İnsanın Fıtratı Ve İmtihanı – Said Ruhullah
Bu yazı kez okundu.
4 Şubat 2014 15:19 tarihinde eklendi

İnsanın yaratılışında ki özü-cevheri-fıtratı İSLAM Dini’dir. Kâinatın küçültülmüş bir örneği olan insan, bu ilahi fıtrat yani; İslam dini üzerine yaratılarak yüklendiği/ yükletildiği ilahi emaneti-halife-i arz misyonunu yerine getirmek ve taşıdığı mukaddes özelliklere-fonksiyonları ifa etmek hususun da “imtihan” amacıyla Dünya’ya gönderilmiştir.

“O halde sen, yüzünü bir hanif (muvahhid) olarak dine, Allah’ın o fıtratına cevir ki; (Allah) insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratılışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte Kayyım (Dim dik ayakta duran) Din budur! Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler. (Rum süresi-30) işte görüldüğü gibi yaratılış sabit olduğu değiştirilmediği gibi öyle de İslam dini de mutlak olarak sabittir, asla değiştirilemez “Hiç şüphesiz Allah’ın katında (tek ve mutlak) Din İslam’dır.” (Al-i İmran süresi-19) “Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı da: Ben sizin rabbiniz değil miyim? (demişti onlar da) evet, (Rabbimizsin) şahid olduk! Demişlerdi. ( bu şahid kılış) kıyamet günü biz bundan habersizdik! Dememeniz içindir.” (Araf -172) bu ayetler yaratılışın ve dinin sabit olduğu başka bir yol ve açık kapının da olmadığını kesinleştirmiştir.

Şunu her akli selim insan bilir ki; her varlık kendi yapısına-tabiatına yani; yaratılışına uygun özellikler gösterirse-fiillerde bulunursa normal-olağan bir karakter taşımış özünün gereğini yerine getirmiş böylece diğer varlıklar içerisinde kendine özgü değer kazanmış olur. Aksi takdir de varlıklar içerisinde bütünlüğü bozan-yıkıcı ayrıca diğer varlıkları tehdit eden kendi yok olmazsa başkalarını yok eden bir varlığa dönüşür. Bu hakikat çerçevesinde İslam fıtratı üzerine yaratılmış olan insan, bu İslami şahsiyet ve kimliğini koruyup muhafaza ettiğin de Kur’an-ı Kerim’in diliyle “Mükerrem ve Ahsen-i Takvim” bir varlık olarak hayatın her yönünde gayet faydalı ve kutsal bir misyonu ifa eden ve etrafına nur saçıcı bir görünüm arz eden yeryüzünün halifesi olacaktır. “Andolsun ki; biz insanı Kerim (yüce kerem sahibi bir varlık) kıldık… (İsra-70) “Muhakkak ki biz insanı Ahsen-i Takvim suretinde (en güzel bir kıvam ve olgunlukta) yarattık…” (Tin-4) gibi ayeti kerimeler insanın fıtratını ifade ederken “Ben cinleri ve insanları (başka bir gaye için değil) ancak ve ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat-56) ayeti kerimesinde insanın yaratılış gayesinin yalnız Allah’a kulluk ve ibadet etmesi yani; insanın yaratılış fıtratı olan Yüce İslam’a uyması, hayatını ona göre düzenlemesi ve yaşayan İslam, tabiri caizse yürüyen İslam haline gelmesi gibi İlahi gaye için yaratılmış olduğunu ifade etmektedir.

İşte insan yaratılış gayesini, İlahi yapısını-fıtratını, İslami kimliğini-Müslümanlığını koruduğu ve o doğrultu da hayatını sürdürdüğü takdir de varlıklar içerisinde mümtaz -ayrıcalıklı- olumlu- düzenli bir konum edinmiş ve kendisi için verilen her türlü nimetlerin şükrünü yerine getirmiş- getirmeye çalışmış olur. Böylece hem dünyada hem de ahiret de yüce makam ve değere de kavuşmuş olur. Aksi taktir de yaratılışında ki fıtratından yani Din-i İslam’ ın dışına çıkar. Ona ters ve aykırı bir çizgiye, düşünceye ve fiillere dönerse (Allah korusun) anarşist, vahşi ve hastalıklı bir yaratık durumuna düşmüş ayrıca kâinattaki ve insan hayatındaki düzeni- intizamı- huzuru- saadeti- ahengi bozmuş ve fesada uğratmış hayatı yaşanmaz hale getirmiş olur ki böyle bir insanın dünyada da ahirette de yeri esfeles-safilin (aşağıların aşağısı) olacağı açıktır.

“Düzene konulup-ıslah edilmesinden sonra, yeryüzünde fesat (bozgunculuk) çıkarmayın…” (A’raf-56) “Kendilerine yeryüzünde fesat çıkarmayın! Denildiğinde biz yalnızca ıslah edicileriz! Derler. Haberiniz olsun ki gerçekten onlar ifsat edici/ fesat çıkarıcıdırlar. Velâkin böyle olduklarını (belkide) bilincinde değillerdir.”(Bakara-11,12) gibi pek çok ayeti kerimeler ile fıtratının (islam’ın) dışına çıkan insanın yıkıcı-bozguncu-zararlı ve ifsat edici rolüne – yapısına dikkat çekilmekte ki ozon tabakasının delinmesi, havanın kirletilmesi- zehirletilmesi, iklimin değişikliği ile bozulup zararlı hale getirilmesi, su ve gıdaların v.b hayatın temel unsurlarının doğal faydalarının ve güzelliklerinin yok edilip bozulması ve insan yaşamı için yaratılmış tüm eşyanın, varlığın, insanlığın aleyhine ve zararına kullanılması gibi ifsat ve bozgunculuk karakteri taşıyan yani yaratılış fıtratından (islam’dan) çıkan insan toplumsal hayatın tüm alanlarında da fitne – fesat- cinayet- anarşi içeren çok boyutlu bir yıkıcılık faaliyeti sergileme pozisyonuna gelmiş olmaktadır ki insanlık tarihinin geçmiş yaşamında (nemrut, firavun v.s) ve günümüz dünyasında (Amerika, İsrail, Avrupa, Rusya gibi) hem devlet boyutunda hem de fert boyutunda bunun canlı örneklerini görebilmekteyiz.
İslam Fıtratı üzerine yaratılmış olan insan iki yönlü yani hayra olduğu gibi şerre de eğilimli bir yapı taşımaktadır. “…muhakkak ki her nefis kötülüğü emredicidir; ancak Rabbimin Rahmettiği (esirgediği) müstesnadır!…” (Yusuf-53) “Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene sonra O’na fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve takvasını (Allah’dan sakınmasını ve günahlardan korunmasını)ilham edene (andolsun)” (Şems-7,8) ayeti kerimeler İslam Fıtratı üzerine yaratılmış olan insanoğlunun ilahi imtihan gereği olarak hem hayra hem de şerre meyilli-ilgili bir özellik taşıdığına dikkat çekmektedir.

“Her doğan çocuk muhakkak fıtrat(-ı İslamiye) üzerine doğar. Sonra annesi ve babası (veya çevresi –toplum) onu Yahudi yahut Nasranî veya Mecusi yaparlar…” (Zübdetül Buhari -201) bu Hadis-i Şerifin çerçevesinde konuyu ele alırsak; İslam Fıtratı üzere doğan insanlar dünyaya gelip akıl-baliğ olma süresi boyunca TOPLUM HAYATINDA kurulu sosyal-siyasal düzen ve sisteme; başka bir deyişle kurulu fabrikaya göre ve onun üretimine uygun ve paralel bir yapı ve şekilde üretilmiş ve ona göre bir şahsiyet kazanacağı anlaşılmış olmaktadır ki İslam’ın yaşadığı aile ve toplumlarda yetişen insanlar İslam-i Fıtratını büyük oranda korurken; gayri İslami bir yaşamın hâkim olduğu aile ve toplumlarda yetişen insanlar genellikle İslami Fıtratından kopmuş, İslam dışı düşünce ve yaşayışın kurbanı olurlar ki hadisi şerifin belirtmiş olduğu durumun timsali haline gelirler. Şunu da söylemek gerekir ki insan iletişim ve etkileşim içerisinde olan bir varlık olması hasebiyle içerisinde bulunduğu aile, akraba, komşu, işyeri arkadaşları, dostları, köy, kasaba, ilçe, şehir, ülke ve hatta bazen diğer ülke insanlarıyla etkileşimde bulunabilmektedir. Hal böyle olunca yukarıda ki saydığımız yerlerde ne kadar insanın özündeki fıtratına (İslama)-iyiliğe – hayra uygun bir düşünüş ve yaşayış hâkim ise yeni yetişen nesillerde de bu olumlu yaşayış kendini gösterecek ve onlarında hayatının tabii-doğal-fıtri seyrinde –düzeninde gitmesini sağlayacaktır. Aksi durumda ise insanlık alemi kaos, cinayet, vahşet, fitne ve bozgunculuğa uğrayacak, dünya da yaşanamaz bir hale gelecektir. “…gerçekten insan çok zalim, çok nankördür.” (İbrahim-34) “…doğrusu O (insan) çok zalim, çok cahil bulunuyor.” (Ahzab-72) “… İnsan (şerde) çok aceleci olmuştur.” (İsra-11) “…insan her şeyden daha çok cedelci (batıl yolda çekişmeci-tartışmacı) oluvermiştir.” (Kehf-54) “(Allah-u Teala) insanı bir nutfeden yarattı fakat o hemen apaçık bir düşman kesiliverdi” (Nahl- 4 — Yasin-77) “Geberip kahrolası insan ne kadar da kafir/nankördür o… (görmez mi Allah) onu hangi şeyden yarattı?… bir nutfeden yarattı da onu bir ölçüyle (insan) biçim(in)e soktu. Sonra ona yolu kolaylaştırdı.” (Abese-17,20) “ Andolsun ki cin ve insanlardan birçoğunu (fıtratı İslamiyelerini değiştirenleri ) cehennem için hazırladık. Onların Kalpleri/gönülleri vardır. Onunla bilip-anlamazlar; gözleri vardır, (ama) onlarla hak ve hakikati görmezler; kulakları vardır, onlarla (ilahi/şer’i mesajı) işitmezler! İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da aşağılık-sapıktırlar. Bunlar, gaflet içinde olan gafillerdir.” (A’raf: 179) Ayeti kerimeler insanın şerre ve kötülüğe olan yönelimi ile fıtratından ayrılanların gerçek durumlarını veciz bir şekilde açıkladığı gibi ayrıca ikaz da etmektedir.

“Ey imam edenler; Allah’a ve Resulüne itaat edin! (ilahi mesajı) duyduğunuz halde ondan asla yüz çevirmeyin! Ve işittik demelerine rağmen (gerçeği) duymayanlar/duymamazlıktan gelen (münafık, kafir) ler gibi olmayın! Gerçek şu ki; Allah katında devvabın (yerde debelenip-yürüyen hayvanların) en şerli (kötü) olanı (dini-hakkı) akl edemeyen (anlamazlıktan gelen) sağır ve dilsiz olan (kafir-münafık) lardır.” (Enfal: 20-22) daha bir çok ayeti kerime, insanın fıtratı olan İslam dininin hak-hakikat-nur-hidayet-adalet-hürriyet yolunda her insanın bütün gücü ve varlığıyla dikkat üzere bulunması gerektiğini vurgularken diğer yandan bu hakikatlere karşı lakayt kalmayı, önemsememeyi, göz ardı etmeyi hele karşı-aykırı-düşman olmayı şiddetle yasaklamaktadır.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv