İMAM HUMEYNÎ (RA) VE “ÇAĞDAŞ DÜNYANIN TARİHÎ DEĞİŞİM” MES’ELESİ – HİZBULLAH HAKVERDİ
Bu yazı kez okundu.
11 Ocak 2014 12:23 tarihinde eklendi

İMAM HUMEYNÎ (RA) VE “ÇAĞDAŞ DÜNYANIN TARİHÎ DEĞİŞİM” MES’ELESİ
Malûm ola ki;..

“Kâinatın bir misal-ı musağğarı olan insanın; derunî-enfûsî-dahilî, yani ruh, kalb, akl-fikr, hulk-ahlâk, vicdan ve basar gibi cihazat-anasır ve melekelerden vücut bulan manevî âleminde husule gelen ve çok yönlü müsbet ve menfi yönleri-cepheleri bulunan muhtelif tahavvülat-tebeddülat-tağayyürat ve inkılâbât neticesinde oluşan insanî mâhiyet-keyfiyet, şahsiyet-karakter ve hayat felsefesinin zahirî-âfâkî ve haricî, yani maddî-dünyevî, kavlî ve fiilî-amelî âleme yansıyan ve çok yönlü boyutları bulunan vakıa-hadise ve cilvelerinin ayinesi-tezahürü ve tecelligahı;..” ta’bir-i aherle..; “iman ile küfrün, tevhid ile şirkin, adalet ile zulmün, nur ile zulümatın, istiz’af ile istikbarın, İslam ile tuğyanın, kısaca; hak ile batılın, ezelden gelip ebede doğru giden amansız mücadelesinin meydanı-sahnesi, canlı ve yazılı serencamı olan tarih..”, Hazret-i Adem’den günümüze kadar muhtelif ve renkli bir seyir çizgisi takip ederek gelmiş, akleden insanlara ders-ibret ve yön verme; istikbale de ışık tutma özelliğini, sürekli olarak taşımıştır…

Hak Teâlâ ve Tekaddes’in (cc) sıfat-ı tecellisi olan ve Din-i İslam’ın İlâhî unvanı durumunda bulunan ve “insanın, üzerinde yaratılmış bulunduğu İlâhî fıtrat” (Rûm:30) özelliğini taşıyan hak; kâinatta ve hayatta cari olan yegane ve mutlak hakikat olarak eşya ve vücudun aslını-esasını, özünü-ruhunu teşkil etmekte;.. batıl diye nitelenen tüm zıtları ise; mecazî-izafî-ademî-arazî varlıklar-fiiller ve tezahürler olarak kâinatta ve hayat-ı insaniyede yerini-pozisyonunu almaktadır…

Evet;.. “ahsen-i takvim suretinde yaratılmış” (Tin:4) bulunan ve kâinat içinde “çok mükerrem kılınan” (İsrâ:70), “yeryüzünün halifesi” (Bakara:30; En’âm:160; Yûnus:14; Sâd:26) payesine erdirilen ve “kâinattaki nice muhteşem varlıklar emrine-hizmetine sunulan ve istifadesine musahhar edilen” (İbrahim:32-33; Nahl:12-14; Hacc:65; Lokman:20; Zuhruf:12-13; Casiye:12-13;…) Ben-i Âdem, mezkûr İlâhî şerefini-mahiyetini ve İslam olan fıtratını koruyup da hak üzere gittiği sürece, mes’ud ve bahtiyar-mümtaz bir varlık özelliği taşımış; siyasî, içtimaî, iktisadî, hukukî, idarî, ahlâkî, kısaca maddî ve manevî “hayatın tüm alanlarında” parlak ve muhteşem bir izzet ve medeniyet örneği sergilemiş olacaktır. Ki; insanlığın Din-i Hak’tan kaynaklanan bu İlâhî cephesi, tarihin altın sahifelerini teşkil etmiş ve hayat-ı insaniyenin iftihar tabloları haline gelmiştir. Ve; bunun en bariz ve en nurlu örnekleri de, hiç şüphesiz peygamberler (as), bâhusus Hatem-ül enbiya (sav)’nın aydınlattığı Asr-ı Saadet dönemlerinde görülmüş, günümüz İslam İnkılâbı’nın zuhuru ile bu İlâhî-Nebevi halka, tekamül ederek sürekliliğini sürdürmüştür.

“De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip alırsın; dilediğini aziz kılar yüceltirsin, dilediğini zelil kılar alçaltırsın. Gerçekten Sen, her şeye güç yetirensin.” (Al-i İmrân:26)

“Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır, Kelim’ut Tayyib (hoş-güzel söz) O’na yükselir ve salih amel onu yükseltir…” (Fâtır:10)

“… Bütün izzet Allah’ın ve Resulü’nün ve mü’minlerindir. Ve lakin, münafıklar bunu bilmezler.” (Münafikun:8)

“Sakın gevşemeyin ve üzülmeyin; eğer siz (gerçekten) iman etmişseniz, (şüphesiz) en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmrân:139)

“(Musa’ya) ‘Korkma! Şüphesiz, üstün gelecek olan sensin!’ dedik.” (Tâhâ:68)…

Allah-u Teâlâ (cc)’nın aziz kılıp yücelttiği insanoğlu, zaman zaman İlâhî imtihan-ibtila ameliyesinden geçirilmiş, böylece; halis olanlarla olmayanların tefrik-temyiz edilmesi hikmeti cereyan etmiştir:

“Andolsun, biz sizi biraz korku ve açlık ve biraz da mallardan ve canlardan ve ürünlerden eksiltmekle ibtila-imtihan edeceğiz, sabredenleri müjdele!” (Bakara:155; yaklaşık, Al-i İmran:186)

“Yoksa, sizden önce gelip geçenlerin hali, başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve öyle dayanılmaz zorluklar dokundu ve öylesine sarsıldılar ki; sonra peygamber, beraberindeki mü’minlerle: ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyordu. Dikkat edin; şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara:214)

“Eğer siz bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. O günleri; (evet) biz onları insanlar arasında devl-tedavül ettirip dururuz. Bu; Allah’ın iman edenleri bilip belirtmesi ve sizden şehitler-şahitler edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez. (yine bu;) iman edenleri arındırması ve kâfirleri yok etmesi içindir. Yoksa sizf Allah içinizden cihad edenleri bilip belirtmeden ve sabr edenleri de bilip belirtmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Al-i İmran:140-142) (Ve; benzerleri için bakınız, Al-i İmrân:166-167; Tevbe:16; Ankebût:1-7; ilh…)

Tabiatıyla, mezkûr ibtila-imtihan sonucu duçar olunan azab-seyyie, genellikle, insanın kendi nefsinden ve za’fiyetinden kaynaklanmaktadır:

“Sana haseneden her ne gelirse, Allah’tandır. Seyyieden de sana her ne gelirse, o da kendi nefsindendir…” (Nisa:79)

“Gerçek şu ki; Allah, insanlara hiçbir şeyle zulm etmez. Ancak insanlar, kendilerine kendileri zulm ediyorlar.”(Yûnus:44;…)

“(Allah’ın azabı) şundandır ki; bir kavm (toplum) kendi nefsinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona in’amda bulunduğu (hayır) nimetini değiştirecek değildir. Allah, gerçekten Alim’dir, Semi’dir.” (Enfal: 53)

“Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder; fakat siz (fesada) dönerseniz, biz de (cezalandırmaya) döneriz…” (İsrâ:8)

“Onun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah’ın emriyle gözetip, korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefislerinde (özlerinde) olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz. Allah, bir topluluğa kötülük diledi mi, artık onu geri getirmeye hiçbir (biçimde imkân) yoktur; onlar için, O’ndan başka bir veli yoktur.” (Râ’d:11)

“Eğer iyilik ederseniz, kendi nefsiniz için iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz, o da onadır (kendi nefsinizedir)…” (İsrâ:7)

“İnsan hayra dua ettiği (çağırdığı) gibi, şerre de dua etmektedir, İnsan, pek acelecidir.” (İsrâ:11; yaklaşık, Şems:8-10)

“İnsan, aceleden (aceleci olaraktan) yaratıldı. Size, ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi, hemen acele etmeyin.” (Enbiya:37) İlh…

İşte;.. daha önce işaret ettiğimiz veçhiyle..; İslam fıtratı üzere, ahsen-i takvim suretinde ve mükerrem bir varlık olan, hayra olduğu gibi şerre de müstâid bulunan insan ayrıca; “çok zayıf” (Nisa:28), “çok cedelci” (Kehf:54), “çok nankör ve inat” (Adiyât:6), “tuğyankâr-azgın” (Alâk:6), “Hakk’a karşı hasım-husumetkâr” (Nahl:4, Yasin:77), “esfel-i safilini boylayacak” (Tin:5) kadar bir “zulm-ü cehalet ve küfr-ü ihanet” (İbrahim:34; İsrâ:67; Hacc:66; Ahzâb:72; Şûra:48; Zuhruf:15; Abese:17; …) timsali olduğu, Kur’an-ı Kerim tarafından beyan edilmekte, böylece; insanın, hak ile batılın mücadele alanı olma özelliği taşıdığı, sarahaten bildirilip-gösterilmektedir…

İsm-i Hakim’in, akıllara durgunluk veren çok yönlü-derin tecellisinin İlâhî cilvesi ve tezahürü olarak teklif ve imtihan ile muhatap olan insan, böylece; hak ile batıldan birini tercih etme durumu ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır…

Bundan dolayıdır ki; Öz Muhammedi İslam’ın İlâhî-inkılâbî bütün tadını tatmış ve eşsiz-ekmel nuruyla aydınlanmış olan insanların büyük bir kısmı, (fıtratının aksine hareket edip ) kendi ihtiyarı ile tedricen bu İlâhî hidayet güneşinden uzaklaşmaya, Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve alihi vesellemin irtihalinden kısa bir süre sonra münharif-batıl cephede yerini almaya başlamıştır… Ki, bu inhiraf ve batıla kayış ameliyesini; kısaca ve maddeler halinde tezkir ve tebyin etmemiz ve tarihî seyrini ta’kib etmemiz, daha faydalı olacağı izahtan varestedir…

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv