AMERİKANCI İSLAM SORGULAMASI -1- ÜSTAD HİZBULLAH HAKVERDİ
Bu yazı kez okundu.
25 Şubat 2014 16:16 tarihinde eklendi

(Bu bölüm Üstad Hizbullah HAKVERDİ’nin 1989 yılında “Şehadet” dergisinde yayınlanan makalelerinden oluşmaktadır. Yapacağımız paylaşımlar iyi analiz edildiğinde Amerikancı İslam’ın tarihsel kökeni ve bugünkü hali gayet net olarak anlaşılacak ve 1989 yılında yazılan bu makalelerin bugüne de ışık tuttuğunun farkına varılacaktır.)

Bismillahirrahmanirrahim

Şu muhteşem kainatı “tekvini” kanunlarıyla tanzim ve tedvir eyleyerek zi-şuur mahlukatı için teshir ve tezyin kılan; fani beşeriyeti ise, “teşrii” kanunlarıyla şeref-yab kılarak tenvir ve ibka eden Rahman-ir Rahim ve Rabbul’alemin olan Allah-u Teala (c.c.)’ya zerrat-ı mevcudat adedince minnet, şükran ve hamd-ü senalarımızı arzederiz. Ve, Mübelliğ-i Din-i İslam olan Enbiyaya, hususen “Son Nebi” ve Fahr-i Alem Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a.), Yüce Ehl-i Beytine (a.s.), Ezvac-ı Tahiratına, Eshab-ı Kiramına, her asırdaki vasilerine, İmam-ı Zaman’a ve “Hizbullahi” cemaatına katarat-ı alem sayısınca salat-ü selamlarımızı takdim ederiz.

-1. Bölüm-

Malum ola ki; tüm kainatı, gökleri, yeri ve içindeki bütün varlıkları yoktan var eden, varlıklarını devam ettiren, tedbir ve tedvirini gören (1) Allah-u Teala’dır (c.c.). Yarattığı bu mülkün yegane sahibi O’dur.(2). Asla ortağı olmayan ve tek ilah olan (3) Allah’ın (c.c.) benzeri olmadığı gibi, misli gibisi de yoktur(4). Yerin, göklerin ve bütün mahlukatın hükümranlığı ve tüm hakimiyet hakkı O’na (c.c.) aittir(5). Emr’in yani iş, idare ve yönetimin her türlüsü yalnız ve yalnız O’na (c.c.) mahsustur (6). Cin ve insanlar sadece Allah’a ibadet etmek, yani ububiyet, rubububiyet ve uluhiyetin tüm yönleriyle Allah’ın mutlak otoritesini kabullenmek ve O’na boyun eğmek maksadıyla yaratılmıştır (7). hele zi-şuur mahlukat içerisinde mümtaz bir mevkii bulunan insan, kainatın bir özü, özeti ve Esma-i İlahiyye’nin bir ayine-i cami olma hasiyetiyle bir ahsen-i takvim suretinde yaratılmış(8) ve bununla diğer varlıklardan üstünlüğü isbat edilmiştir.

Böyle mümtaz bir varlık olan insanın imtihan amacıyla şu dünyaya geldiği bedihidir. işte bu bedahat derecesinde açık olan durumu, insanları kendi nefisleri üzerine şahit tutarak tescil ettirmek amacıyla Yüce Mevlamız (c.c.), “Elestü bi Rabbikum” sualine karşı “bela” cevabını almak suretiyle insanlardan, kendisinin tek ilah tek Rab olduğuna dair ezeli misak almış(9), bu ahhdü misakın gerekliliğinin yerine getirilmesi, yani yüce Allah’ın mutlak hakimiyetinin, uluhiyetinin ve rububiyetinin yeryüzünün tümünde ikame edilmesi için Hz. Adem (a.s.) ilk insan ve ilk halife olarak yaratılmıştır(10).

Ben-i Ademin uyacağı ve Allah-u Teala’nın razı olacağı din İslam’dır(11). Zira, Allah’ın indinde İslam tek ve yegane dindir(12). Hakkı ve adaleti temsil eden bu ilahi dinin yeryüzüne hakim kılınması ve böylece onun zıddı olan fitne ve fesadın ref edilmesi için cehd-ü gayretin amansızı olan mukatele (vuruşma-çatışma ve savaş) farz kılınmıştır(14).Çünkü, esas olan Allah’ın hakimiyetini ve hükümlerinin mer’iyyetini temin etmektir. Bu nasıl ve hangi yolla yapılabilinirse , öyle yapılır ve o yola başvurulur. İnsanlığın yaratılış gayesi ve imtihandaki espri, ezeli misaka bağlılık, ubudiyet bunu gerektirir. Allah’a ahirete nübüvvet imandan sonra ameli salih üzere bulunmaya ve onun müradifi olan Allah’a ve Resulüne itaat etmeye(15) teşvik eden yüce Rabbimiz, böylece insanlığa gerçek hürriyet ve kurtuluş yolunu göstermiştir. İnsanların yine kendileri gibi aciz ve zelil bir insanı Rabb kabul etmesi(16) veya Rabb’lık taslaması(17) gibi bir zillet, vahşet ve delalet tahayyül edilebilir mi? Cansız, ruhsuz, şuursuz mahlukata(18) bu tür bir payenin verilmesi, ondan da beter bir belahet ve hamakatlık öreneği olmaktan başka ne olabilir? İşte İslam’ın ilahi çağrısı, bu tür vahşet ve esaretten kurtulma, kainatın yüce Halık’ı olan Allah-u Teala’ya kul olma ve şeref-izzet bulma çağrısıdır.

Bu cümleden olarak, şeytanın-tağutun diğer insanların ve mahlukatın bağından, tuzağından ve esaretinden kurtulmak şart olduğu gibi; nefis-heva-heves-şehvet ve dünyanın da zincirlerinden kulluklarından kurtulmak şarttır. Gerçek hürriyet, şahsiyet ve kulluk ancak o zaman gerçekleşmiş olur. Bu hususta yüce Rabbimizin yüzlerce eğitici öğretici ayetleri vardır. Mesela; “nefislerinizi tezkiye etmeyin (temize çıkarmayın)…”(19), çünkü kendi başına kalınca ve Rabbimizin rahmeti koruyucu olmayınca “muhakkak ki her nefis kötülüğü emreder…”(20) “nefsinizi ve ehlinizi nar’dan koruyun…”(21) “…nefsinin şuhh’undan (hırs,istek ve iştahından) korunanlar felaha kavuşmuş olanlardır.(22)” “İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unuturmusunuz?”(23). Nefsin kendi yapısında şuhh (iştah, hırs) vardır(24). Nefis daima levm edilmeli, kınanmalıdır (25). Bu hususta pek çok ayetler ve yüce Resul-ü Ekrem’den (s.a.a.) sayısız örnekler vardır. Nefislerine ve heva ve heveslerine uyanlar helak olmuşlardır. Bunun için yüce Allah (c.c.) mükerreren “nefsinize tabi olmayın; heva ve hevesinize uymayın”(26) diye rahmetiyle tenbihatta bulunmaktadır. “Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. (her nevi) fuhşiyattan, münkerden ve bağy dan da nehy ediyor…”(27)

Yüce Rabbimiz, “ salatı huşu ile ikame etmemizi, zekâtı vermemizi, iffetimizi korumamızı, lağviyattan uzak kalmamızı,emanete ve ahde riayetkar olmamızı,istikamet üzere olmamızı,kizb’den uzak sıdk üzere bulunmamızı, sabr-u sebat etmemizi,hülasa “amel-i salih’ ile ( bütünüyle) âmil olmamızı” emir ve talep buyurmaktadır (28). Takva’mn değişik (her) yönüyle mücehhez bulunmak icâb eder (29). Çünkü takva, kişiyi Allah-u Taala’ya (c.c) rabt eden İlahi bir iksirdir,kişi onunla Sultan-ı arz ve semavatm bir abd-i memlûkü olduğunu idrak eder. Ve Allah-u Taala’mn indindeki ‘üstünlük’de tek ölçü de takva’dır (30). Bundan dolayı, birrü takva üzere teavün (yardımlaşma) Allahımızın emri gereğidir (31).Farz ve nafile oruçlarda, çok hikmetlerin olduğu ma’lûmdur. Tevhid dininin şanlı temsilcisi olan Hz. İbrahim’in İlahi emir gereği inşa ettiği beyt-ül haram olan ka’beyi, Allah-u Taala’nm insanlar için ‘kıyam’mahalli kıldığını (32) ,o mübarek beytüllahı ‘hac’ için tavaf-ziyaret eden müslümanlarm, orada Allah’ın ve Resülünün tüm müşriklerden ‘beri’ olduklarını ‘ ilan ’ etmelerinin gerektiğini (33)iKitabullah’dan öğrenmiş bulunuyoruz.

Allah’a karşı ihlas ve samimiyet üzere bulunmanın (34), kibir ve gururdan şidetle kaçınmanın (35) Allah’a kuvvetli bir yakin ve tevekkül ile bağlanmanın (36), fakir-fukara, yetim-miskin-sakat, mazlûm ve mustaz’afları himaye etmenin ve onlardan yana olmanın (37), kâfirlere karşı çok izzetli ve şiddetli,mü’minlere karşı gayet mütevâzi ve merhametli bir tavır takınmanın (3 8),her türlü şirk-küfür ve inkârdan şiddetle içtinâb etmenin (39),çeşitli fiıhşiyâttan ve zinâdan uzak kalmanın (40) ,Zulüm, kati ve cinayetten sarf-ı nazar etmenin (41),Faiz, içki, kumar, hırsızlık, gasb, rüşvet, ihtikâr, kul hakkı, batıl yolla kazanç’gibi…(42) münkerâtm hiçbirine yaklaşmamanın, “Allahın ayetlerini, semeni kalil mukabilinde satmamanm”(43 ),”hak ve hakikati gizlememenin” (44), “Kitabın bir kısmını kabul, bir kısmını da red ve inkâr etmemenin” (45),”hakkı batıl ile iltibas ettirmemenin (karıştırmamanın)” (46),’’kâfirleri asla dost ittihâz edinmemenin” (47),’’emâneti (yönetimi) ehline (mü’minlere) verip, kâfirlere bunu asla vermemenin” (48), “yalnız Allah’dan korkup, kâfirlerden asla korkmamanın” (49),’’kâfirlerin zenginliklerine- servetlerine gıpta etmemenin” (50), “Altın-gümüş vb. lerinin nefis için biriktirip saklanmamasınm” (51) ve..şeytanın süsleyip-yaldızlı gösterdiği “bir oyun,eğlence ve meta’ul-gururdan başka bir şey olmayan dünya hayatı’na (52) perestiş etmemenin..de ‘gerçek takva’nm gereği olduğu, ancak bu vb İlahi evâmire imtisal ve nevâhiyden içtinâb edilmekle tam müttaki olunacağı izahtan vârestedir.
Cenab-ı Hak, bunlar için “muhakkak ki akibet (sonuç) müttakilerindir. (53) müjdesini vermektedir.Zî-şuur mahlûkatmı, bâhusus kemal-i hilkat ve ahsen-i takvim olan insanoğlunu ‘UMMET- İ VAHİDE’ olarak yaratan (54) ve yeryüzünün ‘HALÎFELERİ’ kılan (55) Allah-u Teâla; göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği İlâhi emaneti yüklenme mükellefiyeti altına giren (56) kullarından dilediğini aziz eder, dilediğini de zelil eder (57). İzzet ve şeref Allah’indir (58) ,Resulullahm, ve müminlerindir (59).

Gerçekten iman edenler, elbette en üstün olan onlardır (60).Bu da, yeryüzünde Allahın hilafet vazifesini hakkıyla yerine getirmesiyle;Allah’ın dininin mutlak ve kesin hakimiyetini sağlamak amacıyla canıyla- malıyla-diliyle ve tüm varlığıyla Allah yolunda cihad etmesiyle mümkün olabilir (61). Ferdi olmaktan çok, içtimâi (toplumsal) bir din olan İslam’ın tam hakimiyeti için “Sahib-î Emr bir imama itaat üzere bulunup, bölünmeden tek cemaat halinde ‘topluca’ hareket etmek” hem akim hem de dinin gereğidir. “Hablullah’a (Şeriat-ı İslâmiyeye) topluca (cemââthalinde) sımsıkı sarılın, fırkalaşıp bölünmeyin…” (62) “Allah’a ve resülüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz,( işte o zaman da) rüzgârınız ( gücünüz-devletiniz) gider…” (63). “ Düşmanlarınıza karşı ( her türlü) kuvvet hazırlayın…” (64) “ Sizden olan ulul’emr’e itaat edin…” (65), “ Allah yolunda takım takım veya topluca savaşın…” muhakkak ki Allah, kendi yolunda, birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak ( çarpışanları) sever.” (66). Cihad, dini ikamesi için şarttır.Mustazaf larm korunması (67) ancak cihâd’la mümkündür. Toplumdaki zalimlere karşı cihad’m farz kılmışı,İlahî bir mevhibedir; toplumun muvâzenesi ancak bununla sağlanır. Aksi taktirde mescitler ve tüm ma’bedler harab olur (68) ve toplumun bütün varlığı ve değerleri yok olur gider. Fitne’nin yeryüzünde kaldırılması ve dinin tüm cihana hakim kılınması hususunda cihâd-kıtal yapılınca, dünyevi ve uhrevi zafer- fetih ve nusret kapıları da açılmış olacaktır.Zira “Allah’a ( dinine) yardım ederseniz, Allah’da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (69) “ Nusret (yardım) Allahdan’dır; ve fetih de yakındır. (onun için) mu’mmleri müjdele!” (70). “ve emsalsiz bir zafer ile Allah seni ( düşmanlarına) galib ve üstün getirecektir.” (71).Zira; “…Muhakkak ki Allah, nurunu tamamlayacaktır, kâfirler istemesede…” (72) Bu İlâhî misyonu üstlenmeyen veya üstlenip de liyâkat göstermeyenleri giderip, yerlerine liyâkatli, “ Allahın sevdiği” ve ‘Allahı gerçekten seven’ kullarım getireceğini va’d eden (73) Yüce Allah,bu mümtâz kullarım, bilhassa ‘mustaz5 afları’ yeryüzüne vâris ( hâkim-idareci) kılacağını (74) tebşir etmektedir. Bu İlâhî va’d ve beşâret, herhangi bir zamanla mukayyed olmayan ve her asra şâmil olan ‘Sünnetüllah’ dandır. “Sünnetüllah (ise) asla tebeddül-tağayyür- tahavvül etmez (değişmez). (75).İşte; şimdi, elzem olan bu mukaddimeden sonra asıl konuya geçebiliriz.

1 -) Amerika, ‘Büyük Şeytan’demektir.Buna göre, Amerikanın ve Amerikancı İslâm’ın ‘deyim’ ve ‘anlam’ olarak iyice anlaşılabilmesi için ‘Büyük Şeytan’in (İblis’in) iyice tanınması gerekir .Aksi taktirde, konunun tamamen anlaşılması mümkün olmayacaktır. Evet; Allah-u Teâla, bütün mükevvenâtm Yüce Halikı ve Yegâne Mabudu olarak, ilk insan’ı (Hz. Adem’i) ‘Halife’ ünvanıyle yaratmıştır. Çin’den olan ve ateşden yaratılmış bulunan ‘Büyük Şeytan’ İblis’in de içerisinde bulunduğu melekler topluluğuna Cenab-ı Hak ‘imtihan amacıyla’ Ademe Secde Edin! Emrini vermiş, İblisden başka hiç kimse bu İlâhi emre muhalefet etmemiştir.(76) Bununla İblis, açıkça Rabb’ül Âlemin olan Allah’a karşı baş kaldırmış, kafa tutmuş ve isyan bayrağını açmıştır. Böylece ilk, öncü ve Baş Şeytan rolünü üstlenen İblis, bu tutumunu ‘akli-mantıki’ gerekçelerle savunmağa; ’Adem topraktan yaratıldı, ben ise ateşden yaratıldım.Ateşde topraktan üstün olduğuna göre; ben de Adem’den üstünüm..Nasıl olur da O’na secde edebilirim?” şeklinde (77) itirâzlar ileri ileri sürmeğe, yani “Akılcılık” yapmağa başlamıştır.Böylece İlâhî huzur ve rahmetten “Melun” ve “Recim” olarak tard edilen iblis; İlâhî hakimiyet ve adelete karşı koyabilmesi, insanları Allah’a ubudiyetten çevirip kendisine tabi kılabilmesi, hevâ-heves vb. putçuklara ‘Kul’ edebilmesi için Alllah-u Taala’dan wgüç’ ve ‘mühlet’istemiş, bu isteği de kendisine verilmişti,r (78)Tüm insanlığı sapıtmak, büyük bir çıkar ve nüfuz hegamonyası kurmak amacıyla ‘mutlak put,mücerred tağut ve Büyük Şeytan’olarak faaliyete geçen İblis, ilk olarak “baş düşmanı” olan Hz Adem’e ve eşi’ne iğva vermiş; Cennetten ihraç edilmelerini sağlamış (79),Hz. Adem’in iki oğlu (Habil ile Kabil) arasına soktuğu fitne ve fesât ile tağuti-zalim beşeri düzenlerin ilk tohumunu atmış (80), Allah’a olan ‘insanları idlâF va’dine sadakatini göstererek insanlık hayatını zir-ü zeber etmeğe ve zehirlemeğe başlamıştır.İblis, ‘Büyük Şeytan’ rolünü oynarken iki türlü ve iki yüzlü görünme ihtiyacı duymuştur: A-) Aleni, açık…Bu çehresi için Cenab-ı Hak,”Aduw’ün-mübin (açık düşman) tabirini kullanmakta,bu cihetten “Şeytana tabi olmamayı emretmektedir. Genel olarak İblis’in bu kanaldan te’siri çok zayıftır. B-) Gizli,kapalı; perdeli ve maskeli…’’İnsanların gönül ve sinelerine vesvese verme”, “ şirk- küfiir-tuğyan ve isyanı süsleme”, “ Hayırhah-dost bir yaklaşımla telkinde bulunma”, “ İnsanların damarlarındaki kan gibi kişilere nüfuz etme ve hücrelere kadar sızma” yolu ve şekliyle görünme …Faaliyette bulunma…İblis, bu tür Şeytani fonksiyonlarını icra edebilmek için“insanlarm,önlerinden-arkalanndan-sağlanndan-sollanndansızarak musallat olmaktadır.”(81) Şeytan’m bu kanaldan te’siri çok büyüktür.Üstelik, insan yapısının “nefs, heva, heves, hırs, şehvet” gibi…duygularıyla şerre-fesada mütemayil bulunması, “ Dünya hayatının da ‘aldatıcı’ bir meta oluşu” ‘ Büyük Şeytan’ İblis’in işlerini daha da kolaylaştırmaktadır. Adeta; insandaki bu iç yapı, İblis’in öncü kuvvetleri ve ‘ileri karakolları’ rolünü oynamaktadır. Bundan dolayı, Cenab-ı Hak tarafından ‘Şeytanın izlerine tabi olunmaması, vesvese ve süslemelerine -aldatmalarına uyulmaması” konusunda insanlar ikâz edilmiş, şeytanın bu tür (tüm) şerrinden-fitnesinden ve iğfalinden kendisine ‘istâzede’ bulunulması dersi verilmiştir.(82) Ve yine İblis, bu ‘iki türlü’ fonksiyonunun ‘her birini’ yine ‘ikişer’ kanaldan icrâ etmektedir: a-) Bizzat., b-) Bil’vasıta…Bizzât icrâ ettiği fonksiyon, vâsıtalı olarak icrâ ettiği fonksiyona ‘kıyasla’sönük kalmaktadır. Zira İblis’in yaptığı büyük çabalar neticesinde cin’den-ins’den şeytanlar oluşmuş, yalnız olan ‘Büyük Şeytan’ böylece sâdık avânelere- yardımcılara kavuşmuştur.Cin’den ve İns’den oluşan bu şeytanlar (83), ‘Baş Şeytan’ iblis tarafından ‘süvâriler-piyadeler’ halinde insan hayatının tar-u mâr edilmesi ve yegâne meşru nizam olan ‘fıtrat (İslâm) dininin’ bozulması veya te’şirinin yıkılarak ‘hayatın fesâda uğratılması’ için sevk edilmektedir (84). İblis’in (avâneleriyle – yandaşlarıyla) yaptığı bu vasıtalı faaliyetler’de Cinni Şeytanlardan çok, İnsi Şeytanların daha başarılı olduğu görülmektedir.Zira; ’hem cins’lerin, ‘akran ve ‘aynı sınıfı oluşturan’ larrn ve ‘aynı hayatı paylaşarak’ ‘aynı toplumda yaşayanların’ birbirlerine daha kolay yoldan yaklaşabilecekleri ve daha fazla te’sir edebilecekleri bedihi bir gerçektir ve yaşanan bir vâkıâdır.

İşte; ‘Büyük Şeytan’ İblis’in yeryüzünün ‘Hakimiyetini ’ -haşa- Allah’ın elinden alarak, kendi eline geçirebilmesi, yeryüzündeki nizam, huzur, saadet ve asayişi bozabilmesi ve insan hayatını bir ‘mezbelelik’ haline getirebilmesi, kısaca ‘Allah’a olan kin-hmç ve hırsını tatmin edebilmesi için’ yaptığı faaliyetleri, büyük ölçüde kendine bağlı insi ‘hizipler’ aracılığı ile yapmaktadır. ‘Büyük Şeytan’, ‘Başkomutan’ İblis’in ‘Emperyalist’ hedeflerinin gerçekleştirilmesi için harekete geçen bu şeytani güç ve hiziplerde, ‘Büyük Şeytan’ dan aldıkları dersi ve stratejiyi ‘aynen’ uygulayarak insanları ‘değişik görüntü ve yaklaşımlar la’ ifsâd etmeğe, ‘ma’budlarT olan ‘Büyük Şeytana’ kul, köle ve hizmetçi kılmağa çalışmaktadırlar. Allah’ın ve Allah’ın yaratıklarının, bilhassa insanlığın ‘baş düşmanı’ olan İblis ve onun şeytani hizipleri- havarileri, ferd ve toplumlan ‘esir’ ve ‘istila’ amacıyla yaptıkları faaliyetleri (fısk-u fücurlukları, zulüm ve kâfirlikleri…) dünyanın şâir yerlerinde her ne kadar açık ve aleni ise de, müslüman toplumlarda ‘büyük ölçüde’ gizli ve kapalıdır, yani ‘münafıkça’dır. Bu tür (münafıkça) çalışmaları için, insan’m fıtri ve beşeri gaflet ve za’Ayetlerinden istifâde eden ‘Büyük Şeytan’ ve ‘ona bağlı’ olan ‘hizipler’, put ve tağutlar, müslümanlar arasında (münafık olanların dışında da) kendileri için ‘destekler’ elde etmiş, bu (güyâ) müslim destekçiler sâyesinde İslâm aleminde de hakimiyeti (egemenliği) ele geçirmişlerdir.

‘Büyük Şeytan’m ve uşaklarının egemenlik sahasını ‘genişletmeğe’, koca İslâm alemine de şâmil kılınmasına ‘yardımcı’ olan müslümanlar(?); 1-Bilinçli. 2- Bilinçsiz., olanlar, diye ikiye aynlmaktadır.(münâfıklar, bunların dışında olup, ayrı bir kategori teşkil ederler). Ki; onların, bilhassa İslâm alemindeki yönetimde rolleri vardır; münâfık-kâfir rejimlerin hakim elemanlarıdır. Bunlar, Amerikancı İslâm’ın altyapısını oluşturmakla görevli ‘Büyük Şeytan’m uşağı, bağımlısı, avânesi ve hiziplerini oluştururlar.) Bu iki sınıf müslümanlar(?), ‘Büyük Şeytan’ ve avânelerinin yönlendirmeleri ile müslümanlara yönelik ‘İslâmi(?)’ faaliyetlere başlamışlar; ‘Büyük Şeytan’ ve ‘avânelerinin’ ‘itiraz’ edemeyecekleri’ yeni bir İslâmi anlayış geliştirmeğe çalışmışlardır.Bu ‘İslâmi-bilimsel(?)’ gelişmeler, ‘Büylîk Şeytan’m ‘Dünya Sömürgeciliğine’ ve vahşiyâne emperyalizmine ‘gölge’ etmeyecek, halel getirmeyecek, ‘egemenliğine’ müdâheleyi sonuç vermeyecek bir seyir çizgisi takib ettiğinden, hatta İslâm aleminde ki istilâ hareketlerini ‘kolaylaştırıcı’ emperyalizmin’ dahildeki ‘atlama tahtaları’ve ‘ileri karakolları’ mesâbesinde bir yapı, özellik ve karakter taşıdığından dolayı ‘Büyük Şeytan’ ve ‘hizipleri’ tarafından takdirle karşılanmış ve büyük ölçüde ‘destekler’ sağlanmıştır. Yeryüzünde iki otorite görülmektedir.Biri: Fıtri-tabii ve meşru olan ‘İlâhî otorite’ ve hakimiyet. Diğeri ise: Sun’î, tufeyli, tuğyanî ve nâmeşru olan ‘Şeytanî ve tağutî otorite’…İşte İblis, bu ikinci otoritenin yerleşmesi için bütün gücünü sarf ederken, halkı müslüman olan toplumlardaki ‘otoritesini’, biP-hassa- (kendi yorumundan kaynaklanan) yukarıda bahsi geçen iki sınıf müslümanlann, yeni-orijinal İslâmi anlayışlarının yaygınlaştırılma faaliyetlerinden dolayı gerçekleştirmektedir. Adı İslâm, fakat seyir çizgisi gayr-i İslâm olan bu âkım; Allah’ın yüce dini olan İslâm’ın çizdiği sınırlara göre değil; İblisin (Büyük Şeytanın) çizdiği tağuti sınırlara, kurallara- hükümlere- prensiplere göre ‘kitleleri’ eğitmekte ve yönlendirmektedir, Bölgesel uşaklar (hizipler) ise; bütün imkânlarıyla ‘efendileri-patronlan’olan İblis’in (Büyük Şeytanın) çıkan, itibari, nüfuzu, hırs ve iştâhı ve dünya egemenliği’nin tahakkuku ve devamı için çalışmaktadır. Bu kadar avantajlara sahib bulunan ‘Büyük Şeytan’,artık rahat rahat tarihi rolünü ve misyonunu icrâ etmekte, kendisine bu’ortamı’ ve ‘otorite kurma’ imkânı bahşeden uşaklarına, biP-hassa- (bilinçli-bilinçsiz) bendeleri, hayranlan ve muakkibleri olan (mezkûr iki sınıf) müslüman(?) çevrelere minnet duygulannı dile getirmektedir…‘Amerika’; iblis’in, tüm rollerini ve görevlerini devr ettiği ‘İnsi Şeytanlann’, canlı birer put, mücessem birer tağut olarak ‘biraraya gelmelerinden’, ‘devlet olarak kurumlaşmalarından ’ vücut bulmuş ‘kollektif-birleşik Büyük Şeytan’ın sembolik bir adıdır.Bu Şeytan’ın; milyonlarca insi İblislerin vücuda getirdiği bir ‘Tuğyan-Zulüm- Küfür ve Şeytanlığın’ her türlü askerî, İktisadî ve teknolojik güçle mücehhez bir ‘devlet mekanizması’haline geldiği nazar-ı itibara almırsa, “Vahşet” in sınırı bile tasavvur edilemez. Ki, biz buna yine de (kısaca) ‘Büyük Şeytan’ demekle iktifa edeceğiz. İşte; Amerikancı İslâm’deyimi buradan, yani ‘Büyük Şeytan’ Amerikanın Allah’ın yeryüzündeki hakimiyetini kaldırmak, kendi ‘Şeytani-Tağuti’ hakimiyetini kurmak ve onun devamını sağlamak için ve ‘bu amaca yönelik’ yeni bir İslâmi(?) anlayış geliştirme-yaygmlaştırma çabalarından kaynaklanmaktadır. Bu deyim ile, Amerikanın râzı olduğu ve yardımcı bulunduğu ve Amerikan çıkarlarına hizmet eden, Amerikan emperyalizminin hakimiyetini-yönlendiriciliğini-eğiticiliğini kabul eden-sözümona- bir İslâmi (?) anlayış kastedilmektedir.Yukanda izah edildiği veçhiyle; ‘Büyük Şeytan’m İslâm Alemindeki ‘Egemenliğinin’ te’sisinde ‘Dahili’ ‘hazırlayıcı’ Müslümani?) unsurlar, gerek bilinçli ve gerekse bilinçsiz olarak (‘zaluman-cehüla’mazmuuna lâyık ve masadak şekilde) bir pozisyon ve çaba içerisine girmiş; İslâm’ın “siyasî, içtimâî, İktisadî, cihâdî, hukikî ve inkılâbî…’’akşamını rafa kaldırmış (85) , müslüman‘Ulul Emr’e değil de kâfir yöneticilere (bilhassa, Amerikanuşaklanna) hûlusu kalp ile (vazifegörev (hizmet) mukaddestir”felsefesiyle) dalkavukluk etmiş, kendilerini ‘Bilgin’ kabul eden zürafa kısmı ise bu hususta fetvâlar uydurmaya çalışmıştır.

Şuhalde;Amerikancı İslâm deyimi ile Allah’ın hükümranlığından çok, Amerikan emperyalizmine teslim oluş: İslami yapıyı, ‘Şeytanî yapıya peşkeş çekiş ve İslam’ın adından da vaz geçmeyiş;hak ile bâtılı, tevhid ile şirki ve iman ile küfrü (siyâsî-içtimâî, askeri vs…alanlarda) birarada taşıyış ve bundan da rahatsız olmayış…Dünya egemenliğini ‘Büyük Şeytan’ Amerikaya terkediş;Dünya mustaz’atlarının ferdyadlârına “kulak tıkayış’; insanlığı ‘İslâm adına’ İdâreye talib olmayış; kısaca, İlâhi hitaba kulak tıkayış ve Emperyalist Amerikanın bütün emirlerine ‘Lebbeyk!. Lebbeyk!..’deyişler kastedilmektedir, kısaca…

2-) Kâinâtın Yüce Halikının ‘Yegane’ dini olan İslâm; insan hayatının bütün cephelerini ihata eden, ferd ve toplumun her türlü ihtiyaçlarına cevap veren bir hayat nizamıdır.Gerçek müslüman, ferdi ve içtimâi bütün mes’elelerini İslama göre halleden insandır. İslâm; tatbik edildiği sürece bir anlam ifâde eder.Gerçek İslâm için, Kitabullah ve Sünnet- Resülüllah gibi, elimizde ‘ölmez’ ebedi kıstâslar vardır.
İşte; bu İlâhî ve lâhutî ‘kıstâslar’ muvâcehesinde mes’eleyi ele alırsak, isabetli bir teşhis ve istinbâtta bulunmuş oluruz.Şöyle ki:Konuya üç temel zâviyeden yaklaşabiliriz:A-Pratik. B- Zihniyet. C-Yönetim. İnsanların pratiği, ameli ‘Neye’,hangi dine göre? Yön ve renk alırsa ona göre hüküm-değer alır.Ömeğin; insanlar, ferdî-ailevî ve içtimâî.. tüm problemlerini hangi dine göre hallediyorlarsa, hayatlarının tüm yönlerini hangi prensiblere göre ayarlıyorlarsa,kezâ ona göre bir kıymet ifâde eder.Sonra; insan, gerek ferd olarak ve gerekse toplum olarak ‘hangi düşünce yapısını’taşıyorsa, “hangi ahlâki ve kültürel değerleri” ‘ölçü’ olarak kabul ediyorsa, hangi fıkir- itikat ve ideoloji ‘hat-tı hayatını’ çiziyor ve bilinçlenmesini sağlıyorsa, oinsan veya insanlar (toplum) o etkilendiği ‘cephe’ nin temel taşı ve sabit elamanıdır, demektir. Ve yine; bir ülkenin ‘idaresi-yönetimi, mâhiyet-muhtevâ-şekil ve keyfiyet yönünden ‘neye göre?’; hangi dinin veya ideolojinin prensiplerine, hükümlerine göre ve kimin?
Otoritesine-hükümranlığına göre işlemekte-şekillenmekte ise ‘bu karakteriyle mütenâsib’ bir isim-hüküm ve değer alacağı kesindir.

Günümüzde, Allah’ın tek ve gerçek dini olan İslâm’ın; bu “üç boyutuna” birden hakim olduğu ferd-toplum ve devletlerin “İslamlığı”, gerçek İslam’dır. Çağımızın ‘Büyük Şeytan’ı olan Amerikanın (pratik zihniyet ve yönetim biçimleriyle) etkisini hissettirdiği ferd-toplum ve devletlerin iddia ettikleri İslâm ise, “Amerikancı İslam’ dır .Konuyu biraz daha tafsil edersek; Gerçek İslâm, ‘Allah’ın hakimiyetini’ esâs alır, onun için çaba sarf eder, yani “cihâd” eder.Gerçek İslâm, İslâmî bir bütün olarak ele alır; zira, İslâm’ın bölünmezliği ‘imani’ bir gerekliliktir.Gerçek İslâm, kâfirlerle ‘dostluğa’ vize vermez, hele kâfirlerin ‘vesayetine’ asla yanaşmaz.Gerçek İslâm, ferdi hayatiyle-giyimiyle-kuşamıyle ve tefrişatiyle ‘Peygamberleri’ örnek ve model’ kabul eder; kefere dünyasının örf-ü adeti, kılık-kıyafeti ve modası (mümkün mertebe) ona etki etmez.Gerçek İslâm, ‘mustaz’aflarm’ tahassüngâhıdır, mazlûmlarm ilticâgâhıdır; istikbara ve zalimlere hayat hakkı tanımaz, onlarla savaş, temel şiârlarmdandır.Gerçek İslâm, hak-peresttir, adalet-perverdir, cihan-şumuldür ve diğer-gâm’dır. Tarafgirliğe, haksızlığa, vatancı-ulusalcı-bölgeci-mezhebci-mezhebsiz (87) bir yapıya ve ‘neme lâzımcılığa’asla geçit vermez! Gerçek İslâm, yalnız ve yalnız ‘Allah’a ibâdet eder ve yalnız ona kulluğa çağırır’. Allah’m dışında kalan tüm varlıkların ‘egemenlik’ hakkını ve imtiyazlı sınıf anlayışını reddeder; insanın, insanları kul edinemeyeceğini savunur.Gerçek İslâm, kadım ‘aile vuvası’nm temel direği kabul eder, göz hapsini (nazarı) ve mâişet yükümlülüğünü ondan uzak tutar.

Gerçek İslâm, ‘Nebiler’silsilesini, bâhusus Son Peygamber Hz.Muhammed Mustafanın (asm) ve Yüce Eshabmm (R.Anhüm) pratik hayatlarını örnek ve esas alır; takva’dan ‘cihada’, iktisâttan siyâsete ve hukuka kadar..tüm prensiblerini ‘onlardan’ alır ve onları ‘mücessem-müşahhas ve canlı kur’an’ telâkkil eder. Onların izlerinde yürümeyen ve Onların bağlı bulundukları prensiblere-hükümlere- kurallara bağlı olmayan tüm beşeri (ferd ve güçleri)’Tağut’ kabul eder.Gerçek İslâm, başıboş yaşamayı ve onu kabullenmeyi ‘fesad’ (anarşi) bilir.Bir gün bile müslümanlann ‘İmamsız’ yaşamalarının câiz olmadığını söyler; ve ‘İmam’m ‘tek’ olmasını esas alır, onun emri altında birleşmeyi kesin bir vecibe sayar.

Ve..Gerçek îslâm, günümüzde, işte bu mukaddes hedefleri gerçekleştirmek; îslâmın tüm dünyaya hakim tek din-kanun ve nizam olarak yayılmasını sağlamak; Tevhid bayrağını yeryüzünde dalgalandırmak ve Kelamullahı yüceltmek için ayaklanmıştır. Bu ayaklanma ve şahlanış, Büyük Şeytan’m tüm dünyadaki habis sultasının yıkılmasına ve tüm mutaz’afların kurtarılmasına kadar devam edecektir.Gerçek İslâm, dünya siyasetine ve yönetimine taliptir; yönetim şekli ne Demokratik, ne Lâik, ne Monarşik, ne Oligarşik nede Anarşiktir: Her yönüyle ‘İslâm’!.yine ‘İslâm’ve yine ‘İslâm’dır!.. Bu izâhlarla günümüzün gerçek İslâmî, yani İslâm İnkılâbı anlaşılmıştır, sanırım. Ve O’na (İslam inkılâbına) ‘esâsda’zıt olan her türlü akımlar “Amerikancı” akımlardır; ‘İslâmi yaftalı’olan (zıt akımlar) ise, Amerikancı İslâmlar’dır (88) Amerikancı İslâm’ın (doğrusu İslâmlarm) günümüzdeki dini ve siyâsi tezahürlerine gelince:
Günümüz dünyasının, ‘Büyük Şeytan Amerika’nın tasallutu altında olduğu ma’lûmdur. Siyonizm’in iki kolu olan Kapitalizm – Komünizm İkilisi artık Amerikan güdümlü ‘Tek Güç’ hâline gelmiş; Avrupa ülkelerinde görülen ‘Amerikan Vesâyesi’ benzeri, hatta daha da beteri Rusya ve Çin gibi ‘dev’(Komünist blokun iki öncüsü olan) ülkelerde de başlamış; Amerikadan ‘tasdik’ görmeyen en küçük bir tavır ve hareket, artık görülmez olmuştur.Bpylece üçüncü dünya ülkelerinin tümü de (İran İslâm Cumhuriyeti Müstesnâ) tabiâtiyle, dolaylı veya dolaysız olarak ‘Büyük Şeytan’ Amerika’nın güdümü altma girmiş olmaktadır. Ki bu, inkârı gayr-i kabil bir realite olarak görülmektedir. Bu güdüm’den kendine düşen payı ve hisseyi hâliyle almış bulunan İslâm alemine nazar ederken; bu güdümü, yani Amerikancı tavrı (Amerikancı İslâmî) birkaç noktadan ele almak, konuyu bu boyutlarıyla incelemek icab eder: 1-) İdâre-devlet noktasından. 2-) Toplum ve toplumun genel yapısı, kültürü, değer yargısı ve bakış açısı noktasından.. 3-) Ferdi düşünce, hayat, ahlak, tavır ve hareket noktasından… I-) İran İslâm Cumhuriyeti’nin dışında kalan ve İslâm Alemi verilen tüm ülkelerin idâre usûlü,yönetim şekli ve devlet yapısı kesinkes ‘gayr-i İslâmi’dir. Lâik, Demokratik, Kapitalist, Sosyalist, Monarşik, Oligarşik, Kavmiyetçi vb. tağuti karekterli düzenler, halkı müslüman ülkelere-maalesef hakim olmuştur. Bahse konu ülkelerin yönetimlerinin başlarına ‘Büyük Şeytan’a (Amerikaya) gönülden bağımlı, sâdık hizmetçiler- uşaklar getirilmiştir; bu statü bugün halâ devam edip gitmektedir…

Şahlık döneminin ‘Amerikan Güdümlü İramnın’ basma gelen felâkete(?) benzer bir olayın (Büyük Şeytana karşı sergilenen şanlı inkılab ve muhteşem kıyamın), başka bir ‘uşak’ülkede de tekrarlanmaması için ‘alarma’ geçen ‘Büyük Şeytan Amerika’ ve ‘Avâneleri’, müslümankitleleri uyutmak-avutmak ve heyacanlannı söndürmek için çareler aramağa, bü hususta onbinlerce (psikoloji, pedegoji, sosyoloji, siyâsi, askeri, ekonomi vs…) üst düzey uzmanlarını devreye sokarak araştırmalara başlamışlardır. ‘Ambargolar-komplolar-boykotlar ve sıcak-soğuk savaşlarla beraber’ ve bunlardanda önemli “Amerikancı İslâm’ın” (zâten var olan) varlığının büyük ölçüde kuvvetlendirilmesi ve yaygınlaştırılması, böylece adı ‘İslâm’olan tüm hareketlerin ‘Büyük Şeytan’ m ve uşaklarının “Güdümü altına” alınması plânı en etkili ve en geçerli ‘çâre olarak kabul edilmiş ve hızlı biçimde uygulamaya konulmuştur.

İşte; bu plân gereği, Amerika (önce işgal vizesi verdiği halde) Afganistan İslâmi direniş hareketlerine ‘yardımlar’ yapmağa, haklarım savunmağa (?) ve Rusyayı kınamağa (?) başlamış; Pakistan-Suudi Arabistan gibi uşaklarının da aynı şekilde hareket etmelerini sağlamıştır.Türkiye gibi ‘radikal’ lâik-kemâlist bir devletin başında bulunanlar bile, artık İslâm’dan bahsetmeğe, Namaz-Oruç ve Hac gösterileri yapmağa, dine sahiblenmeğe (?), Allah’a kulluklardan dem vurmağa ve Kur’an’dan ayetler okumağa, hatta hükümler çıkarmağa başlamışlardır. Sudan, Bengaldeş, hatta Mısır gibi ülkeler, ‘Şeriâte- İslâmi Yönetime Geçiş’ çareleri (?) aramağa, bunun için Dünya kamu oyunun huzurunda beyânâtlar vermeğe ve bu amaçla (?) ilmi ‘ komisyonlar’(?) kurmağa, kısaca ‘Amerikancı İslâm’ın yeni stratejisini uygulamağa koyulmuşlardır. ‘Amerikancı İslâm’ın ‘merkezi’ durumunda olan Suudi rejimi, Ebu Leheblerin siretini hatıratını ihyâyı ve bu amaçla Amerikan uşaklığının gönüllü fedailiğini üstlenerek ‘Gerçek İslâm’ı imhâyı esâs gâye edindiği, tuvâlet ve banyolarını bile ‘altından’ kaplatacak kadar bir Fir’avnilik- tağutilik sergilediği halde (89); (önceden de var olan) İslâmi görünümünü daha da pekiştirmeğe, sık sık ‘Kâbe tavafları ve hizmetleri’ ve namaz kılma-müttâki görünme rolleri yapmağa, (mustaz’af halk için vaz olunmuş olan) -güya- şer’i hükümleri (ekseriyetle tağuti rejim muhalifi olanlara) uygulayıcı sahneleri (şer’i hükümlerin uygulanmakta olduğunu halka ihsâs ve isbât için) TV. ekranlarında görüntülemeğe (Amerikancı İslâm’a kamu oyu hazırlamak ve yapısını maskelemek için) ihtiyaç duymuştur.

Yine Suudi rejimi, bağımlısı bulunduğu ‘Büyük Şeytan Amerika’nın verdiği direktifler doğrultusunda hareket ederek, finansmanını birlikte sağladıkları (gerek direkt olsun,gerek Aramco petrol şirketi aracılığı ile olsun) ‘Rabıta-tül Alem-il-İslâmi5 (kısaca Rabıta) adlı ‘uluslar arası’ bir kuruluşu organize etmiş; kendi görevini (Amerikancı İslâm’ın baş rolünü) büyük ölçüde ona devretmiştir.Amerikan dolarlarıyla-Suudi riyalleriyle ve ‘Aramco’ nun petro-dolariarıyla (‘ücret’, ‘maişet’, ve ‘hibe’ adlan altında) büyük rakamlar Ödenerek ‘satm alman’-sözüm onlara-Uİemâ sınıfından yüzlercesi, bu fesât teşkilâtında ‘emirber nefer’ ve gönüllü asker olarak rol almışlardır .Başta İslâm ülkeleri (bil-hassa Afrikanin geri- fakir ülkeleri)olarak, tüm dünya da (Amerikanın ve tüm uşaklarının açık-gizli yardımları sayesinde) örgütlenen bu teşkilât, tüm İslâmi sahalara (Cami, Mescid, Yurd, Dernek, Cemiyet, Mekteb, Kültür Merkezleri, Basın ve Yayın, beynelminel kongreler-konferanslar- seminerler-organizeler gibi…) el atarak tüm dünyadaki İslâmi faaliyet ve hareketleri, ‘Büyük Şeytan’ adına ‘kontrol’ altına almağa başlamıştır. Bu tür kapsamlı faaliyetlerle ve oluşturduğu ‘Fetva Konseyleri’ vasıtasıyla verilen ‘Beî’ami’, ‘Süfyâni’ fetvâlarla yığınlan yönlendirme çabalanyla ‘Amerikancı İslâm’ m beyn’el-milePnâzımj ve nâşiri durumunda olan bu fesât şebekesi olan ‘Rabıta’nm gerçek çehresini (tafsilatlı bir biçimde) ve faaliyet sahaları ile muhtevâ-sınm teferruâtmı bu gibi kısa makalelerle tamamen açıklığa kavuşturmak mümkün değildir. Onun için, tüm Hizbullahîlerce, Amerikancı İslâm’ın dünya organizatörü olan bu uluslar arası fesât teşkilâtının bütün faaliyetleri yakından (adım adım) Ta’kib edilmeli, müslüman
dünya kamuoyuna anında duyurulmalıdır… Amerikan generali ve (sivil olan) Amerikanın İslâmabad büyük elçisi ile birlikte önemli askeri birlikleri ve hareketlerigözetlemek-denetlemek görevini ifâdan (?) dönüşte düşen uçağı ile (Amerikalı general ve Büyükelçisiyle birlikte) ölerek Amerikan güdümlülüğünü hayatının son dakikasına kadar devam ettiren ve bunu en son durumu ile de ispatlayan Pakistan’ın müteveffa Başkam Ziyâ, uzun yıllardan beri ‘İslâm’a geçiş, şer’i hükümleri uygulayış ve ortam arayış’? teranelerini vird-i zebân edinmiş; böylece ülke içerisindeki İslâmi potansiyeli ‘inkılabi’ olmaktan inhirâf ettirerek ‘ güdümlü-kontrollü’, yani Amerikancı yapıya kanalize etmeyi hedeflemiştir… Kısaca; Büyük Şeytanın Kuklaları olan günümüz İslâm dünyasının başındaki parazit güçler ve tağuti uşak devletlerin tümü aynı strâtejiyi-politikayı uygulamış ve uygulamaya devam etmektedirl er .Her ülkenin konumuna göre bazı nüâns farklılığı ve tatkik değişiklikleri göze çarpsa da; temel stratejilerin tümü ‘Beyaz Saray’ denen ‘karanlık mahfilden’ veya onun ta’yin ettiği-yetkili kıldığı mihrâklar tarafından çizildiği için zıtlık ve bariz farklılıklar aslâ mümkün değildir…

Şu hususa bilhassa dikkat çekmek isteriz, ki; İslâm ülkelerine tahakküm etmekte olan ‘tağuti’rejimlerin tamamı, ‘irtidâdi-küfri ve şirk’ düzenleri; başlarındaki ‘egemen’ parazitler de ‘tam mürted, yani kâfir’oldukları ve kendi ülke halklarını da bu doğrultuda eğitmeğe gayret sarf ettikleri halde; İslâmi terim,amel, ibadet, adet, örf, düşünce ve kuramlara izin vermeleri, hele son zamanlarda bunlara sahip çıkar görünmeleri; ‘münâfıkane-süfyani’bir şekilde hareket etmeleri, gerçek İslâm ve gerçek inkılâbi hareketler için çok büyük bir tehlike ve engel arzetmektedir. ‘Büyük Şeytan’Amerikanm bu iblisâne plâmnı- oyununu bozmak hususunda, hizbullâhî müslümanlann ve gerçek îslâma bağlı olanların azami ölçüde gayret sarfetmeleri, kendi bölgelerindeki ‘Amerikan Uşağı Tağuti Rejimlerin’ maskelerini düşürerek habis-münâfık çehrelerini dünya kamuoyuna göstermeleri ve böylece ‘yığınların’ dejenere olmamaları için her türlü şer’i yola baş vurmaları şarttır ve bu muzaaf İslâmi bir vecibedir. (Bizler gayret gösterirsek, Allah’ın da yardımı gelecek; Hac katliâmı ile Suudilerin Amerikan İslâmcılığı, ‘bir uçağın’ infilâkı ile de Ziyâ’nm kimliği halk tarafından -büyük ölçüde- anlaşılmış olmasına benzer olaylar olacak ve işlerimiz kolaylaşacaktır, inşaallah…) D-) ‘Çağımızın büyük şeytanı ve süper putu’ olan Amerikan emperyalizminin teknolojik devrimi, bunun neticesinde elde ettiği ekonomik kazançlar ve bu çıkarlarını korumak için ihtiyaç duyduğu askeri güc’ün verdiği avantajlar, dünyanm diğer ülke halklarında olduğu gibi; İslâm ülkelerindeki halklarda da ‘Öz benliğinden Ayrılma’, ‘Amerikancı bir tavır takınma’ temâyülleri doğurmuş, büyük şeytan’a ve onun tavsiye ettiği uşaklarına yamanma şeref (?) telâkki edilmiş; bu da büyük ölçüde ‘Batı Mukallidliğini’netice vermiştir. Artık giyim-kuşam, oturup-kalkma, yeme içme gibi; siyâsi-içtimâi-iktisâdi-hukuki ve ahlâki gibLkonularda bile Amerikan (batı) stili esâs alınmış; hakim olan Amerikan uşağı bölge rejimleri de bu temayülleri ‘resmen’ desteklemiş, ‘devletin tüm gücü ve imkânlarını’ bu yolda ve doğrultuda kullanmıştır. Dini hassasiyetlerini (?) de korumayı ihmâl etmeyen toplum, artık büyük şeytanın rızâsına uygun adımlar atmağa; onun gibi yemeğe-içmeğe-giyinmeğe-adab-ı muâşerette bulunmağa- yaşamağa4ionuşmağa ve îslâma bakmağa başlamış; kısaca müslümanlığı ile beraber demokratikleşmiştir. Amerikancı İslâm’ın en belirgin vasfını oluşturan bu yapıda artık, İslâm’ın bölünmezliği değil, tecezzisi-kısmiliği gündeme gelmiştir. ‘Sentezcilik’ şeklinde tezâhür eden bu Amerikancı İslâm anlayışı ile “Particilik”,“Ulusalcılık”, “Vatancılık”, “Bölgecilik”, “Mezhebsizlik”, “Mezhebcilik”, “Akılcılık”, “însancılık”(hümanizm), “Kadıncılık” (feminizm), “Şarkiyatçılık” (oryantalizm-bilgi hamallığı) gibi..fesâdi cereyânlar doğmuş; müslüman yığınlar ‘ümmet’ şuurunu ve özelliğini kaybetmiştir.Önceleri ‘tek ümmet’ olan insanlık (Bakara: 213; Yûnus: 19), ‘tek ilâh olan “Allah’m mutlak hakimiyetini hakkiyle teslim edemediği, şeytana teslim-i silâh ettiği” için olsa gerek ki; Yüce Allah tarafından bir itâb ve cezâ olarak fırkalara inkisam ettirilmiş, yani ‘tek ümmet olma ni’meti ve şerefi” kendilerinden izâle edilmiştir (90). Tek din olan İslâm’ın hayatın tüm yönlerini belirleyiciliğinden (bilinçli- bilinçsiz) soyutlanan toplum, bundan nedâmet duyacağma ‘bölündüğü bu ayrı ayn hizibleriyle (beşeri ideoloji ve fırkalariyle) ferahlanmak ve öğünmek garabetine ‘düşmüş bulunmaktadır’ (91). Amerikancı İslâm’ın müşâhhâs tezâhürü olan bu keyfiyet, tabiâtıyla toplumun ‘itikâdi-ameli siyâsi ve ahlâki’ anarşi girdâbına yuvarlanmasına sebep olmuştur. Artık her toplum, tahakkümü altında yaşadığı bölgesel uşak tağuti düzenin müdâfiiliğini, hiç olmazsa ona râzı ve onunla yetinen bir anlayışın müdâvimliğini sürdürmektedir. Onun için, bir süveyş kanalı savaşmda;bir 1967-Arap-İsrâil savaşında; bir Irak-İran-Irak- Suriye,.Türkiye-Yunanistan.. Türkiye-Suriye, Türkiye-Bulgaristan.. Mısır-Libya.. Libya-Çad.. Fas-Moritanya.. Somali-Habeşistan (Etyopya).. Pakistan-Hindistan ihtilâflannda, müslüman toplumun takındığı tavır ibretâmiz olmuştur, olmaktadır. Amerikancı İslâm’ın bünyesinde taşıdığı bu çok yönlü çelişkiler, onu açmazlara çıkmazlara sürüklemiştir. Teoride ‘Tek Ümmet’, ‘İmâmet’, ‘İslâmi Devlet’, ‘İmama (Ulu’l- Emr’e) itaat (biat)’, ‘cihad’ gibi., temel kavramlarda ‘kabul noktasında ‘yarış içerisine giren İslâmi (?) toplum, konu pratiğe ve uygulamaya gelip dayanınca, bu sefer de ‘redd’ noktasında ha bire yarışmakta, boy]ece ‘Amerikancı İslâm’ın (kavlen red de olsa) bil fiil bariz bir tezâhürü olmaktadır. Yine; İslâm’ın cihan-şumüllüğünü’ teoride kabul eden “Amerikancı İslâm” cephesi, çağların şeref levhâsı olan İran İslâm inkılâbı gündeme gelince, derhal bu görüş-lerini- itikadlannı tekzib için akla-hayâle gelmeyen yollara başvurur, bin dereden su getirmek suretiyle işin içinden kıl gibi ‘sıynlmağa- sıvışmağa’ gayret ederler. Bahane olarak da: a-) Bölge farklılığını ileri sürer; “ora ayrı, bura ayrı..” derler. Fıkhi kavramlar da ‘dâr’ konusundaki hassasiyetlerine (?) rağmen, burada hemencik ‘Vatancı’
kesilip giderler, b-) Ulusalcılık (kavmiyetçilik-milliyetçilik) yaparlar.

Ama bunu alanen değil, zımmen yaparlar. Sözde ‘Ümmet’ kavramını kabul eder görünürler; ‘Mü’minler kardeştir’(Hucurat: 10) ‘Allahın indinde en üstün olanınız, Allahdan en çok sakmanızdır.’
(Hucurat: 13) ayetlerini vb. leri ile konu ile alâkalı hadis-i şerifleri büyük bir vecd (?) ile okur, sohbetler düzenler, dersler verirler; konu İran İslâm inkılâbından ve onun şanlı imamından açılınca, derhâl yüzseksen derece bir çark-dönüş yaparak kuvvetli bir ulusalcı kesilip çıkıverirler. Başlarlar ahkâm kesmeye; şanlı tarih., kahraman millet., edebiyatları yapmağa.. “Olur mu, bu millet nasıl onlara tabi olur? Hilâfet-İmamet bu necip milletin hakkıdır; Fârisiler de kim oluyormuş…” gibi, İslâm m ‘i’ si ile bağdaşmayacak; Allah’ın yücelttiği ve aziz kıldığı bahtiyar bir toplumu tezliî’e yeltenmekle ‘Allah’a kafa tutacak’ bir neticeyi doğuracak kadar bir ‘bağnazlık ve yobazlık’ örneği olurlar, c-) Mezheb konusunu gündeme getirirler. Bunlar da kendi aralan İslâm nda iki’ye ayrılırlar: Bir kısmı, ‘bizim için, tek ölçü: Kitap-Sünnettir (hatta, tek öiçü:Kitaptır, diyenler de vardır.) Mezhebler ise; Beşeri (?) görüşlerdir, asla müslümanları bağlamaz-bağlamamalı, derler. İslâm İnkılâbı gündeme gelince, bu mezhebsiz (diğer bir ta’birle; Vehhabiyyun) çevreler, derhâl kuvvetli ve hareketli bir ‘Ehl-i Sünnetçi’,hatta ‘Hanefici’ kesiliverir; hak mezheb bâtıl mezheb tartışmalannı ve mezhebi ihtilafları ‘Bayrak’ haline getirir, yani koyu ‘mutaasıb bir mezhebci oluverirler.Diğer kısmı ise; mezheb hâvarileri oldukları halde, sıra İslâm İnkılâbına gelince aşın bir mezhebsiz olur, “İslâm Cumhuriyetinin anayasasının falan maddesinde, niye mezheb kurumuna yer verilmiş? İslâm dini kâfi değilmi?”, diye bir tutarsızlık örneği arzederler. Bu iki kısmın, başka türlü (doğrudan) bir karşı çıkış tarzları daha vardır. O da; mezhebsizler (Ta’bir câiz ise, vehhabiler); “ Anayasalarında neden mezhebe yer verilmiş? Mezhebe asla yer verilmemeliydi”, itirâzmı ileri sürerler. Diğerleri ise; ‘Kendi mezheblerini din yerine koyarak’, “o halde , niye orada o mezheb hakimde, bizim şu mezheb hakim değil?” diye, itirâzlar da bulunurlar. Yeri geldikçe de dinimizin İslâm olduğunu, mezhebi kardeşliğin değil; İslâm kardeşliğinin esas olduğunu, ileri süren, dillerinde sakız gibi çiğneyen bu kesim; “Tarihi Amerikancı İslâm anlayışının kurbanı olmuş zavallılardan” sâdece küçükbir bölümdür.d-)Akılcılık-reformculuk hümânizm oryantalizm… İslâm dininin, tek ve değişmezliğini kabul, ‘cihad’ vs. İslâmi hükümlerin sâbit olduğunu, İslâm dininin beşeri bütün ihtiyaçlara cevâp verecek bir mükemmeliyete sahip bulunduğunu itiraf eden Amerikancı İslâm cephesi; aldıkları kültürün tabii bir tezahürü olarak, “İslâm’ın pek çok hükümlerinin değiştirilmesinin bir ‘ihtiyaç’ ve İslâmi (?) bir gereklilik olduğunu savunur. Onun için de kâfirlere karşı ‘düşmanca’ tavırlardan, hususan ‘cihâd’, ‘kıtal’ gibi hükümlerden rahatsızlık ve huzursuzluk duyar. Fakat, bu duygularını ‘teoriyi’ redden çok, pratiği sorgulamak suretiyle izhar eder; örneğin, “İran
İslâm Cumhuriyetinin bu savaşi sürdürmesi, barışa yanaşmaması doğru değildir. Akan bu kadar kanlara yazık olmuyor mu?, bu kardeş savaşı ne zamana kadar sürecek?, “savaş, Komünist Rusyaya karşı olur!..” gibi itirazlar ileri sürerler. Üstelik; İman ettiklerini her hâl-ü kârda dilleriyle itiraf etmekten geri kalmadıkları Kur’an-ı Kerim’de: “Kâfirleri asla dostlar edinmeyiniz…” (92), “Kâfirlerin en yakınınızda olanlarıyla -önce- savaşın” (93), “Allah yolunda öldürülenler için sakın, onlar Ölülerdir (kayıptır-zayiâttır) demeyiniz…” (94), “ Onları (kâfirleri) bulduğunuz yerde öldürünüz.”, “Onlarla kıtal edin (çarpışın) ki; Allah, sizin elinizle onlara azab etsin…” (95) …’’Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler (var,ya..) işte onlar, kâfirlerdir.” (96) gibi..daha pek çok ayetleri okudukları, saddam rejiminin ‘Mişel Eflâkçı- kavmiyetçi ve Sosyalist bir (kâfir) rejim olduğunu ve İran İslâm Cumhuriyetinin de ‘Kur’ani bir yönetim’ olduğunu bildikleri halde…Fakat, maalesef Oryantalist-Akılcı ve Hümanist bakışın etkilediği Amerikancı İslâm cephesi, bu İlâhî basiret ve ferâsetten (Yüce Mevlâ tarafından) mahrum bırakılmıştır. “Fitneden eser kalmaymcaya ve dinde yalnız Allah’ m oluncaya kadar ( ibâdet yalnız Allah için oluncaya kadar) onlarla savaşın…” (Bakara: 193; Enfal: 39) Ayet-i Kerimesi, İslâm’daki cihâdm-savaşm “ne zamana kadar?” süreceğini merak edenlere bildirmektedir, e-) Particilik, hastalığına müptelâ bulunan çevreler de İslâm’ın yapısında bunun bulunmamasına ve İslâm İnkılâbının bu yolla gelmediğine ve bu fâsit- batıcı metoda itibâr etmediğine, ayrıca ‘İnkılâbi-cihâdi’ yolun zor ve meşakkatli, particilik yolunun ise rahat kolay ve yaldızlı, hem de makam- mevki-ikbâl-sermâye-şan-şöhret gibi dünyevi unsurları da beraberinde getirdiğine bakarak, gerçek İslâmî cepheye ve metoda
karşı tavır alma yolunu seçmişlerdir. Ki; nefsin, hevâ ve hevesin tabii gereği de budur! Bu tavır, ümmetin ‘parti kamplarına1 bölünmelerine; hak ile bâtılı, iman ile küfrü değil de, bâsit demokratik particiliği esas almalarına; ümitlerin ona bağlanmasına ve böylece kuru bir ‘ümniyye’ (kuruntu) içerisine girmelerine sebeb olmaktadır. Bu da müslümanların tek güç (ümmet-i vâhide) olmalarına, tağuti rejimlere karşı kesin tavır cephe almalanna, İnkılâbi ve cihâdi bir çizgiye gelmelerine (hatta, cihadın ‘particilik’ olduğunu iddiâ etmelerine sebeb olmakta) ve müstakim düşünmelerine büyük bir engel teşkil etmektedir.

İşte, Amerikan ( Büyük şeytan-Batı) emperyalizminin İlâhî-Kur’anî ve Nebevî, yani gerçek İslâmi hattı ve metodu değiştirerek, bazı müslüman çevrelere takdim ettiği ‘kendine özgü’ mücadele usülü.. Yani Amerikancı İslâm’m (şuurunda olarak veya olmayarak) ‘metodolojik’ oluşumunu sağlayan bir yapı… Ayrıca; demokratik particiliğin dışmda kalan ve dini pozisyonda olan ‘ fırkacılık’ (gurupçuluk) vakıâsı da, madalyonun öbür yüzünü teşkil etmektedir. Bu anlayış; İslâmi ‘esas’ da ‘ ve usûl’de (metod da) kİ cihan şumul yapısmı bölgesel bir yapıya dönüştürmektedir. Ümmet-î Muhammediyyenin (asm) ‘Tek İmam’ etrafında, O’nun organizesi ve otoritesi altında birleşerek ‘ortak birlikte’ hareket etmesine ‘gölge düşüren’, hatta, ‘fiilen engelleyen bir anlayış ve vâkıa;-büyük ölçüde- ‘cehaletten’ kaynaklanmaktadır. Bu cehaletten istifade eden Amerikan emperyalizmi (Harici güdümü Râbıtâ-V ehhâbilik-Rasyonalizm- Oryantalizm vs..gibi Amerikancı İslâm’ın ‘kollan’ kanalıyla saptırıcı yöntemleri (mezkûr dini guruplara) lanse etmiş bulunmaktadır. Bu saptırıcı usûl ve yöntemlerle harekete geçirilen dini guruplar; gündemlerini, ‘Büyük Şeytan’m ve tüm tağutlann dünya ve bölge egemenliklerini yıkıcı ve Allah’ın hakimiyetini getiren ‘temel-asıl ve esâs’ mes’elelerle değil; fer’î, hissi (Teşbih, Takke, Mevlid, Cami, Cuma, Me’muriyet, Mezheb, Sünnet, Tarikat gibi konuların kritiği- tenkidi-mübâhese ve münazaraları ile doldurmakta, böylece asıl-temel da’vadan-mes’eleden (tağutların) yok edilip hakkın ikâmesi için cehd- ü gayretler uzaklaşmakta, ayrıca bu yüzden müslüman kitlelerden de soyutlanmaktadırlar. Büyük Şeytanı (siyasetini) hedef almayan ve asla rahatsız etmeyen bu tavrın, gerçek İslâm’ın sunduğu ve beklediği bir tavır olmadığı olmayacağı, izâhdan vârestedir.Gerçek müslümanlann ve hizbullahilerin, farkında olunmadan Amerikancı İslâmi yapının birer tuğlası olmaları hususunda gâyet hassâs ve müteyâkkız olmaları icab eder.) EH-) Amerikan emperyalizminin ve ona bağımlı İslâmcı (?) çevrelerin eğitimi; veya katmerli bir cehâletin ‘ilka’ ve etkisi sonucu biçimlenen müslüman toplumlar içerisinde yaşayan ve o toplumlann en küçük birimlerini oluşturan fertlerde de ‘Amerikancı İslâmm, dini ve siyâsi tezâhürleri’ görülmektedir. Ki, bunu —kısaca- birkaç madde hâlinde hülâsa edebiliriz:

A-) Kılık-kıyafet-giyim- kuşam-tezyinât-tefrişât ve yaşayış biçimi yönünden…Günümüzdeki İslâmcı çevrelere dikkat edilirse (kaçınılmaz halin dışında bile) bu etkiyi müşâhede edebiliriz.Moda takipçiliğinden, modem görünümlü olmalara gayr-i İslâmi müzik-film hayranlığından sportif faaliyetleri- yanşmaları ta’kib ve futbol hastalıklarına kadar., sayısız illetlerle ma’lûî müslüman ferdlerin bu yapısının gerçek İslâm’dan doğan bir yapı olduğunu iddiâ etmek (elbette) mümkün değildir. Gerçek İslâm’ın dışında olan bir pozisyonun ne ve nasıl bir İslâm olduğunun takdirini de ilgili müslümanlara havâi e ediyoruz.

B-) Takvasızlık…Hitâbette,yazıda ve edebiyatta ‘harika müslüman’ imâjı uyandırdığı halde. Alla’a fiilen ubudiyette ‘tekâsül içerisinde bulunan; değil ‘nafile-gönüllü-ihtiyari’ibâdetleri, kuvvetli farizaları bile ihmâl eden (hiç değilse, ikinci-üçüncü plâna atan), hanımının tesettürünü ve erkeklerle ihtilâtını umursamayan, haram helâl vb.hususlarda aslâ hassâsiyet göstermeyen ve nice ahlâki za’fiyetlerle mübtelâ (hatta müftehir) bulunan müslüman tipler günümüzün meydanlarını lebâ-leb doldurmakta ve bu tipler müslümanlığı başkalanna kaptırmama (?) mücâdelesi de vermektedirler. Nebevi (gerçek) İslâm’ın zıddı olan bu tür anlayışın, nasıl bir İslâm? olduğunun hükmünü yine taraf-muhatab olan zevâta bırakıyoruz.

C-) Takva’nın yanlış anlaşılması ve uygulanışı..Bu tür kişiler, “İslâm sırf bir kuru akıl (ilimcilik) işi değildir; kalb (ma’rifet) önemlidir” der ve bu noktadan çıkışla İslâmi ilimlerin büyük kısmından mahrum (câhil) bir şekilde yaşamağa mecbur-mahkum kalırlar.Tabiâtıyle,bağlandıkları (Şeyh-Ağabey-Üstad-Hoca efendileri) ‘esas ve ölçü’ olarak alır, onlara göre yön alırlar. Herhangi tek bir ferdin (Peygamberlerin dışında) İslâmî ‘komple olarak’ temsil edemeyeceği, hele şu cahili ve tağuti asırda ve İslâm’dan hiçbir eserin ve izlerin bırakılmadığı bir ülkede yaşayan bu tür zevâtm ne kadar nakıs olacağı her aklı başında olanın ma’lûmu olduğundan, bu yapının ne kadar sakat olacağı ve gerçek İslâm’a muğayir olduğu kendiliğinden anlaşılmış olur. Bu cahili yapının tabii gereği olarak da, İslâm’ın diğer yönlerinden olduğu gibi, Takva yönünden de yanlışlıklar tezâhür etmektedir.ki; a-) İslâm’ın siyasî-içtimaî ve idarî- cihâdî gibi., yönleri ihmal edilmekte, ‘efendiye’ bağlılık bu boşluğu doldurmaktadır (?). b-) Nâfîle tesbihat-zikir ve evrâd, İslâm’ın temeli kabul edilmekte (zamanlarını onlar doldurmakta), şirk ve küfrün (tağutun) ref i, tevhidin ve İslâmm ikamesi (fiilen) ihmal edilmekte, yani gündem dışı bırakılmaktadır, c-) İslâmm ferdi emirleri İslâm’ın bütünü kabul edilmekte, devlet ve siyaset (parti ayrı siyâset ayrı..) Hakim kefere güçlere (Amerikan uşaklarına,) bırakılmaktadır.

D-) Memleket baştan başa bir şirk-küfür ve fuhuş pazan haline geldiği, bunlara karşı ‘kıyam ve cihadın’ en büyük vecibe olduğu, gerçek takvanın bu olduğu bilindiği halde., halvet-hânelerde, tekkelerde-dershaneler de ve şâir yerlerde ‘inzivaya’ çekilmek, bunu da ‘takva’ diye nitelemek, gerçek İslâm’la izahı mümkün olmayan bir pozisyon olarak görülmektedir.

E-) Mü’minlere muhabbet, kâfirlere adâvet İslâm’ın gereği olduğu halde, hümânistik bir yaklaşımla ‘kâfirlerle iyi geçinme’, ‘yardımcı-duâcı olma’ gibi menfilikler ‘Merhamet’ diye nitelendirilmekte; meşrebine-tarikatma veya efendisine muhâlif ve muânz müslümanlara karşı böyle bir tolerans asla tanınmamakta ve bu da ‘da’vaya-efendiye sadakat’ olarak kabul edilmektedir. Bunun da gerçek İslâm’la izah olunamayacağı izahtan vârestedir. İlh…

F-) Nefsaniyet (heva -heves-kibir-enâniy et..)… Cahili kültürlerden etkilenen müslüman fertler, bunun tezâhürü olarak kendi şahıslarını ‘esas’, ‘merkez’ ve ‘ölçü’ kabul etmek gibi bir komikliğe düşmüşlerdir. Bunun içinde, ‘Tek Cemaat’, ‘Tek Ümmet’ olgusu içerisinde yer almamağa; imam-ı ümmetin ve İslâm İnkılâbının yönlendiriciliğini kabul etmemeğe; nebevi usûl-hat ve çizgiye (Ki, imamsız kalmamak ve imama itaat etmek vecibesine) intibak etmemeğe ve kendi kafasından çizdiği güya- İslâmi (?) metodu veya diğer gurupçuklann (dini fırkaların) mahalli-kısır-nakıs ve pek çok illetlerle ma’lûl önderlerini-metodlanm lanse etmeğe çalışmaktadır. Gerçek İslâm’ın ‘İlâhi yapısını-özelliğini’ yıkan ve ‘kuvvetini’ dağıtan bu anlayış; (farkında olunsun veya olunmasın) Amerikancı İslâm’ın bâriz tezâhürlerindendir.

G-)Entellektüelizm-Modemizm ve Vehhâbilik karekterizmi… yazı arasında-dağınık halde- geçen bu Amerikancı İslâm’ın ferdlerdeki tezâhür çeşitlerinden biri olan illet, tedavisi gerekli olan bir hastalıktır. İslâm’ı, bir ‘fikir sporu’ olarak algılayan ve onun da ‘Batı süzgecinden’ geçmesini, modernize edilmesini (çağa uydurulmasını) savunan bu zihniyete sâhib olan ferd, ayrıca; Tağutlarm-emperyalistlerm-kâfir güçlerin sorgulanmasını değil; hadis- içtihâd-akaid-tefsir ve ahlak ‘mektebleri’ nin sorgulanmasını, yani İslâmm yapısını ve mazisini ‘sanık’ sandeİyesine oturtulmasını ‘hareket noktası’ edinmiştir. Böyle bir fert artık ‘Büyük Şeytan’la, onun mahalli (açık ve gizli) uşaklarıyla ve onların cihan- şumul komplolarıyla aslâ uğraşmaz, uğraşmamakta; İslâmi şahsiyetler, kurumlar ve faaliyetleri ‘tek hedef tahtası’ olarak kabul etmektedir.

Temel mes’elesi ve hareket noktası; ‘Takke-Tesbih-Zikir- Mevlid-Nevafil-Sünnet-Şeyh-Mürid- Tarikat- Sofu- Devriş- Mezheb- İçtihâd-TakÎid-Mukallid-Cami-Cum’a‘Dâr’-Diyanet-Örfüadet-Bid’at- Hurafa-Türbe- Rüyet- İstiane- İstiğase- İstimdat- Teberrük- Tevessül- Muska-Nazarboncuğu-T e ’ vil ölülerin ruhuna Fatiha (Kur’an) okunması- ölülerin kırkmcı günü- vs. vs. vs… gibi, ‘İslâm’ın hakimiyetine’ veya ‘tağutım yıkılmasına’ yönelik olmayan konular olan günümüzün ‘kahraman’ (?) ferdi, “Büyük Şeytan’ı” (gündeminden çıkarmakla) rahatlatmakta olduğunun (belki de) farkında değildir. Evet uzun yıllar, belki bir-kaç asırdır teh aküm eden Amerikancı kültür, İslâm aleminde ve müslüman ferdler üzerine Amerikancı bir İslâmi olguyu doğurmuştur.îhtiyari (heves-kârâne) bir tarzda ona inkıyad ederek o ‘olguda’ yer alanların dışında, farkına varmadan (gerçek İslâm adma) o badireden etkilenen bir kısım ferdler, Amerikancı İslâm’ın (şuursuz) birer birimleri haline gelmişlerdir. (O câhili etkiyi bertaraf etmek için çaba sarfetmek, gerçek İslâmiliğin temel şartıdır.) Büyük Şeytanın ve uşaklarının dünya hakimiyetinin yıkılması, İslâm’ın yeryüzündeki ‘adil’ ve ‘muslih’ rolünün ikâmesi için, ‘ana gündemin’ bu konulan oluşturması, İslâmî ve Kur’anî bir zarurettir. Gerçek İslâm ile Amerikancı İslâm arasındaki belirgin vasıflardan biride ‘gündemin taşıdığı muhteva’dır. Teferruata dalış ve halktan soyutlanış, aslâ mkılâbilik olamaz; ayaklann yere değmesi (halka inilmesi), gerçek İslâmi hareketin temel unsurlanndandır. Vesselam…

AMERİKANCI İSLÂM’IN TARİHİ ARKA PLÂNI

Amerikancı İslâm’ın tarihi arka plânında ‘nifak’ (iki yüzlülük) vardır. Bu teâmül, “İlk Büyük Şeytan İblis”den itibaren başlayıp gelmektedir. Zirâ, İlâhî huzurdan-rahmetten tard edilen İblis, gerçek İslâm’ın beşeri noktadan ilk mensubu ve temsilcisi olan Hz. Adem’in ayağım kaydırmak için ‘dost’ ve ‘İslâmi’ bir görünüm ile Hz. Adem’e yaklaşmış; hayır-hâh’âne (?) tavsiyelerde bulunmuştur. İslâm’ın Amerikancı yüzüyle değil de, doğrudan Amerikancı (açık kâfir ve düşman) yüzüyle tezâhür etseydi, iblis’in Hz. Adem’e yaklaşması asla mümkün değildi… Kur’an-ı Kerim’de konu şu şekilde ifade edilmektedir: “(İblis): Öyleyse, dedi; (mademki) Sen beni azgınlığa mahkiim ettin, ben de bu sebeble andoisun ki onları (insanları) saptırmak için, muhakkak senin doğru yoluna oturacağım, vesvese verip pusu kuracağım. Sonra onlara, önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım.Sende ço ğunu şükrediciler bulmayacaksm.”(A’raf: 16-17) Allah’ın ‘Doğru Yolu (gerçek İslâm)’üzerinde oturarak, perdeleyerek ‘dört yönden sızma’ (sokulma) metodunu kullanan İblis: “ Rabbiniz size bu ağacı değil, ancak iki melek olacağınız, yahud (ölümden azade ve) ebedi kalıcılardan bulunacağınız (yani böyle olmayasınız) diye yasak etti, dedi. Birde onlara: Şüphesiz ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim, diye yemin etti.” (A’raf: 20,21). Görüldüğü gibi; iblis, ‘dostça’ (İslâmi maske ile) Hz. Adem’e yanaşmakta güyâ Hz. Adem’in Din ve hayatını düşünüyor ve bu hususta kendisine yardımcı olmak istiyormuş gibi bir intiba uyandırmakta ve bu (Amerikancı İslâm) görünümü ve yaklaşımiyle Hz. Ademin ayağını kaydırmaktadır. Ve “Ben yeryüzünde insanlara (ma’siy etleri) süsleyeceğim (Hac: 39).. diyerek karakterini sergileyen “Büyük Şeytan İblis” Onu…(Ademi, vesvese vererek) fitledi; Ey Adem! Seni ebedilik ağacına, zeval bulmayan bir devlete (ulaştırmaya) delâlet edeyim mi? Dedi.” (Taha: 120) İşte; İblis’in ‘Büyük Şeytan’ olarak müslümanlara bu tarz süfyâni ve nifâki yaklaşımı, tarih boyunca süregelen ‘Amerikancı İslâm’ın bütün zaman ve mekânlardaki tarihi arka plânının ‘ortak vâsfı’ ve ‘genel tezâhürü’dür. İnsanoğlu üzerinde ‘İslâm adına’ şeytani hakimiyetini kurma ve İlâhi hakimiyeti dumura uğratma, yani Amerikancı İslâmî kurumlaştırma çabalarını sürdüren iblis, ‘Habil-Kabil’ olayı ile başardığı ilk “ifsâd” “idlal” hareketiyle yavaş yavaş ‘Güçlü Şeytani Bir Cephe’ (Ademoğlu içerisinde) kurmağa muvaffak olmuştur. “Büyük Şeytan”lığın bâtini yönünü kendine bırakan iblis, zahiri yönünü artık ‘insi şeytan’ lara havâle etme gereği duymuştur. “Amerikancı İslâm”, hakim olan tağutlann “izin verdikleri ve müsaade ettikleri kadar” yaşamağa razı olunan İslâm’dır. Gerçek İslâm, “Allah-u Taala’nın razı olduğu ve onun istediği şekilde inanılan ve yaşanılan İslâm olduğu ma’lûm’dur. Fakat, “Amerikancı İslâm” bunun aksi bir görünüm arzetmektedir. “Çağın Büyük Şeytanları” (Amerika), İslâm’ı tamamen yok etmedikleri durumlarda, hiç olmazsa kendilerinin güdümü altında bulunacak, kendi hakimiyetlerini halel-dâr etmeyecek türde bir İslâmi yapının oluşmasını hedef almışlardır. Bunun bir örneğini, çağmm ‘Amerikası’ olan Fir’avn’da da müşahede edebiliyoruz: İlâhi mu’çizenin galebesi neticesinde Hz. Musâ’nm da’vet ettiği Gerçek İslâm’a (Fir’avndan izin-müsaade almadan) iman eden ve alemlerin rabbi olan Allah-u Teâla’ya teslim olan sihirbazlara karşı Fir’avn’m: “Ben size ‘izin’ vermeden O’na iman ettiniz, ha?… O halde, (başınıza ne geleceğini) yakında bilirsiniz: Muhakkak surette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sonra kat’iyyen topunuzu astıracağım. ”(A’raf: 123,124; Tahâ: 71; Şûâra: 49;…) demesi, “Amerikancı İslâm’ın, tarihi arka plânmm karakteristik bir yapısını göstermektedir.

Amerikancı İslâm’ın tarihi arka plânın’da, teknolojiyi ‘İlâh’ edinme hastalığı da yatmaktadır. Ki; Hz. Musa’nın (Fir’avna galebe çalmasından sonra) “Tur’a çıkan Musa’nm arkasından, geride kalan kavmi süs eşyalarından bir buzağı heykeli yapıp onu ‘İlâh’ edindiler, ki onun bir böğürmesi vardı. Buzağının kendileriyle konuşamayacağını, onlara yol gösteremeyeceğini görmediler mi de onu ‘İlâh’ edindiler? Böylece zalimlerden oldular.” Ve bu teknolojik putçuluğun mucidi olan ‘Samiriyy’ denen ‘Münâfık’a; “Senin yaptığın bu iş nedir, ey Samiriyy? Diyen Hz. Musa’ya, (Samiriyy); “Ben onlarm görmediklerini (Cibrili) gördüm de, o resulün ‘eserinden’ (izinden-ilminden) bir avuç aldım ve onu (erimiş mücevharatm içine) attım.Böylece bunu, bana nefsim hoş gösterdi.”(A’raf: 148; Ta-ha: 88, 89,95,96) cevâbını vererek, cibiliyetini açıklığa kavuşturmuştur.“İstikbâr”ve“Sermâye” de, “Amerikancı İslâm’ın tarihi arka plânmm tezâhürlerindendir.

“Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri ayetlerimi anlamaktan (Kitabi bir bütün olarak kabul etmekten) çevireceğim. Onlar (tekebbür edenler) her mu’cizeyi görseler de onu kendilerine ‘yol’ edinmezler, fakat sapıklık yolu görürlerse, onu yol edinirler…”(A,raf: 146) “Onlara, (ilk müslüman) insanların iman ettiği gibi, sizde iman edin, denildiği zaman (tekebbür ederek, kendi aralarında) ‘biz, O sefihlerin (ayak takımı kimselerin) inandığı gibi mi inanacağız?” derler. Doğrusu, (asıl) sefihler (ayak takımı beyinsizler) onlardır. Fakat (bunun böyle olduğunu) bilmezler.”, “Onlar mü’minlerle karşılaştıkları zaman (da), ‘Bizde inandık’ derler. Şeytanlarıyla (reisleri-yöneticileriyle) yalnızca (başbaşa) kalınca ise, ‘emin olun’ biz sizinle beraberiz (sizlere tabiyiz).Biz, ancak (mü’minlerle) istihzâ edicileriz’, derler. (Bakara: 13,14) Ayetleriyle istikbâr’m menhus çehresini gösteren Cenâb-ı Hak, Resül-ü Ekremi’ne (asm) şöyle demektedir: “(Ey Resülüm, kâfirlerin müstekbirleri) seni gördükleri vakit, seni yalnız bir eğlence yerine tutuyorlar: ‘Bu mu, Allah’ın peygamber diye gönderdiği? diyorlar…” (Furkan: 41), “ Yine şöyle dediler: ‘şu Kur’an, iki memleketten (makam ve sermâye yönünden) bir büyük adama indirilseydi ya…”, “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüyorlar?…” (Zuhruf: 31,32) (97). Hz. Musâ’nm (asm)
yakınlarından sayılan ve Allah tarafından geniş servetler ve büyük hazineler verilen ‘Karun’un, helâketini netice veren ‘tekebbürü’ ve; “…Bu (servet-sermâye) bana ancak ben’de olan ilimle (kendi ilmim- çabam sâyesinde) verilmiştir…” diyerek, sermâye gücü ile öğünmesi ve Hz. Musâ’ya karşı ‘Bağy’ da bulunması da, Amerikancı İslâm’ın, tarihi arka plânının başka bir görüntüsüdür. “(Habibim) onlara o kimsenin (Bel’am b. Baaur’un) haberini de oku ki; biz kendisine ayetlerimizi (İslâmi ilim-iman vs.) vermiştik de, o bunlardan sıyrılıp çıkmış, derken şeytan onu arkasına takmış, nihayet azgınlardan olmuştu. Eğer dileseydik; onu, onunla (verdiğimiz ayetlerle) yükseltirdik. Fakat o; yere (dünyaya-alçaklığa) saplandı, hevâsma uydu. Artık onun sıfatı o köpeğin hali gibidir ki; üstüne varsan dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da (yine) dilini sarkıtıp solur…” (A’raf: 175,176) Ayet-i Kerimeleri de ilimleriyle, duâ vs. destekleriyle ‘Büyük Şeytanı’ ve kâfir güçleri takviye eden ve İslâm inkılâbı’nm değişik zamanlarda ki ‘hakimiyetine’ gölge yaparak köstek olan ‘BePami’ tipleri veciz ve beliğ bir tarz’da tasvir etmektedir. Ki, bu da Amerikancı İslâm’ın tarihi arka plânının bir başka veçhesini teşkil etmektedir.

Bilindiği gibi, ‘Son Nebi’ Hz. Muhammed Mustafa Sallallahü Aleyhi Ve Sellem’in ‘bi’setinden’ hemen önce ve Bi’set esnasında, Mekke toplumunda putlara ibâdet etmeyen ve ‘Lâilâhe illallah’ diyerek ‘Tek İlâh’ ve Ma’bud olan Allah-u Teâla’ya yönelen, fakat ‘siyâsî-idârî’ plânda müşriklere müdâhele edici bir ‘aksiyon’ içerisinde bulunmayan, yani ‘İslâmm hayat-dünya nizamı olma vâkıasmm şuurunda olmayan ‘hak’ dininin kalıntıları üzerinde bir hayat yaşayan epey sayıda bir insan (topluluk) bulunduğu halde, müşrikler tarafından hiç ta’ciz edilmemiş ve herhangi bir baskıya ma’ruz bırakılmamıştır. Günümüzün Amerikancı İslâm yapısıyla ‘ayniyet’ arzeden yapı, tarihi arka plân nokta-i nazarında olduğu kadar, her asırda ‘tazeliğini’koruması bakımından da önemlilik arz etmektedir. “ Amerikan siyâsetine-hakimiyetine-çıkarlanna-zulüm ve talanına engel olmayan” bu yapı günümüzde biraz daha ileri giderek “…Sadakatle hizmet eden, engellerine karşı cephe açan, yani gönüllü fedâilik ve uşaklık yapan…” gibi bir ‘ziyâdelik’ kazanmıştır…

Yüce Resülüllah Sallallahü Aleyhi Ve Sellem Efendimizin mübarek hayatları boyunca (Abdullah İbn-i Selûl’ün önderliği ve yöneticiliği altında) devam eden, büyük bir fitne, fesât ve huzursuzluk kaynağı olan bu ‘nifâki’ (Amerikancı İslâm) hareket, tarihin arka planında önemli rol oynamış; İslâm’ın mutlak hakimiyetini engelleyici ve düşman güçlerin galibiyet ve egemenliğini te’min edici ve kolaylaştırıcı (Amerikancı İslâmi) tavırlar takınmıştır (98). Yüce Resül’den (asm) sonra da faaliyetlerini ‘perde altında’ sürdüren bu nifaki süfyâni hareket, (99) İslâm’ın ve İslâm Ümmetinin dünkü ve bugünkü felâketinin baş müsebbibi olmuştur. Resülüllah’m (asm) ahirete irtihâlini müteâkib baş gösteren “Amerikancı İslâm” fitne hareketi, ümmetin en kritik dönemindeki, “Riddet” (namaz kılalım da zekâtı vermeyelim, gibi.. İslâma tecezziliği esas alan) ve ‘Bağy’ çıkışlarıyla, İslâm’ın (daha ozaman) temellerini sarsmağı amaçlamış fakat Hz. Ebubekir’in (R.Anh) zamanında aldığı sert tedbirler- tenkitler sâyesinde hezimete uğratılmıştır (100).

“ Hulefâ-i Râşidin” dönemlerinde (zaafından dolayı) sinen, fakat zaman zaman, bilhassa Hz. Osman (R.Anh) zamanında tesirini ‘mervani’ kılıkla hissettiren bu süfli hareket ‘Sıffın’ ve ‘Havâric’ vak’alarıyle ‘Ümmet-î Vâhide’ olan müslümanların ‘gücünü’ ve ‘vahdetini’ büyük ölçüde sarsmış; İslâm’daki ‘Ulul Emr’ müessesesini, ‘adâleti’ ve ‘kardeşliği’ köklü bir şekilde yıkmış, bu da; Gerçek İslâm’ın Hükümranlığının tarih sahnesinden (günümüze kadar) silinmesine sebeb olmuştur. Yüce Resülüllah (asm) ‘ihbâr-ı ğaybr kabilinden beyân buyurdukları şu hâdis-i şerifler, bu vâkıalann ‘vahyi belgeleri olmaktadır. I-) “…Yine kıyâmet günü ashabımdan kimseler (yakalanıp) sol tarafa (cehennem tarafına) götürülürler. Hemen ben: ‘Onlar benim ashabımdır.’ (bırakın) diye sesleneceğim de bana: Ya Muhammedi emin ol ki, sen bunlardan ayrıldığından beri onlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedlerdir, diye cevab verilecektir…” (101) 33-) “…Vâh Ammar! Vâh Ammar! Kendisini bir ‘Fie-i Bağiye’ katledecektir. (Ammar) onları ‘cennet’e’, onlar ise onu ‘cehenneme’ da’vet ederler…” (102). (Gerçek İslâm’ın Cenneti, Amerikancı İslâm’ın Cehennemi netice verdiği; Hz. Ammar’m da Hz. Ali’nin (R.Anh) sâfmda yer aldığı hâlde ‘sıffın’ fırkası tarafından şehid edildiği ma’lümdur.) HI-) “Ümmetim içinde hilâfet (diğer rivayette Nebevi Hilafet) 30 sene devam eder; ondan sonra ise meliklik (krallık-saltanat) devri gelir..” Diğer bir rivayette; “…30 yıldan sonra Melik-î Adud (yırtıcı parçalayıcı krallık) devri başlar…” ziyâdesi ile, Emevilerin-Mervânilerin ‘Hilâfete istihkak-liyâkaf iddiâlanna karşı, hâdisin râvisi olan Hz. Sekmenin; “zerka (Ümeyye) oğulları yalan söylediler! Ancak onlar,melik (kral)dirler ve kralların da ‘en şerli’ olanlanndandır.”, ilavesi vardır. (103). 30 yıllık meşru yani şer’i- İslâmi ve nebevi hilâfet süresi 4. Hâlifenin ve İmam-ı Hasan’ın 6 aylık yönetim müddetlerinin toplamı ile sona ermiş; ondan sonra ise, Hadis-î Şerif de takbih edilen meliklik-yırtıcı krallık ve saltanat devirleri başlamıştır.)
IV-) “Bir imama ‘biat’ edildikten sonra, başka biri gelir onunla çekişirse O (sonradan) gelenin boynunu vurun!…” (104). (Eshab-ı Cemel’in itaati, biati ve inkiyâdiyle fiilen takarrür eden emirül- mü’minin İmam-ı Ali’nin ‘ meşru ’ imâmetine ve Hükümet-i İslâmiyyesine karşı ‘bağy-ü kıtal’ üzere bulunan emevi-mervani ve havâric fırkalarının durumunu, yani Amerikancı İslâmiliğin tarihi arka plânını bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermekte olan bu dört Hadis-î Şerif vb. leri bizler için ‘İlâhi’ ve ‘Tarihi’ bir projektör de olmaktadır.)

Gerçek İslâm’ın ‘mutlak hakimiyeti’ için çetin mücâdeleler sergileyen İmam-ı Ali (R.A.nh)’nin şehadeti ile bu İlâhi ideâl akamete uğramış; kısa bir zaman sonra, “Gerçek İslâm (Nebevi hilâfet)” siyâsi hakimiyet ve keyfiyet yönünden tarihe gömülüp gitmiştir. Resülullah’m (asm) nazenin mahdumu, mahbubu ve ‘Cennet gençlerinin seyyidi’ olan İmam-ı Hüseyin’in eshabmm ve mübarek ta’kipçilerinin ‘can-siperâne’ gayretleri de neticesiz kalmış; böylece ‘Amerikancı İslâm’ zihniyeti hükümranlığını pekiştirerek sürdürmüştür… Mahremleriyle ‘zina’ yapacak; zil – zuma sarhoş namaz kıldıracak; şarkıcı ve dansöz fâhişelerle gece alemleri yapacak; Yüce Resül ile Kitabullahla ve nezih (gerçek) İslâm’la -haşa- ‘istihzâ edecek; Nesl-i Pâk-i Resülüllahı ‘katliam’ ve ‘esir’ kılacak; vs., vs., ve bu şenâetlerini ‘dini’ mâhiyete sokacak ve bu husuta ‘Saray Mollalarına’ fetvâlar verdirtecek kadar alçalan-alçaklaşan ‘Melik-î Adudlar’ (Amerikancı İslâmcı güçler) yani, Emevi-Abbasi kralları, özel hayatlanyla-yönetimleriyle ‘Amerikancı İslâm’ın tarihi arka plânının ‘tipik örnekleri’ olmuşlardır. Bazı karanlık çevrelerce ‘Fırka-î Nâciye’ diye lânse edilen bu tağuti yapı; günümüz ‘Amerikancı İslâm’ının’ en güçlü temelini ve çekirdeğini oluşturmuştur. Pâk Ceddi, Yüce Resülün (asm) İlâhi dinini korumak ve asliyetine ircâ etmek üzere; ‘adları’ müslüman olan bu alçak tağuti güçlerin hâbis egemenliğini kırmak ve yeryüzünde Allah’ın adâletini-hakimiyetini kurmak için ayağa kalkan İmam-ı Hüseyin’in ve Eshabmın (Allah’ın selâmı üzerlerine olsun) tarihin bir benzerini kaydetmediği şanlı “Kerbelâ Kıyâmı”, asırlardan beri devâm eden tüm tağuti saltanatları ‘derinden derine’ sarsmış, dünyanın tüm mustaz’af ve mazlûm halklarının ‘kıyâm, hürriyet ve kurtuluş’ kaynağı olmuştur. (105). ‘Kerbelâ’ destânmm bu ‘âk, parlâk’ sahifesi yanında, bir de (maİûm) kara sahifesi vardır. Ki; Amerikancı İslâmi-tağuti güçler, ‘İslâm adına (?)’ İslâm Peygamberinin temiz neslinin pâk kanlarım akıtmış, mübarek başlarım kesmiş, kundaktaki bebeklere varıncaya kadar tümünü boğazlamış, mübarek-gül na’şlann üzerinde ‘süvari birlikleriyle’ at koşuları yaptırmış, kadın ve kızlarım aç-susuz-perişan- uıyân bir hâlde câriyeler-esirler edinmiş,hülâsa; İslâm’ın en azılı kâfirlere bile revâ görmediği bir vahşeti, İslâm Peygamberinin çocuklarına revâ görmüş, böylece insan kılığına girmiş birer canavar olduklarını isbâtlamıştır… Şanlı Kerbelâ Kıyâmmı müteâkib, Amerikancı İslâm çevreleri daha bir müteyâkkız durumda bulunmağa,daha çok İslâmi roller yapmağa başlamışlar; siyâsetlerine, egemenliklerine, süfyâniliklerine ‘gölge düşürecek’, tehlike olacak şahsiyetleri, başta “Ehl-i Beyt’in tüm Mümtâz İmamlarım” ve Ebu Hanife, İbn-i Hanbel gibi nice İslâm öncülerini değişik yol ve usûllerle şehid etmişlerdir. Bu, Amerikancı İslâmi tağuti güçlerin ‘tarihi arka plânım’ iyice öğrenebilmek için karanlıkda bırakılmış İslâm tarihinin sahifeleri içerisine girerek (tamamen) kaybolmak icab eder, yoksa bu tür kısa yazılarla bu arka plânı gereği gibi izâh edebilmek mümkün değildir…Hakim oldukları müslüman toplumlan,tedrici usûlle dejenere eden, yani Amerikancı İslâmi çizgiye getirerek hevâ ve heveslerin zebunu kılan ve tağutî saltanatlarının devamını sağlamak için ‘hükümler-kanunlar’ ‘vaz’ ederek Gerçek İslâmî -hızlı bir şekilde- beşerileştirmeye yönelik gayretler sergileyen, halkı kendilerine bende kılmak için de “İslâm”, “Müslüman”, “Hilâfet” isimlerini kullanmağa büyük ölçüde dikkat ve itinâ gösteren dahili Amerikancı İslâmi güçler; Gerçek İslâm’da ve İslâm ümmetinin güç ve vahdetine açtıkları gedikler ve derin yaralar neticesinde; tevlit ettikleri maddi ve ma’nevi za’fıyetlerle harici Amerikan Emperyalizmine (Büyük Şeytana) da’vetiyeler çıkartarak,İslâm Aleminin -maddeten ve haricen de -işgâl edilmesinin; böylece (yalnız gerçek İslâm’ın öncülerinin-bekçilerinin değil) bütün müslüman halk yığınlarının katliâm edilmesinin ve İslâm ülkelerinin virân edilmesinin âmili ve fâili olmuşlardır. (Gerçek İslâm’ın mümtâz öncülerine, aynı durumu revâ gören ise; mezkûr dahili Amerikancı İslâmî güçlerdir. Ki, bu konuya daha evvel temâs edilmiştir…) Harici şeytani güçlerin İslâm alemindeki ‘hakimiyet’ dönemlerinin; “Haçlılar”, “Moğollar”, yine Haçlıları (ve tüm küfrü) temsilen “İngilizler”, diye “üç büyük devresi”ve aşaması vardır. Haçlı işgallerinin, çapulculuktan-soygunculuktan öte “Amerikancı İslâm” noktasında önemli etkisi olmamıştır. Moğolların ise; “hak-bâtıl”, “adâlet-zulüm” karışımı noktasından olduğu gibi; “dahili nizâ- münakaşa ve cedel” atmosferinin oluşturulması noktasından da Amerikancı İslâm cephesinin temelinin atılmasında ‘nâzım’ rol oynadıkları müşâhede edilmektedir. 7. Hicri, 13. Milâdi yıllarda İslâm alemini talan eden ‘Büyük Şeytan’ Moğol sürüleri, işgallerinin sürekliliğini -belki de- büyük ölçüde bu “Amerikancı İslâm” (yani tefrikacı-cedelci) çevreler sâyesinde te’min etmişlerdir.İşgal asrı ve onun devamı olan ‘Anarşi’ zamanı (7.8. hicri yıllan) baştan başa incelenir; toplumun felâketi karşısında ‘Ulemâ’nm bazı kesiminin uğraştıklan ‘tâ’li-fer’i’ mes’elelerin keyfiyetine muttali olunursa, işin vehâmeti daha da iyice anlaşılmış olur. 18. 19. Milâdi asırdaki İngiliz güdümlü ‘Vehhabilik’ hareketinin ‘düşünce’ yapısının taa.. o asırlara (Hicri, 7.8.; milâdi 13. ve 14. asırlara) dayandığını söylersek, mübalâğa yapmış sayılmayız kanaatindeyim…(106) Bugünün Amerikan Emperyalizmini (her hususta) 18. ve 19. asırda temsil eden ‘Büyük Şeytan’ İngiltere, bugünün “Amerikancı İslâm” mm sağlam temellerini ta o zamanlarda atmış bulunmaktadır. Fiilen işgal ettiği İslâm ülkelerinde öncelikle “Amerikancı İslâm”odaklarım oluşturarak, müslüman halkın huzuruna ‘o kanaldan’ çıkan İngiliz emperyalizmi, böylece işgal bölgelerine sürekli çöreklenme ve İslâm’ın potansiyel gücünü söndürme imkânı elde etmiştir.İngiliz emperyalizminin ‘Amerikancı İslâm odak noktalarım ’ ayrı ayrı guruplar halinde organize ettiğini müşâhede etmekteyiz: A-) Siyâsi ve idari olarak. Ki, kendi adına ‘müslüman halkın içerisinden çıkarılan’ parazitler, ‘İslâmî-Müslüman’ isim ve görünümle o ülkeyi ve halkı İngiliz (bugün ise, Amerikan) Emperyalizmi adına ‘tağuti’ hükümlerle idare edecekler, ediyorlar. B-) İtikâdi-ameli olarak. Kadıyanilik-Ahmedilik ve Bahailik gibi İslâm dininden tamamen çıkmış, lâkin ‘İslâm’ adını bir türlü terk etmemiş ilhadi ve irtidâdi dinler-akımlar vasıtasıyla İngiliz emperyalizmi muvâzeneyi sağlama politikası uygulamakta; bu yolla müslüman halkın itikadım sarsmayı, birlikte olmalarını dağıtmayı ve isyân edecek İslâmi guruplara karşı diğer (güdümlü) gurupları ‘koz’ olarak kullanmayı amaçlamaktadır. C-) İdeolojik olarak Müslüman halkm bütünlüğünü bozmak ve itikâdi-dini şübheler-istifhâmlar içerisinde boğarak ‘rota’smı şaşırtmak amacıyla İngiliz empeıyalizmi tarafından geliştirilen “Amerikancı İslâm”m bu veçhesi; İslâm ülkelerinde “İslâm sosyalizmi”, “İslâm miliyetçiliği”, “İslâm demokrasisi” gibi..bâtıl yapılanmaları doğurmuş, nice ‘âlim’ etiketli zevâtm ayağı bu vadide kaymış, böylece kaybeden İslâm ve müslümanlar, kazanan da Amerikan empeıyalizmi olmuştur… D-) İlmi-Bilimsel olarak. Bunu da iki’ye ayırabiliriz: a-) Şarkiyatçılık. Amerikancı İslâm’ın plânlı-proğramlı, ehliyetli ve gönüllü fedâileri olan oryantalistler, uzun süren -yıkıcı- çalışmalarının ürünlerini takdim ettikleri ‘ilmi mahfelİerden’ epeyce uşak ruhlu, alim kılıklı süfehâ elde etmiş ve onların pek çoğunu “Amerikancı İslâm Eğilimli” pozisyona getirebilmişlerdir. Ki, bu da; bil’hassa ‘Hind-Pâkistan, Mısır-Kuzey Afrika’ bölgelerinde (hususen Ezher’in bir kesiminde) modemist-reformist, hatta “ilhâdi” bir cereyan husûle gelmiştir. (107). b-) Islâhâtçılık… ‘Büyük Şeytan’ İslâm alemindeki sultasının kurulması, güçlenmesi ve yayılması hususunda (farkına ister varılsın, ister varılmasın) bu maddedeki “Amerikancı İslâm’ın odak noktası” nın, yani ıslâhâtçılığın çok büyük rolleri olmuştur. Üstelik, bu akım içerisine çöreklenmiş-gizlenmiş kuvvetli ‘nifaki-ilhâdi ve irtidâdi’ akımların da bulunması ve bu ‘yaygın’ karmaşık (karanlık) şebekenin içerisinde karar kılarak faaliyette bulunan ‘ şahsiyetlerin’,ılımlı olanları ile aşın tahripkâr ve uşak olanların ‘temyiz-tefnk’ edilebilmesinin zorluğu göz önüne almırsa; konunun hassâsiyeti daha iyi anlaşılmış olur. Onun için konu, şahsiyet olarak değil de; ‘kurum’, ‘akım’, ‘yapı’noktasmdan ele alınmalı; “Amerikancı İslâm” cephesinin bir neferi olma-olmama şâibesinden uzak kalınması için ilgili şahsiyetlerin, bu karanlık ‘odak noktalarından’ ve kenârlanndan şiddetle kaçınmaları, “İslâmi hassasiyetin” gereğidir…Bu kısa ve gerekli ikâz ve işaretten sonra, ıslâhâtçılık hareketinin ‘Amerikancı İslâm’ olarak, İngiliz emperyalizmi tarafından organize edilmesi dört ana merkez (odak noktası) şeklinde olmuştur: 1-) Hicâz (Arabistan)’ da, “Vehhabilik” hareketi…2-) Ürdün merkezli Ortadoğunun bazı kesimleri için, Hizb’ut,Tahrir’ hareketi…3-) Hind-Pâkistan ve civar İslâm ülkeleri için, ‘Tebliğ’ Cemââti…4-) Mısır-Anadolu ve Kuzey Afrika ülkeleri için, “Cami’ul-Ezher” de ve basında örgütlenmiş “El- Menâr” hareketi… Her bir hareketin incelenmesi, birer kitap hacminde olacağı reâlitesi karşısında, şimdilik bu ‘Odak Noktalarına’ bu kadarcık bir atıfla iktifa etmemiz tabiidir. Yalnız, şu kadarını belirtelim ki; İslâm aleminde dağınık biçimde bulunan pek çok (başka) İslâmî guruplara bu dört fâsit akımların, dolaylı-dolaysız (az veya çok) etkisi olmuştur. Bugün ise; bu islâhâtçı Amerikancı İslâmi akımlar (bünyalerindeki, bazı ilhâdî-nifâkî ve irtidâdî illetlerle birlikte) büyük ölçüde ‘Rabıta, denen ma’lum-menhus ihanet teşkilatında ‘temerküz’etmiş, böylece güçlü yaygın “Amerikancı İslâm”m yeni cephesini oluşturmuşlardır. İslâm alemini, devletçiklere bölerek, “Uşaklaştırma” operasyonlannı kolaylaştıran emperyalist güçlerin oluşturduklan “Amerikancı İslâm’m tarihi arka plânı da böylece anlaşılmıştır kanaatindeyim.

DİPNOTLAR

X-) Hakkında, tafsilatlı bir kitab yazılacak kadar önemli olan bu konu için, zemin, zaman ve şartların nâmüsaid olmasından dolayı bu yazı ile iktifa etmek mecburiyetinde kaldığımızı,-itizâren-arzederiz.H.H.
1-) Bakara (2): 21,29; En’am (6): 73; Yûnus (10): 3; Ra’d (13): 16; Faör (35): 1-3
2-) Bakara (2): 107,284; Al-i İmrân (3): 26; Nisa (4): 131,132; Tevbe (9): 116; Nahl (16): 52; Ta-hâ (20): 8; Rum (30): 26; Câsiye (45): 27; Feth (48): 14; Burac (85): 9
3- ) A’raf (7): 190-195; Nahl (16): 51; İsrâ (17): 111; Furkan (25): 2
4- ) Şûrâ (42): 11
5- ) En’am (6): 57,62; A’raf (7): 87; Yûnus (10): 109; Hûd (11): 45; Yûsuf (12):40,67,80;Kasas(28):70;Tin(95):8
6- ) Al-i Imrân (3): 154; Rum (30): 4; Yasin (36): 82,83; Hadid (57): 5
7- ) Zâriyat (51): 56
8- ) Tin (95): 4
9- ) A’raf (7): 172
10- ) Bakara (2): 30
11- ) Al-i İmran (3): 19,83-85; Mâide (5): 3
12- ) Al-i İmran (3): 19; Rum (30): 30
13- ) Nisâ (4): 58,135; Mâide (5): 8,48; A’raf (7); 181; Hucurat (49);9
14- ) Bakara (2); 193; Mâide (5): 39
15- ) Bakara (2) :3, 4, 267, 273, 274, 277, 280, 285 ; Al-i İmran(3): 31,32,92,104,110,114,132; Nisâ (4); 57-59,122,135,173; Mâide (5): 9; A’raf (7): 181; Enfal (8); 1,20,46; Kehf (18): 30,107; Nûr (24): 54,56; Muhammed (47): 2,12; Feth (48): 29; ilh…
16- ) Al-i imran (3): 64,79,80; Mâide (5): 116,117; Tevbe (9): 31; ilh…
17- ) Nâziat (79): 24
18- ) Bakara (2): 51,54,92,93; Nisâ (4): 153; A’raf (7): 148,-156,190-195; Ta- ha (20): 85,98; Furkan (25): 42,55
19- ) Necm (53): 32
20- ) Yûsuf (12): 53
21- ) Tahrim (66): 6
22- ) Haşr (59): 9
23- ) Bakara (2): 44
24- ) Nisâ (4) 128
25- ) İbrahim (14): 22
26- ) Nisa (4): 135; Mâide (5): 49,77; En’am (6): 56; Ta-hâ (20): 16; Muhammed (47): 14; Casiye (45): 18,23
27- ) Nahl (16): 90
28- ) Bakara (2): 2,5,153,155,249; Al-i İmran (3): 17; Nisâ (4): 103,162; Mâide (5): 12,119; İbrahim (14): 31; Ta-ha (20): 14,132; Ahzab (33): 24,35
29- ) Bakara (2): 177; Al-i İmran (3): 132,133,138; Enfal (8); 29; Ahzab (33): 70; Teğabün (64): 16
30- ) Hucurat (49): 13
31- ) Mâide (5): 2
32- ) Mâide (5): 97
33- ) Tevbe (9): 3
34- ) Al-i îmran (3): 29; Zümer (39): 2,11,12; Beyyine (98):5
35- ) İsrâ (17): 37; Lokman (31): 18; ilh..
36- ) Enfal (8): 2,4; Al-i îmran (3): 159,173; İbrahim (14): 11; Furkan (25) 58; Ahzab (33): 22; Talak (65): 3; Tevbe (9): 129; Zümer (39): 38; ilh…
37- ) Bakara (2): 83,177,215; Nisa (4): 8,75,127; Abese (80): 1,11; Beled (90): 13,18; Mâun (107): 2,3
38- ) Mâide (5): 54; Feth (48): 29
39- ) Bakara (2): 39,152; Al-i İmran (3): 19,70,71,101,106; Nisa (4): 136; Mâide (5): 10,17,44,76; En’am (6): 19,27,78,79,151; Ra’d (13): 36; Mü’minun (23): 105; Lokman (31): 12,13,15; Mümtahine (60): 12; ilh…
40- ) En’am (6): 151; İsrâ (17): 32; Nûr (24): 31; Mümtahine (60): 12; ilh…
41- ) Nisa (4): 29,92,93; En’am (6): 151; İsrâ (17): 31,33
42- ) Bakara (2): 187,188,275,279; Al-i İmran (3): 130; Nisa (4): 29,161; Mâide (5): 38,90; En’am (6): 145,151,152; Tevbe (9): 34; A’raf (7): 85,86; Hûd (11): 84,85,112,113; İsrâ (17): 34,35;Mütahine (60): 12; ilh…
43- ) Bakara (2): 41,79,174; Al-i îmran (3): 187,199; Mâide (5): 44; Tevbe (9): 9; Nahl (16): 95
44- ) Bakara (2): 42,174; Al-i İmran (3): 71,187
45- ) Bakara (2): 85,86; R’ad (13): 36
46- ) Bakara (2): 42; Al-i imran (3): 71
47- ) Bakara (2): 120; Al-i îmran (3): 28,118,119; Nisa (4): 139,144; Mâide (5): 80,81; Tevbe (9): 23
48- ) Al-i İmran (3): 100,118,149; Nisa (4): 58; Kehf (18): 28; Enfal (8): 27; Şuâra (26): 151,152
49- ) Al-i îmran (3): 102,173,175,177; Tevbe (9): 13,119; Bakara (2):41…
50- ) Al-i İmran (3): 116,117,196,197; Tevbe (9): 55,85; Kasas (28): 76,82; Zuhrııf (43): 33; Ta-hâ (20): 131
51 -) Al-i Imran (3): 14; Tevbe (9): 34,35; ilh..
52- ) Al-i Imran (3): 14,117,185; En’am (6): 32,70,130; Kasas (28): 60,61; Ankebut (29): 64; Fatır (35): 5; Lokman (31): 33, Hadid (57): 20
53- ) A’raf (7): 128 Hûd (11): 49; Ta-hâ (20): 132; Kasas (28): 83
54- ) Bakara (2): 213 Yûnus (10): 19; Enbiya (21): 92; Mü’minun (23): 52
55- ) En’am (6): 165; A’raf (7): 69,74; Yûnus (10): 14,73; Nemi (27): 62; Fâtır (35): 39; Sâd (38): 26
56- ) Ahzab (33): 72
57- ) Al-i Imran (3): 26
58- ) Nisa (4): 139; Fâtır (35): 10
59- ) Münafikun (63): 8
60- ) Al-i İmran (3): 139 Muhammed (47): 35
61- ) Bakara (2):191,218; Nisa (4): 76,89,91; Mâide (5): 35,54; Enfal (8): 74,75; tevbe (9): 12,16,20,24,29,44,73,123; Hac (22): 78; Muhammed (47): 31; Hucurat (49): 15; Furkan (25): 52; Saff (61): 10,13; Tahrim (66): 9; ilh…
62- ) Al-i İmran (3): 15 : 105;
63- ) Enfal (8): 46
64- ) Nisâ (4): 71; Enfal (8): 60
65- ) Nisâ (4): 59, 83
66- ) Nisâ (4): 71,Tevbe (9): 36,38,41; Saff (61): 4
67- ) Nisâ (4): 75
68- ) Hac (22): 4; 12 Aynca, “Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile def etmeseydi; yeryüzü fesâd ve küfür karanlığına bürünürdü…” (Bakara:251) Ayet-i Kerimesiyle çok ehemmiyetli bir konuya dikkat çekmektedir…
69- ) Muhammed (47): 7; ayrıca; yaklaşık anlamda, Hac (22):40
70- ) Saff (61): 13
71- ) Feth (48): 372; Saff (61): 8
72- ) Saff (61); 8
73- ) Mâide (5): 54; Tevbe (9): 39; Yaklaşık anlamıyla, Nisâ (4): 133; Muhammed (47): 38; Cum’a (62): 3,4;Mearic (70): 40,41
74- ) A’raf (7): 124,125,137; Nûr (24): 55; Kasas (28): 5;Enbiya (21): 105
75- ) îsrâ (17): 77; Ataâb (33): 62: Fatır (35): 43; Fetih (48): 23
76- ) Bakara (2): 36,34; A’raf (7): 11,25; Hicr (15): 26,31; İsrâ (17): 61; Kehf (18): 50; Ta-hâ (20): 116; Sâd (38): 71,85
77- ) A’raf (7): 12,13; Hicr (15): 32,35; İsrâ (17): 61,62; Sâd (38): 75,78
78- ) A’raf (7): 14,15,17,18; Hicr (15): 36,43; İsrâ (17): 62,64; Sâd (38): 29,34
79- ) Bakara (2): 26; A’raf (7): 22,24; Ta-hâ (20): 115,117,121
80- ) Mâide (5): 27,31
81- ) A’raf (7): 17
82- ) A’raf (7): 200; Nâhl (16): 98; Mü’mimm (23): 97; Fussilet (41): 36; Felâk ve Nâs sureleri…
83- ) En’am (6): 112,121; A’raf (7): 27,30; İsrâ (17): 27; Sâd (38): 37; Nas (114): 4,6;
84- ) İsrâ (17): 64
85- ) “(Tamamen) hüküm Allah’a aittir…” (En’am: 57; Yusuf: 40,67; Hükmü başka merci’lere tahsis kılarak ‘Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.” (Mâide: 44). Ve Kitabullahm bir kısmım alıp, diğer kısmım terk edenlerde kâfirlerdir.” (Bakınız, Bakara: 85; Ra’d: 36)
86- ) “Allah’ın ayetlerini satmayınız” gibi…(Bakara: 41,79,174; Al-i İmran: 187,199; Mâide: 44; Tevbe: 9; Nâhl: 95) İlâhi tehdidâta rağmen, Amerikan dolarlanyla-Suudi riyâlleriyle dinlerini satan, çehrelerini ‘hama olayından’ ve ciğer-süz “kâ’be katliâmından” sonra iyice gösteren Bel’âm kılıklı, ‘kelb-i yelhes’ (A’raf: 176) tıynetli ve ‘kitap yüklü merkeb’ (Cum’a: 5) karekterli eşhâsa ithaf olunur!..
87- ) Gerçek İslâm’da ‘mezhebli’ vardır; mezhebci ve mezhebsiz yoktur.
88- ) Hak olan gerçek İslâm, tek dindir. Gerçek İslâm dışı dinler (adlarına İslâm’da dense) çok olacağından. Amerikancı İslâmlar diye, çoğul olarak kullandık…
89- ) Suudilerin ‘tüm dünyaya ma’lûm’ nifak-şikak-fuhuş-sefâhet ve delâletlerinin boyutlarını büyük hacimli bir kitab dahi istiâb edemez…
90- ) Bakara (2): 213; Yunus (10): 19; Nâhl (16): 92; Hûd (11): 118; Meryem (19): 37; Şûrâ (42): 8
91- ) Mü’minûn (23): 53; Rum (30): 32
92- ) Bakınız, 47 no’lu dipnot.
93- ) Tevbe (9): 123
94- ) Bakara (2): 154; Al-i İmran (3): 169
95- ) Bakara (2): 191; Nisâ (4): 89,91; Tevbe (9): 5
96- ) Mâide (5): 44
97- ) Bütün asırları ‘ihata’ eden ma’na, uslûb ve belâğata sahip olan Kur’an-ı Kerimin bu ayetleri, Allah-u Teâla’nın kendisi ve mü’min kullan için seçtiği ‘asrın imamına’ ve muhteşem inkılâbına karşı benzer çıkışlar yapan günümüzün ‘Amerikancı İslâmi’ çevrelerine adetâ parmak basıyor…
98- ) İbn-i Selül’ün başını çektiği nifâk çevrelerinin fitne ve fesât ve durumları ile alakalı; Bakara: 8,16; Nisâ (4): 61,66,72,73,77,138,146; Al-i imran (3): 71,73; Tevbe (9): 61,69: Muhammed (47): 20,26,30; Münâfikun (63): 7,8; ilaahir…ayetlerine ve;İbn-i Esir: 2/144,179,183; İbn-i Hişam: 3/88,399,416; vs…siyer kitablannın-ilgili- bölümlerine (örnek olarak bakınız…)
) “Rivayetler, Deccalın dehşetli fitnesi îslâmlarda olacağını gösterir ki bütün ümmet istiâze etmiş… İslâmlann Deccalı ayrıdır. Hatta, bir kısım Ehl-i Tahkik İmam-ı Ali’nin (r.a) dediği gibi demişler ki, onların Deccalı ‘Süfyan’dır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. (Bediûzzaman Said-i Nûrsi; şualar, sah. 376,377) “Yalancı aldatıcı-şaşırtıcı olan ‘Deccal’ın daha nifâkisi (Amerikası) olan ‘Süfyan’, bu akımın sembolü olarak, ta Asr-ı Saadetten beri
ifsâd edici rolünü ve taribkârlığım icrâ etmiş, el’ân da icrâ etmeğe devam etmektedir.
99- ) Buhari (Tecrid): 5/20 vd…; îbn-i Esir; 2/314 vd…; Asr-ı Saadet: 4/59
vd…
100- ) Buhari (Zübde): Sah: 572,1017; Tecrid; 9/105 vd.; Müslim (A. Davutoğlu): 2/338.342; 10/66-81; 11/274: Tiraıizi: 4/233; 5/277; Nesei: 7- 8/537: C.Sağir: 2/264; H.Sahabe:5/1786
101- ) Buhari (Tecrid): 2/390 vd; Zübde: Sah: 84;Müslim: 11/353-355; S. Yollan: 3/559
102- ) Ebu Davud; 5/383 vd; Müslim:8/ 678; Tirmizi: 4/88; Ramuz-el Ehâdis: Sah: 373; Ahmed İbn-i Hanbel: 4/273; 5/ 44,50,220,221,404; Tarih’ul Hıılefâ: 9; vs…
103- ) Müslim: 9/9,25, İbn-i Mâce: 10/168; Nesei: 7,8/211,212; ilh…
104- ) İman, düşünce, kalb, ruh ve vicdanlar üzerine tarihi-daimi te’sirler husüle getiren, tağuti güçlerin korkulu rü’yası haline gelen ‘Şanlı Kerbelâ kıyamı’ olgusu; tarihin en muhteşem ‘kapsamlı-muhammedi’ İslâm Inkılâbı’mn ‘İran’ coğrafyası üzerinde zuhurunun âmili olmuştur…
105- ) Muhammed Ebu Zehra’nın verdiği şu bilgiler dikkate ve tahkikate değer mâhiyettedir: “..işte vehhâbilik, bütün bunlara karşı durmak ve İbn-i Teymiye’nin mezhebini ihyâ etmek için ortaya çıkmıştır…Muhammed İbn-i Abdulvahhab (Ölm:1787 Milâdi), İbn-i Teymiye’nin eserlerini okumuş ve pek hoşlanmıştır.O bu eserlerin derinliklerine kadar, inerek onları nazarlikten kurtarıp ameli sahaya çıkarmıştır. Gerçek şu ki; vehhabiler, İbn-i Teymiyenin ortaya koyduğu itikâdi esâdi esâslara yeni bir şey eklememişlerdir…” (İslâm’da siyâsi ve itikadi mezhebler tarihi: 660 vd…)
106- ) Örnek olarak bakmız İ. Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, İlhadi Tefsirler Bölümü.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv