İmad Muğniye hakkında bilinmeyenler… [Röportaj]
Bu yazı kez okundu.
13 Şubat 2014 16:22 tarihinde eklendi

Lübnanlı fikir ve aksiyon adamı Enis Nakkaş, İran’dan yayın yapan sajed.ir adlı internet sitesinden Ali Rıza Muvahhdi ve Hamid Davudabadi’ye verdiği mülakatta, Hizbullah Komutanı İmad Muğniye’nin şimdiye kadar hiç bilinmeyen yönlerini anlattı.
Yıllarca FKÖ eski Lideri Yaser Arafat’la birlikte mücadele veren Lübnanlı mütefekkir ve aktivist Enis Nakkaş’la yapılan röportajı sunuyoruz.
-Sayın Enis Nakkaş, Hacı Rıdvan veya diğer adıyla İmad Muğniye ile ne zaman tanıştınız?
-Nakkaş: Yaklaşık olarak 1977 yılıydı. Ben Yaser Arafat liderliğindeki el-Fetih’in üyesiydim ve güney Lübnan’daki güçlerin eğitiminden sorumluydum. O benim yanıma geldiğinde 15 veya 15 buçuk yaşlarındaydı. O dönemde direnişçi grupların çoğu solculardan, komünistlerden oluşuyordu. Beyrut’ta mümin gençler çok azınlıktaydı.
İmad geldi ve bana “Biz mümin gençlerden oluşan bir grubuz. Bana askeri eğitim verin, ben siyonistlere karşı savaşmak istiyorum” dedi. Ben bunu kabul ettim; ama o bana “askeri eğitim almam için el-Fetih’ten olmam gerekiyor mu?” diye sordu, ben ise “sizin el-Fetih’in resmi üyesi olmanız gerekmiyor” dedim.
-Siz o dönemde direnişçilere eğitim mi veriyordunuz?
-Nakkaş: Evet benim bir eğitim kampım vardı. Marksist, maoist, nasyonalist gruplar veya İhvanu’l- Muslimin’e mensup gençler burada askeri eğitim görüyordu. Yaklaşık olarak 15 gün silahlı eğitim, asimetrik savaş taktikleri öğretiliyordu. Onula ilişkilerimiz daha sonra da devam etti, zaman içerisinde de daha da yakınlaştık. O, el-Fetih’e girmek için bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordu. Daha sonra benimle birlikte olunca kolay olduğunu gördü ve ben de ona kendi grubuna eğitim vermesi için sorumluluk verdim.
O dönemde iç savaş hengamesi yaşanıyordu; fakat ben o savaşa katılmadım. O dönemde Lübnan’ın güneyinde huzur vardı. Tüm Lübnanlıların iç savaşla meşgul olduğu o dönemde ben kendime güneyle ilgili bir mücadele ve savaş programı yaptım. Oradaki gençlerden oluşan bir örgüt kurdum. İç savaş sakinleşince bizim örgütümüz güneyde İsrail’e karşı eylemler yaptı. Hacı İmad da merkezi güneyde olan bu örgütün üyelerindendi. Sürekli olarak benimle temas halindeydi ve savaş taktikleri öğreniyordu. Daha sonra da onunla birlikte olan grubu, giderek daha fazla tecrübe sahibi oldu.
-Kendisi için bir grup mu oluşturmuştu?
-Nakkaş: O önce Allame Fadlullah’ın yanına gitti ve dini dersler aldı; ama askeri ve devrimci eğitimini bizden aldı. Ben 1980’de Fransa’ya gittim ondan sonra kendisinden haber alamadım. İran’da İslam devrimi olunca o, İran’a gidip İmam Humeyni’yi daha iyi tanımak istiyordu. Bana İran İslam Devrimi konusunda sorular soruyordu. İmam’ın posterlerini ve fotoğraflarını yayınlıyordu. Daha sonra İran büyükelçiliğiyle tanıştı.
Ben Fransa’ya gittim ve karşı devrimci gruplarla İran İslam inkılabına karşı darbe yapma hazırlığı içindeki Şahpur Bahtiyar’ın idam edilmesi operasyonuna katıldığım için yaralanıp esir düştüm. Fakat onlar birçok arkadaş gibi yollarına devam ettiler. İmad işini son derece ciddi yapan, mücadelesini son derece dikkatli yürüten ve İmam Humeyni’ye yürekten bağlı gençlerden biriydi.
On yıl sonra ben gazetelerdeki haberlerden onun Hizbullah içinde büyük bir mücadeleci olduğunu öğrendim. 1990 yılında Fransa’daki cezaevinden serbest bırakıldım. İmad’la yeniden görüştük. Birkaç yıl sonra o kendisini bir başka adla tanıtmaya başladı. O benim kendisini unuttuğumu, tanımadığımı düşünüyordu; fakat ben kendisine onu tanıdığımı, unutmadığımı söyledim. Ben de onun yakın dostlarının bile kendisini farklı bir adla tanıdığını öğrenmiş oldum. Doğrusu buydu ve bundan dolayı ona saygı gösterdim. Kısaca şehadetine kadar hiçbir yerde onu tanıdığımı söylemedim. Birçok Arap gazeteci, bana onu soruyorlardı ben ise “o öldü mü yaşıyor mu bilmiyorum” diye cevap veriyordum. İlişkimizi bu kadar gizlemiştim.
Enis Nakkaş Fransa’da bulunduğu dönemde
Filistin ve İsrail konularında onunla sürekli olarak görüşürdük. Allah’a şükürler olsun ki onun bu konularda son derece ileri olduğunu görüyordum. Hem taktik açısından hem de stratejik açıdan… Çok güçlü dini inançlara sahip olmasına rağmen askeri düşüncelere de sahipti. Çok yaratıcı biriydi ve bunu kendisi de biliyordu. Sürekli olarak “İsraillilerin ummadığı ve beklemediği yeni yöntemler ve taktikler bulmalıyız” diyordu. Yaptığı tüm operasyonlarda da başarılı oluyordu. Nihayet Hizbullah’ın askeri komutanı oldu.
Biz o dönemde tüm direnişçi gruplara yardım ediyorduk. Lübnanlı birçok örgüt “biz el-Fetih’ten değiliz; ama sizden eğitim ve destek almak istiyoruz” diyordu. El-Fetih de onlara sadece İsrail’le savaşmaları şartıyla silah ve imkan sağlıyordu. Filistin ve Lübnan dışındaki örgütlere bile…
Ben de bu çerçevede İran’la irtibata geçtim. Şehit Muhammed Montezeri, Celaleddin Farsi, Şehit Muhammed Salih Hüseyni, şehit Dr. Mustafa Çamran gibi Şah rejimi karşıtı olan İranlılar Lübnan’a gelirlerdi. Elbette gezmek için değil, mücadele etmek için… Gelirler ve el-Fetih’ten imkanlar alırlardı, bazıları İsrail’e gidip el-Fetih için istihbarat toplarlardı. O dönemde İran pasaportu ile İsrail’e gidilebiliyordu. Benim İran’la ilişkilerim de bu yolla oldu.
Ben Filistinlilerle İran arasındaki ilişkilerden sorumluydum. İran’dan gelen devrimciler, Beyrut’un güneyindeki Damur kampına giderlerdi, o sırada İmad Muğniye de orada bulunuyordu. İranlıların geldiği bir başka kamp da Sur kentinde bulunuyordu. Özellikle Celaleddin Farsi’nin ve Muhammed Montezeri’nin grupları buraya gelir, silah ve patlayıcı eğitimi alırdı.
El-Fetih’in ilişki biçimi son derece açıktı, kim gelse yardım alırdı. İmad da benim yanıma geldi askeri eğitim aldı. Bir defasında bana gelip silah ve başka teçhizatlar istediğini söyledi. Ben de bende olmadığını, bu konuyla ilgili olarak Yaser Arafat’ın Yardımcısı Halil el-Vezir ile konuşmam gerektiğini söyledim.
Ebu Cihad’a gidip yabancı bir grup el-Fetih’ten mücadele için imkan ve destek istiyor dedim. O, “Siyonistlerle mi savaşmak istiyorlar?” dedi ben, evet cevabını verince, “tamam sorun yok onlara silah ver, bir gün gelir onlar da kendi imkanlarıyla İsrail’e karşı mücadele ederler” dedi.
Bu tarihi bir cümledir. Bu yüzden İmad Muğniye şimdi Filistinliler tarafından tanınıyor. Filistinliler, “Hacı İmad, Filistin’in kurtuluşu için daha önce el-Fetih’te eğitim gördü” derler.
-Sizce bunun sebebi ne olabilir?
-Nakkaş: Çünkü Hacı İmad tüm bu gruplarla operasyon ilişkisine sahipti. İmkanları ondan alırlar, taktikleri ondan öğrenirler istihbarat elde ederlerdi. İlişkileri çok sıkıydı. El-Fetih’te İmad’la olan ilişkime başka biri daha şahittir. Belki onu daha sonra açıklamak mümkün olabilir. 50 Kişilik bu kampta bulunanlar eğer hatırlıyorlarsa bunu açıklayabilirler.
-Siz, onu İmad ismiyle mi tanıdınız?
-Nakkaş: Hayır, başka bir isim kullanıyordu; ama onların tümünün güney Lübnan’ın çocukları olduğunu biliyordum. Herkes benim yanıma gelirdi, ticaret yapmak isteyen gelir danışırdı, tahsil yapmak isteyen gelirdi. Örneğin şu an kendilerince bir şey olan Lübnan ulemasından 15 kişi şu an Kum’da bulunuyor. Ama ben şimdiye kadar onunla irtibatlı olduğumu söylemedim.
-Şehit Muğniye’nin Yaser Arafat’la ilişkisi nasıldı?
-Nakkaş: Arafat’la ilişkisi birinci derecedendi. Siyasi ihtilafları vardı; ama Hacı İmad, “Bu Arafat, hain değil, çok cesur biri. Ben onun için bir şeyler yapabilirim” derdi. Arafat’la ömrünün sonuna kadar gizli ve iyi ilişkiler içerisindeydi. (*)
-Bazıları Muğniye’nin Güç 17’den olduğunu ve Arafat’ın kişisel korumalığını yaptığını söylüyor. Bu doğru mu?
-Nakkaş: Hayır, doğru değil. İmad Güç 17 içindeki bazı kişilerle irtibat halindeydi; fakat bu grup içinde değildi. Bu birimle ortak işler yapmış olabilir. Ama Arafat’la ilişkisi şahsiydi ve çok yakındı. 1990 yılında Fransa’daki cezaevinden serbest bırakıldıktan sonra Tunus’a gittim ve Arafat’la görüştüm. Ona güney Lübnan’dan bahsettim. O dönede Emel, Hizbullah ve el-Fetih arasında çatışmalar vardı. Ona el-Fetih’in de Hizbullah’la işbirliği yapması ve mücadele etmesi konusundaki ısrarımı dile getirdim. O bunun zor olduğunu ve olmayabileceğini söyledi. Uzun bir tartışmadan sonra “Ben Lübnan’a geri dönüş konusunda görevimi yapar ve dönüp mücadele ederim; ancak Hacı İmad’ın bunu kabul etmesi şartıyla” dedi.
Ben bunu duyunca şaşırdım. İlişkilerinin ne kadar sıkı olduğunu Arafat’ın ağzından duymuştum. Daha sonra Lübnan’a döndüm ve Hacı İmad’a sordum.
-Bu söylediğiniz ne zaman oldu?
-Nakkaş: Saddam’ın Kuveyt’e saldırmasından iki hafta sonra, yaklaşık olarak 1990 yılının ekim ayında. Hac İmad bana: “Evet ben Arafat’la ilişki içindeyim, ancak onun Lübnan’a dönmesini uygun görmüyorum. İsrail’le mücadele konusunda en önemli şey, güney Lübnan’daki mücadeleyi Lübnanlıların, Filistin’deki mücadeleyi de Filistinlilerin vermesidir. Bu topraklar benim olduğu için buraların köylerini, şehirlerini ben başkalarından çok daha iyi biliyorum” dedi. (**)
-Siz Hac İmad’la beraber ortak operasyonlara katıldınız mı?
-Nakkaş: Hayır.
-Onu son olarak ne zaman gördünüz?
-Nakkaş: 33 Günlük savaştan sonra, yaklaşık bir yıl önce.
-Morali Nasıldı? Zafer kazanıldığını düşünüyor muydu?
-Nakkaş: zafer kazanıldığına dair güçlü bir inanç taşıyordu. İmad, savaş sırasında yapılan hataların değerlendirildiğini ve giderildiğini söyledi. Büyük bir teşkilat kurmuş ve geleceğe dair programlar yapmıştı. Onun benden öğrendiği şeylerden biri şuydu: O, benim yanımda bir genç olarak bulunduğu dönemde Cebel Lübnan’da Lübnanlılar arasında çatışmalar vardı. Ben o sırada güney Lübnan’a gitmiş ve program yapmıştım. Ben yaptığım her program konusunda konuşur, bu planı şimdi gelecek için yapıyoruz, siz daima siyonistlerden bir adım ilerde olmalısınız derdim. Yani siz bir köşede oturup, İsrailliler gelince şimdi ne yapacağız dememelisiniz. Siz daima geleceğe hazırlıklı olmalısınız. Örgütünüz, hazırlıklı olmalı, güçleriniz hazırlıklı olmalı. İstihbarat toplamalısınız. İsrail saldırdığında ona cevap vermek için imkanlarınız hazır olmalı. Hac İmad, bu aşamanın çok önemli olduğunu biliyordu. Bir veya bir buçuk yıl sonra da aynen öyle oldu. İslam Devriminden bir yıl önce İsrail geldi ve Litani nehrine kadar güney Lübnan’ı işgal etti. O dönemde Hizbullah’tan önce güneyde ilk direniş grubunu ben kurdum, el-Fetih’ten bağımsız olarak…
-Bu grubun adı neydi?
-Nakkaş: “Lübnan Arap Hareketi”. Hatırlıyorum, o zaman Ebu Cihad’a İsrail, artık Filistin’le yetinmeyecek, güney Lübnan’ı ve Lübnan’ı elde etmek için de hazırlanıyor. Eğer el-Fetih dışında Lübnanlılardan oluşan bir hareket kurarsak daha iyi olur demiştim. Çünkü Lübnanlı gelip ben Filistin için savaşıyorum demeyecek, ben kendi ülkem için savaşıyorum diyecek. Ben gidip bu örgütü kurdum ve İmad da bu örgütün bir üyesi oldu.
-Siz, İmad Muğniye’yle 1977’de tanıştığınızı söylüyorsunuz. O dönemde Emel adlı Şii bir örgüt vardı ve askeri kanadı da bulunuyordu. İmad niye bu örgüte gitmedi?
-Nakkaş: Zaten Emel örgütü de bizim yanımızda eğitim görüyordu. O dönemde askeri operasyon yapmak isteyen herkes el-Fetih’in yanına geliyordu. Ayrıca şuna da dikkatinizi çekeyim ki o dönemde Emel örgütü bir mümin örgüt olarak söz konusu değildi. Emel’in Şii olduğu doğru; ama Hizbullah gibi değildi. Şii idiler; ancak namaz kılmak ya da kılmamak onlar için önemli değildi. Ama İmad, Allame Fadlullah’ın yanına gidip gelmeden önce de mümindi, namaz kılardı ve Emel’in onun derdine derman olmayacağını görüyordu. İslam Devrimi’nin zaferinden sonra Emel’in çoğu mümin oldu.
O dönemde Lübnanlı partilerin çoğu, yaklaşık yüzde 70’i Şii idi; ama Şii komünist veya Şii nasyonalist… Bu partilerin liderleri Hıristiyan’dı; fakat teşkilatlarının yüzde 70’i Şii’ydi; ancak mümin ve inançlı Şii değildiler.
Fakat İslam devriminden sonra her şey değişti. Şunu bilin ki İmam Humeyni sadece İran’da değil, sadece Lübnan’da değil… Avrupa’ya bakın… Salman Rüşdi olayında, İmam’ın fetvasından sonra dünyada devrim oldu. İmam’ın Salman Rüşdi konusundaki fetvası, büyük bir şey olmayabilir; ancak İslam’la Batı arasında başlayan propaganda savaşından sonra Avrupa’daki her Müslüman tek başına da kalsa İslam’ı savunması gerektiğini düşündü.
-Bir dost olarak İmad’ı ne kadar seviyordunuz?
-Nakkaş: Yalnızca şu kadarını söyleyeyim ki, biri gelip, tüm varlığımı ve canımı, ömrünün bir saati için vermemi istese bunu İmad Muğniye’den başkası için yapmam.
-Şehadetinden sonra neler hissettiniz?
-Nakkaş: Onun şehit olmuş olmasından dolayı mutluyum. Şehadet onun için değerliydi, özellikle de zaferden sonra… Bu zaferden sonra tüm Arap halkları onu takdir etti. Şunu söyleyebilirim ki Hizbullah’ın komutanı olmasına rağmen, Hizbullah’ın gençlerinin bile yüzde 99’u onu tanımıyordu. Fakat şimdi insanlar onu anmak için sokaklara döküldü. Bu Hacı İmad aşkıydı; ama onun ismini ilk defa duymuş, resmini ilk defa görmüşlerdi. Peki niçin? Çünkü şehadetinden sonra onun ne büyük biri olduğunu anladılar. Şimdi her gün yüzlerce kişi gelip onun mezarının başında ağlıyor, Kur’an okuyor. Çocuklar da ağlıyor, yaşlılar da. Cezayir’de Kaltavan adlı yoksul bir bölge var. Buranın belediyesinin, toplantıya başlamadan önce İmad Muğniye için Fatiha okuduğunu ve toplantıya ondan sonra başlandığını gösteren bir film vardı internette.
-Batılıların İmad Muğniye’ye isnat ettiği terörist eylemler nedir?
-Nakkaş: Onların zararına olduğu için onun çehresini bu şekilde gösteriyorlar. O, hangi terörist eylemi yapmış? Beyrut’ta yılan güçlerine karşı mücadele etmek mi? Bu topraklar benim toprağım değil mi? Onların kendisi başlattı. Hatta Kuveyt uçağının kaçırılması olayı da… Kuveyt yönetimi Saddam Hüseyin’e milyarlarca Dolar verirken bunu ne için yapıyordu? Müslümanlar arasındaki savaş ateşini daha da alevlendirmek için. Bu bir terörizm değil midir? Kaldı ki Saddam’ın kendisi daha sonra Kuveyt’i işgal etti. Yani kime para verdiklerini, kimi güçlendirdiklerini bilmeyecek kadar ahmaktırlar. Bu tür çabalar boştur. Halkın gönlü İmad’la birliktedir. Şimdi doğan çocuklara İmad veya Rıdvan adını koyuyorlar.
-Ona yönelik terörist saldırı nasıl oldu?
-Nakkaş: Duyduğum kadarıyla son beş aydır, Lübnan dışındaydı ve dışarıdaki örgüt işleriyle meşguldü. Irak, Filistin ve Suriye gibi… Suriye’deki güvenlik ona Lübnan’daki gibi ihtiyatlı değildi. Suriye güvenliği bir noktaya kadar bu işi yapabilirdi; ama Lübnan’da kendi teşkilatları gibi bir teşkilatın olması gerekirdi. Bu bir zaaf noktasıydı. Artık, başka şebekeler için çalışan unsurlar veya Suriye’deki güvenliğinin Lübnan’daki gibi olmaması her neyse… O, İran’a da gitse, ona dikkatli olmasını, buranın o kadar güvenli olmadığını söylerdim. İslam cumhuriyeti olduğu doğru; ancak ABD için çalışan birkaç münafık, İran’da da olsan gelip sana suikast düzenler. O güvenliği İran’da da sağlayamazsın, burası senin kendi yurdun, yani Lübnan, güvenliğinin sağlanacağı en iyi yer.
-İmad Muğniye’nin gidiş gelişlerinde yanında koruması olur muydu?
-Nakkaş: Kimsenin kendisini tanımaması, kimsenin resmini görmemesi sebebiyle rahatça gidip gelirdi. Çeşitli isimlerle gider gelirdi ve kimse onun kim olduğunu bilmezdi.
-Biraz da onun özel ilgilerinden bahseder misiniz?
-Nakkaş: İmad’ın futbolu çok sevdiğini söylemem oldukça ilginç gelecektir. Hatta kendisi de güneydeki Dahiye’de yerel futbol takımlarında oynardı. Onunla futbol oynayanlardan belki birkaç kişi onun kim olduğunu bilirdi, diğerleri kimle top oynadıklarının farkında bile değildi.
-Onunla yaşadığınız güzel bir anınızdan bahseder misiniz?
-Nakkaş: Bir gün İmad Beyrut’taki evime geldi, çok mutlu görünüyordu. Ona ne oldu da bu kadar mutlusun dedim. “Maçta kazandık” dedi. Takım nasıldı? Güçlü müydü diye sordum, “Yok canım, halsizdiler, ekmek yememiş gibi dermansızdılar” dedi.
-Belli bir takımı tutar mıydı?
-Nakkaş: Hayır, öylesine kendi örgütü içinde oynardı. Onunla ilgili bir başka ilginç anımı anlatayım. Tahran’da bulunduğum bir gün kaldığım eve yakın bir caddedeydim. Birisi gelip başımın arkasından ellerini halka yaptı, böylece beni gafil avlamıştı. Onun yöntemi buydu. Siz onu her yerde arardınız, bulamazdınız; ama o sizi istediği anda bulurdu.
Onlar Filistinlilerin mücadelesinden dersler ve tecrübeler edindiler, onların hatalarını tekrar etmediler. Yapılan işler konusunda birçok notlar alırlardı. Bu işler doğrudur, bu işler hatalıdır… daha sonra bunları pratiğe dökmeleri için diğerlerine aktarırlardı. O, Allah’ın Kur’an’da dediği gibi İsrail’in bir gün gideceğine inanırdı.
Gördüğümüz her stratejinin kendine göre bir hedefi vardır. Bu stratejinin hedefi bellidir. Siz, bir hedef için on strateji geliştirebilirsiniz; fakat onun sonuca ulaşıp ulaşmayacağından emin olamazsınız. İsrail’in yok olması hedefi Kur’an’da yazılmıştır. Bunun gerçekleşeceğinden eminsinizdir. O halde yapmanız gereken doğru bir strateji geliştirmektir. Ciddi çalışmak ve bu hedefe varmaktır. Fakat izlediğiniz bu çizgide hedefinizin yüzde yüz gerçekleşeceğine inanabilirsiniz. Bu, kalbi, ruhi ve zihni inancınızı beraberinde getirecektir.
Hacı İmad, “Bu işe girip bizimle birlikte olacak adamların ciddi olması gerekir, siz herhangi bir ordu değilsiniz, siz Allah’ın ordususunuz. Siz her taktiği kullanamazsınız” derdi. En küçük konuda bile görüşü vardı. Bir kişinin giydiği ayakkabıda bile onun görüşü vardı. Yani benim tecrübeme göre bu ayakkabı veya bu elbise iyidir veya kötüdür veya bu silah diğerine göre daha iyi çalışır. Her konuya çok dikkat gösterirdi. Siz bunu dünyada ender görürsünüz. Yani hem taktik anlamda hem de stratejik anlamda…
Dünyadaki bazı ordularda subaylar yalnızca strateji okurlar. Bazıları ise bizzat meydanda bulunurlar, operasyoneldirler, yani sahnede ve mücadele alanındadırlar. Ama o hem stratejiye dahildi hem de taktiğe, hatta propagandaya… Duyduğuma göre o el-Menar televizyonundaki propagandalara ile görüş bildirirdi. Ona “Siz televizyonculuğu nerde öğrendiniz?” diye sorarlardı. O da “Hiçbir yerden, yalnız çok televizyon izlediğim için bunları biliyorum” diye cevap verirdi.
Kısaca her konuda son derece hassas görüşlere sahipti. Yani “iki güzellikten birisi, ya zafer veya şehadet” hamd olsun ki gördüğünüz gibi o kendisi için şehadeti, Hizbullah için de zaferi kazandı.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv