Eğiticilerin Duyarlılık ve Yardımlaşmaları – İbrahim Emini
Bu yazı kez okundu.
18 Ocak 2014 16:45 tarihinde eklendi

Çocuk terbiyesi her anne ve babanın yapabileceği kolay ve sade bir iş değildir; aksine, çok zarif ve hassas bir iş olup kıldan ince yüzlerce noktası vardır. Eğiticinin işi çocuğun ruhu ile ilgili olduğu için ruh hakkında ilim, tecrübe ve bilgi birikimlerine sahip olmayan biri, iyi bir şekilde görevini yapmaz. Çocuk dünyası, başka bir dünya ve fikirleri, başka fikirlerdir. Büyüklerin düşünme tarzı ile mukayese edilmez düşüncelere sahiptirler. Çocuğun ruhu çok zarif ve hassas olup her türlü eserden boş ve her çeşit terbiyeyi kabul etmeye elverişlidir. O, henüz sabit bir kalıba girmemiş, ama, her çeşit kalıba girmeye elverişli küçük bir insandır. Çocuğun eğiticisi, insan ve özellikle çocuk bilir biri olmalıdır. Eğitim sırlarını bilmelidir. İnsanın kemal ve zaaf noktalarına vakıf olmalıdır. Vazifesinin bilincinde olmalı ve işini sevmelidir. İşinde ciddi olmalı, zorluklardan korkmamalı, sabır ve tahammül sahibi olmalıdır.
Bütün bunlara ilave olarak, eğitim kural ve metodları her yerde, her zamanda ve her şahıs üzerinde uygulanabilir bir niteliğe sahip değildir. Aksine, her çocuğun kendine öz cismî ve ruhî özellikleri vardır. Dolayısıyla, o çocuğun terbiyesinde bu özelliklere ve yaşamakta olduğu ortama münasip bir yöntem seçilmelidir. Öyleyse her anne ve baba, her çocuğun kendine öz yapısını araştırmalı ve yapacağı eğitim programını ona göre ayarlamalıdır. Yoksa bütün çalışma ve çabalarından iyi bir sonuç alamazlar.
Erkek ve kadınlar baba ve anne olmadan önce çocuğu eğitim ve öğretim yöntemini öğrenmeli, daha sonra çocuk yapmalıdırlar. Zira, çocuğun terbiye safhaları doğumunun başlangıcından, hatta doğumundan önce başlamaktadır. İşte bu hassas safhada çocuğun latif ve hassas tabiatı kalıba girmekte, onun ahlakının, davranışının, adetlerinin ve hatta fikirlerinin bile temeli atılmaktadır. Anne ve babanın bu hassas safhalardan gafil olmaları ve eğitim ve öğretimi sonraki zamanlara bırakmaları doğru değildir. Yani öğrettimi, çocuk belli bir kalıba girdikten sonra ve iyi veya kötü ahlaklara alıştıktan sonraya bırakmamak gerekir. Çünkü ilk olarak verilen terbiyeler, alışkanlıkları değiştirmekten daha kolaydır. Alışkanlığı değiştirmek mümkün olmayan bir mesele olmadığı halde, fazla bilgi, sabır, tahammül ve çok çalışma isteyen bir iş olup her eğiticinin yapabileceği bir iş değildir.
Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Siyasetlerin (yönetimlerin) en zoru alışkanlıkları değiştirmektir.”(16)
Yine Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki: “Alışkanlık, insana musallat olur ve onu kontrolu altına alır.”(17)
Bir yerde de Emir-ul Mü’minin Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Alışkanlık insanın ikinci tabiatı gibidir.”(18)
Alışkanlığı terketmek o kadar zordur ki, bu yüzden en yüce ibadetlerden sayılmıştır.
Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki: “Kötü alışkanlıkları terketmek en büyük ibadetlerdendir.”(19)
Terbiyede çok zaruri olan mevzulardan biri de anne ve babanın ve öteki eğiticilerin terbiye programlarında ve o programların uygulanmasındaki keyfiyet hususunda görüş birliğine sahip olmaları ve birlikte çalışmalarıdır. Eğer anne ve baba ve çocuğun terbiyesinde rolü olan öteki kimseler (dede ve nine gibi) terbiye programında görüş birliğine sahip olurlar, birbirlerini iyi anlarlarsa ve o programın icrasında gereken yardımlaşmayı gösterirlerse istenilen neticeye ulaşabilirler; iyi ve seçlilmiş çocuklar yetiştirebilirler. Ama eğer terbiyede rolü olanlardan biri itinasızlık ederse veya programlarda değişik bir yöntem uygularsa istenilen neticeye ulaşılmayacaktır. Çünkü terbiye ciddiyet istiyen bir iştir.
Çocuk vazifesini bilmelidir. Ama baba bir şey der ve anne yahut nine başka bir şey derse çocuk derbeder olur ve vazifesinin ne olduğunu bilemez. Özellikle terbiyede rolü olanlardan her biri, kendi yöntemini icra etmekde ciddi olur ve bu konuda ısrar ederse böyle bir programın faydası olmayacağı gibi çocuğun kötü şeyleri öğrenmesine de sebep olur. Terbiye konusunda büyük engellerden biri, babanın bir hususta bir karara varması ve anne yahut büyükannenin bu hususta işe karışması ve babanın almış olduğu kararın zıddına bir öneride bulunması veya tam tersine, onların aldığı karar karşısında babanın aksi bir harekette bulunmasıdır. Terbiye eden eğiticiler arasında öyle bir birlik ve yardımlaşma olmalıdır ki çocuk, çok açık bir şekilde vazifesini bilmeli, vazifesinden kaçmayı aklının ucundan bile geçirmemelidir.
Bazen baba, terbiye görmüş, iyi ahlaklı ve çocuğunun terbiyesine ilgisi olan bir kişi, anne ise terbiyeye ilgisiz biri olabilir. Bazen de tam aksine. Bu, çoğu ailelerde görülen bir sorundur. Böyle ailelerde yetişen çocuklar genelde iyi ve sahih terbiyeden yoksun kişiler olurlar. Zira, terbiye görmüş ve salih birinin te’sir ve çabaları kötü ahlaklı eşi tarafından yok edilmekte ve onların zıddı çocuğa aşılanmaktadır. Bu durumda, doğru bir terbiye vermek çok zordur. Ama bu zorluklar sorumluluktan kaçmaya sebep olmamalıdır.
Bu durumda terbiyeli ve ahlaklı şahısa çok ağır bir sorumluluk düşmektedir. Çocuklarının terbiyesi hususunda çok önem göstermeli ve çok çaba sarfetmelidir. Kendi ahlâk ve davranışını iyice ıslah etmeli, çocuklarını çok yakından izlemeli ve elinden geldiği kadar onlarla irtibatını güçlendirmelidir. Kendi tecrübesinden yararlanmalı, iyi davranışlarıyle çocuklarını kendi tarafına çekmeli ve onlar için çok iyi bir örnek olmalıdır. Onlar ile diyalog kurmalı, iyi ile kötüyü ve güzel ile çirkini onlara iyi bir şekilde açıklamalıdır.
Davranışı öyle bir şekilde olmalıdır ki, çocuğun kendisi iyi ahlâkı kötü ahlâktan ayırt edebilmeli ve kötülüklerden nefret etmelidir. Eğer terbiye eden akıllı, tedbirli ve sabırlı bir olursa büyük bir ölçüde hedefe nail olabilir; eşinin yanlış terbiyesinin önünü alıp çocuğa kötü şeylerin aşılanmasına engel olabilir. Kısacası, iş çok güç, ama, başka çaresi de yok, yapmak gerekir.
Bilim adamlarından biri şöyle yazıyor: Ailelerde çocuğun asabının normal bir düzeye ulaşması için sadece çocuğun terbiyesi hususunda aynı fikire sahip olan, istek ve davranışları birbirine uygun olan anne ve babanın bulunduğu çok iyi şartlar meydana gelmektedir. Aile, çocuğun ahlâki özelliklerinin kalıba girdiği bir topluluktan ibarettir. Fertleri dostça ve samimi bir davranışa sahip olan ailedeki çocuklar genelde sakin, kendine hakim, mutedil kimseler olurlar; tam aksine, anne ile baba arasında devamlı tartışma olan karışık bir muhite sahip ailelerdeki çocuklar ise, kötü ahlâklı, bahaneci ve sinirli olurlar.(20)

dipnotlar :
(16)- Gurer-ul Hikem, s.181.
(17)- Gurer-ul Hikem, s.580.
(18)- Gurer-ul Hikem, s.26.
(19)- Gurer-ul Hikem, s.176.
(20)- Revanşinasi-i Tecrubi-i Kudek, s.191.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv