Rehberimiz Seyyid Ali Hamaney’in Hayatından Örnekler
Bu yazı kez okundu.
18 Ocak 2014 17:54 tarihinde eklendi

Seyyid Ali Hameney , savaş meydanlarının fedakâr ve şüca bir askeri, mihrapta örnek ve eğitici bir muallim, cuma namazlarında, kürsülerde beliğ ve fasih bir hatip, İslam âlemi ve bütün müslümanların hidayet doğrultusunda izzet ve onurla yaşamaları için rehberlik makamında binlerce sıkıntıya sabreden, göğüs geren feraseti, basireti çok derin olan ender bir şahsiyettir.

Seyyid Ali Hameney’in ibadet boyutunun ders alınması gereken birçok yönleri vardır. Namaz ibadetinden sonra “tesbihat-ı Hz.Fatıma” zikrini çok yavaş ve tane tane zikreder ve kalkmadan önce teberrük etmek için Kerbela türbetinden yapılan mühüre elini sürer ve birkaç defa elini yüzüne çeker.

Dua ibadetine çok önem verir ve yapmış olduğu konuşmalarında dinleyicilere “Sahifeyi Seccadiye”yi tavsiye eder, onun Al-i Muhammed’in Zeburu, ders kitabı, ahlak dersi, nefs ilminde insanı bilgilendiren, sosyal konuları içeren bir cevher olduğunu daima vurgular.

Seyyid Ali Hameney , gece gündüz, bir günde sadece dört saat uyur, günün diğer saatlerini ibadet ve ilim ile ve rehberlik makamının sorumlulukları doğrultusunda ümmetin işleri ve sorunları ile geçirmektedir. Mukaddes Kum şehrine gittikleri zaman çok yoğun işleri olmasına rağmen muhakkak “Mescid-i Camkerana” gider ve genelde sabah namazına kadar orada ibadete koyulur. Tahranda olduğu zamanlarda ise her akşam sabah ezanından önce uyanır güneş doğana kadar ibadet eder.

Seyyid Ali Hameney, helal, haram, mekruh ve sünnet kavramlarına çok dikkat eden bir şahsiyettir.

Doktor Velayeti şöyle anlatıyor: Seyyid Ali Hameney’in cumhurbaşkanlığı döneminde Zimbabwe cumhurbaşkanı İran cumhurbaşkanını akşam yemeğine davet ettiler. Zimbabwe cumhurbaşkanı yemek masasına alkol bırakılması talimatını verdiler. Bu haber Seyyid Ali Hameneye verildiğinde şu haberi gönderdiler: Yemek masasında alkol olursa bizler bu davete katılmayacağız. Alkolü kaldırırsanız bizler davete icabet ederiz. Onlar şöyle dediler: Biz alkolü sizler için bırakmadık, İranlı olmayan misafirlerimiz için bıraktık. Dolayısıyla sizlere alkol sunmayacağız ancak İranlı olmayan misafirlerimize kendi kültürümüze göre alkol sunacağız.

Seyyid Ali Hameneyi onlara şöyle buyurdular; Bizler alkol olan bir safrada haram olduğundan dolayı oturmayız. Netice olarak Zimbabwe cumhurbaşkanı sofradan alkolü kaldırtmadı ve Seyyid Ali Hameneyi’de bu davete icabet etmedi. Bu haber o gün dünya basınına yansıdığı zaman Seyyid Ali Hameney’in şahsında İslam ve Müslümanların izzetli duruşu konuşulur oldu.
Dünya bir okyanusa, zaman ise bir gemiye benzer. Asrımızın Ebuzeri, Malik Eşteri olan Seyyid Ali Hameney’in kaptanı olduğu geminin yolcuları, emin, emniyet, güven ve rahat içerisinde olurlar…

Seyyid Ali Hameney , Kur’an ile rabıta içerisinde olmaya ve her fırsatta Kuran okumaya çok önem verir ve kendisi Kuran ile çok fazla haşır-naşır olanların İslam’a daha faydalı olduklarını, Kuran’dan uzak olanların ise ruhsuz, maneviyatsız, bereketsiz hatta amel ve düşüncelerinin de bereketsiz olduğunu söylerdi. (Camiat-ül Mustafa, Aynadaki Su, s.6)

Hüccet-ül İslam Celali şöyle anlatıyor; Bir gün Mescid-ün Nebi’den geçerken cemaat imamının Kuran kıraati beni çok etkiledi. Bu esnada bir genç gördüm, genç bana şunları söyledi; Sizin düşüncenizi meşgul eden bir şey mi var? Ben, evet şu imamın güzel kıraati diye cevap verdim. O genç şöyle dedi; Bir gün, namazdan sonra Mescid-ün Nebi’nin bu imamının yanına gittim, bu konuyu ona söyledim ve kendisinden bana imkân dâhilinde Kuran kıraatini içeren bir kasetini vermesini rica ettim. (Bu) cemaat imamı bana nereli olduğumu sordu. Ben İranlı olduğumu söylediğimde, bana şöyle dedi; Tahran cuma imamı (Seyyid Ali Hamenei)’nin kıraati benim kıraatimden kat kat üstündür. (İmam Humeyni müessesesi, Ab Ayinei Afitab, s.34)

Seyyid Ali Hamaney ,ilim ve kıyam şehri olan Kum şehrine gittiği zamanlar, çok yoğun olsa bile muhakkak Camkeran’a gider, orada ibadete koyulur ve Ehlibeyt’e tevessül eder. Tevessül konusunda da birçok açıklamaları ve konuşmaları olmuştur.

Yabancı uyruklu talebelerden birisi şöyle anlatmaktadır; İran’a öğrenci vizem olmadan giriş yaptım. Hatta maddi açıdan bile zor durumdaydım. Birçok gayretlerden sonra arkadaşlarımın odasında kalmaktan utandığım için kalacak başka bir yerimde yoktu. Bir müddet Camkeran mescidinde ikamet etmeye mecbur kaldım. Orada kalmış olduğum birkaç gün içerisinde imam Mehdi’ye (a.f) tevessül ettim. Aynı gece rüya aleminde birisinin bana şunları söylediğini duydum; Yarın akşam Veliyyi emr-i müslimin Seyyid Ali Hameney Camekân mescidine gelecekler. Sıkıntını yaz ve ona takdim et.

Ben uykudan uyandım ve sıkıntımı yazdım ve beklemeye koyuldum. Ertesi gün gece yarılarında Veliyyi emr-i müslimin Seyyid Ali Hameney bir kaç kişi ile Camkeran mescidine geldiler. Ben görmüş olduğum rüyanın doğruluğundan dolayı hayret içinde ne yapacağımı bilemiyordum. İleri hareket ederek yazmış olduğum mektubu O’na takdim ettim. Kısa bir süre sonra Camiat-ül Mustafa’ya müracat ettiğimde bana şu cevabı verdiler; Sizin mektubunuzun cevabı geldi ve siz kabul olmuşsunuz. İşte bu şekilde benim sıkıntım Veliiyi emr-i müslimin Seyyid Ali Hameney’in inayeti ile giderilmiş oldu. (İmam Humeyni müessesesi, Ab Ayinei Afitab, s.56)

Hüccetül İslam Doktor Murteza Tahrani şöyle anlatır: Yurt dışına tebliğ hizmetine gitmeden önce nasihat istemek için seyyid Ali Hameney’in huzuruna vardım ve o yüce şahsiyetten nasihat istedim. Bana şöyle buyurdular: Orada sünnet amelleri iki kat fazla yapmaya gayret edin. Zira orada günahtan korunmak için daha fazla çabaya ihtiyacınız vardır. Bu işi yaparsanız, döndüğünüz zaman daha kâmil olmasanız bile en azından daha önce olduğunuz gibi dönmüş olursunuz. Çünkü gitmiş olduğunuz ülkenin yaşam kültüründe daha fazla panzehire ihtiyacınız vardır.

Seyyid Ali Hameney’in emperyalizm, siyonizm ve dünya müstekbirleri karşısındaki tavrı, duruşu ve kalbinin kuvveti, Allah’a tevekkülü, hesabını Allah ile yapması bütün Müslümanlar için önemli ders ve mesajları içermektedir. Bütün Müslümanlar dünya müstekbirlerine karşı bu şekilde kalbi kuvvete sahip oldukları takdirde müstekbirler korkak bir tilki gibi dağılıp yok olacaklardır.

Hüccet-ül İslam Ahmet Mervi şöyle anlatıyor: Ayetullah şehit Muhammed Bakır Hekim Necef’e gitmek istediği zaman Seyyid Ali Hameney’in yanına geldi. Saddam düştükten sonra gerçekleşen bu toplantıda Seyyid Ali Hameney Şehit Muhammed Bakır Hekim’e bir takım şeyler söyledi ve Amerika hakkında şu ikazlarda bulundu: Bugün Irak Amerika’nın işgali altındadır. Amerika bütün gücü, kuvveti ve zorbalığı ile oraya musallat olmuştur. Sakın Amerika’dan korkmayasınız. Bu müstekbir düzen, bu zorbalık ve onca silah sakın sizi gevşetmesin. Amerikalılar hakirdirler- alçaktırlar ve Irak’dan dışarı çıkmalıdırlar.

Bu sözlerin üzerine Merhum Şehit Hekim şöyle dedi: Ben sizin bu rahatlığınıza ve özgüveninize hayret ediyorum. Amerika şu anda sizin yakınlarınızdadır (sınırlarınıza yakındır) ve daima boynuzlarını, pençelerini, azılı dişlerini göstererek ben buradayım diyor ve siz bu kadar rahat, sakin, emin bir halde bize Amerika’dan korkmayın tavsiyesinde bulunuyorsunuz. Bu beni çok şaşırtan bir durumdur.

Seyyid Ali Hameney şöyle buyurdular: Bu halin sebebini biliyor musunuz! Biz hesabımızı Allah üzerine açtık. Bizim güven ve itimadımız Allah’adır. Amerika’nın neci ve kim olduğunu bilmiyor değiliz. Amerika’nın azılı dişlerini ve pençelerini de her gün görmekteyiz ve onların vahşi olduklarını bilmekteyiz. Ancak bizler Allah’a güvendik, itimat ettik, hesabımızı Allah ile yaptık ve kalbi Allah’a ipotek ettik.

Rusya devlet başkanı Viladimir Putin , inanç konuları ile bir bağı olmayan ve laik kişiliği olan birisidir. Rusya Cumhurbaşkanlığı döneminde Seyyid Ali Hameney ile bir görüşme yapmış ve görüşme sonrasında şunları demiştir: Ben Hz. İsa hakkında yapmış olduğum araştırmaların inayeti ile İran inkılâbının rehberi ile yapmış olduğum görüşmede, Hz. İsa’nın bütün özelliklerini İran inkılâbının rehberinde gördüm ve bana böyle tecelli etti…

İran’da öyle büyük bir hekim oturmuş ki, onun bütün olaylara tüm yönleri ile bu denli geniş bir şekilde vakıf olacağı benim aklıma asla gelmezdi. O öyle bir hekim ve bilgedir ki, İran siyasetinin tamamının nizam ve düzeni onunla sağlanmakta ve kararı onunla verilmektedir. İran rehberinin dirayet ve engin zekâsı ile hiçbir tehlike İran’ı tehdit edemez. Ben onunla görüşmem neticesinde daha önce duymuş olduğum İslam Cumhuriyeti anayasasının hakikatini, velayet-i fakihin anlamını ve din âlimlerinin velayetini anladım.

Merhum Hacı Seyyid Ahmet Humeyni şöyle anlatmaktadır: Ayetullah Hamaney Kuzey Kore gezisine çıkmıştı, İmam Humeyni televizyondan gezinin ayrıntılarını takip ediyordu. Ayetullah Hamaney’in Kore gezisi, halkın karşılaması, konuşmaları ve müzakereleri İmam Humeyni açısından çok etkileyici olmuştu. Bu sırada İmam Humeyni şöyle buyurdular: el Hak bu kişi rehberliğe layıktır.

Gulam Ali Haddad Adil (İran İslam Cumhuriyeti eski meclis başkanı) yaşamış olduğu bir hadiseyi şöyle aktarıyor:

Ayetullah Hamaney’in ailesinin kızımı istemelerinden birkaç gün sonra rehberin yanına gitmiştim. Rehber şöyle buyurdular. Doktor Bey! Eğer Allah isterse sizinle akraba olacağız. Arz ettim: Nasıl? Buyurdular: Müçteba (rehberin oğlu) ve sizin hanım kızınız öyle görünüyor ki bir birlerini beğenmişler ve konuşmaları neticelenmiş. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Arz ettim: Efendim bizim ihtiyarımızda sizin elinizdedir!

Aziz rehber şöyle buyurdu: Siz ve eşiniz üniversitede öğretim görevlisisiniz ve sizin yaşantınız ile bizim yaşantımız arasında fark vardır. Tüm mal varlığım kitaplarım hariç, bir küçük kamyonet eski eşyadan ibarettir! Evimizin ise iki odası ev halkının kullandığı bir odası ise yetkililerin benimle görüşmek için geldiklerinde kullandığımız bir evden ibarettir. Benim ev satın alacak param yoktur. Bir katında Mustafa (Rehberin diğer oğlu) diğer katında ise Müçteba’nın kalacağı bir ev kiraladım. Bizim yaşantımız sıradan bir yaşantıdır, sizin yaşantınız iyi bir yaşantıdır. Sizler bizler gibi bir yaşam tarzına alışık değilsiniz. Acaba bu şartlar altında kızınız evlenmeye hazır mıdır?

Rehberin dikkatli ve güzel konuşması benim için çok etkileyici olmuştu. Konuyu kızıma açtım, o da açık görüşlülükle kabul etti.

Her insanın bu dünyada bir takım amaçları vardır. Müslüman bir insan dünya yaşamında tüm yaptıklarında Allah’ın rızasını gözetmeli ve onun rızası doğrultusunda hareket ederek, ilahi rızayı kazanmalıdır. Bu ise ancak ruh eğitimi ile gerçekleşir. İnsanın bu önemli amacı başarabilmesi, onun model seçmesine bağlıdır. Dünya hayatında modelsiz bir insan yoktur. İnsan her yaş aşamasında kendisine model edinir ve o modele benzemeye çalışır.

Bazıları bir futbolcuyu, film aktörünü, sanatçıyı, yazarı veya bir siyasi lideri kendilerine model edinirler. Ama Müslüman birisi için Allah’u Teâlâ peygamberleri, Ehlibeyt imamlarını ve evliyaları model olarak tayin etmiş ve bunların yollarından gidenler de başkalarına model olmuş olurlar. Müslümanların bu ilahi nurları kendilerine model edinmeleri gerekir.

Gerçek modellerin yaşam felsefelerinde ben yoktur. Dolayısıyla halkı kendilerine davet etmezler. Model olan insanlar akıllarını yaşam şekillerine komutan ederler ve aklın doğrultusunda hareket ederler. Model olan insanlar kendi değerlerini ve kendilerindeki cevherlerin değerlerini bilirler ve onları harap etmezler. Onlar Allah’ın farzlarına önem verirler, helale ve harama çok dikkat ederler. Onlar ilim silahını kuşanırlar ve ilim elbisesini giyinerek kendilerini ziynetlendirirler. Model insanlar hayatlarının her alanında, gençlikte ve yaşlılıkta daima çalışırlar, çalışırken engellere karşı direnirler ve yaptıkları işlere etraflıca dikkat ederler.

Onların yaşam felsefesinin merkezinde ihlâs olduğu için bu kavramın dışında hareket etmezler. Onlar yapmak istedikleri her şeyi önce Kurana sunarlar, Kuran ile bağdaşıyorsa onu yaparlar aksi halde ondan vazgeçerler. Hiçbir zaman ve hiçbir halde adaleti bırakmazlar, özgürce adalet ilkesine göre yaşarlar. Yaşadıkları camialarda vahdet ve birlik olgusu olurlar ve ihtilafa karşı mücadele ederler. Onlar her açıdan geri kalmışlığa, fakirliğe, cehalete karşı mücadele eder ve bu uğurda yılmazlar. Model insanlar kabileciliğe, ırkçılığa, dil, servet ve makam imtiyazına karşı olurlar, üstünlük ölçüsünün takva olma şuurunu insanlara kazandırmak için çaba sarf ederler…

Bu ve benzeri ilkelere göre yaşayan insanlar Model insanlardır. Bu kıstaslara sahip olanları kendisine model edinen insanlar bu kavramlara göre yaşadıktan bir zaman sonra başkalarına model olurlar. Dolayısıyla insan önce model seçmeli ve sonra seçtiği modelin yaşam metotlarını öğrenmeli ve ardından da bu metotlara amel etmelidir. Bu aşamaları geride bırakan birisi bir zaman sonra başkalarına model olur. İşte günümüzde bütün müslümanların model alabileceği idollerden bir tanesi seyyid Ali Hameney’dir.

Üç şehit babası olan Mecit Şücai Pur şöyle anlatıyor: Bir gün bir araba ile üç-dört kişi bizim eve gelerek şöyle dedi; Efendim çok aziz bir misafiriniz var onun için kendinizi o misafir için hazırlayınız. Ben gelecek olan misafir kimdir diye sorduğumda, onlar gelecek olan misafirin Ayetullah seyyid Ali Hameney olduğunu söylediler. Bu esnada Seyyid Ali Hameney eve giriş yaptılar. Onu görmenin heyecanı aklımı başımdan almıştı. O beni bağrına basarak yüzümden öptü, ben de onun elinden öptüm. O, odaya girerek yerde oturdular ve bizim halimizi, durumumuzu sormaya başladılar. Daha sonra “şehitlerinizin resimlerini getirin” diye buyurdular.

Bizim üç şehidimiz vardı, ben şehitlerimizin resimlerinin tamamını getirdiğimde, O hazret şehitlerin resimlerini birer birer öptüler ve onları önüne bırakarak şöyle dediler: “Bu şehitler olmasalardı bizler de olmazdık, bizim neyimiz varsa bu şehitlerdendir.” Yaklaşık yarım saat bizim evimizde oturarak bizimle sohbet ettikten sonra şöyle dediler: Kalkmamız (gitmemiz) için sizden müsaade istiyoruz? Ben; aman efendim bizim müsaademiz de sizin elinizdedir dedim. Bir anda O’na hiçbir ikramda bulunmadığımızı fark ettim. O büyük şahsiyeti görmenin heyecanı ve sevinci aklımızı başımızdan almış ve ikramda bulunmayı bile unutmuştuk. Utanarak kendilerinden özür dilediğimde, O büyük şahsiyet tatlı bir gülümseme ve tebessüm ile “ne sakıncası var” dediler. (Pertov-u Sohen,sayı.99)- Horşid Dar Saye, s.30)

Hüccet-ül İslam Resul Mehellati şöyle anlatıyor: Makam-ı Muazzamı rehberi seyyid Ali Hameney düzenli olarak şehit ailelerinin ziyaretine giderdi. Bir gün onun beraberinde bir şehit ailesinin ziyaretine gittik. Beklenmedik bir kalabalık izdiham halinde bizi karşıladılar. Ayetullah Hameney; bu topluluğa kim haber verdi diye sordu. Başkalarına rahatsızlık verme gibi bir tutum içinde olamayız dedi.

Evin içerisine girip oturduklarında, çay getirdiler ama getirilen çayı içmediler. Simasından çok rahatsız olduğu anlaşılıyordu. O bu tür görüşlerde ve ziyaretlerde hiç kimsenin rahatsız olmamasına çok dikkat ederdi. Şehit babası O’na bakarak şöyle dedi: Efendim siz üzülmeyiniz. Zira sizin ofisinizden kimse buraya geleceğinizi bize haber vermedi. Ben dün gece merhum imam Humeyni (r.a) ile şehit oğlum Ali Rıza’yı rüyamda gördüm. O ikisi sizin buraya geleceğinizi bana haber verdiler. Merhum imam Humeyni (r.a) bana şöyle dedi: Yarın akşam çok aziz bir misafirin gelecek, misafirini iyi karşıla. Ben misafirin kim olduğunu sorduğumda O; sizin rehberiniz diye cevap verdi. (Pertov-u Sohen,sayı.110)- Horşid Dar Saye, s.36)

Ayetullah Cevadi Amuli şöyle anlatıyor: Bir gün seyyid Ali Hameney’in misafiri idim. Yemek sofrasını açtılar. Oğlu Mustafa da bizim yanımızda oturuyordu. O oğluna sen kalk git dediler. Ben O’na şöyle arz ettim; İzin verin oğlunuzda bizimle beraber olsun, onun bizimle beraber olmasını ben ondan istemiştim. O şöyle cevap verdiler: Bu yemek beyt-ul maldan hazırlanmıştır. Siz de beyt-ul malın misafirisiniz. Çocukların bu sofrada oturup yemek yemeleri onlar için caiz değildir. Onlar eve giderek evin yemeğinden yesinler. İşte o gün ben Allah’ın bunca izzeti O’na vermesinin sebebini çok iyi anlamıştım. (Pertov-u Sohen,sayı.101)- Horşid Dar Saye, s.62)

Hüccet-ül islam Ehedi şöyle anlatıyor: Bir gün konuşma yapmak için Camaran da minbere çıktım ve Seyyid Ali Hameney’in hatıralarından anlattım. Sohbetten sonra bir doktor yanıma gelerek şunları anlattı; İzin verin bir hatırada ben size anlatayım. Bir gün muayenemde oturuyordum. Bir hanımefendi yaşı küçük olan oğlu ile beraber tedavi olmak için bana geldiler. Çocuğun siması Seyyid Ali Hameneye çok benzediği için muayeneden sonra düşünceli bir halde onların kim olduklarını ve Ayetullah Seyyid Ali Hameney ile bir yakınlıklarının olup olmadığını sordum. O hanımefendi; evet yakınlığımız var ama siz bunu kimseye söylemeyiniz.

Ben onun eşiyim. Çok şaşırmıştım. Seyyid Ali Hameney’in hanımına; Sizin özel doktorunuz yok mu? diye sordum. O şöyle cevap verdi: Hayır bizim özel doktorumuz yoktur zira O’nun (seyyid Ali Hameney) buna müsaadesi yoktur. O, bizlerin de diğer insanlar gibi sıra numarası alarak doktora müracaat etmemizi istemektedir.

Hz. İmam Ali (a.s) muttakilerden söz ederken: “Onlar hakkı her ortamda dile getiren ve kınayanların kınamasına aldırış etmeyenlerdir” şeklinde buyurmuştur. Evet ilahi insanlar ve rabbani alimler karşılarındaki insanlar kim olurlarsa olsunlar onların hidayetini murat eden ve kurtuluşlarını arzulayan insanlardır.

Rehberlik Uzmanlar Meclisi üyesi Hüccetü’l İslam ve’l Müslim’in Ka’bi şöyle anlatıyor: Pakistan’ın öldürülen eski başbakanı Benazir Butto, Ayetullah Hamaney ile görüşmeye geldiğinde, hicabından dolayı kendisine itirazlarımızı bildirmiş ve hatta onun için rehberle görüştüğünde baş ve bedenini örtmesi için bir çarşaf vermiştik. Rehber daha görüşmesinin başında öğüt etmeye başlayarak şöyle buyurdu: ”Kızım, sen İslam’ın kızısın, sen Emirü’l Mümin’inin kızısın, sen Ehl-i Beyt’in kızısın, sen Kur’an’ın kızısın, sen Müslümansın, sen Şia’sın.”Bu şekilde rehber konuşmasına devam ediyordu. Öyle ki Benazir Butto hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Hem ağlıyor hem de konuşuyordu: Sizden bir ricam var. Ricam şu ki kıyamet günü bana şefaat ediniz. Rehber anında şöyle buyurdular: Şefaat Muhammed ve Al-i Muhammed’e mahsustur. Bu dünyadaki en üstün şefaat yaşam ve meramınızı Ehl-i Beyt’e göre uyarlamanız olmalıdır. Kendi inanç ve şiarınız olan müslümanlığınızı kaybetmeyin ve din elbisesinden dışarı çıkmayın”

İnsan irfani konum ve kavramlarda kalbinin kapısını masivellaha/Allahtan başkasına kapatıp, başkasını kalbinden uzaklaştırıp kalbi, kalbin sahibi Allah’a has kıldığı zaman Allah’ın inayet ve lütfuna mazhar olur ve karşılaştığı tüm zorluk ve sıkıntılarda Allah ona çıkış yollarını gösterir. Mevlanın inayetine mazhar olanlar hem yaşadıkları zaman ve hem de dünyadan ayrıldıkları zaman birçok alanda faydalarını manevi nurları ile etraflarına saçarlar. Allah’tan başkasına kalp kapısını kapatanlar inanlar için ilahi bir nimettirler. İnananların bu nimetlere kadir şinas olmaları gerekir. Aksi olursa şayet insan ilahi nimete aykırı davranmış olur.

Ayetullah Hamaney’in kalp kapısını başkasına kapatarak Allah’tan aldığı yardımlardan bir tanesini aziz rehberin cesur ve takvalı bir askeri olan Seyyid Hasan Nasrallah şöyle anlatıyor:

“Bir defa Lübnan Hizbullah hareketi şurasıyla birlikte Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in yanındaydık. Hizbullah’ın zor günleriydi ve çok sıkıntı yaşıyorduk. Şerm-uş Şeyh konferansı düzenlenmiş ve Hizbullah’ın ortadan kaldırılması için tüm komplolar kurulmuştu.

İslam dünyasının aziz rehberiyle görüştüğümüz sırada, rehber bize ümit vererek şöyle buyurdular: ”Siz zafer kazanacaksınız“ bu tür şeyler çok önemli değil. Sonra şöyle devam etti: Ben, ülke idaresi konusunda sıkıntı çektiğim ve hiçbir çıkış yolu bulamadığım durumlarda dost ve yakınlarıma hazırlanın Cemkeran’a gidiyoruz, diyorum. Kum’un yolunu tutuyor ve Cemkeran Camisine doğru yol alıyoruz. Orada imam Mehdi (a.f) ile dertleşip, sorunları arz ettikten sonra; ben orada gayıptan bir elin bana yol gösterdiğini hisseder, orada ne yapmam gerektiği hususunda karar alır ve aldığım kararı pratiğe dökerim ve sorunlar bu şekilde hallolur

İslam dini özellikle yöneticileri sade yaşam teşvik etmiş ve bunun devlet idareciliğinde birçok faydalarına dikkat çekmiştir. Rabbani olan yöneticiler de bu kavrama çok dikkat etmiş ve buna göre yaşamışlardır

Merhum Hüccetü’l İslam Seyyid Ahmet Humeyni(r.a) (İmam Humeyni’nin oğlu) şöyle anlatmaktadır:

Ben, İran’ın Müslüman ve inkılabi halkına Ayetullah Hamaney’in ev yaşantısından haberdar olduğumu söylemeyi kendim için bir vazife biliyorum. Ayetullah Hamaney’in sofrasında bir çeşit yemekten fazla yemek olmaz. Ailesi halıfleks üzerinde yaşamaktadır. Bir gün Ayetullah Hamaney’in evine gitmiştim. Eski ve iyice yıpranmış bir halının (Yanılmıyorsam eşinin çeyiziydi) üzerinde oturmuştum, halı o kadar sert ve pürüzlüydü ki bana oldukça rahatsızlık vermişti. Dayanamayıp oradan kalkıp halıfleksin üzerine oturdum. (Khorşid Dar Saye- Golhaye Bağ-ı Hatıre)

İran’ın Devrim Muhafızları eski komutanı General Rahim Safavi şöyle anlatıyor:

Bir gün bazı işler için İnkılâp lideri Ayetullah Hamaney’in evine gitmiştim. Görüşmemiz biraz uzamış ve akşam olmuştu. Akşam namazını kıldıktan sonra Rehber bana bakarak şöyle buyurdular: Rahim bey! Akşam yemeğine bizimle kalın. Ben bunun Rehberle birlikte olmak açısından bir fırsat olduğunu düşünmemle birlikte arz ettim ki aileniz zahmet etmesinler. Rehber şöyle buyurdu: Kalınız her ne varsa birlikte yeriz. Sofrayı açıp akşam yemeğini getirdiklerinde gördüm ki Rehber ve ailesinin yemeği sade bir omletten başka bir şey değil. Ben de sofraya oturdum ve bu sade yemekten bir miktar yedim. (Khorşid Dar Saye, s.100) (Golhaye Bağı Hatıre, s.49)

İlahi ve Rabbani insanlarda keramet olması ilahi bir mükâfattır. Şia mektebinde kerametleri olan birçok şahsiyet ve ilim adamlarının kerametleri nakledilmiştir. Seyyid Ali Hameney de keramet sahibi yüce bir şahsiyettir.

Kirman şehrinde 8 yaşındaki Zehra adında bir kız çocuğu, sokakta oynadığı sırada bir araba kendisine çarpar. Kaza o kadar şiddetli olur ki çocuk komaya girer. Ve durumu her geçen gün kötüye gidiyorken annesi artık kızından ümidini kesmiş, doktorlar da yapacak bir şeyin olmadığını kendisine söylerler.

Nöroloji uzmanı Doktor Saidi şöyle anlatır: Zehra hastaneye getirildiğinde beynine şiddetli bir darbe almıştı. Bundan dolayı fazla bir şey yapamıyorduk. İyileşme ihtimali oldukça zayıftı. Zehra’nın ninesi Zehra’nın başucunda oturarak ümitsizce dua ediyordu.

Bu olay inkılâp rehberi Ayetullah Hamaney’in Kirman şehrine geleceği günlere rastlıyordu. Ama Zehra annesiyle birlikte Rehberi karşılamaya gidemiyordu. Eğer bu kaza olmasaydı kesinlikle Zehra annesiyle birlikte Rehberi karşılamaya gidecekti, ama ne yazık ki gidemiyor…

Zehra’nın annesi olayı şöyle anlatmakta: Rehber, Kirman’a geldiğinde içim yanıyordu. Rehberimin yanına gideyim ve diyeyim ki: Ağa can! Bir parça şeker veya… Verin de hasta çocuğuma vereyim, şayet velayet nuru bir mucize gösterir de çocuğum gözlerini açar.

Öyle ki başka bir diyardan bir doktorun gelerek şifa reçetesi verecek birisini bekler gibi bekliyordum ve diyordum ki Allah’ım! Neden bu saadete ermedim, İnkılâp Rehberinden, değerli Seyyidim den bir şey alayım da hastamın şifasına sebep olsun… Anne şöyle devam etmekte: O gece saat gece yarısı 23.00 sularıydı. Hastanenin kapısına vardığımda hastane görevlisi: Rehber buraya teşrif getirdi! Dedi.

Dedim ki: İnanmıyorum, eğer bir haber olsaydı burada yer yerinden oynar, ses ve karşılama ortalığı götürürdü, ama o anda acaba doğru söylemiş olmasın diye içimden geçti. Hastaneye doğru koşmaya başladım, yok aslında uçarak gittim. Hastaneye girdiğimde doğru söylediğini anladım. Ağamız burada ve benimle ağam arasında bir adım mesafe var.

Ağlayarak ağanın etrafındakilere dedim ki: Ağayı görmek istiyorum. Sabredin, Ağa şu odadan dışarı çıktığında onu görebilirsin dediler. Rehber dışarı çıktığında öne doğru hareket ettim. O anda titriyor, gözlerimden yaşlar akıyor ve konuşacak bir kudretim yoktu. Kendimi toparlayarak dedim ki: Ağa! Sekiz yaşındaki kızım trafik kazası geçirdi ve şu anda komada yatmakta. Adı Zehra’dır. Seni annen Zehra’ya (s.a) and veriyorum, teberrük niyetine bir şey verin de çocuğuma vereyim o da onunla şifa bulsun.

Ağa hiç düşünmeden boynundan şalını çıkararak, titreyen ellerime koydu. Adeta uçuyordum. Anında oradan ayrılarak… hiç durmadan, konuşmadan Ağanın mübarek şalını Zehra’nın gözlerine, ellerine, yüzüne sürdüm ve o anda Zehra bir gözünü açtı. Ben de olağan üstü bir hal oluşmuş, ruhum adeta uçuyor bedenim ise kızımın iyileşmesi telaşına düşmüştü. Daha bir kaç dakika önce onun iyileşeceğinden ümidimi kesmiştim…

O gecenin sabahı saat öğlen iki sularında Zehra her iki gözünü tam olarak açtı. Bir gün sonra normal odaya aldılar, bir gün sonra da taburcu ettiler!

Zehra’nın artık bir hatırası var şöyle diyor: Onu hiçbir şeyle değişmem.

O diyor ki bu şal benimdir. Ağa bana verdi. Kendim onu Hz. Ali’nin hareminden aldım.

Annesi ise şöyle demekte: o günden sonra sadece bir arzum var o da şu ki Zehra’yla birlikte Ağa’nın ziyaretine gideyim. (Khorşid Dar Saye- Golhaye Bağ-ı Hatıre)

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv