İmam Humeynide Adalet,Çocuk Sevgisi Ve Başkalarını Gözetmek
Bu yazı kez okundu.
4 Şubat 2014 14:05 tarihinde eklendi

Adalet

Bizim evde meşhedi Ali adında yaşlı bir adam çalışıyordu. Evin ihtiyaçların bakardı. İmam henüz sürgün edilmemişti, bir gün İmam’a şöyle sordum ‘’Burada bir çok kimse var niçin siz onların arasında Meşhedi Ali’yi bu kadar seviyor ve yakınlık gösteriyorsunuz?” İmam şöyle cevap verdi ‘’Ben geceleri uyandığım zaman onu namaz kılıp dua ederken ve münacat halinde görüyorum, onu bu yüzden seviyorum.’’

İmam çocukluğundan bizim hicabımıza çok dikkat ederdi evde hiçbir günaha, örneğin yalan, gıybet ve büyüklere saygısızlık vb. her zaman üstünde durarak söylerdi ‘’Allah’ın kulları arasında takvadan başka bir üstünlük yoktur ve sizinle evde çalışan bu işçiler arasında hiçbir fark yoktur.’’

İmam, Kuveyt sınırına geldiği zaman orda namaz kıldı. İmam’la beraber gelen herkes ayrılacakları zaman ağlıyorlardı. İmam, beni ve üç kişiyi vasi tayin ederek vasiyetini yazdı ve ‘’Ben evde mendilin arasında bir miktar para bıraktım o para benim şahsıma aittir, diyerek şöyle yazdırdı. ’’Benden sonra hanımıma bir talebe gibi davranın ve bir talebe yaşantısının gerektirdiği kadar ona maaş verin’’ İmam hanımının da kendisi gibi sade yaşamasını istiyordu ve hanımına herhangi bir ayrıcalık tanınmasını istemiyordu.

İmam bu vasiyeti yazdırdığı zaman Irak rejimi tavrını sertleştirmişti ve İmam kendi hayatı hakkında tehlike hissetmişti.

Hiç unutmam 18 yaşındaki kız kardeşim 7 aylık hamileydi ve ölüm ile burun buruna gelmişti doktorlar ya anneyi kurtaracağız ya da çocuğu dediler. İmam’dan, anneyi (İmam’ın kızı) kurtarıp çocuğu feda etmek için izin istediler. Fakat İmam soğukkanlılıkla şöyle buyurdu. “Benim kızıma sevgimden dolayı başka bir canlının ölümüne izin vermeye hakkım yoktur her ikisi de Allah’ın kulu ve canlıdırlar’ İmam’ın bu imanı ve ihlâsından dolayı Allah-u teala ödül olarak hem kızını ve hem de çocuğu ölümden kurtardı.’’

İnkılâptan sonra Şah taraftarlarından ve onun için çalışanlardan birkaç tanesi yakalandı ve hapse atıldı. O akşam İmam’ın ve diğerlerinin yediği yemekten yakaladığımız mahkûmlara götürdük, onlardan biri bana dedi ki ‘’Ben bu yemeklerden yiyemem bana tavuk getirin’’ Bu konuyu İmam’a ilettik. İmam’’ne istiyorsa onu götürün’’ dedi. Gece vakti arkadaşlar dışarıdan tavuk ve pilav almak zorunda kaldılar.

İmam, Necef’e ilk geldiği zaman ailesini getirmediği için beraber kalıyorduk. Odada halı seriliydi ve ben de İmam’ın üzerinde oturması için halının üzerine battaniye serdim. İmam “Battaniye yi kaldırın aramızda herhangi bir üstünlük olmasın’’

İmam’ın diğer bir özelliği ise çocuklara davranış şekliydi. Özellikle en büyük oğlu şehid Mustafa’ya olan davranışı diğerleriyle aynıydı. Şehid Mustafa İmam’ın en iyi öğrencilerinden birisiydi. Fakat maddi yönden diğer talebelerden hiçbir farkı yoktu. İmam bütün talebelere verdiği maaşın aynısını ona da veriyordu ve bu herkes tarafından bilinen bir şeydi.

Savaşın olduğu yıllarda devlet bakanlarından birinin oğlu şehid oldu. İmam’a dediler ki ‘’onun için bir tesliyet mesajı verseniz’’ İmam ’’Bakan olduğu için mi tesliyet mesajı vermemi istiyorsunuz? Siz yalnız onun oğlunun mu şehit olduğunu sanıyorsunuz? Şehidlerin hepsi benim çocuklarımdır eğer tesliyet mesajı vermek istersem hepsi için veririm, benim için onların arasında hiçbir fark yoktur.’’

İmam ilk tutuklanmadan sonra serbest bırakıldığı zaman Kum’a geldi. Diğer şehirlerden halk İmam’ı görmeğe geldiği için Kum bayağı kalabalıktı bu yüzden fırınlarda uzun sıralar oluyordu. İmam’ın evinde çalışan zayıf bir adam vardı herkes ona “baba” diye seslenirdi. Bir gün İmam ona şöyle dedi ‘’Baba! İşittiğime göre sen fırına gittiğin zaman bu İmam’ın hizmetçisidir diyerek sırada seni öne geçiriyorlar ve ne kadar ekmek istiyorsan veriyorlarmış, bunu bir daha yapma! Bu evden birinin gidip sırada beklemeden bir şey alması doğru değil. Sen de diğerleri gibi sırada bekle ve sakın senin için bir ayrıcalık yapılmasına izin verme.’’

Seyit Ahmet şöyle anlatıyor ‘’İmam, Necef’te iken kardeşim Mustafa’yı şehid ettiler. İmam bu haberi işittikten sonra bir köşeye gidip Kuran okumaya başladı ve ağlayıp figan eden ev halkına teselli verdi. O gün olan bir olay İmam’ın İslam’a ne kadar teslim olduğunu gösterdi. İmam’ın ailesi (hanımı) İmam’ın bürosundaki telefonla Tahran’ı arayıp görüşme yapmak istedi, fakat İmam oğlunu kaybetmesine rağmen hanımına açıkça şunu söyledi: ’’Bu büronun telefonu Beytül malındır ve sizin bu isteğiniz şahsi olduğu için bunu kullanmanız caiz değildir.’’ İmam ve hanımının o anki ruhsal durumlarını göz önünde bulundurur isek, çocuklarını kaybetmiş bir anne ve babanın, Beytül mala gösterdiği bu titizliğin ne kadar mükemmel olduğunu anlarız.
Çocuk Sevgisi

İmam, küçük torunu Ali yi çok seviyordu, tabi bütün çocukları seviyor ve onlarla oynuyordu. Bir gün Ali, İmam’ın gözlüğü ve saati ile oynarken İmam dedi ki, Alican gözlük gözünü bozar, saatindeki zinciri bir yerine değer Ali saat ve gözlüğü İmam’a verdi daha sonra İmam’a dedi ki Gel oyun oynayalım, ben İmam olayım sende küçük Ali ol İmam, ’’tamam’’dedi. Ali dedi ki Çocuklar İmam’ın yerine oturmazlar, İmam kenara çekildi ve Ali onun yerine oturdu. Daha sonra Ali dedi ki Çocuklar saat ve gözlükle oynamamalı İmam gülerek saati ve gözlüğü ona verdi ve dedi ki ‘’Al sen kazandın’’

İmam’ı görmeye gittiğim zaman kızım Fatımayı da bazen yanımda götürüyordum, bir gün kapıdan içeri girdiğimde İmam bahçede yürüyordu. Beni görünce kızım Fatma’yı sordu, ben de yaramazlık yaptığı için getirmediğimi söyledim. İmam çok rahatsız oldu ve şöyle söyledi ’’Eğer bir daha ki sefere Fatma’yı getirmezsen sen de gelme!’’

Ben bir gün İmam’a dedim ki Niçin çocukları bu kadar çok seviyorsunuz? İmam, cevabında ‘’Evet ben çocukları çok seviyorum, Hüseyniye’ye gittiğim zaman, orda olan çocuklar dikkatimi çekiyor, o kadar seviyorum ki konuşma yaptığım zaman ağlayan veya bana el sallayan bir çocuk görsem bütün dikkatim o yöne toplanıyor.’’

Ali’nin (İmam’ın torunu) bir topu vardı ve her zaman götürür İmam’la beraber oynardı. Ali topu İmam’a atar ve İmam’da ona geri atardı. İşte o zaman İmam’ın morali düzelirdi. İmam’ın yanında kimse olmadığı zaman Ali 2–3 saat İmam’la kalır ve bir şeylerle uğraşırdı. Bazen de ben kalmak istemiyorum! diyordu İmam ise İstediği zaman getir kalsın istemediği zamanda kendisi bilir! diyordu.

İmam bütün çocuklara böyle davranırdı ve onları severdi. Korumalardan birinin bir kızı vardı ve Ali dedi ki ben arkadaşımı İmam’ın yanına götürmek istiyorum İmam öyle yemeği yerken odaya girdi. İmam, ’’Arkadaşını oturt yemek yiyelim’’ dedi. Çocuklarla beraber yemek yediler. Ben birkaç sefer çocuklar İmam’ı rahatsız ederler diye getirmek için odaya girdim fakat İmam,’’Bırakın yemeklerini yesinler’’ dedi. Yemeklerini yedikten sonra ben gidip çocukları getirdim ve İmam o çocuğa para ve hediye verdi. İmam çocukları sever ve onlara çok sevecen davranırdı.
Başkalarını Gözetmek

Çok iyi hatırlıyorum uykudan sessizce uyanır namaz kılardı ve abdest almaya giderken başkalarının rahatsız olmaması için ağır adımlarla yürür çoğu zaman başkalarını sözle değil davranışları ile iyiliğe yöneltirdi. Her zaman hak sözü güzellikle ve tatlı dille söyler bu gibi durumlarda asla kaba davranmazdı. En önemlisi Allah’ın emirlerini ve ibadetleri başkalarının nazarında zorlaştırmazdı.

İmam’ın damadı kızını sabah namazını kılması için uyandırırdı. İmam bunu öğrendikten sonra şöyle haber gönderdi “İslam’ın tatlı yüzünü çocuklara acı göstermeyin” Bu söz kızımın ruhunda öylesine derin bir etki bıraktı ki yatmadan önce ısrarla bizim onu sabah namazına kaldırmamızı istiyordu.

İmam’ın Paris’te kaldığı günlerden birinde misafiri çok gelmişti ve İmam’ın evi üç odalı olduğundan birisinde İmam, ailesi ile kalıyor, bir diğerinde Hacı Ahmed (İmam’ın oğlu) Hacı İşraki (İmam’ın damadı) ve öteki oda da bana aitti. Fakat o gün misafir olduğu için benim kaldığım odada misafirler kaldı bana yer olmadığı için mutfakta yatmak zorunda kaldım. Sabah İmam abdest almak için geldiği zaman “Gece üşürsünüz diye merak içinde kaldım” dedi. Ben, “Hayır yerim rahattı’” dedim. O sabah kahvaltıyı odaya götürdüğüm zaman İmam’ın hanımı şöyle dedi. “İmam dün gece mutfakta üşürsünüz diye çok meraklandı”

İmam başkalarını çok gözetiyordu oysa bizim gibiler öyle kendimizi düşünüyoruz ki yanımızdaki insanlardan bile gafiliz.

Bir gün şehid Mutahhari ve şehid Saduki İmam’ın misafiriydi, her zaman pişirdiğim yemeği üç kaba döktüm ve sofraya götürdüm ben de, gider yumurta, domates veya peynir yerim diye düşündüm, yemeği İmam’ın yanına götürüp sofraya koyduğum zaman İmam “Kendi yemeğin nerede?” ‘’diye sordu. Ben de ‘’Bu yemekten kendim için ayırmadım gider diğer evde bir şeyler atıştırırım” dedim. İmam, “Hayır siz burada zahmet edip yemek pişirdiniz ve yemeği de burada yiyeceksiniz’’ dedi. Sonra üç kap yemeği dörde böldü ve bana da bir kap verdi.

İmam’a gelen mektupları güvenlik yönünden ilk önce ben açıyordum sonra okuması için İmam’ın yanına götürüyordum. Bir gün yine mektupları kontrol ederken İmam geldi ve şöyle dedi “Ben bundan razı değilim!” Ben, İmam’ın mektupları okuduğumu düşündüğünü sandım ve bu yüzden dedim ki “Ceddinize yemin ediyorum ki mektupları okumuyorum yalnızca güvenlik yönünden kontrol ediyorum, Allah göstermesin herhangi bir tehlike olmasından korkuyorum!”

İmam, “Mektupları okumadığını biliyorum. Ben de zaten bunu söylüyorum, eğer bir tehlike varsa neden benim için olmasın da sizin için olsun’’ dedi. Ben, ’’Ey İmam İran halkı sizi bekliyor’’ dedim. İmam ‘’Sekiz tane çocuk da İran’da sizi bekliyor!” dedi. Ben ‘’Siz merak etmeyin ben bu tür mektuplara karşı özel eğitim aldım bana bir şey olmaz’’ dedim. İmam, ’’O halde boş bir vakitte bana da bu mektupları açma yöntemlerini öğretin” dedi.

İmam’ın Paris’te son gecesi idi. O günün sabahı İran’a hareket edecekti. İmam evde bulunan herkesi toplanmasını istedi biz yaklaşık yirmi kişi Cuma namazından sonra İmam’ın kaldığı evde toplandık, İmam nasihat eve dua ettikten sonra orada çektiğimiz zahmetler için teşekkür etti. Sonra şöyle buyurdu. “Siz bu uçakta benimle gelmeyin sizin için tehlikeli olabilir. (Şah’ın yerine gelen Bahtiyar hükümetinin uçağı düşürme ihtimali vardı) eğer bir tehlike söz konusu ise sizlere herhangi bir şey olmasını istemiyorum’’ Biz ağlayarak ‘’Bu canımız İslam’a ve inkılâba feda olsun izin verin sizinle gelelim” dedik.

İmam’ın sağlığının iyi olmadığı günlerde, hastaneye İmam’ı görmeye gittim ve yatağının yanında durdum, İmam “Oturacağın bir sandalye yok m?’’ diye sordu. Ben de ‘’Efendim, ben böyle rahatım ‘’dedim. İmam, “Hayır, yorulursun… Ve bazen de siz buraya gelmeyin buranın bunaltıcı bir havası var’’ diyordu. Ben ‘’AğEfendim, biz buraya gelmek için birbirimizle yarışıyor ve aramızda belirlediğimiz sıraya göre geliyoruz.’’ İmam “öyleyse ikişer gelin canınız sıkılmasın!” İmam’ın o hasta halinde bu dikkati gerçekten de şaşılacak bir şeydi.

Bir gün İmama birisinin maddi yardıma ihtiyacı olduğunu söyledim ve dedim ki ‘’Eğer isterseniz kendisi gelsin ve sorunlarını iletsin ve eğer siz uygun görürseniz yardımcı olun’’ İmam şöyle buyurdu ’’Siz başkasının ihtiyacını söylemekle iyi ettiniz zira onun kendisi gelip ihtiyacını söyleseydi utanırdı. Ben sizin sözünüzü kabul ediyorum ve kendisinin gelmesinin gereksiz olduğu kanaatindeyim’’

İmam’ın Necef’e sürgün edildiği ilk günlerde, her gün Hz. Ali’nin (a.s) türbesinde ‘’Camia Kebir’’ duasını çok yavaş bir şekilde okurdu ve böyle okuması da çok vakit alıyordu. Oranın temizlikçileri de işlerini çabuk bitirmek istiyor fakat İmam’a karşı olan saygılarından dolayı duasını bitirmesini bekliyorlardı. Ben bunu İmam’a söyledim İmam, türbede çalışanlara engel olmamak için her gün okuduğu Camia Kebir duasını okumaktan vazgeçti ve o duayı türbede, sabaha kadar açık olduğu için yalnız Cuma akşamları okuyordu.

İran televizyonunda spor programlarını seyretmezdi. İmam’ın yanına başka bir program seyrettiği zaman gittiğimde benim için kanal değiştirir ve şöyle derdi. “Bu program da senin için otur seyret’’

Bir gün aşçımız hasta olduğu için birkaç gün dinlenmek zorunda kaldı. İmam her gün gelir durumunu sorardı, ben de iyi olduğunu ve dinlendiğini söylerdim. İmam her defasında ‘’Ona iyi bakın doktora götürün ve durumunu kontrol edin’’ diye bizi uyarırdı.

İmam talebelere karşı çok samimi ve özel bir ilgi gösterirdi. Eğer onlar herhangi bir zorlukla karşı karşıya kalsalar hemen yardımlarına koşardı. Örneğin ben İmam’ın derslerine katıldığım sıralarda iki kez hastalandım ve derse gidemedim, her iki hastalığımda da İmam birkaç kişi ile beraber benim ziyaretime geldi. Diğer talebelere karşı da aynı tavrı takınırdı.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv