İmam Humeyninin Örnek Hayatı
Bu yazı kez okundu.
4 Şubat 2014 14:12 tarihinde eklendi

İmam Humeyni (r.a)

Adı Ruhullah Musavi Humeyni’dir, kendisi 24 Eylül 1902 yılında Hz. Fatıma’nın doğum gününde, dindar ve âlimleriyle tanınan Humeyn şehrindeki bir ailede dünyaya geldi.

Adı Ruhullah Musavi Humeyni’dir, kendisi 24 Eylül 1902 yılında Hz. Fatıma’nın doğum gününde, dindar ve âlimleriyle tanınan Humeyn şehrindeki bir ailede dünyaya geldi. Babasının adı şehit Ayetullah Mustafa’dır, annesi o dönemin önde gelen âlimlerinden olan Ayetullah Mirza Ahmet’in kızı Hacer’dir.

İmam Humeyni daha beş aylıkken babası zulme karşı mücadelede şehit oldu, halası ve ananesinin gözetimi altında büyüdü.

Eğitimi

Farsçayla ilgili ilk eğitimini evde ve 15 yaşından sonrada İslami dersleri ağabeyi Ayetullah Pesendi’den almaya başladı.1919 yılında o dönemin en büyük âlimlerinden olan Ayetullah Hairi’den ders alabilmek için Arak şehrine gitti.

Ayetullah Hairi daha sonraki yıllarda eğitim merkezini Kum şehrine taşıdı, imam Humeyni de Kum’a giderek 1935 yılına kadar Ayetullah Hairi ve diğer üstatlardan faydalandı. Ayetullah Hairi vefat ettiğinde imam artık Kum havzasının en ileri gelen âlimlerinden olmuştu. Fıkıhta içtihat düzeyine ulaşmasının yanı sıra astronomi, felsefe, tefsir, ahlak, irfan, hikmet v.b ilim dallarlında çok ileri idi, daha 27 yaşındayken çok önemli eserlerden olan Misbah’ül Hidaye adlı kitabı kaleme almıştı.

İmama, bir devrim önderliliği özelliğini verecek tüm gelişimler bu dönemde başlamıştı. O hem iyi bir öğretmen ve hem de iyi bir âlim olurken bunun yanında kendisini hiçbir zaman siyasetten soyutlamada, siyasi aktivitesi ile bir lider olarak kendisini yetiştirmeye çalıştı.

Arınma Yolunda

İmamı diğer tüm insanlardan farklı kılan, onu mücadelesinde başarıya ulaştıran en büyük etken; onun sürekli ilmin yanında takva sahibi olabilmek için yapmış olduğu çalışmalardır.

Gerçek bilginin takva ile mümkün olduğunu bilmekte olan imam Humeyni, daha çocukluk döneminden itibaren kendisini arındırmaya başlamış, İslami eğitimlerin yanı sıra merhum Şahabadi ve Mirza Cevat Meliki Tebrizi gibi büyük ariflerden Allah’a ulaşma ve nefsi tezkiye etme yolunda eğitimler almıştı. Buda imamı sadece Allah’a bağlamıştı, Onun tek amacı Allah’tan korkarak, sadece onun için çalışmak ve Peygamberin yolunda hizmet edebilmekti. Hiçbir zaman makam, mevki ve maddi çıkarlar peşinde olmadı, zira Allah’a ulaşanlar dünyanın ne kadar geçici ve değersiz olduğunun farkındadırlar.

Evliliği

İmam Humeyni 1928 yılında Ayetullah Hacı Mirza Muhammed Tahrani’nin kızıyla evlendi. Bu evlilikten iki erkek ve üç kız çocuğu dünyaya geldi.

İmamın büyük oğlu Hüccet’ül İslam seyit Mustafa ve ikinci oğlu da seyit Ahmet’tir. Kızları ise; Sıddıka, Feride ve Fatıma’dır. İmam Humeyni ailesine çok düşkündü, ömrünün son anlarına kadar eşine olan sevgisi asla azalmadı, Ona karşı çokça sevgi ve saygı göstermekteydi. Çocuklarını da aynı şekilde sevgi ve İslami eğitimle yetiştirdi.
Tevazü

İmam, öğrencilerine ve hatta toplumsal ve ilmi yönden kendisinden aşağı derecede olan insanlara karşı her zaman alçak gönüllü davranırdı.

Yıllar önce yaz aylarında Azerbaycana giderdim, İmam, Azerbaycan ile ilgili önemli bir konuda beni yanına çağırdı, konuya başlamadan önce bana hitaben dedi ki Size zahmet verip buraya kadar getirdiğim için özür dilerim. İmamın bu sözleri beni öyle etkiledi ki ağlamaya başladım ve kendi kendime Allahım böyle azametli bir insan nasıl bu kadar mütevazı olabiliyor? dedim.

İmam selam vermekte herkesten önce davranırdı, başkalannın yanına gittiği zaman onlardan önce selam verirdi. Bütün süper güçlerin adını işittiği zaman korkuya kapıldığı o büyük ve azametli insan o kadar yumuşak ve merhametli idi ki, eğer çocuklara dahi rastlasa selam verirdi. Gece namazına kalktığı zaman kimsenin rahatsız olmaması için lambayı yakmazdı küçük bir el lambası ile karanlıkta abdest alır, namazını kılardı ve yine kimsenin rahatsız olmaması için ağır adımlarla yürürdü.

İmam bütün çocukların özellikle en büyük oğlu şehid Mustafaya çok ihtiram gösterirdi. Bazen İmam, bir bahaneyle mutfağa gider ve bize çay getirirdi, tabi biz İmamın bu davranışından dolayı çok utanırdık fakat İmam bununla bize çocuklara güzel davranmanın ne olduğunu öğretirdi.

İmamın özelliklerinden başkabirisi de, övülmeği sevmemesiydi. Bazıları konuşmalarında İmamı çok över veya çok aşırıya kaçarak gerçek dışı bazı şeyler söylerlerdi. İmam, onları çağırır şöyle söylerdi Niçin aşırıya kaçıp beni olduğumdan farklı göstermeye çalışıyorsunuz?

Bir gün İmamın karşısında konuşma yapan birisi İmamı çok övdü, İmam, orda itiraz ederek şöyle dedi: Niçin aşırıya kaçıyorsunuz?

İmam, halkla olan görüşmelerinde dahi böyle davranırdı ve her zaman şöyle söylerdi:

Halka söyleyin benim için söyledikleri sloganlarda aşırılığa gitmesinler, bu sloganları benim için değil İslam için söylesinler!

İmam bazen damadının evinde kalıyordu, o günde bir şehid hanımı iki çocuğuyla İmamın evine geldi. Havanın soğuk olması ve yolun uzaklığı, iki çocuğuyla gelen bu hanımın sıkıntı içerisinde olduğunun bir göstergesiydi. O hanım İmamı görmekte ısrar ediyordu, kapıcı ise İmamın evde olmadığını söylüyordu, buna rağmen o,İmamı görmekte ısrar ediyordu. O sırada İmamın oğlu Hacı Ahmed geldi ve o kadın İmamı görmek istediğini ona söyledi, O da beni çağırdı ve dedi ki Arabayı getir ve bu bayanla çocuklarını İmamın kaldığı eve götür.

Ben onları İmamın kaldığı eve götürdüm ve İmamın torunu Aliye dedim ki İmama bir şehid ailesinin onu görmek istediğini ve uzak yoldan geldiklerini haber ver Ali çabucak gidip İmama haber verdi. İmam ayağa kalkarak onları içeri davet etti ve onları güler yüzle karşıladı ve dedi ki Niçin bu soğuk havada çocukları buraya getirdiniz, ben kimim ki neden beni görmek için bu kadar zahmete katlandınız?

Daha sonra çocuklarla ilgilenmeye başladı bu arada kadın, kocasının tağut rejimle çarpışmada şehid olduğunu söyledi ve çocuklarının sorumluluğunun üzerinde kaldığını söyledi.

İmam dedi ki Eğer bir ihtiyacınız varsa söyleyin yerine getirsinler kadın, ağlayarak dedi ki Ağa bizim tek arzumuz sizi görmek ve elinizi öpmekti. İmam, ısrarla herhangi bir sıkıntısı olup olmadığını sordu. Ve kadın aynı şeyleri tekrarladı.

İmam, bana dedi ki Siz gidin arabanın klimasını çalıştırın çocuklar üşümesin ve nereye gitmek istiyorlarsa götürün.
İmamın misafirlerinin çok olduğu bir gün, yemek yenildikten sonra tabakları topladım mutfağa götürdüm. Zehra (İmamın torunu) ile bulaşıkları yıkamaya hazırlandık, o sırada İmamın mutfağa geldiğini gördük, İmamın neden mutfağa geldiğini Zehradan sordum, sormakta haklıydım çünkü İmamın abdest saati değildi. İmam, kollarını sıvayarak şöyle dedi: Bu gün bulaşıklar çok olduğu için size yardım etmeye gel dim. İmamın bu sözünden sonra bedenim titremeye başladı, Allahım ne görüyorum, İmam bulaşık yıkıyor! Zehraya dedim ki ne olur İmamdan dışarı çıkmasını isteyin, bizim kendimiz bulaşıkları yıkarız. Bu benim için beklenmedik bir şeydi. Oysa bazı erkekler kendi evlerinde misafir gibiler, bütün işleri hanımlarının yapmasını bekliyorlar. İmamın bu yaşantısı bizim için örnek ve ders olmalı zira İmam gibi manevi ve ruhi yönden azamet sahibi bir insan bulaşıklara yardım etmek için mutfağa geliyor.

Ben İmamın hayatı boyunca bir kez dahi birisi ile yüksek sesle konuştuğunu görmedim, bir işçinin adını dahi basit bir şekilde söylemez ve birini çağırdığı zaman onları ziyarete gider hal ve hatırlarını sorardı. İmamın bu ilgisi onları çok sevindirirdi.

İmamın yaşam tarzı halkın seviyesindeydi normal halk gibi yaşardı. İbadet ve dersten başka bir uğraşı yoktu. Yani tam anlamıyla bir talebe hayatı vardı. Ev eşyası hep aynıydı ve asla normalin üstünde bir yaşantıya sahip değildi. İşte bu yüzden ilmi çalışmaları ve mütalaası çok fazlaydı, odaya girdiğiniz zaman kitapların içinde kaybolduğunu görürdünüz, her zaman yerde oturmuş önünde masası ve etrafında üst üste serili kitapları dururdu.

15 yıl İran halkı İmam ve önderlerinin yüzünü görmek için sabırsızca bekliyorlardı, İmamın geliş haberinin nasıl bir yankı yapabileceğini tahmin edebilirsiniz. İmamın gelişine yakın zamanlarda halk karşılama törenleri hazırlıyorlardı. Ben İmamın bürosundaydım, şehid Behişti telefon açtı ve dedi ki İmamın gelişinden dolayı program yapıldı ve İmamın haberi olsun diye dedi ki Havaalanına halı sermek istiyoruz ve İmamın konuşma yapacağı yere kadar ışıklandırma yapacağız. İmam geldikten sonra havaalanından helikopter ile konuşma yapacağı yere götürülecek vs. Söylenenlerin hepsinin İmamın yanına giderek anlattım ve İmam her zaman ki gibi sözüm bitene kadar dinledikten sonra o kararlı ve açık konuşması ile başını kaldırarak şöyle dedi Git onlara de ki Bu ne haldir böyle, Kimi İrana götürüyorlar? (böyle şeylere) asla gerek yok. Bir tane talebe İrandan çıktı ve aynı talebe İrana geri dönüyor. Ben kendi halkımın arasında olmak istiyorum (konuşma yapacağım yere) onlarla gitmek istiyorum, ayaklar altında ezilsem dahi.

İmam, Paristen daha yeni dönmüştü o zaman ilk olarak refah okulunda kalıyordu. Halkı büyük bir şevk kaplamıştı Allah-u Ekber Humeyni rehber! sloganları atılıyordu. Ben, okulun hizmetlisi idim. İmamın okulda olduğunu biliyordum fakat hangi odada olduğunu bilmiyordum, odalardan birinin kapısını çaldım ardından, Allahın kulu diye cevap geldi. Ben İmamın olduğunu anladım ama içeri girip konuşmaya cesaret edemedim.

İnkılâptan sonra Londralı bir bayan gazeteci İmamla röportaj yapmak için Kuma geldi ve ben Londrada bulunduğum zamanlar beni tanıdığı için bizim eve geldi. İmam, Tahrana götürülmeden önce ben İmamın damadına bu bayan gazetecinin çok sorusu olduğunu ve İmamdan sormak istediğini söylemiştim fakat İmam, röportaj yapmayı kabul etmemişti.
Bir akşam İmam bizim eve geldi tesadüfen o bayan gazeteci de bizdeydi. İmam geldiği zaman, bütün sorulannın cevabını bulmuştu. Büyük bir şaşkınlıkla Nasıl olur da böyle sade bir şekilde buraya geliyor? dedi. Evet İmam, talebelerin evlerini ziyaret eder dedim. O da aynı şaşkınlıkla Dünyada bu kadar yankı yaratan birisi hiçbir ön hazırlık olmadan kalkıp buraya nasıl gelebilir? dedi. İmamın bu davranışından sonra o bayanın İmama karşı ilgi ve alakası daha çok artmıştı.

İmam bir gün namazdan dönerken ben yanında olduğum için benim elimden tutmuştu (nasıl olduysa) İmam aniden elini elimden çekti, ben İmama olan sevgi muhabbetimden dolayı, birden elimi bırakması beni üzdü ve kendi kendime acaba ne hata ettim de İmam böyle davrandı? diye düşündüm. Eve geldikten sonra arkadaşlardan birisine dedim ki imama git ve sor acaba benim bir hatamı mı gördü de o şekilde elini elimden çekti? Arkadaşım İmama bunları söyledikten sonra İmam beni çağırttı ve yanına gittiğimde bana şöyle dedi: Anlaşılan benim davranışımdan rahatsız olmuşsunuz. Ben Sizin benden rahatsız olduğunuzu sandım dedim. İmam, elimi çektiğim zaman dikkat etmedim o kalabalıkta farkında değildim eğer elimi çekmemle sizi üzdüysem beni affedin dedi. Ben, Sizin benden rahatsız olduğunuzu düşünerek üzülmüştüm dedim. Kalkıp gitmek istediğim zaman İmam dedi ki Beni bağışladın mı?

Biz savaş yıllarında (İmamın ailesi) evde toplanır cephede savaşan askerler için bir şeyler yapardık, bazılarımız yorgan diker bazılarımız ise kuru yiyecekleri küçük ambalajlar halinde hazırlardık, İmam bizleri böyle gördüğü zaman çok mutlu olur ve çoğu zaman kendisi de yanımıza oturur bize yardım ederdi. Bir gün İmama dedim ki İzin verin bu hazırladığınız poşetin arkasına, Bu paket İmamın eliyle hazırlanmıştır! yazalım ve bunu alan askeri sevindirelim. İmam, buna izin vermedi.

Bir gün devlet sorumlularından birisi İmamla görüşmek için içeri girdi yanında yaşlı babası vardı, arkadaş dışarı çıktıktan sonra şöyle dedi: Ben İmamın odasına babamdan önce girdim, Babamı İmamla tanıştırdım. İmam bana bakarak şöyle dedi O baban mı? evet deyince Öyleyse neden babandan önce içeri girdin? dedi.

İmam, işlerinin yoğunluğuna rağmen en ufak ahlaki konuya dahi (birinin babasından önce bir odadan içeri girmesine) dikkat ediyordu.

Bir zamanlar imam, devletin yiiksek kademelerinden bir sorumludan razı değildi ve onun hakkında Bu kimdir neden onu görevden almıyorsunuz? demişti. Hepimiz İmama, izin verin araştıralım diyorduk. Fakat İmam, hayır onu en kısa zamanda görevinden almamızı istiyordu. Ben dedim ki İmam, bizim için sizin her söylediğinizin doğru ve yerinde olduğu ispatlanmış olmasına ragmen bu konuda biz görüş birliğine vardığımız için sizin bu konuda yanıldığınızı düşünüyoruz. İmam güldü ve şöyle dedi: Bu kez yine benim söylediklerim doğrudur ve benim haklı olduğumu göreceksiniz. İmam o şahısın şimdilik görevde kalmasına izin verdi.

Bu olaydan sonra bir ay geçmemişti ki o sorumlunun çok kötü davrandığını gördük ve görevden almak zorunda kaldık, İmamın yanına gidip selam verdikten sonra Size bir şey söylemek istiyorum ama müjdemi isterim dedim. İmam tamam söyle dedi. Ben,Önce müjde vereceğinize söz verin dedim. İmam tamam müjdeni vereceğim konuyu söyle dedi. Ben, yine de siz haklıydınız söylediğiniz o şahıs görevden alınmalıydı ve alındı.
Program ve Düzenlilik

İmam çok düzenli idi, sabah kalktığı saatten akşam vaktine kadar hiç bir işi düzensiz ve programsız değildi. Kitap okuması vaktinde idi, kısacası bütün işleri hatta ibadeti dahi belirli saatlerde idi. Bu yüzden biz İmamın hangi saatte ne yaptığını biliyorduk. Ve imamı görmek istediğimiz zaman dinlenme saatinde gidiyorduk. Aksi takdirde diğer saatlerde, örneğin ibadet ve ders saatlerinde imam meşgul olduğu için gidemiyorduk. İmam dinlenme saatlerinde 15-20 dakika yürüyüş yapardı ve biz imam yürürken yanına gider sorumuzu sorar veya sohbet ederdik.

İmam her zaman talebeleri düzenli olmaya çağırırdı ve her işin vaktinde yapılması gerektiğini vurgulayarak şöyle söylerdi: Sizin vaktiniz ve işiniz, onları düzene koyduğunuz zaman bereketlenir.

İmam her zaman sabah namazından önce kalkıp gece namazı kılardı daha sonra sabah namazını kıldıktan sonra biraz dinlenir ve kitap okurdu. Ve kahvaltıdan sonra saat 11 e kadar devlet sorumluları ile görüşme yapardı. 15-20 dakika dinlendikten sonra namaz için hazırlanırdı, namazı kıldıktan sonra öğlen yemeğini yer ve dinlenirdi.

İmamın kendine has programı vardı yani her yaptığı işin belirli bir zamanı vardı. Eğer birine söz vermişse onu asla geciktirmezdi. İmam gençliğinden beri diizenli ve tertipli olmakla tanınıyordu; başarısının sırlarından birisi de diizenli olması idi.

imam o kadar diizenliydi ki eğer yemek saatinden 5 dakika geçse ve imam gelmeseydi herkes imamın odasına koşardı ve mutlaka birisinin imamı geciktirdiğini görürdük.

İmamın kendine özgii özelliklerinden biriside günliik programlarının diizenli olması idi. İmam, giiniin biitiin saatlerinde belirli programları vardı, öyle ki mütalaası, ibadeti, duası, Müslümanların ve İslam devletinin sorunlarıyla ilgilenmesi, uykusu ve şahsi işleri programlı ve belirli saatleri vardı. İşte İmamın bu özelliği ömrünün her dakikasından faydalanmasını sağladı.

Allah şahittir imam asla hedefsiz yaşamadı. Bazen eğer boş olduğunu görseydiniz mutlaka bir şey hakkında düşünüyordu. Bütün bir gün boyunca uğraşıyor ve çalışıyordu. Yani bir anını dahi boş geçirmiyordu. İmam 24 saat boyunca yarım saat yürüyüş yapıyordu. Bir Cuma günü imam bahçede yürüyordu ben ve hanımım (İmamın kızı) kanepenin üzerinde oturmuştuk, İmamın yürüyüşü bittikten sonra her zaman oraya oturur iki bardak çay içerdi. Hanımım İmama baba çayınızı getireyim mi? dedi, İmam saatine bakarak şöyle dedi Daha birkaç dakika var

Kesinlikle İmamın başarısının sırnnın vaktini ve işlerini düzenlemekte ve bu konuda olan disiplininde olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki ömrünün bir dakikasını bile bu yüzden boş geçirmemiştir. İmamın bütün işleri düzenli ve saatinde yapılırdı, işleri o kadar dakik idi ki talebeler saatlerinin imamın işlerine göre ayarlıyorlardı. İmam dersine geç gelen öğrencileri bu konuda ikaz ederdi. Zira İmamın talebeliği zamanında derslere zamanında gelmesi meşhurdu.

İmam, Türkiyeye sürgün edildiği zaman sürgünde olmasına rağmen Türkiyeye girer girmez kâğıt kalem istemiş ve Türkçe öğrenmeye başlamıştı. Bu konu İran rejimini bayağı tedirgin etmişti zira onlar İmamın hareketlerini en ince ayrıntısına kadar inceliyorlardı ve imamın niçin bu kadar acele Türkçe öğrenmek istediğini merak ediyorlardı. İmam, Türkiyede öyle bir iş başardı ki ehl-i beyt uleması tarihinde bunun bir eşi ve benzeri yoktu. Zira İmam, Türkiyede Tahrirul Vesile adında bir kitap yazarak İslamın ibadet boyutundaki hükümleri ile siyasi boyutundaki hükümlerini birleştirerek yazdı ve o kitapta İslam âlimlerinin küfür düzeni karşısındaki konumunu şöyle belirtiyor Eğer bir İslam alimi hâşâ küfür düzenine yakınlaşırsa (onun emri altına girerse) o fasid bir âlimdir, kandırılmış ve satılmıştır İmam halkı bu gibi âlimler karşısında sürekli aydınlatıyordu.
İmam her işini programlı yapardı, hatta abdest tazelemesinin bile belirli bir vakti vardı. Hatırlıyorum da İmamın Pariste kaldığı evin karşısındaki bir evde arkadaşlarla konuşma kasetini kaleme alıyorduk, aniden İmamın abdest saati olduğu aklıma geldi ve gidip tuvalet temiz mi diye kontrol etmem gerektiğini düşündüm, benim sorumlu olduğum evin düzensiz olmasını istemiyordum, arkadaşlar dediler ki Aman be bunun da (tuvaletin) saati mi olurmuş? Fakat ben gittim ve oralan temizledim tarn o sirada imam geldi.

imam her zaman saat dokuzda akşam yemeği yiyordu, bir gün şehid Mufettehin konuşmasını ve halkın yürüyüşünü içeren bir video kaseti getirdiler ben de diğer arkadaşlarla beraber bu kaseti seyretmek istiyordum, bu yiizden biraz erken İmamın yanına gittim ve dedim ki Hacı ağa akşam yemeğini getirdim, İmam saatine bakarak dedi ki Akşam yemeğine daha yirmi dakika var!

İmam her zaman saat onbirde yatıyordu tam saat üçte uyanıyordu, ben İmamın yattığı odanın önünde yatıyordum zira İmamın odası bahçeye doğru idi ve ben güvenlik yönünden emin değildim bu yiizden İmamın odasının öniinde yatıyordum. Her gece saat iiçte uyanıyordu ve ben Kuran ve dua kitabının kâğıdının sesinden veya ibadetinin sesinden uyandığını anlıyordum. İmamın, saat iiçten beş dakika erken veya geç uyandığını hatırlamıyorum. İmamın vakit diizeni konusunda görüşii şuydu; eğer insan vaktini programlarsa tabiatı ile o bu programa uyum sağlayacaktır. Ve bu konu sadece benim için değil, İmamı tanıyan herkes için bilinen bir şeydi. Fransa polisi dahi bize şöyle söylüyordu: Hatta biz dahi saatlerimizi İmamın hareketleri ile ayarhyorduk!

İmamın şehit olan oğlu Mustafayı defin ve ziyaret ettikten sonra eve geldi. İmamın günliik programında kitap okuma saati idi, gelip oturduktan sonra saatine baktı daha sonra kitabını eline ahp okumaya başladı. İmamın oğlu Ahmed bu konuyu şöyle anlatmıştı:

Ben İmamın elinde aldığı kitabı nereye kadar okuduğunu biliyordum zira kardeşimin şahadetinden bir gün önce bakmıştım İmam şehid olan oğlu Mustafayı defin ve ziyaret edip geldikten sonra her gün okuduğu sayfa sayısı kadar okudu ve sonra programında yer alan başka bir işe başladı. Böyle bir musibet bile İmamı günlük programından alıkoymadı ve düzenini bozmadı.

İmamın oğlu Mustafa şehid olduğu gün biz İmamın cemaat namazı için camiye gitmeyeceğini düşündük, ama ezan okunduğu zaman İmam kalkıp abdest aldı ve dedi ki ben camiye gidiyorum. Ben oradakilerden birisine dedim ki, çabuk git caminin hizmetçisine haber ve seccadeyi sersin, O arkadaş caminin hizmetçisini bulamayınca etrafta evi olan arkadaşların birinden seccade ahp camiye sermişti. Halk camiye akın etti. Biz, Imam ile beraber camiye gittiğimiz de halk ağlıyordu. İmam halkın arasından geçerken Araplar şaşkın bir şekilde birbirlerine Humeyni asla ağlamadı diyorlardı.

İmamın uykusu belirli bir vakitte başlıyordu, gece saat ikide gece namazı kılmak için uyanıyordu. Hastanede kontrol altında iken İmama uykuya geçmesi için ilaç verdikleri halde imam gece yansi uyamyor ve gece namazının vaktinin gelip gelmediğini soruyordu ve bu İmamın vaktinin nasıl düzenli ve tertipli olduğunu ve bedeninin bu düzene nasıl alıştığını gösteriyor.
İmamın Cesareti

Şevval ayının 25i 1342 (1964) yılında, İmam Cafer-i Sadıkın şehadeti yıldönümünde Şahın özel harekât komandoları köylü kılığında Feyziyye medresesine saldırdılar ve üç gün boyunca halkı ve talebeleri dövdüler. O günün sabahı İmamın evinde merasim olduğunu biliyorlardı bu yüzden toplanan halkı dağıtmak için halkın arasına girerek İmamın evine gittiler. İmam bu durumu görünce kendisi kalkıp Bir kanşıklık çıkarırsanız halka, sizi parça parça etmelerini söylerim dedi. Onlar bunu işitince korkup teker teker dışan çıktılar.

Şahın askerleri Feyziyye medresesine saldırdığı zaman ben İmamın yanındaydım, Şah askerlerinin medreseye saldırdığı ve bir grubu ikinci kattan aşağı attıklannı, yaşlıları dövdüklerini odalann kapılarını kırdıklannı ve ellerine geçen Kuranlan yaktıklarını ve halka Moğol ordusu gibi davrandıkları haberi geldi. Gün batımına yakın ardı ardına haberler İmamın evine saldırılacağı haberi geliyordu.

Oradaki arkadaşlardan birisi kalkıp kapıyı kapattı, İmam kapının kapatıldığını anlayınca ayağa kalkarak şöyle dedi Orada çocuklarım olan talebeleri dövsünler ve medreseyi yakıp yıksınlar ama burada benim evimin kapısı kapalı kalsın öyle mi? Sonra evin kapısını açmaları için emir verdi. Daha sonra kendisi kapının önüne giderek dedi ki: Bırakın isteyen herkes gelsin

Hacı Ahmed şöyle anlatıyor İmamdan şöyle bir soru sordum, Türkiyeye sürgün edilirken uçağa bindiğiniz zaman kendinizi nasıl hissediyordunuz? İmam şöyle cevap verdi: Sizin yanınızda nasıl ise, o zaman da öyle!

İmam,1343 (1965) yılında yaptığı bir sohbetinde şöyle buyurdu Vallahi ben ömrümde korkmadım beni gece yarısı tutuklayıp götürdükleri zaman onlar korkuyorlardı ama ben onlara teselli veriyordum. Beni tutuklayıp Tahrana götürürlerken önde oturanlardan birisi sağ taraftaki tuz gölünü arkadaşına gösterdi, çünkü devlete karşı şiddetli faaliyet gösteren bazı müminleri o göle atmışlardı. Eİliyle orayı gösterince kastının ne olduğunu anladım, ama ben ne onlarla yola çıktığımda korktum, ne de o gölü gösterdikleri zaman!

İmam, Şaha karşı ilk konuşmasını yaptığı sıralarda devlet tarafından tehditler çoğalmıştı bazı geceler İmamın tutuklanma ihtimali vardı işte bu yüzden tutuklamak için geldikleri zaman İmamı bulamamaları için yerini değiştirip başka bir yerde uyumasını istiyorduk, Fakat İmam asla kabul etmiyor ve yerini değiştirmiyordu.

15 Hordat gecesi İmamı tutuklamak için geldikleri zaman evde çalışan Meşhedi Aliyi dövdüler. İmam gürültüyü işitince bağırarak şöyle dedi Bu yaptığınız vahşilikler de nedir böyle?, Ruhullah Humeyni benim! Başkalarına neden zarar veriyorsunuz?

İmam, Ayetullah Hairi ve Ayetullah Burucerdi zamanında İslami faaliyetlerin başında gelirdi.

Örneğin Ayetullah Burucerdi zamanında gelişen bazı siyasi olaylardan dolayı din âlimleri arasından birinin Şahla yüz yüze konuşması gerekiyordu ve bu âlim diğer âlimlerin sözlerini çok açık ve net bir şekilde Şaha söylemeliydi bu âlim Ruhullah Humeyniden başkası değildi.

İmam Şahla yaptığı iki görüşmede âlimlerin sözlerini tamamen iletti ve Şahı kullandığı siyasetten dolayı ikaz etti. 14 Hordat 1342 yılında (yani kanlı 15 Hordat olaylarından bir gün önce) Şahın özel harekât komandolan İmamın konuşma yaptığı topluluğu dağıtmak için Kuma gelmişlerdi. Bir grup İmamın yanına giderek şöyle dediler Hayatınız tehlikededir eğer mümkünse bu gün dışan çıkmayın İmam onlara cevabında Hayır herkesin beni görmesi için üstü açık bir jiple konuşmaya gideceğim dedi.
ir gün bahçede yürürken İmam şöyle sordu: Söyle bakalım bu ağaçların hangisi daha güzel? Ben şimdiye kadar hiç dikkat etmediğim için öylesine bu ağaç daha güzel dedim. İmam Gelişigüzel söyleme bu ağacın güzelliğine ne delilin var, birkaç gün düşün dedi Ben dedim ki Çünkü bu ağaç daha yeşil. İmam, Hayır git düşün bakalım bir ağacın güzelliği neyindedir, dallarının duruşunda mı, gövdesinin şeklinde mi yoksa yapraklarında mı ? Bahçenin bir köşesinde bir ağaç vardı onu göstererek şöyle dedi Güneş doğmadan önce bu ağacın ne kadar güzel olduğunu bilemezsin, güneş doğduğu zaman ağaca yansıyor ve ağaç çok farklı bir güzelliğe bürünüyor

Evin alışverişini ben yapıyordum, alınacak şeyleri liste halinde yazar İmama gösterirdim ve tutarı kadar para alır çarşıya çıkardım. Bir gün alınacak şeyleri yazdım ve İmamın yanına götürdüm ve toplamının miktarını söyledim, İmam, listeye bakınca yanlış hesaplamışsın dedi. Ben, yeniden hesap yaptım ve doğru topladığımı söyledim, İmam, hiçbir şey söylemeden parayı verdi, ben çarşıya çıktım alışverişi bitirdikten sonra bir miktar paranın arttığını gördüm sonra toplamadan 9 frankı 90 frank olarak hesapladığımın farkına vardım. Dönüşte İmamın yanına gittim ve dedim ki: Hacı ağa ben hesaplamada hata yapmışım bu kadar para arttı.

İmam dedi ki Ben, sabah yanlış hesap yaptığın farkındaydım fakat senin kendinin bu hatanın farkına varmanı istedim.

Bu çok zarif bir noktaydı, eğer İmam, sabah bana ısrarla hata ettiğimi söyleseydi ben o evde bana güvenilmediğini zanneder ve hizmet etmekten soğurdum.

Savaş başladıktan sonra birçok kötü haber geliyordu. Ama İmam asla onları bize söylemezdi. Bazen odasına çekilirdi. O zaman birinin kötü bir haber getirdiğini anlardım. Ama sorduğum zaman şöyle cevap verirdi Söyleyip seni üzmeye ne gerek var?

Diğer taraftan, eğer güzel bir haber gelseydi, kapıdan girer girmez bizi çağırır gelin size güzel bir haberim var derdi. Güzel haberi başkaları ile paylaşır kötü haberi kimseye söylemezdi.

İmam hayvanları çok severdi bu onun ince ruhlu ve duygusal olmasından kaynaklanıyordu. İmamın bahçesinde kedi çoktu İmam ne zaman yemek için odaya gitse bütün kediler kapının arkasında toplanırdı, İmam yemeğinin etini kedilere verir ve yemeğin suyuyla biraz pilav yerdi. Ben İmamın kediler toplandığı zaman yemeğinin etini yediğini hatırlamıyorum. Bir gün İmam, yine yemeğinin etini kedilere verdi, annem dedi ki Ağa neden bu pahalılıkta yemeğinizin etini kedilere veriyorsunuz? İmam şöyle söyledi Bu kedilerin senden farkı ne? Onlar da nefes alıyor sen de nefes alıyorsun, eğer biz buna yemek vermez isek kim verecek?

Aynı İnsan bir taraftan Salman Rüştünün ölüm fermanını verirken diğer taraftan hayvanlara ve Allahın yarattığı mahlûklara böyle davranıyor. İnanamıyorum nasıl oluyor da bu iki zıt kutup bir insanda toplanıyor.

İmam, sinekleri odadan dışarı çıkarmak istediği zaman sinek kovan ile dışarı çıkarırdı, asla onları sinek ilacı veya başka bir şeyle öldürmezdi.
İmamın Hayatında Sadelik ve Tutumluluk

İmam evlendiği zaman Kumda bir ev tutmuştu. İmamın evine aldığı ilk ev eşyalarını hanımı şöyle anlatıyor:

İmamın medreseden eve getirdiği ilk ev eşyaları şunlardı, bir kilim, bir yatak, yemek pişirmek için bir tüp, iki tane gaz lambası, küçük bir tencere, demlik ve birkaç tane bardak

İmamın yiyeceği çok sade idi. Çoğu zaman sabahlar ve hatta Ramazan ayında dahi sahurda ekmek peynir yer ve çay içerdi. İmamın hanımı hasta olduğu için oruç tutmazdı, evde çalışan kadın, İmam kalkıp çağırdığı zaman uyanamadığı için İmam, kendisi kalkar semaveri yakar ve sofrayı hazırlardı.

İmam, Kuveyt sınırından geri çevrildiği zaman, Bağdata geri döndüğü günün sabahsı Parise gideceği için o gece bir otelde kaldı. İmamın kaldığı otel çok modern ve lüks idi. (Irak devleti tarafından tutulmuştu) ve bütün turistler orada kaldığı için personelin hepsi İngilizce konuşuyordu. İmam için otelin bir katını boşaltmışlardı, akşam yemeği vakti gelince otel çalışanlarından biri, İmamın akşam yemeğinde ne almak istediğini sormak için odaya geldi. İmam dedi ki Ekmek ve biraz yogurt, bende de kuru üzüm var. İmamın bu sözü yemek siparişi almaya gelen Iraklı için çok şaşırtıcı bir şeydi zira böyle büyük bir insanın bu şekilde sade bir yemek yiyebileceğine inanamıyorlardı.

İmamın Kumdaki evinin sadeliği onun aza kanaat etmesinin bir göstergesi idi. Bir ara İmamın evinin merdivenlerindeki tuğlalar yıpranmıştı, usta tamir etmek için birkaç tane tuğla alınsın bu yıpranan tuğlaları onaralım deyince, İmam, yıpranan tuğlaları ters çevirip kullansınlar şeklinde cevap vermişti.

İmamın elbiseleri her zaman temizdi, ama cübbesi yıkanmaktan yıpranmıştı. İmamın dersinde oturduğumuz zaman İmamın cübbesinin yakasının yamalı olduğunu görürdük ve bu onun ne kadar sade ve gösterişsiz bir yaşantıya sahip olduğunun bir örneğidir.

İmamın Necef teki evinde havanın çok sıcak olmasına ragmen kliması yoktu. O kadar ısrar

etmemize rağmen İmam, klima almayı kabul etmedi. Bir gün arkadaşlardan birisi evindeki vantilatörü getirdi, pencereye tarn olarak yerleşmeyince, etrafına kontraplak döşenmesi için marangoz çağnldı. İmam, marangozu görünce Neler oluyor burada? dedi. Pencerenin etrafını yaptırmak için getirdiğimi söyledim. Ben marangozla orayı yaparken İmam beni yanına çağırdı ve kızgın bir halde Sen, Mustafa ve Ahmet (İmamın iki oğlu) hepiniz birlik olmuş beni cehennemlik mi etmek istiyorsunuz?.

İmamın iki tane kontraplak için bu kadar sinirlenmesi beni çok korkutmuştu. İmam o kadar sade yaşıyordu ki hatta bunlan bile kendisine çok görüyordu.

Akhma geliyor da İmamın vefatının 40. gününde iki Fransız rahip İmamın yaşadığı evi görmek için geldiler ve Cemarandaki evin sadeliğini görünce çok şaşırdılar. Dediler ki, Bırakın burası hep böyle kalsın ve dünya böyle büyük ve ruhani bir insanın nerede yaşadığını ve misafirlerini nerede ağırladığını görsün

Ben, İmamın yanında kaldığım 10 yıl zarfında yakından şahit oldum ki İmamın fevkalade önem verdiği şeylerden bir tanesi de sade yaşantısı ve israftan kaçınmasıydı.

Defalarca şahit oldum, İmam, evden çıkarken gereksiz lambaları söndürüp çıkardı. Bir bardak su içtiği zaman, bardakta arta kalan suyu susadığı zaman tekrar içerdi. Eğer İmamın bir yerine bir şey olsaydı, kâğıt mendili birkaç parçaya böler ve onun yetecek kadarını kullanırdı.
İmam, vaktinin yoğun olmasına rağmen evinde yapılan bir harcamayı kendisi kontrol ederdi ve her alışverişten önce alınacakların listesi İmama gösterilirdi.

İmam, israftan nefiret ederdi. Bir gün cemaat namazı için medreseye geldiğinde ezana biraz vakit vardı bu yiizden talebelerden birinin odasına gitti. O sırada talebelerden bir tanesi odasının lambasını söndürmeden İmamın yanına geldi İmam bunu görünce dedi ki Niçin lambayı açık bıraktın;? Oradakilerden birisi ışıkta israf olmadığını söylüyorlar deyince İmam, kim demişse yanlış demiş diye cevap verdi.

İmam, İrana döndüğü zaman onu görmeye gelen halk çok kalabalık olduğu için İmam evin üst katına çıkıyordu ve halka konuşma yapıyordu. Bir gün İmam aşağı inerken bahçedeki odanın ışığının açık olduğunu gördü ve birisiyle haber gönderip, bahçede açık kalan lambayı söndürttü.

Bir gün Fransada İmamın evi için alış veriş yapmaya gitmiştim, Portakalın çok ucuz olduğunu gördüm ve evde birkaç gün portakal bulunsun diye almam gerektiğinden biraz fazlasını aldım ve eve götürdüm. Her zamanki gibi aldığım şeyleri görmesi için İmamına yanına gittim, tabi çoğu zaman aldığım şeyleri görmek için İmamın kendisi mutfağa geliyordu. İmam, portakalları görünce dedi ki Bu kadar portakalı niçin aldın? Ben de dedim ki Hacı ağa evde iki üç gün portakal bulunsun diye aldım İmam, fazlasını geri götür. Bizim bu kadar portakala ihtiyacımız yok ki!dedi.

Geri vermek benim için çok zor olduğundan dedim ki Hacı ağa fazla almamın sebebi ucuz olması idi. İmam dedi ki İki tane günah işledin bizim bu kadar portakala ihtiyacımız yoktu ve siz (fazlasını) aldınız. İkincisi de ucuz olması idi. Zira eğer bu portakallar dükkânda kalsaydı şimdiye kadar pahalı portakal alamayan birisi belki de bu gün bu ucuz portakalları ala bilirdi, işte bu yüzden portakalları geri vermeniz gerekiyor.

Bir daha İmama dedim ki Hacı ağa burada alış verişi bilgisayarla yapıyorlar ve bir şeyi geri vermek çok zor belki de hiç geri almazlar, en azindan siz bir şey söyleyin de ben kendimi bu giinahtan kurtarayım İmam dedi ki Öyleyse siz portakallan soyun ve dilimlere ayırın akşam cemaat namaz için toplandığı zaman dağıtın herkes yesin belki Allah-u tela bu şekilde hatanızı bağışlar.

Bir gün mutfakta musluğu açmıştım, İmam geldi ve Niçin çeşme açık? diye sordu. Veya marul temizlediğim zaman İmam, Rubabe sakın bunları çöpe atmayın ben de Siz merak etmeyin biz onları salata yapıp yiyoruz diyordum.

İmam abdest almak için odadan çıktığı zaman dahi televizyonunu kapatıyordu ve geldiği zaman açıyordu yani israftan bu kadar kaçınıyordu.

Ben bazı konuları İmama bildirmek için yazıp veriyordum. Bir gün bir şey yazıp İmama verdim, İmam odadan çıkarak şöyle dedi: Niçin dikkat etmiyorsun? ben, ne oldu? dedim İmam Niçin birkaç satırlık bir şey için bu kadar kâğıt israf ediyorsun, bunu küçük ve işe yaramaz bir kâğıda da yazabilirdin

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv