KUR’AN’IN İNSANI…(HİZBULLAH)
Bu yazı kez okundu.
25 Şubat 2014 16:09 tarihinde eklendi

Kur’anın bütünü ele alındığında İmam Humeyni’nin (r.a.) dediği gibi “insan” yetiştirmeyi hedeflediği çok rahat anlaşılabılir. Bu “insan” yetiştirme sürecinde Kur’an, hayatın her alanına el atarak kemale giden yolu tanzim etmiş, yarattığı en üstün varlığı “insan” olarak adlandıran Allah (c.c.), onun yeryüzünün halifesi olma (En’am 165) yolunda izlemesi gereken metodu, yaratılmış en kamil varlık olan Resulullah’ın (s.a.a.) aracılığıyla bizlere bildirmiş ve Resulullah (s.a.a.) ve ehl-i beyt (a.s.) ile bu kemali müşahhaslaştırmıştır. Bu yolu izleyerek kemale eren “insan”, yine İmam Humeyni’nin (r.a.) deyimiyle küfrün en çok korktuğu varlık haline gelmiştir. Zira bu insanın oluşturduğu manevi atmosfer, yeni insanların yetişmesine ve böylece kamil bir toplumun ve o toplumu yöneten bir sistemin ortaya çıkmasına vesile olacaktır.

“İman edenler” diye Kur’anda yer alan İslamın hedefindeki “insan”, “Allah’a peygambere ve kendinden olan ulul emre itaat ederek”(Nisa 59) “müminleri bırakıpta kafirleri dost edinmeyen”(Nisa 144), bu sayede “Allah’ın sınırını aşmayan”(Maide 87) “Allah’tan hakkıyla korkup”(Al-i İmran 102) “sabır ve namaz ile ondan yardım isteyen”(Bakara 153), ve“meleklerin yadımına mazhar olan”(Enfal 12) insandır. Bu “insan” aynı zamanda “doğrularla beraber olduğundan”(Tevbe 119) “küfre sapan baba ve kardeşlerini bile veli edinmeyen”(Tevbe 23), ömrünü “iyi işler yamaya”(Şuara 227) adayan, asla “şeytanın adımlarını takip etmeyen”(Nur 21) ve mücadele verdiği dünya yaşamında “Allah tarafından korunan”(Hac 38)”kalbi ancak Allah’ı anınca huzur bulan”(Rad 28) insandır. Bu ruh haliyle dünyada çabalarken kendisine gülenlere, “ahirette gülecek”(Mutaffifin 29) olan da yine bu insandır.

İki ayak üzerinde yürüyüp birkaç cümle kuran herkese “insan” denen günümüzde, Kur’an, insanın en önemli vasfının iman etmek olduğunu belirterek, iman etmeyenin oyun ve eğlenceden ibaret olan bu dünyada sadece oyalandığını belirtmiştir. Yaratılışında iyiye ve kötüye meyl etme kabiliyetiyle doğan ve iradesini kullandığı yönün mükafatına ve cezasına da katlanması gereken insan, Kur’anın tabiriyle “esfele safiline” ve “ahseni takvime” ulaşma yolunda serbesttir.“Esfele safiline” doğru yol alan varlık, aşağıların en aşağısı olmaya niyetlendiği için artık yeryüzüne halife olarak yaratılan “insan” olma özelliğini de yitirecek ve “hizbuşşeytanın” safında yer alacaktır. Fakat “ahseni takvime” ulaşmaya çalışan “insan”, Allah (c.c.) adına yeryüzüne hükmedeceğinden ve alemler ona sunulduğundan dolayı “Hizbullah” olarak nitelendirilecektir ve bu vasıf Kur’anda sadece iki yerde kullanıldığı halde, Kur’anın yetiştirmeyi hedeflediği “insan”ı, kamil bir şekilde tanımlayacaktır.

En mükemmel varlık olan “kemale ermiş insan”, doğal olarak onu yaratanın tarafında olacağından “Hizbullah” namıyla sıfatlandırılmayı hak edecektir. İmam Ali (a.s.) “Biziz soylular. Bayraklarımız peygamberin bayraklarıdır. Hizbimiz Allah’ın hizbidir”(Kenz’ul Ummal,31728) buyurarak zaten kamil insanın Hizbullah olduğunu beyan etmiştir. Bir başka hadisinde ise “Hizbullahı” tanımlarken “Allah’ın farz kıldıklarını yerine getiren kimseye ne mutlu! Onlar, kıyamet korkusu geceleri gözlerini uyanık tutmuş, yanlarını yumuşak yataktan boş bırakmış, dudaklarını Rablerinin zikriyle hareket ettirmiş, günahları uzun mağfiret dilemeleriyle silinmiş topluluktandır. Onlar Hizbullahtır.. Bilin ki şüphesiz Hizbullah olanlar kurtuluşa erenlerdir.”(Nehc’ul-Belağa, 45. mektup) buyurmuş ve bu üstün vasıflara sahip “insanların” ancak “Hizbullah” lafzı ile tanımlanabileceğini beyan etmiştir adeta.

Kur’an ise “Ey îmân edenler! Sizden kim dîninden dönerse (bilsin ki), Allah ileride (onların yerine)öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever; ve (onlar da) O’nu severler; (o bahtiyâr insanlar)mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetlidirler! Allah yolunda cihâd ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar! Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.”(Maide 54), “Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse (bilsin ki), hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Hizbullah olanlardır”(Maide 56) ve “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Hizbullahlardır. Dikkat edin; şüphesiz Hizbullah olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir”ayetleriyle yetiştirmeye çalıştığı “insanın” en kamil şekli olan “hizbullahın” özelliklerini saymış ve bu özellikleri kendilerinde barındıran ların galip geleceğini ve kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir.

Bu ayetler adeta Kur’anın istediği “insan” profilinin resmidir de. Bu profile uyanların her çağda zafere ulaşacakları Allah’ın (c.c.) vaadi olduğundan, bugün 35. senesini kutladığımız İran İslam İnkılabımızın ve evrensel Hizbullahi hareketin elde ettikleri zaferler, aslında sünnetullah gereğidir. Şimdi bu ayetler ışığında çağımız Hizbullahi hareketinin mücadelesine çok kısa bir şekilde göz atalım;

İslamın sadece kalplere(!) hapsedildiği, sosyal hayattan ve siyasetten el çektirildiği, en kamil(!) görünen müslümanlar için bile, ibadetlerin anlamını yitirmiş ritüellerden ibaret olduğu, dünyaya meyl etmenin kaçınılmaz bir hakikat ve dünyevi bir fikre imanın zaruret kabul edildiği bir ortamda,“Ey iman edenler! eğer dininizden dönerseniz” hitabı, öylesine anlam taşıyor ki adeta uyurgezer birinin uçurumun kenarına doğru yürürken bir başkası tarafından dürtülerek uyarılıp, düşmesinin engellenmesi etkisini sağlıyor ve devamında “Allah sizin yerinize öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever; ve (onlar da) O’nu severler; (o bahtiyâr insanlar)mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetlidirler! Allah yolunda cihâd ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar!” diyerek İslam’ın bunca tahrif edildiği bu çağda dininden dönenlerin yerine gelecek olan kavmin özelliklerini açıklıyor. Bu tarif İslam İnkılabına ve hizbullahi harekete ne de güzel uyuyor. Zira İnkılab, ümmetin dinden nasibinin kalmadığı bir dönemde kalplerinde Allah (c.c.) sevgisi olan ve ulaştıkları gaybi yardımlardan dolayı da Allah’ın (c.c.) da onları sevdiği belli olan, tüm yeryüzünde yalnız kaldıkları, ihanete uğrayıp, kınandıkları halde hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan Allah (c.c.) yolunda cihaddan vazgeçmeyen, mezhep, ırk, dil ayırımı yapmadan bütün müslümanları kucaklayıp onlara karşı şefkatli , ama gücünün doruğunda olup da azgınlaşıp tüm insanlığın başına bela olan büyük şeytana ve onun uşaklarına karşı şiddetli olan Hizbullahlar tarafından gerçekleştirildi. Kimi müslümanlar bazı kavmi, ırki, mezhebi taasuplardan dolayı İnkılaba düşman kesilseler de biz biliyoruz ki “Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir.”

Hizbullahi hareketin erleri öyle bir imana sahiptir ki, Allah’a (c.c.) ve Resulüne (s.a.a.) başkaldıran babaları kardeşleri olsa dahi onlara sevgi duymazlar. Bu “Hizbullahi” yiğitler Allah’tan (c.c.) bir ruh ile (RUHULLAH) ile desteklendiklerinden ayakları bu yolda hep sabit kalır. Bu yüzden Allah (c.c.) onlardan razıdır onlar da Allah’tan (c.c.) razıdır. Ve yakın tarihimiz göstermiştir ki “galip gelecek olanlar Hizbullah olanlardır.”

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv