İBRET ALMAK – SAİD RUHULLAH
Bu yazı kez okundu.
25 Şubat 2014 15:46 tarihinde eklendi

Hz.Adem (a.s)’dan günümüze kadar Ademoğulları, tarihin her döneminde farklı farklı zorluklar ve imtihanlarla karşılaşmış Allah İnancına sahip Hak Ehli olan muvahhidler ve Batıl Ehli olan kafirler, müşrikler, münafıklar,  diye safları ayrılmıştır. Tabir yerinde ise sabır ve ihlas eleğinden geçmişler ki salih kullar nicelik-kemiyet açısından az olsada nitelik-keyfiyet açısından çok sağlam imana sahip, biri binlere bedel değerinde olmuşlar; batıl ehli ise sayıları-nicelikleri çok olsa da keyfiyet-nitelik açısından suyun yüzeyindeki kabarık köpük misali olmuşlar kısa bir süre etkin ve hakim gibi görünse de sonuçta köpüğün-yalanların sönmesiyle-tükenmesiyle, hakkın güneşi parlayıp karanlığı-batılı yok etmiştir.

“De ki: “Hak geldi, bâtıl yok oldu gitti! (Hakikat bildirildi, asılsız boş görüşler geçerliliğini yitirdi) Muhakkak ki bâtıl yok olmak zorundadır. Kurân’dan, iman edenler için şifa (sağlıklı düşünme bilgileri) ve rahmet (Hakikatlerindeki özellikleri hatırlatma) olan şeyleri indiriyoruz (hakikatinden şuuruna yansıtıyoruz)! (Bu), zâlimlerin (nefsinin hakikatini inkâr ederek nefsine zulmedenlerin) ise sadece hüsranını arttırır.” (İsra:81-82)

Ateşin altını posadan ayırıp süzdüğü gibi meşakkatin ve zorlukların-musibetlerin imtihan ateşide Ademoğulları arasında altın değerinde olanlar ile posa gibi değersizleri birbirinden ayrıştırmaktadır ki özü-mayası-mizacı Rahmeti hak eden halis, sadık, salih müminler; riyakar-iki yüzlü yalancılardan, özünü bozduğu halde mümin görünmeye çalışan fısk-ı fücur ehli (günahlara dalmış-batıl yollara sapmış) münafıklardan ayrılsın saflar netleşsin. Bediüzzaman hazretlerinin deyimiyle: sağlam tohum çürük tohumdan ayrılsın diye toprağa (dünyaya) atıldı, özü sağlam olan tohumlar toprağın altında da olsa, çetin bir kışta da yaşasa ihlas ile takva ile kendini koruyarak cennetin baharına bir tuba ağacı, bir nurdan gül olarak filizlenip çıkacaklardır ancak kendini toprağın karanlıklarına-bataklığına kaptırıp mizacını-özünü bozanlar cehennem çukuruna ve karanlığına kapı aralayacaklardır.

“Andolsun, biz sizden mücahede edenler ve (bu yolda ve her hususta) sabredenleri bilinceye (belli edip-ortaya çıkarıncaya) kadar sizi ibtila edeceğiz (imtihan edip-sınayacağız) ve sizin haberlerinizi (söz ve fiillerinizi) de imtihan (konusu) yapacağız!” (Muhammed:31)  “Sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme (musibet) ile andolsun ki imtihan edeceğiz! Ve (sen de) sabredenleri müjdele! Onlar öyle kimselerdir ki; kendilerine bir musibet geldiği zaman, biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz! Derler. İşte Rablerinden salavat ve rahmet onların üzerinedir ve hidayete ermiş olanlarda onlardır.” (Bakara:155-157)

Musibetin, eza ve cefanın en büyüklerini şanı yüce peygamberler göğüslemiş bu özellikleriyle en büyük sabır kahramanları ve modellerde onlar olmuştur ayrıca onları takip eden sadık yarenleri ne pahasına olursa olsun önderlerinden –peygamberlerinden zerre miktar ayrılmamış, gerektiğinde canlarını, mallarını feda etmekten bir an tereddüt etmemişlerdir. Musibet ve imtihanlar insanlık tarihi seyrinde geliş şekli iki çeşittir. a) Somut-maddi-sıcak … b) Soyut-psikolojik-soğuk… olmaktadır. Birincisi; hastalık, fakirlik, hapis, işkence, ölüm…v.s tarzında olurken ikincisi; anksiyete-korkular-kaygılar, toplumdan dışlanmak-marjinal bırakılmak, alay edilmek, deli-mecnun ilan edilmek, bilgi kirliliği (doğru-yanlış /hak-batıl karışıklığı) ile puslu bir atmosfer ve gündem oluşturularak düşünsel çıkmazlar da bırakılmak-kalmak … v.s tarzında olmaktadır.

Bu durumda kişi eğer iman, takva, sabır, ihlas, şecaat, basiret, marifetullah (ilahi ilim), muhabbetullah (ilahi sevgi ve aşk) … gibi güçlü değerleri bütün hücrelerine işleyip içselleştirirse zorluklar, musibetler, fitneler (ameli ve fikirsel saptırıcı izmler-batıl yollar ki bunlar genelde süslü-yaldızlı-şeytani hileli yani zehirli bal şerbeti misali olmaktadır göze ve kulağa hoş gelir ancak içenin ne dünyası kalır ne ahireti…) şeklindeki imtihanların karşısında durabilir- üstesinden gelebilir-sıratı mustakim üzre ayakları kaymadan sabit kalabilir böylece firdevslere ve Nur Cemale (c.c) kavuşabilir.

“Acaba sizden öncekilerin başlarına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeksizin, kolayca Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine ağır sıkıntılara ve zorluklara uğradılar, öylesine sarsıldılar ki, peygamberleri ile çevresindeki inanmışlar; Allah’ın yardımı ne zaman gelecek? dediler. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara:214)

Hem bireysel hem de toplumsal olarak insanlığın nasıl bir imtihan eleğinden geçtiklerini görüp fark etmeliyiz ki biz de ahirzaman insanlığı olarak o elekten geçmekteyiz. Hakkı Hak olarak görüp uyanlara Batılı Batıl olarak görüpte  uzak duranlara ne mutlu

Mülkü Beka’dan şu meydanı imtihan yeri olan dünyaya gönderilmiş bulunan insanoğlu, diğer tüm varlıların yüklenmekten kaçındığı ağır ilahi sorumluluk ve emaneti unutkan, aceleci ve hırslı olması hasebiyle hemen kabuledivermiştir.

Ademoğulları, yeryüzü yaşamının her döneminde sürekli peygamberlerin önderliği ve yol gösteriliciliği ile ilahi kitaplarla-uyarılarla desteklenip unutkanlık- gaflet-acelecilik, dünya hırsı ve şeytanın hilelerine karşı uyanık olması ve sorumluluğunun bilincinde olması sağlanmıştır. Peygamberlerin hatemiyetinden sonra da başta Eimme-i Huda olan Ehlibeytin seçkin imamları, şanlı sahabeler  ve büyük evliyalar İslam Ümmetinin yegane önderleri-doğru yolun göstericileri olmuştur ki hadis-i şerifte buyrulduğu üzre “Ümmetimin büyük alimleri İsrailoğullarına gönderilmiş peygamberler gibidirler.” Ne hazindir ki incelendiğinde görülecektir ki insanların çoğu ilahi sorumluluğunu ve emaneti ya gafletle-nisyanla unutmuş ya nefsi-şeytani his ve tutkulara kapılarak nankörlük-inkar veya münafıklık yolunu kendine doğru yol olarak ittihaz edinmiş bu düşünceyle saf ve cahil bir çok kişinin de aldanmasına-yoldan sapmasına-cehenneme gitmesine sebep olmuşlardır.

” Yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar ; onlar zandan-tereddütten başkasına uymazlar ve onlar sadece yalan söyler, tahminlerde bulunurlar.” (En’am:116)   ” Allah onlara «Sizden önce gelip göçen cin ve insan toplulukları yanında cehenneme giriniz» der. Her cehenneme giren topluluk yoldaşına (kendisini yoldan saptıran arkadaşına, öncüsüne) lânet okur. Sonunda hepsi biraraya gelince sonrakiler, kendilerinden öncekiler için «Ey Rabbimiz, bizi bunlar yoldan çıkardı, onun için bunlara bir kat daha fazla cehennem azabı çektir» derler. Allah da onlara «Herbirinizin azabı ikiye katlanmıştır, ama bilmiyorsunuz.” (Araf:38)

Peygamberler tarihinde yaşanmış olaylar-kıssalar konunun daha iyi anlaşılmasını  sağlayacaktır. Hz.Nuh (as) asırlar boyu yaşadığı toplum tarafından dışlanması, susuz bir alanda ilahi emir gereği gemi yapması sonucu alay konusu edilmesi, az sayıda inanlarla birlikte yalnız ve marjinal kalması ancak inanların da, az sayıda olmalarına ve toplumdan dışlanmalarına takılmadan güçlü imanlarıyla hem dünyada hem ahirette necat bulanlardan olmaları bizler için çok ibretamiz bir tablo olmaktadır, Hz. İbrahim (as)’ın yalnızlığıyla mücadele etmesi, ateşe atılsa da vazgeçmemesi, ilahi emirle  Hz. Hacer ile Hz. İsmail (as)’ı susuz çölde yalnız bırakarak geri dönmesi ile Hz. Hacer’in zor imtihanı ve teslimiyeti, Hz. Musa(as)’ın asasının hikmetleri ve iman eden büyücülerin ve Hz.Asiye’nin  ölümü göze alarak Fravun’un tehditlerinden ve işkencelerinden korkmayarak hakkı söylemeleri, İsrailoğullarının  her fırsatta Hz . Musa(as)’a ihanet etmeleri, yalnız bırakmaları, alim ve bilge olan Bel’am’ın hakkı-gerçeği bile bile gizleyerek Firavun’un tahtını koruyup halkı da binbir hile ve akıl oyunlarıyla bu saltanata bağlı tutmaya çalışması, iman etmiş gibi görünen ancak içaleminde nice şeytanlık taşıyan İsrailoğullarının Hz. Musa’nın Tur dağına gidip gelmesi gecikince Samiri’nin şeytani hilelerine kapılıp ses çıkaran altından yapılmış buzağıyı ilah edinmeleri, batılı hak zanneden halkın Hz.Harun(as)’ın uyarılarına kulak asmaması, Hz. Zekeriyya (as)’ın lanetlenmiş olan Yahudiler tarafından sürekli rencide edilmesi ancak O’nun bu yalnızlık ve dışlanmışlığa aldırmadan yinede tek başına gerçekleri anlatması sonunda bir ağaç içinde testereyle ikiye ayrılarak şehit edilmesi, Hz.Eyyüb (as)’ın bütün mal varlığını, çocuklarını ve sağlığını kaybetmesine ayrıca en yakın dostlarının kendisini terk etmesine yine de sabır ve rıza üzre Allah’a teslimiyet içerisinde bulunması, böyle bir imtihanı sabır ve rızayla karşıladığı için Allah’ın rahmetine mazhar olması kendisine ve eşine imtihan sürecinde kaybettiklerinin geri verilmesi, Hz. Muhammad (sav) Efendimizin güzide Ehl-i Beyti ve Ashabıyla nice ambargolara, dışlanmalara, eza ve cefaya göğüs gerip geri adım atmamaları, nice münafıkların yaptığı fitne ve fesatla Uhud savaşına giden bin sahabenin üçyüzünün Medine’ye geri dönmesi savaşa yediyüz sahabenin katılması, insi şeytanların diğer insanlar üzerindeki etkilerinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor ayrıca savaşta gaflet ve dünya sevgisi ile emre itaatsizliğin bedelleri ki Yüce Peygamber Efendimiz daha aralarında iken bu olayın cereyan etmesi, Hayber ve Mekke fetihlerinde yaşanan gelişmeler… vs günümüz müslümanları için önemli  dersler vermektedir.

Cemel vakıası(hileyle aldatılmış olanların-ilahi hilafetle savaşı), Sıffın savaşı(ilahi hilafet ile dünya saltanatı- meliki adutların savaşı), Kerbela’nın (Yezidin: şimdi Bedir’in intikamını aldık dediği savaşın) hazin sonuçları hep hak imama-hilafete gerçek bağlılığın nasıl olması gerektiğini (Hz.Selman-ı Farisi, Hz.İbn-i Me’sud, Hz.Ebuzer El Gıffar-i, Hz.Ammar bin Yasir, Hz.Veysel Karani, Hz.Cündeb, Malik-i Eşter(ra), Hz.Ebul Fazl, Ali Asğar, Hz.Zeynep…gibi) bizlere gösteren açık delillerdir  ki; aksi taktir de nice Mervan bin Hakemler  ( Al-i İmran süresini Al-i Mervan olarak değiştirmeye çalışırken Peygamber Efendimiz tarafından sürgün yiyen katip olan Hakem’in oğlu, Cemel Vakıasının fitne ateşini yakanı, Hz.Osman döneminde müşavirlik yaparken halifeden habersiz O’nun adına bir çok yazışmalarla müslümanların haklarını gasp eden, beytül malı değişik hilelerle zimmetine geçirip yakınlarıyla paylaşan, Ümeyyeleri rahatsız ediyor diye Hakkı konuşan Hz.Ebuzer El Gıffar-i’yi  ta Şamdan  zayıf ve çıplak bir devenin sırtında çöl sıcaklığında Medineye getirtip daha sonra Rebeze çölüne sürgün ederek ölmesni sağlayanlar), hileyle ümmeti kandırıp hilafeti Hz. İmam Ali’den alıp Muaviye’ye devreden Amr bin Aslar,   Kufe Camisinde sabah namazının farzını sarhoş olarak dört rekat kıldıran az ise biraz daha kıldırayım diyen Kufe Valisi Velidler(Ümeyyelerden) ve bu ikiyüzlü- münafıkların işlerini kolaylaştıran cahil kuru akıl ehli, bağnaz, basiretsiz-dost ve düşmanı ayıramayan Hariciler ve o zihniyettekiler… vb her daim bu ümmeti parçalamak, yok etmek için günümüzde de pusuya yatmış uygun fırsatları değerlendirip  İslam düşmanları frenklere-süfyan-i deccallere zemin hazırlamaktadırlar!!!…

“Ey peygamber, kalpleri iman etmediği halde ağızdan «inandık» diyenler ile yahudilerden oluşmuş küfür yarışçılarının tutumu seni üzmesin. Bunlar körü körüne yalana kanarlar ve senin karşına çıkmayan (senden yana olmayan) bir grubun sözlerini tutarlar. Onlar da kelimelerin anlamlarını çarpıtan ve «size şöyle bir fetva verilirse ona uyun, eğer başka bir fetva verilirse ona kulak asmayın» diyen kimselerdir. Eğer Allah birini saptırmayı dilerse sen Allah’a karşı onun için hiç bir şey yapamazsın. İşte bunlar, Allah kalplerini arıtmayı dilememiştir. Onlar için dünyada perişanlık vardır, ahirette de onları ağır bir azap beklemektedir.”(Maide :41)…

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv