İSLAM’IN EVRENSEL İNKILÂBINDA İRAN İSLAM İNKILÂBI’NIN RİSALETİ – HİZBULLAH HAKVERDİ
Bu yazı kez okundu.
11 Ocak 2014 13:00 tarihinde eklendi
Etiketler :

İSLAM’IN EVRENSEL İNKILÂBINDA İRAN İSLAM İNKILÂBI’NIN RİSALETİ
Daha evvelki kısımlarda yer yer değindiğimiz vechiyle;.. bütün Enbiya’nın (as), şahsiyet-i ma’neviyelerinin ve vezâif-i nahiyelerinin, havz-ı camiî ve hatemi olan Resul-ü Ekrem’in (sav), küllî ve umumî verasetini temsil-tebyin eden.. ve Kur’an-ı mücessem olarak, İlâhî-Nebevi misyonu ve fonksiyonu icra ve ifa eden İmam Humeynî (ra)’nin avn-i İlâhî ile tesis eylediği ve kıyamete kadar ümmet-i Muhammed’in ve tüm insanlığın İlâhî ışığı ve ümidi olma özelliğini taşıyan muhteşem-Cihanşümul İran İslam İnkılâbı’nın nüvesini ve asli mihverini teşkil ettiği İslam’ın Evrensel İnkılâbı’ndaki risaleti, birkaç kitabı istiab edecek kadar bir vüs’at ve azamet arzetmektedir. Binâenaleyh; konuyu ancak, sahifelerimizin istiab hacmine mümasilen, hulasaten beyan etmekle iktifa edeceğimizin zaruri olacağı izahtan varestedir. Şöyle ki:

“İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nda, İran İslam İnkılâbı’nın Risaleti”; küllî-mutlak ve sonsuz boyutludur; evrensel İslam İnkılâbı ile eş anlamlı-müessisi-mütemmimi-zemini ve altyapısıdır. Zira; evrensel İslam İnkılâbı’nı oluşturan-yaygınlaştıran ve oturtan İran İslam İnkılâbı ve onun Öz Muhammedi İslamı-canlı Kur’an’ı temsil eden İlâhî-Nebevî risaletidir…

Evet;.. İran İslam İnkılâbı’nın risaleti..; Nebevî İslam’ı metruk ve Kur’an-ı Kerim’i de mehcür olmaktan (Furkan:30) kurtarmış, hayat-ı insaniyenin tüm alanlarına-âlemlerine sokarak, bilfiil ihya ederek mer’iyyete koymuştur. Daha evvel, raflarda tozlanan ve ancak kabristanlarda ve cenazelerde hatırlanan Kur’an-ı Kerim’in, insanlar için nur-furkan-şifa-rahmet ve hidayet olduğu (Bakara:2, 97, 185; En’âm:157; A’râf:52; Nahl:64, 89; İsrâ:82; Fussilet:44;..); ve, dirilere yön vermek amacıyla gönderilmiş bulunduğu (Hûd:17; Furkan:22; Yasin:69-70).. tüm dünyaca, böylece (kesinkes) anlaşılmıştır.

Hem..; nisyana mahkûm edilmek, yahut inhirafa uğratılmak suretiyle; siyasî, içtimaî ve dünyevî İlâhî misyonları ve tüm fonksiyonları yok edilmiş, ya da azamî ölçüde zayıflatılmış bulunan, hatta, yer yer-zaman zaman tağutî güçlerin ve sistemlerin habis çıkarları için istihdam edilen aziz Din-i İslam; Yüce Rabbimiz (cc) tarafından, gönderildiği amaca-maksada ve hedefe uygun ve mutabık hale getirilmiş, insanlık hayatının bütün cephelerine-vechelerine yön verici ve mutlak hakim-hükümran olucu bir özelliğe, yani asliyetine kavuşturulmuştur. Böylece, İslam; öz ve gerçek kimliği-şahsiyeti ile, çağdaş dünyanın tek gündemini oluşturmuş, hak-batıl cephesi, yeni savaş stratejisini, buna göre yeniden ayarlamaya ve düzenlemeye başlamıştır… Evet:

İran İslam İnkılâbı’nın risaleti ile; siyasî, içtimaî, iktisadî, hukukî.. vb. tüm fonksiyonları ve İnkılâbi özellikleri, yıkılmış-yok olmuş zannedilen, (emperyalist güçlerce öyle lanse edilen) İslam tüm İlâhî boyutlarıyla, karanlıkları aydınlatan muhteşem bir güneş ve fecr-i sadık olarak doğmuş; hayat-ı insaniyenin maddî ve manevî, dünyevî ve uhrevî tüm âlemlerini nura-huzura ve sürura boğmuş; emperyalist ve müstekbir güçlere vurduğu köklü darbelerle, değil mustaz’af mü’minlerin, anti emperyalist tüm mazlumların-mahrumların ve halkların bile, tek ümidi ve sığmağı olmuştur.

Keza..; şeytanî hilelerle koca bir İslam âlemini uyuşturup köleleştiren tağutî güçler, İran İslam İnkılabı’nın risaletinden, “Azadi istiklal ve cumhur-i İslami” ve “La şarkiye, la garbiye.. el Cumhur il İslamiye” diye yükselen ilahî seda ve sayha ile karşılaşmış, birkaç asırdır tapındıkları demokrasi ve vb. putlarının yıkıldıklarına, kahr ola ola.. şahid olmuşlardır. Hele; “dinimiz siyeset, siyasetimiz de dinimizdir!” şiarının, ümmet-i İslamiye’nin kalb-ruh ve düşünce âlemlerinde sur-i İsrafil gibi, diriltici bir nefhâ olarak yankılanması, üstelik bunun Cumhur-i İslamî-i İran adıyla, önemli, merkezî bir coğrafyada devlet-hükümet haline gelmesi ve mutlak adalet timsali halinde zuhur etmesi, tağutî-şeytanî güçlerin ve habis-münafık rejimlerin yıkılışlarını daha da netleştirip, çabuklaştırmıştır…

Sadr-ı İslam’ın İlâhî mektebinden ve öğretisinden uzaklaşmış-uzaklaştırılmış bulunan İslam ümmeti ve biçare insanlık, tağutî-şeytanî güçlerin ve mihrakların büyük, yoğun ve sistemli çabaları ile; tevhid, nübüvvet, mead (ahiret) gibi.. imanın temel erkanından kopmuş, nefs-heva-heveslerini ve egemen güçleri-zorbaları, muhtelif boyut ve çapta putlar-ilâhlar edinmiş; basit yaratıkların huzurunda eğilen, rükûâ ve secdeye kapanan maskaralar durumuna gelmiş; emperyalist kültürü-ahlâkı, mutlak şiar-düstur ve kıble haline getirmiş;.. fanî hayatı ve onun lehv-ü leibatını-dünya metaını da, yegane gaye-maksad ve hedef olarak edinmiş.. böylece; kendini, dünyevî ve uhrevî maddî ve manevî cehennemi bir hayatın girdabında bulmuş iken..; İran İslam İnkılâbı’nın İlâhî-Nebevî ve Kur’anî risaleti ile;.. tüm kalbler, akıllar, ruhlar, gözler, kulaklar ve sair organlar-unsurlar Allah-u Teâlâ’ya (cc) döndürülmüş; O’nun (cc) tek Ma’bud-Hâlık-Razık-İlâh ve Rab.. olduğu, bilfiil tahkim edilmiş; Tevhid-i Hakiki’yi idrak etmeleri ve sadece Allah’a kul olmaları sağlanmış; O’nun (cc) dışında kalanların Uluhiyet (kanun koyuculuk ve boyun eğdiricilik) iddialarının maskaralık ve soytarılık olduğu bilfiil gösterilmiştir…

Ve..; tüm yüzler, gözler, kulaklar, kalbler ve akıllar, İlâhî vahye çevirilmiş, Nübüvvetin İlâhî mektebi-öğretisi ve kültürü tek eksen-ölçü ve düşünce-amel ve ahlâk abidesi-kıblesi haline getirilmiş, bütün dikkatler-nazarlar dahi ebedî âleme ve onu elde etme yollarına çekilmiş; hayat-ı dünyeviyenin, sadece tarla-araç olduğu.. ahiret, mead ve İlâhî rızanın, yegâne ve mutlak gaye ve hedef olmasının gerekliliği, yakinî bir iman ve iz’anla kalblere, ruhlara ve akıllara nakş edilmiştir.

Evet;.. İran İslam İnkılâbı’nın İlâhî-Nebevi-Kur’anî risaleti ile; “Bize, bizden ve şah damarımızdan daha yakın..” olan (Kâf:16; Vakıa:85) “… Yapılan duaya hemen icabet eden ve kullarını kendinden istemeye çağıran..” (Bakara:186; Mü’min-Ğafir:60;..) Allah-u Teâlâ’ya (cc) ciddî yönelmenin yanında, murakabesi altında bulunulduğu inancı da yakinen sağlanmış, bu da; her şeyin İslam’a uygunluğunun aranmasına vesile olmuştur. Keza; Kur’an kültürü ve İslamî öğretiler, dünya müslümanlarının ve insanlığın kurtarıcı kaynağı ve ışığı özelliğini kazanmış, ebedi hayatı elde edebilme ve rıza-i İlahîye nail olabilme, insanlığın tek tesellisi ve hayatının mutlak gayesi ve hedefi haline gelmiş; buna zıt ve muhalif tavır takınanlar, bilhassa düşmanlık içerisinde bulunanlar, tağut diye deşifre edilmiştir. Ki, böylece; asırlardan beri Kur’an-ı Kerim’de bulunduğu ve sürekli olarak kıraat edildiği halde; her nasılsa gündeme gelmemiş ve şeytanî misyonu layıkı veçhiyle kavranamamış olan tağut ve tuğyan kelimeleri, Kur’anî bir kavram olarak, dünya müslümanlarının baş gündemine girmiştir…

Bu cümleden olarak, insanlığı asırlardan beri şeytanî hile ve entrikalarla, zulüm ve baskılarla Din-i Hakk’tan ayırarak, kendi sultasına ve hevesatına kul edinen;.. fakat, ne hazindir ki, misyonu ve evsafıyla mütenasib şekilde, tesmiye edilememiş bulunan, şahıs, kurum-kuruluş-fikir-akım ve güçlerin, Kur’anî tabirle tağut; fiil-tavır-görüş ve yöntemlerinin de tuğyan olduğu anlaşılmış, bunların da kesinkes, tüm yönleriyle-boyutlarıyla (kalben-kavlen-fikren ve fiilen) nefy (redd-ü ref) edilmesinin, imanî bir gereklilik olduğu ve Tevhid’in ilk merhalesini (la İlâhe..’yi) teşkil ettiği, böylece vuzuha kavuşmuştur. (Bakınız:Bakara:15, 256-257; Nisa:51, 60, 76; Mâide:60, 64, 68; En’âm:110; A’râf:186; Yûnus:11; Nahl:36; Saffât:30; Zümer: 17; Tûr:32; vb…)

“İman edenler, Allah yolunda savaşır; kâfirler de tağut yolunda savaşır. O halde (ey mü’minler!), siz, şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hilesi çok zayıftır.” (Nisa: 76) Ayet-i kerimesi ile; her tağutun, insanları saptıran bir şeytan, her şeytanın da, keza aynı misyonları taşıdığından dolayı, tağutlardan bir tağut olduğu.. bunlara-dostlarına ve ordularına karşı da, mü’minlerin savaşmasının gerekliliği vurgulanmaktadır… Böylece; şeytan kavramı da açıklığa kavuşmuş, tüm emperyalist, zalimlerin-müstekbirlerin birer şeytan olduğu, bunların da günümüz dünyasında en tuğyankârının, Büyük Şeytan diye nitelenen Amerika emperyalizmi olduğu anlaşılmış olmaktadır…

“Muhakkak ki şeytan, sizi kendi dostlarıyla korkutmak ister. Siz, onlardan (şeytanın dostlarından) korkmayın da, benden korkun; gerçekten mü’minler iseniz!” (Al-i İmrân:175); “…Şeytan kime arkadaş olursa, artık o, ne kötü bir arkadaştır.” (Nisa:38); “…Sakın şeytanın izlerine-yollarına tabi olmayın.” (Bakara:168, 208; En’âm:142; Nûr:21;…); Zira;.. “Şeytan, sizin ve tüm insanlar için apaçık bir düşmandır.” (A’raf:22; Yûsuf:5; İsrâ:53; Zuhruf 62;..) Ayet-i kerimeleri, her türlü şeytanların durumunu ve bizim takınacağımız tavrı belirtirken..; “Eğer, sana şeytandan bir kışkırtma-fit (ve iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın, çünkü O (Allah), işitendir, bilendir.” (A’raf:200; Fussilet:36) Ayet-i kerimesi de, bu şeytanların-tağutların şerrinden-zararından ve aldatmalarından dolayı Allah-u Teâlâ’ya (cc) dayanıp sığınmayı, yani Allah’ın din-i mübinine ve hidayetine tahassun etmeyi ders vermektedir. İran İslam İnkılâbı’nın uyarıcı risaleti, bunu; Amerika’dan ve emperyalist güçlerden teberri ve istiaze etmek suretiyle gündeme getirmiş, İslamî hareketinin temel eksenini, bu Kur’anî öğretiye bina etmiştir…

Ki; “Amerikaya Ölüm!”, “İsrail’e ölüm!”, “Rusya’ya., ve sair emperyalistlere ölüm!”, “Münafıklara ve zıdd-ı İnkılâba ölüm!”, “zıdd-ı Velayet-i Fakih’e ölüm!” gibi.. her türlü şeytanlardan-tağutlardan uzak (beri) bulunmayı ve istiaze etmeyi, özünde ve derin anlamında barındıran İnkılâbî-Hizbullahî söylemler ve eylemler, mezkûr Kur’anî talim-telkin ve irşadın İlâhî sesleri-nağmeleri ve feryadları olarak, başta İran coğrafyası ve Mescid-i Harameyn olarak, küre-i arzın önemli bir kısmının semalarını çınlatmakta; tağutî-şeytanî-nifakı düzenlerin ölüm çanlarının çaldığını, yansıtıp-hatırlatmaktadır…

Böylece;.. “halis-öz, yani Muhammedi İslam”(Bakara:42; Al-i İmrân:64; Nisa:36; Zümer:2, 11, 14, 65; Mü’min-Ğafir:14, 65; Lokman:32) ile “Özünden koparılmış-saptırılmış; Allah’ın dışında-Kur’an’a aykırı olan görüş-fikir ve amellerin-fiillerin karıştığı-karıştırıldığı; şeytanı-tağutu yıkmayı-kahretmeyi ve fitnesini önlemeyi ihtiva ve intaç edecek olan düşmanlığı sürdürmeyi.. bünyesinde barındırmadığı ve küfrden rahatsız olmadığı;.. hatta terviç ettiği.. kâfirlerle dostluğu, hatta onlara tabi olmaklığı..; hülasa şeytanlarla-tağutlarla kardeşçe, hatta köle gibi zilletle yaşamayı.. esas almış bulunan, buna rağmen İslam adını-libasını da bir türlü bırakmayan..” böylece; “cahil kitleleri aldatma görevini üstlenmiş bulunan Amerikancı İslam’ın..” arasındaki kesin hatlar ayırılmış; hak ile batılın (İslam ismiyle) iltibas edilmesi.. önlenmiş bulunmaktadır. (Bakınız: Bakara:42, 159; Al-i İmrân:71-72; En’âm:82; Kehf:56;..)

Hakkın batıl ile iltibas edilmemesi, İslam’ın İlâhî özünü koruması, cahil veya hain eşhas ve mihraklarca emperyalizm adına uydurulup da, İslam’ın harim-i ismetine sokulmak istenen batılların ayıklanması amacıyla Öz Muhammedi İslam’ın tam zıddı olan ve Amerikancı İslam diye tanımlanan bu batıl ve nifakî akım, İslam dışı-zıddı bir kavram olarak dünya müslümanları mabeyninde nifakın ve riddetin sembolü olarak tesmiye ve tavsif edilerek yerleştirilmesi-kökleştirilip-oturtulması da, İran İslam İnkılâbı’nın, Kur’anî risaletinin önemli ürünü olduğu, her akl-ı selimce kabul ve teslim edilmektedir…

Bu husus ise; tevella ve teberra vecibesini gündeme getirmiş olacaktır. Ki, mü’min olanlar, sadece; “Allah’ı, Rasulü’nü ve kendisi gibi mü’min olanları veli (dost-koruyucu-idareci-haldaş..) edinecek, sadece onlarla hemdem olacaklar ve sırf onlarla fikir-fiil ve kader birliği içerisinde bulunacaklardır.” (Bakara:257; Al-i İmrân:28, 68; Nisa:139, 144; Mâide:51, 57, 81; Enfal:72-73; Tevbe:23, 71; Fussilet:31; Mümtehine:1; Kehf:44, 50, 102; vb..) Ayet-i kerimelerinin tasrih buyurduğu, bu İlâhî hakikat; İslamî literatürde tevella diye, tesmiye edilmektedir. Keza;.. “Mü’minler; Allah Peygamber, Kur’an-İslam-Şeriat ve İnkılâb-ı İslam düşmanları olan kâfir-müşrik-mürted-münafık, zalim ve facirlerden teberri etmek, onlardan uzaklaşmak ve derecelerine göre de, onlara karşı tavır ve cephe almak zorundadırlar…” (Bakınız: En’âm:19, 78; Tevbe:3; Yûnus:41; Hûd:54; Zuhruf:26-27; Mümtehine:4;..) Ayet i kerimelerinde bahis konusu edilen teberri de, İslamî literatürde teberra diye bilinmekte ve mezkûr tevella ile birlikte, “İslam’ın Evrensel İnkılâbı’na İran İslam İnkılâbı’nın Risaleti”nin ihda ve ihya ettiği ve nisyandan kurtardığı, iki önemli Kur’anî kavram ve kurum olarak, dünya müslümanlarının gündeminde layık olduğu yerini almış bulunmaktadır…

Tabiatıyla, bu da; İslam’daki velayet kavramını-kurumunu gündeme getirmektedir. Ki; bunu:

a) Aslî, asaleten..

b) Niyâbî, niyâbeten.. şeklinde (yüzeysel olarak) tasnif edebiliriz.

Birincisi: Ehl-i Beyt (as)’in, asıl-küllî-umumî velayetini.. (Bunların mâ’sûm olanları da, olmayanları da vardır.) İkincisi ise: tâli-cüz’i-nisbî vekaleten velayeti., ifade etmektedir. İlki; İmamet-i Hüdâ… (Ki, bunların On iki’si mâ’sûm ve mutahhar; diğerleri sadece mutahhar.) İkincisi ise; Velayet-i Fakih ve Ulema-i Adil-Ulul’Emr-i Müslimin diye tesmiye edilebilir. İlk şıkkı; Al-i İmrân:61; Mâide:54-56, 67; Ahzâb:33; Şûra:23;.. gibi, pek çok ayet-i kerimeler ile; “Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisine benzer, binen kurtulur, binmeyen boğulur.”; “Size iki ağırlık bırakıyorum: Biri; Hablullah olan Kur’an-ı Kerim, diğeri de; ıtretim olan Ehl-i Beyt’dir. Bunların derecesi, birbirinden yücedir ve havzımın başına gelinceye kadar, bunlar asla birbirinden ayrılmayacaktır…” gibi, pekçok meşhur ve mütevatir hadisler tebyin ve tasrih etmektedir. İkinci şıkkı ise; Nisa:58-59,83;.. gibi ayet-i kerimeler ve aynı anlamdaki bir kısım hadisler beyan ve ifade etmiş bulunmaktadır. Ki; Eimme-i Ma’sume’nin (as) ve Eh-i Beyt öncülerinin bulunmadığı dönemlerde, adil ulema ve fukâhânın velayeti, şer’an ve aklen söz konusu olacak, böylece; İslam’ın ve ümmetin umuru, tedvir edilmiş bulunacaktır…

Ki; Kevser-i Zehra (as) olan ve ümmetin sefine-i necatı durumunda bulunan Ehl-i Beyt’i (as), aslî-dinî ve İlâhî bir mekteb olarak ele alıp, ihya eden.. ve tüm mü’minler, hatta insanlık için bir usve-i hasene (Ahzâb:21; Mümtehine:4, 6) ve urvet’ül -vüska (Bakara:256) olduğunu (veraset-i nübüvvet sırriyle) bilfiil ve bil’müşahede gösteren İran İslam İnkılâbı; İlâhî risaleti ile, Hilafet-i Kübra ve Kâmileyi (Bakara:30; Sâd:26; En’âm:165; vb…) ve İmamet-i Ma’sume’yi (Eimme-i İsna Aşeriye’yi) (as) (Bakara:60: 124; A’râf: 160; Enbiya:73; vb.’lerinden istidlalen-istinbaten) de; mühmel ve metruk durumdan kurtarmış, dünya müslümanlarının, mektebi-mezhebi-meşrebi-kavmî ve kültürel.. yapılanmasının takribten öte, tevhidine medar ve mihver olma özelliğine kavuşturmuş ve ümmet-i vahide (Enbiya:92; Mü’minûn:52; vb..) haline bilfiil gelmelerinin zemini ve alt yapısı olmalarını sağlamıştır… Ki; İslamî Vahdet Haftaları, Dâr’üt -Takrib-i Beyn’e Mezahib-i İslamiye, Mecmâ-i Cihanî-yi Ehl-i Beyt (as) ve Sazman-ı Tebliğat-ı İslamî gibi… Etkinlikler ve kuruluşlar, bu Kur’anî misyonun-risaletin dışa yansıyan tezahürleri olarak müşahede edilmektedir…

“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl ittika edinmek gerekiyorsa, öylece korkup sakının. Ve siz, başka değil, ancak müslüman olarak ölün! Ve; Allah’ın ipine, hepiniz (topluca) sımsıkı yapışın. Ve Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın”…/… (Al-i İmrân:102-103); “Hiç şüphesiz, mü’minler kardeştir. O halde, kardeşlerinizin arasını bulup sulh ediniz ve Allah’tan ittika edip-sakının; umulur ki, merhamet olunursunuz.” (Hucurat:10) gibi.. ayet-i kerimeler, İslamî vahdet ve uhuvvetin, İlâhî esasını ve alt yapısını teşkil etmektedir… Ki;.. İslamî cemaat (dolayısıyla da İslamî hareket), böylece vücut bulmuş, o da; İslamî Devletleri-Cumhuriyetleri intaç etmiş olacaktır… Merkez-i İnkılâb-ı İslamî dışında kalan dünya müslümanlarının öncelikle muhatap olduğu, bu İlâhî mükellefiyetin icrası ile kurulacak olan, muhtelif-bölgesel İslam Cumhuriyetleri’nin, Makam-ı Muazzam-ı Rehberî’nin riyasetleri altında, (biat ile) akd edecekleri vahdet-ittihad ile; Cemâhir-i Müttehide-i İslamiye’yi oluşturmuş olacakları.. ve; bunun da, İmam Humeynî (ra)’nin talebi ve hedefi olduğu, ehil olan zevatın malumudur… Bunun merkez-i mihrakiyesinin de, Velayet-i Fakih olacağı, izahtan varestedir… Ve;.. Velayet-i Fakîh’in; İran İslam İnkılâbı’ nın risaletinin önemli unsurları arasında bulunduğu, herkesçe yakinen bilinmektedir…

Keza..; mezkûr imamet-hilafet-velayet-Ehl-i Beyt gibi kavram ve kurumlar, tabiatıyla Kerbela ve Aşura’yı gündeme getirmekte ve bu konu; İmam Humeynî (ra)’nin-İran İslam İnkılâbı’nın risaletinin, en önemli ve temel unsurlarından-dinamiklerinden birini teşkil etmektedir. Öz Muhammedi İslam’ın garipliğini-mazlumiyetini ifade eden Kerbela;.. ve onun (Şecere-i İslam’ın), korunmasını-savunmasını; ve mâ’sûm kanlarla sulanarak, gelecek asırlara ve çağlara Öz Muhammedi İslam’ın zinde-gür ve güçlü bir şekilde emanet bırakılmasını ve İslamî kılıflı habis güçlerin münafıkların deşifre edilmesini; onlara karşı daima müteyakkız ve kıyam halinde durulmasını temsil eden ve Kur’an mektebinin ve kültürünün periyodik şekilde pratikleştirilmesini ve disipline edilmesini yansıtan Aşura..; İnkılâb’ın risaleti ile, aslî hüviyetini kazanmış;.. onun, ruhundan-şuurundan mahrum ve bigane bulunan dünya müslümanlarının önemli bir kısmının baş gündemine girmiş;.. diğer bir kısmının da, hedefsiz ve hurâfâlarla karışık (adeta, esatiri..!) uygulamalarından-resmî ve standart merasimlerinden kurtarılmış..; inkılâb öncesi ve sonrası, İslamî kıyamın temel dinamiklerinden biri, hatta en önemlisi pozisyonuna çıkarılmıştır…

“Her yer Kerbela, her gün Aşura!”, “Heyhat min’ez -zille!…” (zillete boyun eğenlere yazıklar olsun!), “Şehadet şiarımız, Hüseyn iftiharımız!”, “Yezidlerin eline düşmüş İslam’ın, vay haline!…” gibi İlâhî nur ve hayat fışkıran sloganların derinliklerinde meknuz bulunan hatt-ı Kur’an ve sırr-ı risalet-Îslamî hidayet; Hüseynî çizgi, ruh-u Kerbela ve mekteb-i Aşura.. olarak; çağımızdan, gelecek çağlara taşınmış; “Her tağut, bir Yezid.. her mü’min de, bir Hüseyn ve her mü’mine de, bir Zeyneb’dir” şiarı, Öz Muhammedî İslam’ın İlâhî bir söylemi olarak, tüm mü’min kalblere-ruhlara-akıllara ve fiillere aşılanmış; onun gereği olarak da (gerçek hayatı ifade eden) nur-u iman, kıyam-cihad ve şehadet ışıkları ve dalgalarıyla, küre-i arz ve insanlık camiası, cüş-ü hûrûşa getirilmiştir…

Bu cümleden olarak, hakaik-i imaniye ve Kur’aniye;.. uyuyan-uyutulan ümmetin, hatta tüm insanlığın baş gündemini teşkil ile, hayatının rotasını, mutlak anlamda ta’yin eder duruma gelmiş; Allah’a-Din-i İslam’a yönelme devri ve yarışı başlamıştır… Keza..;

“De ki; size bir tek öğüt veriyorum: (o da;) Allah için ikişer ikişer-çif çift ve teker teker (ferd ferd) kıyam etmeniz, sonra da düşünmeniz…” (Sebe’:46) Ayet-i kerimesinin İlâhî ta’limi doğrultusunda başlatılan kıyam dalgaları; haliyle, çok boyutlu cihadı intaç etmiş, bu cihadî-lahutî atmosfer; âlem-i âfâk’ta, zincirleme savaşları ve çok kapsamlı hazırlıklarını gündeme getirirken, âlem-i enfüste de, İslamî irfan-takva ve ahlâk-ı hamideyi; tüm topluma-yaygın biçimde oturtmuş ve meltem rüzgârı gibi, ruh ve kalb âlemlerinde estirtmiştir… Böylece;.. İslam İnkılâbı’nın İlâhî risaleti ile..; tahkik-i iman, kıyam, cihad-kıtal-irfan-takva-amel-i salih ve ahlâk-ı hamide gibi mefhum ve unsurlar, gerçek anlamına, İslam toplumu nezdinde kavuşur ve çok müsbet bir ma’kes bulurken..; mekteb-i şehadet de, tarih-i beşeriyette, benzeri görülmemiş bir makam-ı ulya’ya çıkmış, sıradan insanlar arasında bile, şehadet aşkı ve yarışı, akıllara durgunluk verecek muhteşem bir düzeye ulaşmıştır…

Hatt-ı Hüseynî’yi simgeler duruma gelmiş bulunan şehadet mektebi;.. Sahra-yı Kerbela’nın canlı şahidi-şehidi olan Hazret-i Zeyneb’in canlı ve kavlî mesajı-şehadeti ile daha renkli-lahutî bir boyut kazanmış, Benât-ı Fatıma’yı (as), coşkun okyanus dalgalarını andıran bir ihtişama ulaştırmış, İslam İnkılâbı’nın en önemli bir unsuru, hatta dinamosu durumuna getirmiş, Dünya Kadınlar Günü ve Fatıma’tûz-Zehra (as) Teşkilatları gibi etkinlik ve kuruluşlarla, bu olgu; dünya çapında ve çağlar üstü bir yapılanma ile adeta ebedileştirilmiştir.

İslamî hürriyet-izzet, cesaret-şecaat ve şehameti, (Al-i İmrân:139, 173; Nisa:139; Mâide:54; Yûnus:65; Fâtır: 10; Ahzâb:22-23;..) ümmete ve insanlığa yeniden kazandıran İran İslam İnkılâbı;

“Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için vasat bir ümmet kıldık; (ki,) Peygamber de, sizin üzerinizde bir şahid olsun…” (Bakara:143); “Sizden, hayra çağıran, ma’rufu emreden ve münkerden nehyeden bir ümmet bulunsun. Kurtuluşa erenler, işte bunlardır.” (Al-i İmrân:104); “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf olanı emreder, münker olandan da nehyeder ve Allah’a da (gerçek bir yakin ve ihlas ile) iman ederseniz…” (Al-i İmrân:110) gibi.. ayet-i kerimelerin amir bulunduğu risalet görevi ile gerek müslüman toplumlara, gerekse tüm insanlara, hususan mustaz’aflara yönelik, çok şümullü ve geniş muhtevalı İslamî-Kur’anî tebligatı, en güzel ve en müsbet bir şekilde yapmış, bu vesile ile İslamî adaletin-ihsanın-hidayetin ve rahmetin gerçek parlak yüzüyle tanınmasını sağlamış ve bunu da Kur’anî bir mekteb olarak bilfiil oturtmuştur. (Ki, bu Kur’anî muhteva için, bakımz; Nahl:90, 125; Al-i İmrân:159; Mâide:8; En’âm:152; A’râf:199; İsrâ:53; Râ’d:22; Mü’minûn:96; Ankebût:46; Fussilet:33-35; Hadid:25;vb..)

Keza..; İslamî teavün (Mâide:2;..), fîsebilillah infak ve tasadduk mekanizmasını, Kur’anî çizgiye göre ve o çerçevede, yani;.. (Bakara:3, 195, 215, 219, 254, 261-274, 280; Tevbe:20, 41, 88; Hadid:7; Teğabün:16; Haşr:9;..) Ayet-i kerimelerinde vesairede tafsilen beyan edildiği şekilde esas alan ve bunu, İlâhî risaletinin çok önemli bir misyonu bilen İran İslam İnkılâbı; dünya küfrüne ve istikbârına karşı,İslam ümmetini ve mustaz’af halkları her yönden güçlendirmeye çalışmakta, iktisadî ve askerî bir güç halinde, “Hizbullahî Ümmet” ve “Muhammed Ordusu” olarak, organize edilmesini sağlamaktadır… Ve:

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda, ve; ‘Rabbimiz! Bizi, ehli (halkı ve yönetimi) zalim olan bu ülkeden çıkar ve bize (koruyucu-yardımcı) bir veli gönder ve bize katından bir nâsir (yardımcı) yolla!’ diyen, erkekler kadınlar ve çocuklardan (oluşan) mustaz’aflar uğruna savaşmıyorsunuz?” (Nisa:75) Ayet-i kerimesinde gösterilen, dünya mustaz’aflarnı koruyup kollama, emperyalist-müstekbir zalim güçleri ve düzenleri yıkma hedefine ulaşabilmenin çıkar yollarını aramaktadır. Ki, bu; günümüz dünyasında, tüm müslümanların ve özgür insanların mürâât etmesi-uyması lazım ve zaruri olan, çok önemli İlâhî-İslamî ve insanî bir vecibe özelliğini taşımaktadır…

Böylece;.. yani, İslam İnkılâbı’nın İlâhî-Kur’anî risaleti ile; “mustaz’afîn (zayıf bırakılmışlar-zaafa uğratılmışlar)” (Enfal:26; Nisa:75, 97, 98, 127; A’râf:75, 137; Kasâs:4-5;..), “müstekbir-mütekebbir-istikbar (haksız olarak büyüklenen-kendini büyük sanan, hak tanımayan ve hakka karşı başkaldıran..)” (Bakara:34, 87; Nisa:173; A’râf:36, 40, 75, 76, 88, 133; Yûnus:75; Mü’minûn:46; Kasas:39; Ankebût:39; Sebe’:31-33; Mü’min-Ğafir:27, 35, 47-48; Fâtır:43; Lokman:7; Nahl:22, 23; Casiye:8; vb…) gibi, çok önemli kelime ve kavramlar, İslamî hareketlerin ve tüm dünya halklarının gündemine girmiş, ihtiva ettikleri mânâ ve anlamlarına göre tarihî bir cepheleşmenin varlığı (uykudan uyanırcasına), bir vakıa olarak, bilfiil müşahede edilmiştir… Keza; Hizbullah (Allah’ın askeri-ordusu-taraftarı-savunucusu ve Din-i Hakk’ın koruyucusu-bekçisi…) (Mâide:54-56; Mücadele:22) ile Hizbuşşeytan (şeytanın askeri-ordusu -savunucusu ve bendesi..) (Mücadele:14-20) kelime ve kavramları da, aynı şekilde İslam İnkılâbı’nın risaleti ile gündeme girmiş; Mushaf-ı Şerifin sahifeleri arasından, hayat-ı içtimai-yi insaniyenin içerisine ve pratiğine geçirilmiştir. Ki, hak ve batıl kutuplarına ayrılmış bulunan dünya insanlığının karşı karşıya gelmiş bulunduğu bu iki akımdan birinin (Hizbullah’ın) liderliğini İran İslam İnkılâbı’nın; diğerinin (Hizbuşşeytan’ın) ise önderliğini-yönlendiriciliğini Büyük Şeytan Amerika’nın yaptığı bilfiil gözlenmektedir…

Bel’am ve Karun’un îka eylediği tarihî-şeytanî idlâl-ifsâd misyonları, (A’râf:175-176; Kasas:76,79; Ankebût:39; Mü’min-Ğafir:24;..) gibi.. ayet-i kerimelerde ve sahih tefsirlerinde belirtildiği biçimde çağımıza ve günümüze uyarlanmış, emsalleri olan habislere karşı, ümmetin uyanık olması sağlanmıştır. Biri; (Belam) satılık-uşak sözde ulemayı ve bilginleri-fikir adamlarını ve yazarları temsil etmekte, diğeri (Karun) ise; dünya istikbarının ve emperyalizminin en güçlü dayanaklarından olan sermayedarları-patronları-soyguncu zenginleri., yansıtmaktadır. Ki, bu iki mel’ûn-habis sınıfın, ne denli tahribkâr ve müfsid şeytanlar oldukları izahtan varestedir…

Kalbleri marazlı, sözleri yaldızlı, tipleri endamlı, yüzleri renkli, içleri korku dolu, dalkavukluk timsali, gah böyle gah şöyle gah şu saflarda gah bu saflarda.. bir ihanet-ifsad ve fitne külliyesi-timsâli olan münafıklar.. (Bakara:8-16, 204-206; Al-i İmrân:167 168; Nisa:141-145; Mâide:52-53; Tevbe:47-69, 125-126 Muhammed:25-30; Hadid:13-14; Münâfikûn:1-8; Haşr:11-17; …) gibi.. ayet-i kerimeler ile;.. gereği veçhiyle ve tüm boyutlarıyla-misyonlarıyla tarif ve teşrih edilmiş olup, tarih boyunca İslam ümmetinin harim-i ismetine musallat olmuş habis bir ur-tümör ve öldürücü bir yılan-ejder olduğu.. İslam’ın ve Müslümanların zââfa uğratılıp, esârete düşmesinin baş müsebbibi rolünü-misyonunu oynadığı.. vurgulanmıştır. Ki; tarih-i hakikat, bunun bariz şahidi ve canlı aynasıdır…

İşte; İslam İnkılâbı’nın İlâhî-Kur’anî-irşâdî risaleti ile; mezkûr münafık şahıs-akım-hareket ve sistemler, deşifre olmuş; tarihî idlal-ilhâd ve ifsâd rollerini rahatça-açıkça icra etme imkânını bulamamış; Amerikancı İslam denemeleri de, umulduğu-planlandığı gibi sonuçlanmamış; hak-bâtıl ve iman-küfür saflarından birinde yer edinme zorunda bırakılmış; böylece; iki kutup ortası diye, bu güne kadar devam eden içtimaî-siyâsî teamül, artık geçerliliğini kaybetme aşamasına ulaşmıştır… Adeta; birkısım Eshab’ın, “Biz, mü’mini ve münafığı Ali bin Eb-i Talib ile tanırdık; Ali’yi seveni mü’min, sevmeyeni de münafık olarak bilirdik”, anlamındaki hadis-i şerifin İlâhî tecellisi, günümüzde İran İslam İnkılâbı ile tezahür etmekte; bilinçli olarak İslam İnkılâbı’na zıt ve muhalif-düşman olanların (ne kadar iştihar bulmuş sözde müslüman da olsalar) nifakları âyân-beyân açığa çıkmaktadır. Yani; bu tür eşhasın ve camianın-kurumların, laik-demokrat-batı hayranı-modernizm ve dinde reform hastası olduklarından; ya da, ahkâm-ı şeriatten ve İslamî cihad-şehadet gibi.. İlâhî evâmir ve vacibattan rahatsız oldukları ve onlara muhalif bulunduklarından dolayı, İran İslam İnkılâbı’na ve o çizgideki İslamî eşhas ve hareketlere karşı husumet içerisinde bulunmakta oldukları anlaşılmaktadır… Keza:

“Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe’yi, insanlar için bir mahall-i kıyam kıldı…” (Mâide:97) “Ve Hacc-ı Ekber günü, Allah’tan ve Resulü’nden, (bu) bir uyarıdır: Kesin olarak Allah, müşriklerden beridir, O’nun Resulü de!…” (Tevbe:3) Ayeti kerimeleri, tevhid merkezi, emin belde ve mü’mirilerin kıblesi olan Ka’be-yi Muazzama’ya yapılacak Hacc seferi ve ziyaretinde, icra edilmesi lazım gelen iki önemli vecibeyi bildirmektedir: biri; kıyam, diğeri ise; teberri… Diğer menasik ise, bu iki mihver etrafında devr etmekte, her birinin ayrı ayrı, kıyam ve teberri ile alakalı tevhidi-irfanî-siyasî-içtimaî.. mahiyetleri ve özellikleri bulunmaktadır. Müşriklerin başının Amerikan emperyalizmi olması, Büyük Şeytanı bütün boyutlarıyla temsil etmesi.. keza; o Büyük Şeytan’ın ve avânelerinin marifetiyle, İslam âleminin ve müslümanların hatta tüm insanlığın şu mevcut hal-i perişâniyete duçar olduğu ve yürüyen ölü ve cenaze durumuna geldiği.. izahı zaid olacak kadar bir sarahat arzetmektedir. Ki, kıyamın ona (Büyük Şeytan Amerika’ya ve tüm istikbara) karşı; teberrinin ve beraatin de, keza ondan (Büyük Şeytan Amerika’dan) olacağı ve avânelerinin de aynı kategoriye dahil edileceği, izahtan varestedir…

İşte;.. “İslam’ın Evrensel İnkılâbın’da İran İslam İnkılâbı’nın Risaleti” ile; Hacc-ı Ka’be mezkûr İlâhî kimliğine kavuşmuş, “Büyük Şeytan’a yandaşlarına ve uşaklarına karşı Kur’anî kıyam..”; keza;.. “Büyük Şeytan’dan-yandaşlarından ve uşaklarından beri-uzak olduğunu i’lan etme, yani Kur’anî beraat..” çığırı açılmış, okyanus dalgaları gibi tevhidi feryad ve haykırışlar, Hicaz semalarını aşarak, tüm dünyayı kaplayacak duruma gelmiştir. Ki, bu İlâhî ses dalgaları; bir dest-i İbrahim (as) ve nefy (la..) baltası olarak, kalb-ruh-akıl-vicdan ve düşünceler alemindeki putları-tağutları yere sererken, afakî âlemdeki tağutî rejimlerin saltanatını temelinden sarsmakta; mü’min-mazlum ve mustaz’af kalbleri-ruhları ve halk kitlelerini de dilşâd etmektedir… Ve, hakeza…

Ve; Mescid-i Aksa, Kudüs ve Filistin meselesini dahi, dünyanın gündemine getiren, imanlı gönüllerin pervâz ettiği bir maşuk pozisyonuna sokan, böylece..; İslamî-Kur’anî eşsiz değerini, yeniden kendilerine iade eden İran İslam İnkılâbı; bu İlâhî risaleti ile de, siyonizmin ve dolayısıyla da emperyalizmin mel’un nakûsuna ot tıkamış ve İlâhî kıyam-cihad-şehadet ateşiyle yakıp kül etmiştir…

Şanlı İntifada hareketiyle, inkılâb tarihinin nur üzerine nura gark olmasını sağlayan, bu İlâhî İnkılâb-ı İslam Risaleti, İslam’ın Evrensel İnkılâbı’nın motoru-lokomotifi-ana dinamosu misyonunu ifa ve icra etmiş, böylece; âlem-i mülk ve melekûtun, ebedî takdir-tahsin ve senasını kazanmıştır…

İntizâr ve zuhûr-u Mehdî (s) inancı gibi.. ulvî-lâhûtî bir enerji kaynağına da, ayrıca sahib bulunan bu İlâhî risalet; daha nice-sayısız Kur’anî kavram-kurum ve unsurları ihya ve inşa eylemiş, nicelerini de tecdid-ta’dil ve tashih ameliyesi ile aslına irca ederek,

İlâhî-Nebevî ve Kur’anî kimliğine-özelliğine kavuşturmuştur. Ki; hepsini tâdât etmek, hem sahifelerimizin, hem de takatimizin istiâb ve ihatasının fevkinde olduğundan, bundan sarf-ı nazar ile hepinizi (beyân-ı i’tizâr ile) hürmet ve muhabbetle selamlarım…

Vesselâmü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühü

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv