başlığı altında gerçekleştirildi; İslam dünyasının birleşmesi ve Müslümanlar arasında vahdet. Vahdet asli bir meseledir. Eğer Müslümanlar arasındaki vahdet hakiki anlamıyla tahakkuk ederse Müslümanların sorunlarının çoğu da hallolacaktır. Hepimiz bu yönde telaş göstermeliyiz, taa ki inşallah kalpler birbirlerine yaklaşırlar. Sadece diller değil. Kalpler birbirine yaklaştığında eller ve ameller de birbirine yaklaşacaktır.
Bugün İslam dünyası tarihi bir dönemine tanıklık ediyor. Bizler bu dönemi tanımak zorundayız. Bundan gafil olmamalıyız. İran İslam Devrimi’nin zaferini takip eden son otuz sene içersinde İslam dünyasında böyle bir döneme rastlamamıştık. Bir dönem derken, bu otuz sene içersinde İslam dünyasının çok sessiz olduğunu, hiçbir şeye tepki vermediğini söylemek istemiyoruz. Benim inancım gerçekliğin tam olarak şu şekilde olduğudur; büyük şahsiyetlerin ve ıslahatçıların uzun yıllar boyunca süren hareketleri, fedakâr insanların kanları, düşünce ehlinin öğretileri ve en sonunda da İslam Devrimi İslam dünyasında büyük etkiye yol açmıştır. Kalpleri dönüştürmüş, yönleri göstermiş ve aşamalı olarak niyet ve hedefleri bir noktada birleştirmiştir ve bu amiller de uygun fırsatı bulduklarında zuhur etmektedirler. Bu evre, önemli bir evredir ve İslam dünyasının sorunlarının halli ile sonuçlanabilir. Öte yandan, bu dönemi iyi tanımaz ve ondan doğru bir şekilde istifade etmez isek bizim için yeni sorunlar doğurması da mümkündür.
Gerçekleşen şey milyonlarca kişiden müteşekkil halk kitlelerinin sahneye çıkmasıdır. Bu durum benzersizdir. İslam Cumhuriyeti’nde böylesi bir hareketin varlığı İran’ın kurtuluşuna neden olmuştu. Eğer milyonluk kitleler yerine partiler, gruplar ve bazı şahsiyetler meydana çıkmış olsalardı bu etkiyi göstermezdi. Halkın bu milyonluk katılımındaki etki başka hiçbir şeyde bulunmaz. Elbette bu milyonluk katılım kalbi iman olmadan da mümkün değildir. Önce gelecekler, sonra da sonuç elde edilinceye dek sahnede kalacaklar. Üçüncü olarak da bu neticeyi koruyacaklar. Tüm bunlar İslami imanı gerektirmektedir.
Az önce büyük Fransız devriminin adı geçti. Büyük Fransız Devrimi bir halk hareketi idi ve zaferle sonuçlandı. Fakat bu zaferlerini koruyamadılar. 1789’da Fransız Devrimi gerçekleşti, 1800 yılında, yani 11 yıl sonra ise Fransa’da tekrar krallık rejimi kuruldu. Napolyon başa geçti yani. Tıpkı hiçbir şey olmamış gibi! Ardından Napolyon öldü ve Fransız Devrimi ile tacını kaybeden aynı hanedan tekrar saltanat tahtına oturdu. Bu durum yıllarca sürdü. 1860 yılına kadar Fransa’da değişik krallık hanedanları iktidarı elden ele aktardılar. Devrim halkın sayesinde muzaffer olmuştu ama halk devrimi korumayı başaramadı. Bu çok önemli bir konudur. Eğer imanın, İslam’ın bereketi olmasaydı ve bu halkın bedenine sürekli olarak Kuran’ın ruhu üflenmeseydi biz de İnkılâbımızı koruyamazdık. Hareketlerin beka ve devamlılığını, zaferini sigortalayacak olan şeyler bunlardır.
Bugün halk sahnededir; Mısır’da, Tunus’da ve bazı diğer noktalarda. Bu durum iyi yönlendirilmelidir. Düşmanlar bu hareketi gayr-i İslami olarak göstermek istemektedirler. Bu hatadır, bu hareket kesinlikle İslami’dir. Mısır’ın geçmişi bunu göstermektedir. Mısır’ın bugünkü hareketi de buna tanıktır. Halkın sloganları, Cuma namazlarına iştirakleri bunu göstermektedir. Düşmanlar Mısır ve diğer bölgelerdeki cereyanların İslamiliklerinin doğrulanmasını engellemek için çalışmaktadır. Bu hareketi güçlendirmek zorundayız.
İslam dünyasındaki ana sorun Amerika’dır. Müstekbir ve sömürücülerin İslam dünyasındaki varlıkları, her zaman için en büyük darbeyi milletlerin İslami ve halkçı kimliklerine indirmiştir. İslam dünyasının doğusundan, Endonezya, Malezya ve Hindistan’dan başlayın taa Afrika’ya kadar, sömürücüler her yerdeydiler. Milletleri zayıf bırakarak kanlarını döktüler, iradelerini etkisizleştirdiler. Bugünün müstekbir ve sömürücü gücü Amerika’dır, diğerleri kıyıda köşede kalmışlardır. Amerika’nın varlığı en büyük sorundur. Bu derde ilaç bulunmalıdır. Amerika sahneden uzak tutulmalı ve zayıflaştırılmalıdır. Çok şükür zayıfladılar da. Bugünün Amerikası otuz kırk sene önceki Amerika değildir. Amerika bugün çok şiddetli bir şekilde zayıflamıştır. Bu gerçeği göz önünde bulundurmalı, ümitsiz olunmamalı.
Bakınız, İslam’ın ilk dönem sahnesi bizim için örnektir. Bizim başımıza gelen olayların aynen İslam’ın ilk günlerindekiler gibi olduğunu söylemek istemiyorum. Hayır, dünya değişmiştir. Güdüler ve şekiller değişmiştir. Fakat İslam’ın ilk dönemi çok karmaşık ve sanatkârane bir tablodur ve İslam ümmetinin tarihsel hayatının farklı evrelerini dünden bugüne, bugünden de ebediyete kadar bu tablonun üzerinde müşahede etmek mümkündür. İnsan her bir parçayı göz önüne alır ve kendi zamanına uygularsa çok şey anlayabilir.
Dikkat ediniz, düşman karşısında durmada iki tür insan vardır. “Hani, münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar ‘Allah ve Resulü bize aldanmadan başka bir vaatte bulunmadı’ diyorlardı. Onlardan bir grup da şöyle demişti ‘Ey Yesrib halkı, artık sizin için kalacak yer yok, şu halde dönün.’” (Ahzab, 12,13) Bu bir bakıştır, olaylar karşısında bir tavır alıştır.
Diğer bakış da şöyledir: “Müminler düşman hiziplerini gördüklerinde ‘Bu bize Allah ve Resulünün vaadidir. Allah ve Resulü doğru vaatte bulundu’ dediler. Bu onların iman ve teslimiyetlerinden başka bir şeyi arttırmadı.” (Ahzab, 22) Bu mühimdir. Fiili durumumuzu bize göstermektedir.
İki çeşit insanımız bulunuyor. Birincileri Amerika’nın yığınağını, askeri gücünü, diplomatik kudretini, propaganda imkânlarını, parasının çokluğunu gördüklerinde korkarlar. “Bizim elimizden bir şey gelmez” derler. “Niçin boşu boşuna güçlerimizi heder edelim?” Bu türden adamlar günümüzde de varlar. İnkılâbımızın zamanında da vardılar. “Niye kendinize boşuna zahmet veriyorsunuz? En aza razı olun ve bırakın mesele hallolsun” diyen insanlarla yüzleşiyorduk.
Başka bir grup insan da düşmanın kudretini Allah’ın gücüyle karşılaştırırlar. Düşmanın azametini Allah’ın azametinin karşısına koyarlar ve bunların mutlak anlamda alçak ve hakir olduklarını görürler. Bunlar bir şey değiller. İlahi vaadi de doğru sayarlar. İlahi vaatlere hüsnü zan beslerler. Bu önemlidir. Allah bize vaat etmiştir. Allah kendisine yardım edene yardım eder (Hac, 40). Bu kesin bir vaattir. Vurgulanmış bir vaattir. Eğer bizler ilahi vaatlere hüsnü zan beslersek bir tür davranırız, yok suizan beslersek de başka tür. Allah hakkında kötü zan beslemek insanın kenarda oturmasına ve iş ve gayretten geri kalmasına neden olmaktadır. Eğer Allah hakkında hüsnü zan beslersek o zaman ilerleyebiliriz.
Bizler Allah’a hüsnü zan besliyoruz ve Allah da bize bu hüsnü zannımız mucibince cevap vermiştir. Bu otuz küsur yıl içinde böyle oldu. Pek çok sorunumuz vardı, tüm bu sorunlardan yüzümüz ak çıktık. İktisadi ambargo küçük bir şey değildi ve hala da değildir. Biz bu ambargoyu ayaklarımızın altına aldık. Son dönemde size benzin satmayacağız dediler. Biz petrol üreten bir ülkeyiz. Ama benzini ithal ediyoruz. Size benzin satmayacağız dediler. Bu çok küçük bir örnektir. Böyle yüzlerce örnek var. Bizim yerli güçlerimiz de Allah’a güvenerek telaş gösterdiler ve bir seneden daha az bir zaman içinde benzin ithalinden kendimizi kurtardık. Üzerimize sekiz senelik savaş yüklediler ve bütün güçleriyle Saddam Hüseyin gibi birisini aleyhimizde desteklediler. Bizler hamdolsun bu hadiseden de yüz akıyla çıktık.
Allah’a ümit besleyerek her alanda ilerledik. Bugün bilim alanında da ilerliyoruz. Nükleer meselemize değindiler. Bizler ilahi tevfik ve kudretle nükleer meselemizi hallettik ve ileri gittik. Bugün batılılar gürültü çıkarıyorlar. Ama maceradan gafiller. Töhmette bulunuyorlar. Propaganda yapıyorlar. Baskı uyguluyorlar. Ama hiçbir şey beceremezler. Geçen zaman bizden yanadır. Bizler sürekli, adım adım ilerlemekteyiz. Allah’a tevekkül ederek işe girişilirse böyle olur.
Elbette Mısır halkı ve diğer halklar elhamdülillah İslami kavram ve maarifle doludurlar. Bizler değişik dönemler boyunca Mısır’da yaygınlık kazanmış olan İslami maarifi biliyoruz. Ben bahsettiğiniz bu Cuma namazında Mısır milletinin Batı kültürü ile aşina olan ilk millet olduğunu söyledim. Napolyon Batı kültürünü Mısır’a taşımıştı. Bu kültürün kusurlarını fark eden ilk millet Mısırlılar idi. Şeyh Muhammed Abduh, Seyyid Cemal ve diğerlerinin karargâhı Mısır idi ve bu kişiler Batı kültürü ile mücadele eden ilk şahsiyetler idiler. Bundan sonra da hamdolsun Mısır ve pek çok Arap ülkesi İslami düşüncenin merkezi oldu.
Bugün bu halk meydandadır. Düşmanın Mısır halkının hareketini müsadere etmemesi için telaş gösterilmelidir. Bu hareketi yoldan çıkaramasınlar. Tağut ve firavun rejiminin kuyruklarından birini Mısır’da bırakmasınlar. Bunlara dikkat edilmesi gerekir. Bu hem Mısırlıların kendilerinin, hem de tüm İslam dünyasının vazifesidir.
Öyleyse milletler kayıtsız olmamalıdırlar. İslami vahdetin ilk etkisi halkların birbirlerinin sorunlarına ilgi göstermeleridir. Bir millet sevinçli olduğu zaman diğerleri de sevinçli olmalıdır, üzgün olduğundaysa da üzgün. Yardım dilediğinde diğerleri hemen yardımıma koşsunlar. Bu bizim vazifemizdir. Bu durum daha da ilerleyecektir. Bu ilahi vaadi bizler kabul etmekteyiz. Buna yakinimiz var. “Bizim için cihad edenleri yollarımıza hidayet ederiz” ayetine iman etmişiz. Allah mümin bir halka hiç şüphesiz yardım edecektir.
Hepimiz bu oturumların değerini bilmeliyiz. Kalplerin yakınlaşmasının değeri çok fazladır. Şii ve Sünni meselesi, Sünni ve Şii kavgaları bugün İslam düşmanlarının dayanmak istedikleri şeylerdir. Onlar ne Sünniliği kabul ediyorlar ne de Şiiliği. Ne İslam büyüklerini, ne de günümüz ulemasını kabul ediyorlar. Onların hedefleri farklıdır. Tüm bunlar karşısında muzaffer olmak ve vahdeti sağlamak zorundayız ve vahdet İslam dünyasının zaferinin destekçisi olacaktır inşallah.
Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatüh…

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv