İMÂM HUMEYNİ (RA) VE İSLAM’IN EVRENSEL İNKILÂBI’NIN GELECEĞİ – HİZBULLAH HAKVERDİ
Bu yazı kez okundu.
11 Ocak 2014 12:56 tarihinde eklendi
Etiketler :

İMÂM HUMEYNİ (RA) VE İSLAM’IN EVRENSEL İNKILÂBI’NIN GELECEĞİ
İmam Humeynî (ra)’nin, “la şarkiyye, la garbiyye; el’ cumhur el -İslamiyye!…” şiarıyla gerçekleştirilen İran İslam İnkılâbı (ve; onun organikleşmiş-hükümetleşmiş fiilî tezahürü olan Cumhur-i İslami-i İran); “Ne Doğu’nun, ne de Batı’nın malı olmayan, ışığını ve nurunu direkt Allah’tan alan ve incimsi parlayan bir kevkeb gibi olan bir çerağın içindeki bir misbah özelliğini taşıyan ve ışığının yakıtını kendi İlâhî bünyesinde taşıyan.. bir şecere-i mübarekeyi” (Nûr:35-37’ye telmih) temessül ve tecessüm ettirmekte; hatta, böyle kudsî bir şecere-i mübareke olarak, İlâhî misyonunu-fonksiyonunu icra ederek, âlem-i insaniyeti tenvir etmektedir… Ki; böyle bir nurun sınırlanmasının mümkün olamayacağı gerçeği karşısında, tüm dünyayı ihata edeceği izahtan varestedir. Ve; bu İlâhî ihâtâ (inkılâbi yayılma)’nın, artık dost-düşman herkes tarafından (tüm dünyaca) kabul edilmesi ve teslimiyetle karşılanması, bilfiil gözlenmektedir…

Keza..; “Kökü sabit (ruhun derinliklerine kadar damar salmış) ve dalları da âlem-i ma’na’nın göklerine kadar ulaşmış, izn-i rabbani ile sürekli olarak insanlığın muhtaç olduğu ürünleri-yemişleri ve meyveleri veren ve ebede doğru uzanıp giden..” (İbrahim:24-25’e telmih) İlâhî-mukaddes bir şecere-i tayyibe olan İslam İnkılâbı, yapısı ve İlâhî tabiatı gereği, bölgesel olmayıp cihanşümul (evrensel) bir özellik taşımaktadır. Ki; Büyük Şeytan’ın ve avanelerinin kudurmaları da zaten bundan (İnkılâb’ın evrensel olmasından) kaynaklanmaktadır…

Bu mübarek ve tayyib olan şecerenin her bir dalı (kolu-uzantısı-bağlısı-bağımlısı-her ferdi ve her hareketi), sath-ı arzın en ücra köşelerine-bölgelerine kadar uzanmış olup; İlâhî-inkılâbî fonksiyonunu, büyük bir izzet ve liyâkat ile ifâ ve icra etmekte, tüm bölge tağutlarının saltanatılarını sallayıp-uykularını kaçırırken, mazlum ve mustaz’af dünya halklarının ümit kaynağı ve hareket merkezi olmaktadır… Bu mübarek ve tayyib dalların bir kısmı, bazı bölgelerde, müstakil İslam Cumhuriyetleri teşekkül ettirebilecek bir özellik ve keyfiyet taşırken, diğer kısmı ise; muhtelif yerlerde İslam’ın, İnkılâb’ın ve Cumhur-i İslamî’nin “gören gözü, duyan kulağı, konuşan dili, düşünen beyni, yürüyen ayağı, tutan eli, mukavim pazusu ve yumruğu..” olma özelliğini taşımaktadır, Bu ise; İmam Humeynî (ra)’nin esas aldığı ve programladığı şekilde bir seyir çizgisi takib ederek, İnkılâb-ı İslamî’nin ve Cumhur-i İslami-i İran’ın önderliğinde ve ekseni etrafında, cihanşümul bir yapılanma ile Cemahir-i Müttehide-i İslamiye (Birleşik İslam Cumhuriyetleri) olarak teşekkül etmeye doğru gitmektedir, inşaallah…

Keza..; canlı Kur’an olarak İnkılâb-ı İslamî’yi tesis etmiş bulunan, böylece; Kur’an-ı Kerim’i pratiğe-uygulamaya koyan İmam Humeynî (ra);.. taşıdığı İlâhî-Nebevi-Kur’anî özellik haysiyetiyle, aynı temeli ve tohumu, tüm dünya sathına atmış bulunmaktadır. Ki; bunların neşv-ü nema bulması ile İslam İnkılâbı’nın evrenselliği bilmüşahede görülecek ve bilfiil tebeyyün edecektir. Ki, bu; İlâhî vahyin ve nurun, fıtrî bir özelliğidir. Zira; nasıl ki okunan Kur’an, tüm dünyada yaygındır; O’nun için, sınırlama mümkün değildir, buna hiç kimsenin gücü yetmez ise;.. canlanmış ve devletleşmiş olan Kur’an’ın (İslam İnkılâbı olarak) da, aynı tarz ve şekilde, tüm dünyaya yayılma ve hükümran olma yapısı ve karakteri bulunmaktadır. Ve bunu önlemek de takat-ı beşerin fevkindedir…

Ayrıca; Allah-u Teâlâ, maddî âlemde dahi tevessü’ ve inbisat (genişleme-yaygınlaşma-yayılma-büyüme ve uzama…) İlâhî kanununu hükümferma kılmış, şeraitine riayet edilen durumlarda, tüm kullarına-mahlûkatına bunu teşmil kılmıştır. (Bakara:245, 247; A’râf:69; Râ’d:26; Ankebût:62; Rûm:48; vb…) “Biz göğü, büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz, biz (onu) genişletici olanlarız.” (Zâriyât:48) Ayet-i kerimesi, göğün-kâinatın dahi bu İlâhî kanun gereği olarak genişlemekte olduğunu tasrih etmekte, bilimsel araştırma, bulgu ve veriler de, bunu ikrar etmek zorunda kalmış bulunmaktadır…

Hem;.. “cisimlerin sıcakta genişlemesi” kanunu dahi, İslam İnkılâbı’nın, tüm dünyayı ihata edecek kadar bir vüsat peyda edeceğinin ve bunu da kıyamete kadar sürdüreceğinin başka bir delili-veçhesi ve cephesi olmaktadır. (Cehennem ehlinin dahi, yandıkça büyüyüp genişleyeceği, tek dişlerinin bile Uhud Dağı kadar olacağı.. yolundaki pek çok rivayetler de, bu İlâhî kanunun uhrevî âlemde de cereyan edeceğini göstermektedir…)

Bu İlâhî kanunu (sıcakta cisimlerin büyümesi-genişlemesini); İslam İnkılâbı ve Cumhur-i İslamî’nin genişlemesi-yayılması ve yaygınlaşması.. hususuna iki kanaldan tatbik edebiliriz:

(a) Sıcak savaş, “Hak tanımayan, hakkı kuvvette bilen zalime karşı, hakkın lisanı kuvvettir!” fehvasınca;.. İslam ve İnkılâb düşmanı mütecaviz kâfirlere-müstekbirlere ve emperyalist güçlere karşı uygulanacak olan bu İlâhî strateji ile, insanlığı ifsad ve idlal eden, İslam’ın ve İnkılâb’ın İlâhî yolunda bir parazit gibi duran habis ve melûn unsurlar ifna ve imha yoluyla, temizlenmiş (cehenneme gönderilmiş) ve İslam İnkılâbı’nın tevessü ve inbisatı bu tür sıcak bir uygulama ile sağlanmış olacaktır. Ki; “Onları bulduğunuz-tuttuğunuz yerde hemen öldürün, yakalayıp boyunlarını vurun!… Küfrün önderlerini öldürün!… Onlarla savaşın!…” (Bakara:191; Nisa:89, 91; Tevbe:5, 12-14; Muhammed:4;.. vb…) anlamlarındaki pek çok ayet-i kerime, bu İlâhî stratejiyi tasrih edip, amir bulunmaktadır…

(b) Sıcak ilgi-alaka ve muamele… İslam’a-İnkılâb’a ve Müslümanlara-mustazaflara karşı, mütecaviz olmayan (Yahudi, Hristiyan, müşrik vb. kâfir, fasık…) tüm insanlara karşı, en güzel bir şekilde tebliğde bulunmak, çok sıcak ve güzel muamelede bulunmak, böylece İslam’a ve İnkılâb’a ısındırmak sureti ile kalbini, dolayısı ile kendisini kazanmak… Bu tür sıcak ameliye ile oluşacak müsbet atmosfer sayesinde; İslam İnkılâbı’nın tevessü ve inbisat etmesi, yeryüzünün her yerine yayılması ve her tabakadan insanların kalblerinde-ruhlarında taht kurması ve bunları istihdam etme imkanını elde etmesi tahakkuk etmiş olacak ve gittikçe bu inbisat ve vüs’at hız ve sür’at kazanmış olacaktır… Ki; bu İlâhî yaklaşım ve strateji;

“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, (kötülüğü) en güzel bir tarzda uzaklaştır. O zaman, seninle kendisi arasında düşmanlık bulunan kimse, sana sıcak bir dost oluverir.” (Fussilet:34); “Kötülüğü, en güzel olanla uzaklaştır… “(Mü’minûn:96); “Kullarıma, sözün en güzel olanını dillendirmelerini söyle! Çünkü şeytan, aralarını açıp-bozmaktadır. Şüphesiz şeytan, insanın apaçık bir düşmanıdır.” (İsrâ:53);…

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et!…” (Nahl:125); “Allah’tan bir rahmet dolayısıyla onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar çevrenden dağılır giderlerdi…” (Al-i İmrân:159) gibi.. ayet-i kerimelerde, açıkça ifadesini bulmuştur… Ki; mezkûr bu iki şık, İslamî literatürde cihad olarak nitelendirilmekte; birinci şık, fiilî cihad (mukâtele-savaş), ikinci şık ise; kavlî cihad (tebliğ-emr-i bilma’ruf ve nehy-i anilmünker) diye ifade edilmektedir…

“Hakkı bulmaya vesile..” (Mâide:35); “Kurtuluşa vesile… “(Saf:11); “Hidayet yoluna ileten…” (Ankebût:9); “Faydası kendisine..(yani, cihadı yapana..)” (Ankebût:6); “En büyüğünün Kur’an’la yapılanın olduğu..” İslamî Cihad’ın, “Hakkıyla yapılması..” (Hacc:78); “Mütecaviz kâfirlere ve münafıklara karşı gayet sert ve caydırıcı olarak yerine getirilmesi…” (Tevbe:73; Tahrim:9) “Gerek hafif ve gerekse ağırlıklı olarak, mal ve can ile olanının, hepsinin yerine getirilmesi-ifa edilmesi…” (Tevbe:41); Kur’an-ı Kerim’de iş’ar ve beyan buyurulmuştur.

Tabiatıyla, fiilî-kavlî (ve mali) cihadın, kendine ve türüne has olan muhtelif unsurları ve dinamikleri vardır. Ki bunlar, özetle:

Böylece; hangi alanda ve nasıl bir güce-muhataba karşı cihad yapılacaksa, o konuda, bilgi ve istitâatın bulunması sağlanmış olur. Ki, başarının önemli bir unsuru da budur…;

(c) Kadronun-cemaatin vahdet içerisinde bulunması, ihtilaf ve münazaadan arınmış olması.. (Al-i İmrân:103, 105; Enfal:46);

(d) Askerî taban-kitle desteği.. (Hûd:80); ümmet-i vahide halinde bulunma.. (Enbiya:92; Mü’minûn:53);

(e)Kalbi sekinet-moral ve psikolojik olarak sağlam bulunmak.. (Bakara:248; Al-i İmrân:126; Tevbe:26, 40; Feth:4, 18, 26;..);

(f) Sabr-ü sebat üzere bulunmak, asla geri adım atmamak.. (Bakara:45, 153, 250; Al-i İmrân:120, 125, 200; A’râf:126, 128; Enfal:45-46, 65-66;.. vb…);

(g) Emire-öndere kesin itaat ve disiplin.. (Al-i İmrân:152, 165; Bakara:249; Nisa:59, 80, 83; Nur:51; vb..); yapılacak cihad türüne göre silah-araç-gereç- binek ve malzemelerin hazırlanması… (Nisa:71; Enfal:60; Tevbe:41). Ve; gerek ikişer ikişer-çift çift ve gerekse tek tek daima kıyamda-teyakkuzda bulunulması.. (Sebe’:46);

(h) Düşmana karşı mü’minlerin ğayznı-kin ve nefretini-cihad aşkını canlandırıcı ve artırıcı yollara başvurmak. (Bakara:190-195; Al-i İmran: 169-175; Nisa:74-76; Maide: 54-56; Tevbe:14-16, 73; Saff:4; Tahrim:9; vs…)

(ı) Hükümete-devlete-sultana-yani güce sahip olmayı dilemek ve onu sağlamak için çalışmak…

(Bakara:246-248; Al-i İmrân:140; Nisa:58, 83; İsrâ:80; vb..)…

Bu vb. ön tedbirler-hazırlıklar aşamasından sonra, “sonsuz bir tazarru-niyaz ve dua ile Allah-u Teâlâ’ya (cc) teveccüh edilip, düşmanlara karşı fetih ve zafer elde edilebilmesi için nusret-yardım talebinde bulunulmasına geçilmesi..”(Bakara:214, 286; Al-i İmrân: 147,148; İsrâ:80; Mü’minûn:26,39; Ankebût:30; Nuh:26-27;..vb…) Ve, müteakiben de; “Allah-u Teâlâ’ya (cc) derunî-sadıkane ve halisane bir tarzda tevekkül edilerek, cihad yoluna mübaşeret edilmesi…” (Al-i İmrân:159-173; Nisa:81; Enfal:61; Tevbe:129; Hûd:56,88; Yûsuf:67; .Râ’d:30; Furkan:58; Neml:29; Ahzâb:3,48; Şûra:10; vb…) ile oluşan cihadî potansiyel ve hareket aktivitesi; imamet-rehberiyet-hilafet ve velâyet-i fâkihin ekseni etrafında ve ilâhî emir ve komutası altında; İslam İnkılâbı’nın tüm yeryüzüne hakim olmasını doğuracak olan İlâhî bir güvence ve garanti kaynağı..” hüviyetini taşıyor… Ki; “İslam İnkılâbı Rehberine (Emir’el Mü’minin’e) biat olayının üzerinde, Allah-u Teâlâ’nın (cc) elinin (nuru-rahmeti-gücü ve nusretinin) bulunduğunu-bulunacağını..” (Feth:10) Kur’an-ı Kerim, açıkça beyan ve ifade ediyor… Ki; dünya fethinin kapısını açacak da, işte bu İlâhî olgu-oluşum-müessese ve atılımdır…

İmam Humeynî (ra), İnkılâb-ı İslamî ve Cumhur-i İslamî ile; mezkûr maddî, manevî tüm lâzimeleri-unsurları ve muharrik olan bütün islamî enerji-atmosfer ve dinamikleri en mütekâmil bir tarzda hazırlamış, İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nın geleceğini mübarek hayatlarında bizzat te’sis-inşa ederek, İlâhî garanti ile hakimiyet-i mutlaka üzerine bilfiil oturtmuştur…

Evet..; “(Tüm yeryüzünde) fitne, (şirk-küfr-zulüm-tuğyan) kalmayıncaya ve din (her türlü hükümranlık) (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla (mütecaviz kâfirlerle) savaşın. Eğer (tecavüzkârlıktan) vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur. “(Bakara:193; Enfal:39) Ayet-i kerimesi, zulm-ü tecavüzde bulunmayan ehl-i küfre karşı sıcak muamele-güzel yaklaşım, yani irşad yolunu ihtiyar ederken (ki; bu hususa daha önce değinmiştik), tağutî-zalim ve emperyalist-fitneci ve saldırgan kâfirlere karşı da sıcak savaş, yani, mukatele stratejisinin yürütülmesini emretmektedir… Bu ayet-i kerimede;..

Keza..; “O (Allah’tır) ki; Resulü’nü hidayetle ve Din-i Hakk ile, diğer bütün dinlere (düzenlere-kanunlara ve ideolojilere) karşı izhar (üstün ve hakim) kılmak için gönderdi. Buna şahid olarak, Allah kafidir.” (Feth:28) “… Müşrikler hoşlanmasalar ve kerih-kötü karşılasalar da!” (Tevbe:33; Saf:9) Ayet-i kerimeleri dahi, açıkça Resul-ü Ekrem’in (sav) ve aziz Din-i İslam’ın, “batıl dinlere-sistemlere ve ideolojilere-tağutî güçlere ve emperyalizme karşı koymak-onlara üstünlük sağlamak, onların etkinliğini yıkarak İlâhî hidayeti ve hak nizamı, yani İnkılâb-i İslamî’yi tüm dünyada hakim kılmak için gönderilmiş olduğunu..” serâhaten ortaya koymaktadır. Ki; İmam Humeynî (ra); veraset-i nübüvvet-i Muhammedi (sav) ve Kur’an-ı mücessem sırrıyla ve; Din-i Hakk’ın müşahhas ve canlı pratiği olan İslam İnkılâbı ile, bu İlâhî misyonu-fonksiyonu (kamilen) yerine getirmiş ve getirmeye devam etmektedir…

Ve..; “Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu (Din-i Hakk’ın mutlak hâkimiyetini) tamamlamayı istiyor (ondan başka bir şeyi istemiyor), kâfirler (ve de müşrikler) istemeseler-kerih (nahoş) görseler de!” (Tevbe;32; Saf:8); “Allah, hakkı kendi kelimeleriyle, ihkak edip-gerçekleştirecektir; mücrimler, nahoş (kerih) görseler de!” (Yûnus:82) Ayet-i kerimeleri dahi, “İslam İnkılâbı’nın Geleceği ve Evrensel Hakimiyeti” hususunda aydınlatıcı-ışık tutucu bir İlâhî vâ’di-güvenceyi ve garantiyi sergilemektedir…

Kâfirlerin, müşriklerin ve zulm-û tuğyan-fısk-u fücur ile kendilerini âbâd sanan emperyalistlerin-müstekbirlerin ve tüm uşaklarının; rahatsızlıklarına-homurdanmalarına-yalan-dolan-iftira-baskı-cinayet kampanyalarına ve çabalarına rağmen, Allah-u Teâlâ yüce dinini-İlâhî hükmünü ve Evrensel İslam İnkılâbı Nuru’nu; tüm dünyaya hakim kılmak suretiyle itmam edip tamamlayacak, böylece; Resul-ü Ekrem’in (sav) İlâhî nübüvvetinin ve Din-i İslam’ın kemâli (bilfiil) gerçekleşmiş olacaktır…

Dünün İslam düşmanı güçleri ve mihrakları, basit imkânları ve sınırlı ağızlarıyla; Allah’ın nurunu-İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nın yayılmasını önlemeye-söndürmeye çalışırken, günümüzün azgın kâfirleri-müşrikleri-müstekbirleri ve emperyalistleri ise, bunu, “top, tüfek, bomba, roket -füze rampaları, kimyasal-nükleer-nötron silahlarının öldürücü-yakıp-yıkıcı ve yok edici namluların ağızlarıyla ve tehditleriyle..” yapmakta;.. “radyo -televizyon-gazete-basın-yayın, internet gibi.. yazılı-sesli ve görüntülü iletişim araçlarının habis ağzı-yaygarası ve bombardımanı..” ile de; mezkûr saldırı ve imha programının, toplumsal-kitlesel ve psikolojik ortamını hazırlamakta;.. hukukî iktisadî, siyasî ve bilimsel, teknolojik ağızlar-saldırılar ve tasallutlar kanalıyla da, mezkûr habis ve menhus kampanyayı (Allah’ın nurunu-İslam İnkılâbı’nın yayılmasını önleme ve hızını söndürme çabasını ve şeytanlığını), güçlendirmeye çalışmaktadır…

Fakat, bütün bunların nafile ve beyhude olduğunu-olacağını bizzat Allah-u Teâlâ (cc) ifade edip açıklamakta, günümüz tağutlarının ve müstekbir-zalim müşriklerinin ve kâfirlerinin de, geçmiş emsalleri gibi; yok olmaktan kendilerini asla kurtaramayacaklarını, tüm cihana alenen ilan etmektedir… (Kur’an-ı Kerim, bunların örnekleriyle dolup taşmakta olup, bir kısmını daha evvel kaydettiğimizden, tekrarının zâid olacağı, izahtan varestedir…) Evet; Allah-u Teâlâ, nurunu tamamlayacak, İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nın geleceğini İlâhî garantisi altına alacak ve tüm dünya, bu İlâhî İnkılâbın İlâhî nuruyla nurlanıp, ab-ı hayatı ile sulanıp, bâğistana ve gülistana dönecek, İslam düşmanı parazitler ise, bu İlâhî muhteşem manzara karşısında, kahrolup gidecek ve cehennemi boylayacaktır.. İnşaallah…

Binâenaleyh; bizim de bu habis İslam ve İnkılâb düşmanı haşerelere karşı, tek ve son sözümüz: “… kininizle ve öfkenizle geberin!…” (Al-i İmrân:119 ); “… Allah öldürüp kahretsin onları!…” (Münafıkun:4) İlâhî hitabını, yeniden ve sürekli tekrarlamaktır, vesselam…

Ve yine..; “Andolsun ki Allah, Resulü’nün gördüğü (müjdeli) rüyanın hak olduğunu tasdik edip-doğruladı, İnşaallah, mutlaka siz Mescid-i Haram’a, güven içinde-emniyetle, saçlarınızı traş etmiş ve (ya) kısaltmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi de, böylece; bundan önce size, bir feth-i karib (çok yakın başka bir fetih) müyesser kıldı.” (Fetih:27) Ayet-i kerimesi dahi, İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nın geleceği ile alakalı, bir kısım İlâhî işaretler-ihbarlar-esrar ve mesajlar sunmaktadır. Ki; zaten Fetih sûresi; baştan sona, mezkûr İlâhî özelliği-karakteri taşıyıp yansıtmaktadır…

Feth-i Mekke öncesi Arap cahiliyesi ve müşriklerinin, işgali ve tasallutu altında bulunan Mescid-i Haram ve Kâbe-i Muazzama; bugün de Büyük Şeytan Amerika’nın ve dünya emperyalizminin (münafık yönetimler aracılığıyla ve eliyle) işgali-istilası ve katmerli tasallutu altında bulunmaktadır… Ki; İslam âleminin (hatta tüm dünyanın, belki de kâinatın) kalbî mesabesinde bulunan bu mukaddes beldenin (Beytullah’ın ve çevresinin), bu tağutî-nifakî-şeytanî zincirden-işgalden ve tasalluttan kurtarılması; daha açık bir ifadeyle, yeniden feth edilmesi gerekmektedir. Ve bu; en büyük ve en azametli İlâhî vacibattandır. İşte; İmam Humeynî;.. (ra); “İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nın Geleceği”nin en önemli dinamiği ve temel güvencesi hüviyetini dahi taşıyan, bu İlâhî-şer’î ve imanî vecibeyi gayet hassasiyetle ifa etmeyi esas almış, meşhur Hacc ve Kabe kıyamı hareketleri ile bunu, tatbik sahasına koymaya çalışmıştır. Ki, her geçen gün, me’mul olan hedefe doğru gidilmekte olduğu, dünya kamuoyunun da gözünden kaçmadığı, izahtan varestedir…

Evet;.. “güvenle ve korkusuzca gireceksiniz…” ve; “… ondan önce de size yakın bir fetih lütfedeceğiz!” İlâhî vâ’di ve “andolsun ki Allah, Resulü’nün gördüğü rüyayı hakk olarak doğruladı…”

İlâhî tasdiki ile birlikte; mükerreren feth-i Kabe ve Mekke’yi kesinkes ihbar, tarihî vâkıâ dahi onu ikrar ediyor. Bunun zıddı olan günümüzdeki pozisyon, geçici bir araz olarak, zail olmaya mahkûmdur. Zira; Kur’an-ı Kerim’in ebediliği, mezkûr fethin de ebedi ve daimi olmasını iktiza eder. Ki, asl olan da yalnız ve yalnız budur! Ve, İmam Humeynî (ra); İnkılâb-ı İslam ile, işte bu İlâhî-Kur’anî aslı ve temeli-kökü temsil ve terennüm etmekte, esasât-ı İslamiye’nin tümünü, aslına, yani İlâhî-Muhammedi ve Kur’anî yapısına irca edip döndürmektedir… Kıble-i İslam ve merkez-i Hacc ve tevhid olan Kabe’nin ve Mescid-i Haram’ın (Mekke-i Mükereme ve tüm çevresiyle birlikte) fethedilip-kurtarılması ve menâsiklerinin ihya ve tashih edilmesinin..” de, bu İlâhî görevin içerisinde, çok önemli bir yer teşkil edeceği açıktır.

Keza..; Hazret-i Mehdî’nin (as), Kabe’de zuhur ve kıyam edeceği..” tarzında, varid olan bir kısım rivayetler dahi, mezkûr tahlilin mazmununu aydınlatmış olmaktadır… Hazret-i Mehdî’nin (as) hükmü altında bulunacak olan, Harameyn-i Şerifeyn’den önce; bir feth-i karib ile İslam İnkılâbı’na mülhak olacak ve feth-i Hayber’i tecessüm ettirecek olan beldenin, öncelikle Kudüs ve Filistin topraklarının (müteakiben başka beldelerin, mesela Şam-Irak, Orta Asya ve benzerlerinin) olacağı umudunu-kanaatini taşıyorum…

Hem..; dünyanın ve tüm âlemin kalbi hükmünde olan Kabe’nin fethi ile, bütün dünya dahi, feth edilmiş olacak;.. ve;.. dünyanın gözü-kulağı olan Mescid-i Aksa ve Kudüs’ün fethi ile de, tüm insanlığın duyguları, İnkılâb-ı İslam’a râm ve musahhar olacak, böylece; tüm dünya halkları, Din-i İslam’ın İlâhî nurunun gölgesi ve himayesi altında, eşi ender mesud bir hayat yaşayacak, maddî ve manevî huzura kavuşacaktır, inşaallah…

Kudüs’ün ve Filistin’in kurtarılması amacıyla, Muhammed Ordusu’nun siyonist İsrail ile tutuşacağı savaşta; “tüm siyonist ve müfsid Yahudilerin yok edileceğine..” Kur’an-ı Kerim işaret etmekte (İsrâ:4-8; A’râf:167; Mâide:32-33, 64, 78-80;..); hadis mecmualarının pek çoğunun, fiten-siyer-melâhim, bölümlerinde de konuyla alâkalı mufassal hadisler nakledilmektedir…

Siyonist İsrail’in tabiatıyla, yardımına koşacak olan Büyük Şeytan Amerika ile habis uşaklarının da, Kudüs’te-diyâr-ı Şam’da bulunan ve Muhammedi-Mehdî Ordusu’nun kumandanlığını deruhte eden Hazret-i İsa (as)’nın güçleri tarafından yok edileceği;.. “… Hazret-i İsa, Büyük Deccâlı öldürecek…” diye, varid olan hadis-i şeriflerin esrarından ve anlamından istinbâd edilebileceği kanaatindeyim. Zira; Şeytan-Deccâl (aldatıcı-hilekâr-sahtekâr…gibi) müteradif anlamlı iki kelime olup, Büyük Şeytan, Büyük Deccal anlamlarını (karşılıklı olarak) tedâî ettirme özelliğine hâizdir, Olayların gelişmesi, İmam Humeynî (ra)’nin; “Büyük Şeytan Amerika ile ve onun yok edilmesi, denize gark kılınması vb.. konularla alakalı beyanları”; “…Hazret-i İsa’nın (as); “İnkılâb-ı Mehdî olan İslam İnkılâbı’na bağlı ve tabi olacağı, ve o dönemde, Medine ve Mekke’nin Hazret-i Mehdî’nin nurlu elinde ve idaresinde bulunacağı..” Ye’cüc Me’cüc ile ilgili muhtelif rivayetlerin mecmuu nazar-ı itibara alındığında; mezkûr Kurânî ve Nebevî ihbarın tahakkukunun kesin ve de çok yakın olduğu anlaşılmış olacaktır, inşaallah… (vel-ilmu indellah.. vallahu a’lemü bis’sâvâb…) (Yüce Rabbimizden;.. Büyük Şeytan-Büyük Deccal Amerika’nın ve uşaklarının Akdeniz’in, Umman ve Hind Denizi’nin ve Körfez’in derin sularına gark edilmesi ve, Hicaz’ın-Ortadoğu’nun sıcak çöllerine gömülmesi savaşında; bizlere de bir hisse ihsân eylemesini niyaz ederiz, inşallah…

İşte; tüm mukaddes beldelerin kurtarılması, İsrail’in silinmesi, Büyük Şeytan Amerika’nın önderliğindeki emperyalizmin, büyük bir hezimete uğratılarak imha edilmesi ve Ye’cüc Me’cüc fitnesinin, İlâhî yardım ile def edilmesi,, sonrası, çağdaş dünya; İslam’ın Evrensel İnkılâbı’na teslim olmuş, insanlık, gerçek kimliğine ve fıtratına kavuşmuş olacaktır, inşaallah…

Evet..:

Mekteb-i şehadeti düstûr-u hayat ittihaz eden ümmet-i Hizbullah’ın karşısında hiçbir tağutî güç dayanamayacak, çil yavrusu gibi dağılıp gidecek ve cehennemin derinliklerini boylayacaktır. Cihattan kaçmayı ve şehadetten kaçınmayı, nifak-riddet olarak niteleyen Kelamullahın (Bakara:246; Nisa:77; Mâide:21-26; Enfâl:15-16; Al-i İmrân:140-141; Tevbe:38-52; Ahzâb:12-20;vb…) ders verip eğittiği ve İlâhî-lâhûtî bir mahiyet ve ruhîyat kazandırdığı Hizbullahî ümmet, İslam İnkılâbı’nın evrensel hükümranlığının, İlâhî bir güvencesi-vesilesi olarak, dünya emperyalizminin melek’ül mevti ve korkulu rüyası misyonunu, ezelden ebede kadar deruhte edip gelmekte, günümüz dünyasında ise; bu İlâhî misyonun etkinliğinin, zirveye ulaştığı gözlenmektedir…

Evet:

“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine: ‘insanlar size karşı (savaş için) toplandı;o halde onlardan korkun!’ dedi de, bu söz onların imanını artırdı.. ve ‘Allah, bize kâfidir ve O ne güzel Vekil’dir!’ dediler.” (Al-i İmrân:173); “Mü’minler, (düşman) birliklerini görünce: ‘İşte; Allah’ın ve Resulü’nün bize va’d ettiği (zafer) budur! Allah ve Resulü, doğru söylemiştir!’ dediler. Ve bu, ancak onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırmış oldu.” (Ahzâb:22);… Gibi ayet-i kerimeler, bu İslam yiğitlerinin İlâhî evsâfını medh-ü sena ile beyan ve ifade etmektedir…

Canlarını, tüm varlıklarıyla Din-i İslam’a ve İnkılâba adamış olan ümmet-i Hizbullah’ın karşısına mertçe çıkamayan, her çıktığında, hezimete uğrayıp, gerisin geriye kaçan şeytani güçler, şirk ve küfrün şe’ni olan havf ve cebânet timsali olmaktan öte, hiçbir değeri ve kıymet-i harbiyesi olmayan habis varlıklardır.

Evet:

“… Onlar, sizinle savaşırlarsa arkalarını dönüp, kaçarlar. Sonra, onlara asla yardım da olunmaz.” (Al-i İmrân:111); “Eğer o kâfirler, sizinle çarpışsaydılar, mutlaka arkalarını döneceklerdi ve sonra ne bir veli ve ne de, bir yardımcı bulamayacaklardı. (Ki) Allah’ın öteden beri olagelen sünneti böyledir ve Allah’ın sünnetinde, asla bir tebdil bulamazsın.” (Fetih:22-23);…

Emperyalist kâfirleri, İslam’ın ve İnkılâb’ın aleyhine tahrik eden münafıkların-hainlerin; işin ciddiye vardığı durumlarda; efendileri olan şeytanî güçleri yalnız bırakacakları.. (Haşr:11-12), benzeri bir durumla karşılaşıldığında da, tâbi oldukları şeytanlarının dahi kendilerini terk edeceği.. (Haşr:16) Kur’ân-ı Kerim’de beyan edilmiştir. “Her halde, onların içlerinde sizin korkunuz, Allah’tan daha eşed’dir. Bu, onların anlayışsız bir kavim olmalarındandır. Onlar, iyice korunmuş yerlerde, yahut duvar arkasında olmaksızın sizinle savaşamazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen, onları birlik sanırsın, oysa kalbleri paramparçadır. Bu, onların akletmeyen bir kavim olmalarındandır.” (Haşr:13-14) Ayet-i kerimeleri dahi, bu habis düşman güruhun ne derece rezil bir karakterde olduklarını göstermektedir. Ve, hâkezâ…

“… Allah, dilediğini nusreti ile te’yid eder…” (Al-i İmrân;13) “Eğer Allah size yardım ederse, size galip gelecek yoktur. Ve eğer sizi yapayalnız ve yardımsız bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse, mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (Al-i İmrân:160) Ayet-i kerimeleri, Hizbullahî mü’minlerin; emperyalistlerle ve uşaklarıyla yapacakları savaşta, kibir gurur ve ümniyye gibi.. menfi hal ve haletten arınmalarını, her şeyin ve her türlü zaferin, ancak ve ancak, Allah’ın yardımı sayesinde gerçekleşebileceği şuuruna ermelerini ihtar edip, ders vermektedir… “…Allah, kendi (dini)ne yardım edenlere, kesin olarak yardım eder…” (Hacc:40); “Ey iman edenler! Eğer siz, Allah’a (Din-i Hakk’a ve İnkılâb-ı İslam’a) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı (savaşta ve her durumda) sabit kılar.” (Muhammed:7) Ayet-i kerimeleri ise; İlâhî yardımın gelişini-verilişini, Allah-u Teâlâ’nın (cc) dinine hizmete merbut ve muallâk kılmaktadır… Böylece; tabiatıyla fetih ve zafer kapıları açılmış bulunmaktadır…

Evet..;

“… Peygamber, beraberindeki mü‘minlerle: ‘Allah’ın yardımı ne zaman?..’ diyordu dikkat edin; Allah’ın nusreti (yardımı ve zaferi) pek yakındır.” (Bakara:214); “Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var, (o da;) Allah’tan bir nusret ve yakın bir fetihdir. (O halde) mü’minleri müjdele!” (Saf:13) İlâhî vâ’di’nin tahakkuk etmekte olduğu çağdaş dünyamızda, emperyalistler ve onların uşakları, yok olmaktan kurtulmak için kaçış yolları aramakta..; Evet; “Yakında o (kâfir-müşrik) toplum, bozguna uğratılacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.” (Kamer:45) Fakat, bu kaçışlarının cehennemin derinliklerine doğru olacağını Yüce Rabbimiz (cc); “Kâfirlere, de ki: yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve hepiniz toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. O, ne kötü barınaktır.” (Al-i İmrân:12) gibi, ayetleriyle haber vermektedir.

Ve keza; “Emperyalist-müstekbir kâfirlerin güçlü, müslümanların da zayıf olduğu zehâbıyla, kâfirlere yağcılık-dalkavukluk yarışında bulunan hain-habis münafıklar dahi, Allah’ın bir fethi (ya da İlâhî bir emri) gelip, kâfirler mağlub, mü’minler de muzaffer olunca; bin bir pişman olacak..” (Mâide:52) Fakat, mülevves kültür ve ahlâkın İslam ümmeti arasında yayılmasının âmili olmakla..; “şehir şehir ve sokak sokak yakalanıp, lanetlenmiş olarak, ele geçirilip, öldürüldükçe öldürülecek..” (Ahzâb:60-62), böylece; ihanetin ve şeytaniyetin cezasını bulacaklardır…

“Cihanşümul fethe erişme gününüz ne zaman?…” diye, mü’minlerle istihza eden, mülhid-müşrik-ve münafıkların.., o kutlu fetih günü vâki olacak olan pişmanlıkları, kendilerine asla fayda sağlamayacak, hak ettikleri zillete ulaşacaklardır. (Secde:28-30’a telmih). Zaten; “hal-i ye’sde; tevbenin ve nedametin kabul olunmayacağı ve hiçbir fayda sağlayamayacağı..” Kur’an-ı Kerim’de, açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır. (Yûnus:90-91; Mü’min-Ğâfir:83-85;..)…

Evet..:

Allah-u Teâlâ’nın (cc) ve Din-i Hakk’ın-İnkılâb-ı İslam’ın düşmanları olan kâfirleri veli edinmek suretiyle; riddet-şirk ve zulüm girdabına gark olarak boğulan, ehli nifak ve şikak (Bakara:120; Al-i İmrân:100, 118-120, 149; Nisa;109, 139,141-145; Mâide:51-53, 80-81; Mümtehine:1-3,13;..) dahi; “İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nın İlâhî dalgaları ve sayhaları..” karşısında, uşaklık yaptıkları emperyalistler ile beraber, yok olup gidecek..; “Tüm zalimlerin nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini, pek yakında bileceklerdir.” (Şuârâ:227); ve: “…onlara va’d olunan sabah vaktidir. Sabah da, yakın değil mi?” (Hûd:81)… Keza: “Şeytan onları, baştan başa sarıp kuşatmıştır; böylelikle de Allah’ın zikrini (Tevhid’i, Kur‘an’ı ve İslam’ı), onlara unutturmuştur. İşte, onlar; Hizbuşşeytan’dır. Dikkat edin ki; Hizbuşşeytan, hüsrana uğrayanların tâ kendileridir. (Mücadele:19)

“Allah’ı, Resulü’nü ve mü’minleri veli edinen, Allah’ı sınırsız olarak seven ve Allah’ın da kendilerini sevdiği.. mü’minlere karşı gayet yumuşak (zelil), kâfirlere karşı gayet izzetli, Allah yolunda sürekli cihad eden ve kınayanların kınamasından asla çekinmeyen Hizbullah; muhakkak ki galip olacak olanlardır.” (Mâide:54-56’ya telmih), Ve yine: “… Allah, onlardan razı olmuş; onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Hizbullah’tır. Dikkat edin; şüphesiz Hizbullah olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.” (Mücadele:22) Ayet-i kerimeleri, tafsile gerek kalmadan, konuyu vüzûha kavuşturmuş bulunmaktadır…

“…Nice az bir topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara:249); “Hiç şüphesiz onlar, muhakkak mansûr (muzaffer) olacak olanlardır. Ve yine şüphe yok ki, bizim ordularımız (Cündullah-Hizbullah) galip gelecek olanların ta kendileridir.” (Saffât:172-173) Ayet-i kerimeleri dahi, konuya, yani “İmam Humeynî (ra) ve İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nın Geleceği” konusuna, son ve kesin noktayı koymaktadır… Ki böylece:

“Andolsun ki biz, Zikir’den sonra, Zebur’da da: ‘Hiç şüphesiz arz’a yeryüzüne), salih kullarım varisçi olacaktır’, diye yazdık.” (Enbiya:105)

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl istihlaf (güç ve iktidar sahibi) kıldıysa, onları da arzda (yeryüzünde) istihlaf kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini, kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra, güvenliğe çevirecektir…” (Nur:55)

“Ve biz, yeryüzünde zayıf bırakılanlara (mustazaflara) lütufta bulunmak, onları (arzda) imamlar (önderler) yapmak ve onları (arza) mirasçılar kılmak istiyoruz.” (Kasas:5) Gibi, bir çok ayet-i kerimelerde bahis konusu olan va’d-i İlâhî, bilfiil gerçekleşmiş olacak;.. asırlardır ezilen-horlanan ve her türlü zulme-baskıya maruz bırakılmış bulunan salih-hâlis-sâdık ve mustaz’af mü’minler; İmam Humeynî (ra)’nin tesis edip-canlandırdığı ve tüm dünyada yaygınlaştırdığı Evrensel İslam İnkılâbı’nın açtığı kapı-yol-çığır ve; hazırladığı ortam ve atmosfer sayesinde, İlâhî hilafet-nebevi veraset makamına oturacak, dünya halklarını ve insanlığı; Öz Muhammedi İslam’ın İlâhî nuruyla, aydınlığa kavuşturacaktır, inşaallah… “ İslam İnkılâbı’nın bu muhteşem İlâhî fethi-fütuhatı ve nurunun cazibesine kapılacak olan insanlık, fevc fevc-yığın yığın ve büyük kitleler halinde, şeriat-ı Muhammediye’nin (sav) ağûş-û nuranisine coşarak koşacak ve Hizbullah ümmetinin yiğit saflarına iltihak edecektir, inşaallah…” (Nasr suresi, ayet 1-3’e atıf ve telmihen…); ilaahir…

İmam Humeynî (ra) ve İslam’ın Evrensel Geleceği ile alakalı, bu kadarla iktifa ederken, şu dua ile, konuyu noktalıyoruz:

“Rabbimiz; üzerimize sabır yağdır ve ayağımızı sabit kıl, (senin yolundan ve dininden kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize nusret-zafer ver!” (Bakara:250) Amin, amin, amin!!!…

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv