İslami Vahdet
Bu yazı kez okundu.
15 Ocak 2014 19:51 tarihinde eklendi
Etiketler :

Vahdet
Vahdet, birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmaya denir. Değişik ideoloji ve inançlara sahip olanların ortak noktalarda birleşmeleri, müşterek noktalarda aynı görüş ve strstejiyı takip etmek için birlik olmalarına denir. Vahdet bazılarının algıladığı gibi insanın kendı görüşünü terk edip başkasının görüşünü kabul etmesi değildir. Bir grubun kendisini yok edip başka bir gruba ilhak olması da değildir. Bir mezhebin, bir ideolojinin kendi inancından vazgeçip başka bir inanç ve ideolojiyi kabullenmesi hiç değildir. Dünyada, bir ülkede veya bir bölgede birkaç kuruluş, inanç olabilir; onların ne zaman ortaya çıktığı ve nasıl oluştukları vahdeti oluşturmak açısından önemli değildir.
Vahdet, değişik görüş ve inançlar sahip akımların, mezheplerin ve ideolojinin kendi hedef ve fikirleri doğrultusunda bir takım ortak ve müşterek noktalarda beraber hareket edip aynı stratejiyi takip edebilmek için görüş alış verişinde bulunup dayanışma içinde olmaya denir. Bu tanımdan sonra anlaşılıyor ki vahdet bedenlerin bir araya gelmesi, insanların kuru kalabalık oluşturması değildir. Vahdet bedenlerin değil gönüllerin bir olması, ortak ve müştereklerde fikirlerin ve düşüncelerin bir olmasıdır. Öyleyse insanların ayrı ayrı hareketlerde yer almaları, çeşitli akım ve mezheplere bağlı olmaları vahdet oluşturmalarına engel olamaz bilakis oluşturacakları vahdet, en güzel vahdet ve birlik olacaktır. Değişik akımlar ve mezhepleri takip etmeleri onların tefrika ve ayrılık içinde olmalarına sebep olmamalıdır. Ama fikir birliği oluşturulmaz ve müştereklerde dayanışma sağlanmazsa, fertler arasında gönül bağı yoksa insanlar bir harekette , bir akım ve bir mezhep şemsiyesi altında olasalar da vahdet ve birlik içinde değil ihtilaf ve tefrikadadırlar. Bir toplum ve akım içinde olmaları, bir takım menfaat ve çıkarlar icabı olmuştur, onları biraraya toplayan fikir birliği, gönül bağı değil bazı zahiri ve maddi etkenlerdir. Böyle bir toplum kesinlikle ilerleme kat edemez, tekamüle eremez. Ya zamanın şartlarına uyamayıp yok olmaya yüz tutacaktır veya varlığını sürdürebilmesi için hep sima değiştirecektir.
Kur’an’ın en fazla üzerinde durduğu konulardan birisi şüphesiz vahdettir; gerçek vahdet, amelde oluşan, pratikte görülen kardeşlik, bir vücut gibi olan birlik ve beraberliktir. Sözde ve hiçbir ameli yönü olmayan sloganik vahdet değil. Müslümanlar ellerindeki imkanlar ölçüsünde islami vahdeti oluşturmalı ve tefrikadan kaçınmalıdırlar. Allah-u teala insanları değişik ve farklı yaratmıştır; farklı ırk, dil, coğrafya, kavim ve millete sahip olarak yaratmıştır. Bizleri vahdet ve birliği sağlamaya ve tefrikadan kaçınmaya davet etmesinden anlaşılıyor ki müslümanlar, islami vahdeti sağlayabilirler aksi takdirde islam vahdeti emr etmez ve tefrikadan nehy etmezdi.
İslami vahdet nasıl oluşturulmalı bunun da yollarını göstermiştir. Nasıl vahdet kurumamız gerektiğini öğrettiği gibi tefrikadan nasıl kurtulmamız gerektiğini ve zararlarını da beyan ediyor. Vahdetin faydalarını açıkladığı gibi vahdeti engelleyen unsurları da açıklamıştır.
Vahdet, zahiri bir antlaşma, insanların birbirlerine verdikleri karşılıklı bir söz değildir. Vahdet, insanların kalbine yerleşmesi gereken onun fıtratından kaynaklanan bir kardeşlik bağıdır. İnsanın fıtratı, ilahi din üzere yaratıldığı için insan, Kur’an ayetlerini bu fıtratı üzere değerlendirmeli ve ona yönelmelidir.
“ Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın ve anın Allah’ın size verdiği nimeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nimetiyle kardeş oldunuz.. İçinde ateş olan bir çukurun tan kenarındaydınız sizi kurtardı ordan. Allah, doğru yolu bulasınız diye delillerini böyle açıklar işte.” (Al-i İmran / 103)
Allah-u teala bu ayette birkaç noktayı beyan buyuruyor:
“ Allah’ın ipine sımsıkı sarılın”, Allah ile kulları arasında bir bağın olduğunu, insanları Allah’a ulaştıran bir vesile olduğunu hatırlatıyor. Bu bağ, bir tarafı Allah’ın elinde diğeri kulların arasında olan ip olarak beyan ediyor. Bu ip ve bağ, Kur’an, din ve Resulullah’tır. Kim bu ipe sarılır yani dine, Resulullah’a ve Kur’an’a uyarsa kesinlikle Allah’a ulaşacak ve kurtuluşa erecektir.
“ Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın”, ayette Allah’ın ipine hep birden sarılmayı emr ediyor. Müslümanların, Allah’ın ipine ayrı ayrı, grup grup değil beraber sarılması gerektiğini beyan buyuruyor. Herkes kendisine bir karı açıp, değişik iplere sarılarak ilerlemeye çalışmasın, diyor. Hem bir ipe sarılın, hem de beraber sımsıkı sarılın. Yani Allah yolunda beraber ilerleyin, beraber düşünün birbirinizle yardımlaşarak hareket edin. Birbirinizin elinden tutarak hak yolda ilerleyin, işlerinizde istişare ederek aynı hedef doğrultusunda beraber yürüyün. Farklı yollar takip etmeyin.
“ bölük bölük olmayın”, ayet şiddetle tefrikaya düşmekten nehy ediyor. Hak yolda gidenlerin arasına fitne ve tefrika sokan çok olur, Müslümanları bölüp onları parçalamak isteyen ve onların kardeşlik ve vahdetini bozmak çabasında olan düşmanlar devamlı olacaktır. Müslümanlar düşmanlarını iyi tanıması gerekir. Kura’n, bizlere düşmanı da tanıtıyor; biri dini, Kuran’ı yok etmek isteyen, Müslümanların hak yolda gitmelerini engelleyen, Müslümanların vahdet ve birliğini bozup onları tefrikaya düşürerek sömürmek isteyen kafir, müşrik, münafık ve emperyalistlerdir. Diğeri ise bizimle aynı dine inanan, aynı kitabı kabul eden, aynı kıbleye yönelen ve aynı peygamberin ümmeti olduğunu söyleyen ama bizimle anlaşamayan arada tefrika olan kimseler.
Kur’an, bizlere bunların herbirine karşı ayrı ayrı vazife ve görev tayın etmiştir. Her ikisine karşı aynı mücadele yolunu öngörmemiştir.
Birinci gruba ve düşmana karşı; küfre, nifaka ve şirke karşı savaş ve cihat öngörmüştür. Düşmanı yok edene kadar mücadele edilmesi gerektiğini beyan buyurmuştur. Kuran’da cihat hakkında geçen ayetlerin hepsi bu düşmana yöneliktir. Kafir, müşrik ve münafıklara karşı savaş ve onların yok olup, yeryüzüne Allah’ın dini hakim olana kadar savaşı öngörüyor.
Ama ikinci gruba karşı mücadele ise çok farklıdır. Allah-u Teala çok değişik bir metot ve yol göstermiştir. Bu ikinci grup insanlarla mücadelede, düşmanı yok etmek ve onlarla savaşarak onları yenmeye çalışmanın yerine aradaki düşmanlığı yok etmeye davet ediyor, Müslüman kardeşlerimizle aradaki kini, düşmanlığı, kırgınlığı yok etmeye emrediyor:
“ Ve iyilikle kötülük bir değildir. Aranızdaki düşmanlığı ( kötülüğü) en güzel bir muameleyle defedin, bir bakarsın ki aranızdaki düşmanlık olan kişi, sanki senin en yakın bir dostun olmuştur.” Fussilet / 34.
Görüldüğü gibi Allah-u teala buyuruyor, aranızdaki kini, düşmanlığı, kırgınlığı yok etmeye çalışın. Bizim ile muhalif olan kişinin dostumuz olmasını istiyorsak, onunla vahdeti sağlamak peşindeysek, onunla savaş ve kavga halinde olmayı, onun aleyhine çalışmayı, onu yok etmeyi ve kendimize boyun eğdirmeye çalışmayı terk edip onunla iyi geçinip aradaki kötülük ve düşmanlığı yok etmeye çalışmamız gerektiğini anlıyoruz. Elbette bu zor bir iştir herkesin yapabileceği bir çaba değildir. Kur’an, bunu da beyan ediyor:
“Bu huy, sabredenlerden başkasına verilmez ve akıldan, tedbirden büyük hisseye sahip olmayanlara bu nasip olmaz.Ve eğer şeytan seni vesveseye düşürür de bu huydan vazgeçirmeye kalkışırsa hemen sığın Allah’a ; şüphe yok ki O her şeyi duyar ve bilir.” Fussilet /35-36.
Eğer bu ayete amel edilir, aynı dine ve mezhebe sahip, aynı kitabı okuyup aynı kıbleye yönelen Müslümanlar, aralarındaki düşmanlığı, kini, kötülüğü ve tefrikayı yok ederse o zaman gönül rahatlığıyla kardeşçe birbirlerinin yanında yer alarak vahdeti engelleyen pürüzleri ve zorlukları yok edecekler ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış olacaklardır.
“ Anın Allah’ın size verdiği nimeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nimetiyle kardeş oldunuz “. Vahdet dünyevi menfaattar için veya dünyada bir güç elde etmek için insanların bir araya toplanması, zahiri bir antlaşma yapmaları ve bedenlerin bir araya toplanması değildir, ayette de belirtildiği gibi kalplerin bir olması, fıtrattan kaynaklanan kardeşlik bağı ve insanları bir hedef doğrultusunda hak yolda birleştiren gönül birliğidir. Kalpleri birbirine yakınlaştıran ülfettir. Allah-u Teala ayette belirtiyor: , anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize”, eğer insanlar dünyevi çıkarları ve nefsi arzuları için hareket ederse devamlı kavga halinde yaşayacaklardır, kalplerinde birbirlerine karşı düşmanlık güdeceklerdir. Allah-u Teala Müslümanlar arasına rahmet tohumlarını ekip onların kalplerini uzlaştırdı, kalplerinde ülfet icat ederek onları kardeş olmalarını sağladı ve Rabbul alemin bunu büyük bir nimet olarak nitelendiriyor. Vahdeti, kardeşliği ve müminlerin arasındaki şefkat ve muhabbeti, kendilerine vermiş olduğu nimet olduğunu hatırlatıp anmalarını istiyor.
Müslümanlar arasındaki vahdet ve kardeşliği yalnız Allah sağlayabilir: “Onların gönüllerini birleştirmiştir. Yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın gene de onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah aralarını uzlaştırdı..” Enfal / 63. ayette açıkca belirtiliyor ki dünya malı, maddi imkânlar insanlar arasında merhameti, kalplerdeki ülfeti ve gönüllerdeki sevgi ve muhabbeti icat edemez. Dolayısıyla hiç bir maddi güç Müslümanlar arasında vahdet sağlayamaz, maddi ve dünyevi imkanlar bedenleri birbirine yaklaştırır ama kuru kalabalık oluşmasına sebep olur ama gerçek vahdeti asla sağlayamaz. Aynı şekilde kalplerde gönül bağı olan ve aralarında ülfet ve kardeşlik oluşmuş bir toplumun fertleri birbirlerine karşı merhametli düşmanlara karşı ise şiddetli olacaklardır:”…..O’nunla (Resulullah ) beraber bulunanlar kafirlere karşı şiddetlidirler, kendi aralarında merhametlidirler..” Feth / 24. Müslümanlar bu vahdeti sağladılar mı artık hiçbir güç onları yenemez , onların birlik ve beraberliğini bozamaz aralarına tefrika sokamaz.
“ Allah’a ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra zayıflarsınız ve kuvvetiniz kalmaz ve sabredin, şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.” Enfal / 47
Bu ayeti kerimede vahdet konusu ayrı bir açıdan beyan ediliyor. Vahdetin olmadığı bir toplumda tefrikanın zarar ve tehlikeleri açıklanıyor. Allah’a ve Resulüne itaat edilmediği takdirde ihtilaf kaçınılmaz olacaktır. Aranızda bir ihtilaf söz konusu oldumu birbirinizle “çekişmeyin” buyuruyor. İhtilafı halletme yoluna gidin, önceki ayette belirtildiği gibi kendi aranızda çözün, “ Aranızdaki düşmanlığı ( kötülüğü) en güzel bir muameleyle defedin”. Eğer halledemezseniz, diğer bir ayette belirttiği gibi Allah ve Resulüne müracaat edilmesi emr ediliyor:
” Ey inananlar Allah’a ve Resulüne ve içinizden emredecek kudret ve liyakata sahip olanlara itaat edin. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız birşeyde ihtilafa düştünüz mü o hususta Allah’ ve Resulüne muracaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır hem de sonu pek güzeldir.” Nisa / 59
Müslümanlar, Allah’a, Resulüne ve Ululemre itaat ettiği müddetçe ihtilafa düşmezler, ihtilafa düştükleri anda Allah ve Resulüne müracaat etmez, ilahi hükümleri kendi aralarında hakem karar vermezlerse veya ihtilaflı taraflardan herhangi birisi aradaki düşmanlık ve kırgınlığı güzel bir şekilde yok etmek için uğraşmaz, birbirlerini suçlarsa Müslümanların vahdet ve birliğinin bozulmasına sebep olup tefrika çıkmasını sağlayacaktır, Allah-u Teala bunun sonucunu beyan buyuruyor: ” birbirinizle çekişmeyin, sonra zayıflarsınız ve kuvvetiniz kalmaz.”.
Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor:” Gerçekten Allah’ın dininde birbirinizin kardeşisiniz. Aranızda hiç birşey tefrika oluşturmaz. Aranızda ihtilaf ve tefrika makamperestlik ve kalbinizin kötü olmasından kaynaklanır”. Hz. Ali (a.s. ) Müslümanlar arasındaki ihtilafın kaynağını iki kelimeyle beyan buyuruyor; makamperestlik ve kalbin temiz olmayışı. Her müslüman kendi nefsine müraccat etmeli ve kalbini kontrol etmelidir. Eğer Müslümanların vahdetini engelleyen bu iki etkenden bir varsa ; makam ve mevki sevgisi ve dünyaya bağlılık varsa onu yok etmeye çelışmalı veya kalbi temiz değil müslüman kardeşlerine karşi sevgi ve muhabbet beslemiyor ve o kalbi günah ve isyanla, nefsi istek ve arzularla doldurmuşsa o kalbi temizlemelidir.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv