Amerikancı İslam Sorgulaması -2- Üstad Hizbullah Hakverdi
Bu yazı kez okundu.
27 Şubat 2014 14:50 tarihinde eklendi
Etiketler :

- 2.BÖLÜM-
AMERÎKANCI İSLAM İLE AMERİKA ARASINDAKİ İLİŞKİLER VE GÜNÜMÜZDE AMERİKA EMPERYALİZMİNİN HEDEFLERİNİN TAHAKKUKUNDA AMERİKANCI İSLÂM’IN ROLÜ
Amerika ile Amerikancı İslâm arasındaki ilişki ve Amerikancı İslâm’ın İslâm’a ve muslümanlara ihaneti.
Amerika’nın, Allah-u Teâla’nm mutlak hakimiyetine karşı ‘baş kaldırmış’ ve insanlığın -haşa- “İlâhlığına” soyunmuş; yeryüzünün siyâsi, İktisâdi, hukuki, askeri, içtimâi, ve idâri..tüm’ egemenliğini’ ele geçirmeği ve insanlığı ‘kul, köle, esir, mahkûm ve uşak’ edinmeği amaçlamış; dünya çarkının ‘sırf kendi çıkan menfaati ve sömürüsü’ doğrultusunda dönmesini ‘ideoloji’ edinmiş, kısaca; tarih boyunca gelmiş geçmiş ve el’ân mevcut bütün Cirmi-İnsi Şeytanlann- Tağutlann (şirk-küfür-riddet-zulüm-dalalet-entrika vs…) tüm misyonlannı-fonksiyonlannı üstlenmiş ‘çok yönlü-komple’ çağlar üstü bir ‘Dessas’ın ve ‘Büyük Şeytan’ın ‘müşterek ve sembolik’ adı ve ünvânı olduğu ma’lûmdur. Dünya mazlumlanın ve mustaz’aflanın zehirli ‘kıskacı’ arasına alarak sıkan, sıktıkça kanını irinini akıtan ve bu akan kan ve irinle beslenerek ‘gelişen-müreffehleşen’ ‘Büyük Şeytan Amerika’, bu dehşet-engiz zulmünün verdiği şımarıklılıkla kendini, dünyanın ‘tek hakim-i mutlakı ve kralı’ görmekte ve bunu ‘isbatlamak’ için de değişik (siyâsi, İktisâdi, teknolojik ve askeri..) hamleler-operasyonlar düzenlemektedir. Kâinatın tümünün olduğu gibi, dünyanın ve ‘insan’denen mahlûkatın da yegâne ‘halikı’ ve ‘hakimi’ olan Allah-u Teâla, bu İlâhi Hakimiyetini kendi dini olan ‘İslâm’ ile izhâr etmiş, bunun icrasını (tatbikini) ise Peygamberlere ve onların gerçek vârisleri olan müslümanlara havâle etmiştir. İşte; Amerikayı rahatsız eden, ‘alârma’ geçiren hadise de budur! Zirâ; zâten doğarken “fıtrat (İslâm) dini üzere doğmuş bulunan insanlık, akıl-kalb ve ruh gibi faktörler yüzündende “İslâma”, yani Yüce Yaratıcının (Allah-u Teâla’mn) hükmüne-hükümranlığına mütemâyildir. Amerika (Büyük Şeytan), alternâtif olarak meydana çıkarak, insanları bu ‘İlâhi hakimiyetten’ (Gerçek-Nebevi İslâm’dan) soyutlama-ayartma- kandırma yollarına başvurmuş; insanlara “sağından-solundan, önünden-arkasından” sızarak (108), arkadaş-dost-nâsih-muslih ve mürşid edâsını takınmış (109), böylece insanları kendi ‘taht-ı hükmüne’almağa, hiç olmazsa kendine, ‘temâyül’ ettirmeğe çalışmıştır. İlâhi hükümranlıkdan tamamen veya kısmen uzaklaşan insanlık, artık hangi sulta ve hükmün bendesi olursa olsun, “Amerikancı” bir yapının birer elemanı ve tuğlası hükmünde olur. Zirâ; münkiriyle-mürtediyle-mülhidiyle ve münafıkiyle “küfrün, tek millet olduğu” İslâmî bir prensib olarak sâbittir (110). “Müslüman” ve İslâmî” yafta taşıyıp da; Amerikan vesâyeti-himâyesi-idaresi ve hükümranlığı altında yaşamağa ‘razı’ veya ‘mütemayil’ olanlar (ki, bu rızâ ve temâyül; kavli, fiili; ihtiyâri-şuuri veya gayr-i şuuri de olabilir) ise; Amerikancı İslâm” cephesini ve yapısını teşkil ederler.
Bu tipler artık, müslümanlıklarıyla- İsîâmi görünümleriyle ve hatta sanklı-cübbeli ve sakallı alimlikleriyle birlikte -adetâ- ‘konuşan bir Amerika’, “yürüyen bir Amerika”, “yaşayan-canlı bir Amerika”, pozisyonunu sergilemiş olurlar. İşte bu tiplerin, yani Amerikancı İslâm’ın ‘büyük şeytan Amerika’ ile ilişkileri (değişik boyutlarda da olsa) çok renkli ve çok enteresândır.Her ne kadar, ‘Amerikan’nın ve ‘Amerikancı İslâm’ın genel (kısa) ta’rifleri bu ilişkileri-genel anlamda- tedâi ettirse de, biraz tafsil etsek faydalı olur kanaatindeyim:
Evvelâ; Amerikancı İslâm ile Amerika, ‘biribirlerinin lâzım-ı gayr-i mufânkıdırlar’. Yani, birbirlerinden aynlmaları-kopmaları mümkün olmayan ve biribirlerine lâzım ve muhtaç olan mülevves unsurlardır. Ki, varlıkları birbiri ile kâim olan bu ‘ucube’leri ayrı ayrı düşünmek mümkün değildir. Zâten, kelime terkibleri (‘muz’âf ve ‘muz’af un ileyh’ olarak) da ele alınınca aynı sonuç çıkar. Zirâ, “Amerikancı İslâm” terkibinde “Amerika” muzaf un ileyh, “İslâm” ise ‘muzaf olmaktadır. Yani; Allah’ın (C.C) gönderdiği ve Peygamberlerin (bâ-husus Hz. Muhammedin) (a.s.m) tebliğ ettiği, onlara ‘izafe’ edilen “Gerçek İslâm” değil; Büyük Şeytan Amerika’ya ‘izâfe’ edilen ve onun ‘ vizesinden-okeyinden’ geçen “sahte İslâm” kasd edilmektedir. Onun için; Amerikancı İslâm ile Amerikan’nın arasındaki ilişki ‘iç-içelilik’ niteliğindedir. Bu ilişki (iç-iç’elik) kopunca ne “Amerika” kalır, ne de “Amerikancı İslâm”…Çünkü; “Amerikancı İslâm”ın sebeb-i vücudu ‘Amerika’dır; Amerika ile ‘kâim’, Amerika ile ‘hayy’ ve Onunla hayatdar ve faaliyet hâlindedir.
Eğer, “Amerika” bu terkib’ den çıkarılacak olursa: o zaman tek başına tertemiz ve nezih “İslâm” adı ve yapısı kakcaktır. Böyle ‘katıksız’, ‘İlâhi’ ve ‘Muhammedi’ (Nebevi) İslâm net bir şekilde meydana çıkınca “Amerikancı” bütün parazitler silinecek ve yok olup gidecektir. Yani ; günümüzün İslâm Aleminin başına belâ olmuş tüm tağuti-nifaki düzenler ve onlara bağlı-bağımlı tüm kurumlar, kurullar, kurallar ve onların “besili” müslüman görünümlü reziller güruhu (şahsiyet-toplum-grup-tavır ve hareket olarak) yerle bir olacak ve esfel-i sâfilini boylayacaklardır. Bu terkibden “İslâm” çıkarılınca; “Amerika” sap gibi meydanda kalacak, yani “kâfir, müşrik, mel’un ve zalim” olduğu gün gibi ortaya çıkacaktır. O zaman da, artık İslâm Alemine ‘adımını atma’ imkânını ve fırsatını asla bulamayacaktır. Zirâ; Amerika artık, ‘dostluk’ numaraları yapamayacak, ‘dindarlık’ (hele müslümanlık) rolleri takınamayacak, ‘kuzu postuna’ bürünmeyi başaramayacak, İslâm Alemine-Müslümanlara ‘nasihat’ vermeye kalkışamayacak, kısaca; kâfirliğini-müşrikliğini-Şeytanlığını- emperyalistliğini ve vampirliğini gizlemeyecektir. Ki, bu da; Büyük Şeytan Amerika’nın ‘Süperliğinin’, Dünya hükümranlığının ve hegamonyasınm ‘sona ermesi’; “gerçek İslâm’ın”, yani İlâhi hakimiyeti ‘her yönden’ ‘esâs alan’ “Muhammedi (Nebevî) İslâm” ‘ın İslâm ülkelerinin tümüne ‘bil-fiil’, dünyanın şâir kesimlerine de ‘bilvasıta’ hakim olması; böylece müslümanların, hatta tüm mazlumların- mustaz’afların ve insanlığın gerçek hürrivete-izzete-adâlete ve saadete kavuşması demektir…
Şu halde; Amerika, ‘Amerikancı İslâmın’ ihdâs ettiği, ona değişik türden (her yönlü) yardımlarla ‘kan’ ve ‘hayat’ verdiği ve “hayatını-hareketini” korumayı üstlendiği gibi; Amerikancı İslâm’da, Amerikanın ‘süperliliğinin’, yani ‘büyük şeytanlığının’, başta İslâm alemi olarak ‘dünya hükümranlığının’ baş âmili ve tek müsebbibidir. Onun için, biribirlerine ‘dâima’ minnet borçludurlar…
Sâniyen; Amerikancı İslâm’ın, Amerika ile ‘ilişkileri’ ‘nin’ değişik türleri ve ayrı ayrı boyutları vardır. Bunları genel olarak şu şekilde sıralayabiliriz:
Amerika’nın Rabb İttihaz Edinilmesi
A-) Kul, abd, mahluk ve mahkûm ile ‘râb,ilâh,mabud, halik ve hakim-i mutlak’ bir varlık arasındaki ilişkiye benzer bir ilişki…Böyle bir ilişki içerisinde bulunan Amerikancı İslâm çevreleri, Büyük Şeytan Amerikaya’ artık tapmılması-ibâdet edilmesi ve her türlü (fıkri-itikâdi ve ameli..) emir ve nehiylerine ‘mürâât’ edilmesi lazım gelen bir “Râb”, bir “İlâh”, bir “Ma’bud”, bir “Yaratıcı” ve bir “Sahib-i Emr ve hüküm.” kabul eder, büyük bir ‘huşu’ ve vecd ile “tapınma” yarışma girişirler. Çağın mutlak ‘putu’ve ‘tağutu’ olan ‘Büyük Şeytan Amerika’ da bu muti’ bendelerine ve kullarına ‘şanına (?) yakışır’ tarzda maddi-dünyevi refahlar-saadetler (ta’bir câizse, cennetler) va’d etmekte; hâsımlarına-muhaliflerine karşı kendilerine her türlü (maddi, nakdi, siyâsi, İktisâdi, içtimâi, askeri, teknolojik, vs…) yardımlarla ‘müzâhir’ olacağını taahüd etmektedir. “Lâ teşbih velâ temsil”,-adeta-: “ancak sana ibadet (kulluk) eder, ancak senden yardım bekleriz” (112) “ve rabbiniz dediki: çağırın beni, icabet edeyim size…” (113) Ayetlerindeki ma’na ile, “kulum beni nasıl sanırsa, öyleyim; o beni anınca ben onunlayım. O beni zâtında anarsa, bende onu kendi zâtımda anarım. O beni ‘mele’ ‘(toplum-çevre) de anarsa, ben de onu onlardan daha hayırlı çevrede anarım.O bana ‘bir karış’ yaklaşırsa ben ona ‘bir arşın’; o bana ‘bir arşın’ yaklaşırsa ben ona ‘bir kulaç’ yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona ‘koşarak’ gelirim.” (114) Hadis-i kudsi’deki anlam, Amerinkancı İslâm (kul) ile râb-ilâh kabul ettiği Amerika tağutu arasındaki ‘ilişkilerde’ bâriz şekilde tezâhür etmektedir. Bu tezâhürün yüzlerce örneği vardır ki; Irak’ın yıkılmaması için yapılan ‘yardımlar’ ve ‘imdât!’ çağrısına derhâl (olağanüstü) icâbetler.. Hâbis Suudi rejiminin ‘imdât!’ çağrılarına ve ‘yardım’ taleplerine dolaylı ve dolaysız (doğrudan) sayısız ‘icabetler’, ‘koşmalar-koşuşturmalar’ ve AWAX uçakları başta olarak, en modern Uçak-Helikopter-Füze-Füzesavar-vs. savaş malzemeleri ve savunma sistemleri ile donatmalar.. Kâ-be katliamı için verilen çok yönlü destekler.. Kuveyt denen ‘kul’un’, basit bir da’vetiyesine-çağrısına karşı “rab-ilâh” rolündeki Tağut Amerikanın derhâl ‘yıldırım hızıyla icâbet etmesi’; bu mel’un kul’un (Kuveyt’in) Rabbi olan Amerika’ya karşı ‘yürüyerek’ gitmesine mukabil, Rabbi olan Amerikanın kendi kuluna (Kuveyte) karşı ‘koşarak’ gitmesi, imdadına ve yardımına derhâl kavuşarak “Fars Körfezinde Kovboyluk oynaması”; kullarının “rahatını- uykusunu kaçıran” İran İslâm İnkılâbına ve Dünya İslâmi mukavemet hareketlerine karşı ‘Ayı-vâri’ homurdanması ve tafralar satması vs., gibi vakıâlar. Amerikancı İslâm ile Amerika arasındaki ilişkiler konusunda (Kulluk-Rab’lık hususunda) bâsit birer nûmunedir… Tebââları olan Müslüman Halkların maddi ma’nevi, dünyevi-uhrevi bütün değerlerini Rabb-ı İlâhı olan Amerikan Emperyalizmine yağmalatıp tâlan ettiren idâri mekânizmaki Amerikancı İslâm çevreleri, bu ‘ihlâs’ samimiyet ve sadakat la hizmet ve bağlılıklarına, yani Amerika putuna teslim oluş ve onun (Amerikanın) “Müslüman oluş” olayına mukabil, Amerikan tağutu tarafından büyük iltifâtlara mazhar olmakta ve kendi ‘mele’ ‘si’ (etrafı-çevresi) nezdinde (layık oldukları nisbette) anılmaktadır. Bu da, rezil Amerikancı İslâm’ın izzet (?)- şeref (?) ve iftihar vesilesi (?) olmaktadır. Şu Hadis-i Kudsi’yi de birlikte inceliyelim: “Şam Yüce Olan Allah-u Teâla (c.c) buyurur ki: Her kim ki benim veli kuluma (dostuma) adâvet (düşmanlık) ederse, ben de ona savaş ilan ederim. Bana kulum, ancak kendisine farz kıldığım şeyleri (yaparak) sevmesiyle yaklaşır. (Sonra, diğer) zamanlarda kulum bana nâfile (ihtiyari gönüllü) ibâdetleriyle de yaklaşmak ister; nihâyet (böylece) ben onu severim. Onu sevince de, “onun duyan kulağı”, “gören gözü”, “tutan eli”, ve “yürüyen ayağı”, (mesabesinde) olurum. (Diliyle- kalbiyle) benden her ne isterse, onu (derhâl) veririm; bana sığınmak isteyince de, onu (her türlü tehlikeye-düşmana karşı) muhakkak ki korumam altına alır, himaye ederim…” (115). Gerçek İslâm’a mensub gerçek mü’minlerin-müslümanlarm, kâinatın ve tüm mükevvenâtm ve mahlûkatm yegâne halıkı-ilâhı-rabbi ve ma’bûdu olan Allah-u Taala ile ilişkilerini belirleyen bu Hâdis-i Kudsi, bizlere Amerikancı İslâm’ın Amerika ile olan ‘ilişkileri’ için de bazı ‘veriler’ ve ipuçları vermektedir. Zirâ; her şeyin ‘sahtesi’ her “gerçeğin” bâsit bir ‘taklidi’ olduğu ma’lûm dur. Amerikancı İslâm’ın ‘sâdık kulluklarını’ gören büyük şeytan Amerika da elbette (cibiliyeti gereği) sâhte İlâhlığa-Rablığa kalkışacak, bu husus ta gerekli rolleri oynayacak; bunun için de “gerçeğini-aslım” -ta’bir câizse- örnek alacak, yani taklit edecektir. İşte; konuyu bu nokta-i nazardan ele aldığımız zaman: a-) Amerika, kendi dostu (velisi) olan tüm devlet-Ülke- Kurıım-toplum ve şahsiyetleri ‘muhabbetle’ kucaklamakta; onlara düşman olanlara karşı her türlü savaş açmaktadır. Ki, günümüzde bunu alenen müşâhede etmekteyiz…
Fenâ fil Amerika
b-) Amerikancı İslâm çevreleri, Amerikanın kendilerine farz (şart) kıldığı kaidelere, prensiblere, düşüncelere, hükümlere (emir ve yasaklara), ideolojilere ne kadar ‘kuvvetli’ sarılır, onunla amel-hareket eder ve bunu da büyük bir tasvib ve muhabbetle benimserlerse ‘Amerika putuna’ o kadar yaklaşır, yakınlardan olurlar., c-) Bu farz (şart) kılmışların dışında kalan ve nevâfıl denen ‘gönüllü’, ‘ihtiyârr ve “fazladan bir hizmet-itaat olsun diye”, yaptıkları ameller ve fiiller de (bunlara devam ede ede..) Amerikancı İslâm çevreleri, artık İlâhları olan Amerikaya o kadar yaklaşır, o kadar yaklaşır ki; Amerika, artık Amerikancı İslâm’ın ‘muhibb-i hâssı’ olur, bu sevgisiyle birlikte Amerika, Amerikancı İslâm’ın ‘işiten kulağı’, ‘gören gözü’, ‘ yürüyen ayağı’ olur. Böyle olunca da; artık Amerikancı İslâm’ın kulağı ‘Amerikan kulağı’, gözü ‘Amerikan gözü’ eli ‘Amerikan eli’, ayağı da ‘Amerikan ayağı’ olmuş olur; fakat hepsi de ‘İslâm’ yaftalı ve maskeli… İslâm ile ‘kamufle’ edilmiş olan bu yapı, artık ‘ duyan – gören-tutan-yürüyen bir ‘Amerika’ dır. Buna, Amerikancı İslâm’ın ‘‘fenâ fil Amerika” (Amerika’da fâni-yok olması, erimesi) derecesine ermesi denir. Amerikancı İslâm’ın, bu düzeyde olanı, Amerikanın İslâm ülkelerinde ve müslüman toplumlar arasındaki ‘mutlak egemenliğinin’ simgesi olmuş olur. Amerika artık, ‘…İslâm’ adıyla ve onun milyonlarca ‘gönüllü’ elamanlarının vasıtasıyla İslâm aleminin her köşesine, hatta en müslüman muhitlere sızan bir ‘kulakçı’ (ajan), bir ‘tarassutçu’ (gözetici), bir ‘gasıb’, bir hırsız (çepçi-aşıncı ve sömürücü), bir ‘katil-zalim ve câni’ (tetik çekici), bir ‘cebbar-canavar’ (kan dökücü-nefis ve namus çiğneyıcisi) rolünü oynama imkânı elde etmiş bulunmaktadır. Bir Müslüman (?) beden düşünün ki; “Akıl- kalb-vicdan-ruh ve kan” gibi temel unsurlan buram buram (?) Amerika kokuyor! Böyle bir bedenin, maddi fonksiyonlar icrâ eden “kulak”, “göz”, “el”, ve “ayak” gibi uzuvları “Made in USA” (Amerika) markasını taşıyor ve “onun adına çalışıyor” ve bu tür bir “vûcut-bedende İslâm alemine ve müslümanlara “İslâm adına (?)” (idâri-siyâsi- ik^sâdi-hukuki-ilmi-fıkhi-içtimâî-askeri ve ahlâki… tüm konularda) yön vermek istiyor, hatta (çoğunlukla) veriyor…Böyle bir ‘alemin’ ve ‘toplumun’ hâli ve âkibeti nice olur?…Bunu, gerçek ‘serdengeçti’ müslümanlar-cengâverler düşünsün… d-) Büyük şeytan Amerikanın, dünya egemenliğine ‘hizmet’ pozisyonu içerisinde bulunan ve Amerikanın birer ‘dinleme’ (istihbârat-haber alma)’, ‘gözetleme’ (ta’kib-tarassut etme,denetim altında tutma)’ uydulan- istasyonlan ve “işgâl-istilâ ve derdest etme” (zabt altma alma- sömürme ve avuca alma)” ile “taaruz-tecavüz-zulüm-cinayet-ezme ve çiğneme..” Karakollan ve öncü (içten,dahili çıkarma ve sevk) birlikleri mesâbesinde olan kul-uşak rezil ve münafık tağuti Amerikancı İslâm’ın ‘ihlâsla-sadakatle’ yaptığı hizmetlere mukabil her isteği Rabbi Amerika tarafından derhal yerine getirilmektedir. Amerikancı İslâm’ın bu ihaneti sayesindedir ki; Büyük Şeytan Amerika İslâm Alemine -fiilen hakim olmuş, müslüman halkları, hatta tüm dünya mustaz’af halkları, habis sultası ve tahakkümü altına alabilmiştir.Eğer, Amerikancı İslâm’ın varlığı ve hizmetleri söz konusu olmamış olsaydı, Amerikan emperyalizminin bugünkü duruma gelmesi aslâ mümkün olamayacaktı. Bunun ‘tam bilincinde’ olan ‘süper şeytan Amerika’, bu tür ‘Amerikancı’ İslâm anlayışının güçlenmesini ve süratli bir biçimde yaygınlaşmasını (hararetle) istemektedir. Zirâ; Amerika, kendi emperyalist hedeflerinin tahakkuku açısından, Amerikancı İslâm anlayışı ve mensuplarını ‘yaptığı yardımların’, ‘hazırladığı ortamm-kolaylığm’ “gösterdiği sadakatin” binde birini başka akımlarda görmediğinin-göremeyeceğinin farkındadır. İslâm alemindeki ‘gerçek İslâm’a dönüş’, ‘İnkılâbî- Nebevî yapıyı ihya ediş’ ve ‘Büyük Şeytana-tüm uşaklarına başkaldınş’ hareketlerinin ‘kontrol altına alınmasının’ ancak ‘Amerikancı İslâm’a dönüş ve onu uygulayışla’ mümkün olacağını bilen Amerika, ‘Lâik-Ateist-Liberalist-Kapitalist-Sosyalist ve Faşist- hatta Demokratik’ karekterli İslâm alemindeki ‘kukla devletlere’ hızlı biçimde bu tür ‘İslâm -Şeriat’ düzenlerine ‘geçiş’ emirleri-tavsiyeleri vermektedir. Halkı Müslüman, tağuti-Amerikancı yönetimli devletlerdeki ‘yeni’ gelişmeleri ta’kib ederseniz, bunu ‘reâlite’ olarak müşâhede edebilirsiniz.
İhbar-ı Gaybi ve Müjdelenen İslâm İnkılâbı
Çağımız dünyasının ‘İran’ denilen coğrafyasında doğan-parlayan ve ‘ilâhi-inkılâbi huzmeleriyle’ ‘İslâm yaftalı’ tağuti Amerikancı ‘Yarasa’ devletçiklerin ‘saraylarım’ sarsan, ‘Muhammedi Islâm’ çağının bütün ihtişâmmı-şa’ şa’ sim’ bünyesinde taşıyan ve tüm ‘tağuti yönetimlere-görüntülere-kalmtılara’; “savulun bre habisler, gerçek- İlâhi ve Muhammedi İslâm geliyor!. Çağın tüm cebbâr tağutlannı- zalimlerini emperyalistlerini yerle bir edecek, mustaz’afların kurtuluşunun müjdesini verecek olan “Muhammed Ordusu’ (Hizbullah’lar) geliyor!..” diyen, şanlı-muhteşem İslâm İnkılâbının heybet ve azâmetinden ‘titreyen’ sefil-rezil Amerikancı İslâm çevrelerinin ‘imdat!’, ‘yardım’! taleplerine-çağnlanna ‘icabet’ ederek ‘ağuş-u hâbisesini’ açan büyük şeytan Amerika, sâdık ‘kulu ve bendesi’ olan Amerikancı İslâm çevrelerinin tümünü ‘toptan’ himâyesi ve koruması altına almıştır. Ki bu Amerikancı İslâm’la birlikte büyük şeytan Amerikanın (selefleri olan, Nemrud-Fir’avn, Kavm-i Ad ve Semud…vb. tüm tağutlar gibi..) yıkılması ve yok olup gitmesini netice verecektir, inşaallah… Zirâ, sünnetullah böyle cereyan etmiş ve sünnetüllâh’m asla değişmeyeceği de yüce kitabullah’ta mukarrer İlâhî ‘garanti altındadır (116). Evet; “Lâ şarkiyyetün velâ ğarbiyyetün” (ne şarktan ve ne de garb’dan) “sırf İlahî-Vahyî-Semâvî ve Muhammedi olan” ‘Şecere-i, Mübâreke’ özelliğini taşıyan (117) gerçek İslâm’ın, çağımızdaki ‘işrâkı’ ve tezahürü’ hüviyyetinde bulunan nurâni ‘İslâm inkılâbı’;”kökü sabit, dallan-budaklan gökte ve her zaman meyvesini veren ‘Şecere-i Tayyibe’ ‘ye benzeyen ‘Kelime- î Tayyibe’ ‘yi” (118) temsil ederken, karşısında ‘muhalif ve hasım’ cepheyi oluşturan “büyük şeytan Amerika ile Amerikancı İslâm ve tüm yandaşları” da; “kesilip yerden çıkarılmış (ayakta) duracak hâli kalmamış (köksüz) ‘Şecere-i Habise’ (pis ağaca) benzeyen “Kelime-i Hâbise’ yi” (119) temsil etmektedirler.
Daima ‘tekerrür’ halinde olan Tarihin her döneminde hak ile bâtıl’m amansız ve sürekli mücâdelesi görülmüş; hakkın -hakk nizâmın her zuhur edişinde bâtıl (tüm görüntüleriyle) silinip gitmiştir. Yüce Kur’an-ı Kerim’in “Hak geldi, bâtıl yok olup gitti; şüphe yok ki bâtıl zâten yok olur gider…” (120) Ayet-i Kerimesi, bu tarihi gerçeği nâtık bulunmaktadır. Hak cephenin (gerçek İslâm’ın) savunucuları olan “Hizbullah” ile bâtıl cephenin (şeytanın ve avânelerinin) arasındaki ‘tarihi ve ezeli’ savaşda da ‘neticenin-kesin zaferin’ hakkın (gerçek İslâm’ın, Muhammedi İslâm’ın) bekçiliğini ve müdafıiliğini yapan ‘Hizbullah’ ‘m olduğunu olacağını Yüce Rabbimiz “…Muhakkak ki galibiyet, hizbullah olanlarındır” (121) Ayetiyle tebşir etmektedir.
Çağların büyük şeytan Amerikasını (militarist mekânizma hâline gelmiş iblisini) temsilen Allah-u Teâlaya -haşa- ‘nazire’ olsun diye “sahte Cennetler inşâ eden” (122); “…Ben de (senin Rabbin gibi) diriltirim öldürürüm..” (123) diyerek, İlâhlığmı -haşa- isbât (?) içinde Yüce Nebi Hz. İbrahimi ateşe atan (124); “Halkı toplayarak, ‘ben sizin en yüce Rabbinizim!’ diyerek çağıran” (125) ve “…Ey etrafım- yakınlarım! Ben sizin için benden başka bir ilâh bilmiyorum…” diyen, ‘Musa’nın ilâhına (Allah-u Taalaya) karşı savaş amaciyle’ “çamurdan kerpiçler pişirilip ‘yukarı (göğe) çıkması için ‘kule’ yapılmasını isteyen (126); “insanların biribirlerini ‘rabler’ ittihâz edinmemeleri” (127) hususunda İlâhi tahzir ve nehy’e rağmen, ‘hüküm-kanun koyma yetkilerini onlara bırakmak suretiyle…’ “…Ahbârlarmı, ruhbânlarmı Rabler ittihâz edinen..” (128); “Hevânıza tabi’olmayın” (129), “Şeytana, Şeytanın hatvelerine (yoluna-izine-adımlarma) uymayın!..”; “..Şeytana ibâdet (kulluk) etmeyin!..(Yalnız) bana ibadet edin.” (130), “Hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayın” (131) şeklindeki İlâhi ikaz-ihtar-nehiy ve tenbihâta rağmen, “Hevasmı ilâh olarak ittihâz eden” (132), “şeytanı öncü- yönlendirici ve metbu bilen” (133), “basit buzağı heykelini ‘rab,ilâh! diyecek kadar bayağılaşan”( 134), “kendi yaptıklan cansız putlan- heykelleri ilâh ve Allaha ‘ortak’ kabul edecek kadar alçaltan” (135),” Bunu (putları Allah’a ortak koşmayı) da ‘Allah’a yaklaşmak ve ona aracı kılmak’ amacıyla yaptıklarım söyleyecek te’vil edecek kadar sefilleşen” (136), (Amerika ve Amerikancı İslâm zihniyetini-yapısmı temsil eden) Rezil, zelil, hâbis, ve necis tipler beşeriyet tarihini (kara bir leke olarak) doldurmuş; bütünü de dünyevi-uhrevi (her cihetten) silinip gitmiş ve cehennemin derinliklerini boylamışlardır (137).
Bütün Enbiyânın, fitnesinin dehşetinden dolayı kendi Ümmetlerine ‘şerrinden Allah’a istiâze etmelerini’ tavsiye ettikleri (138) ve Ulûhiyet-Rubûbiyet iddiâlan ile insanlık hayatını zir’u zeber edecek, (Sâhte-aldatıcı) Cennet ve Cehennem’in taklitlerini yapacak (139), ‘İnsan öldürüp diriltme’ denemeleri-rolleri yapacak (140) kadar bir şirret-fitne kumkuması olan ve ancak Hz. İsâ’nm -gökten nüzul ile- gökten nüzul ile- öldürebileceği-pisliğinden yer yüzünü temizleyeceği (141) (Tarih boyunca gelmiş-geçmiş 30 kadar DeccâPm (142) sonuncusu ve en büyüğü olan) meşhur büyük Deccalin tüm habasetiyle bütün fonksiyonlarım (fazlasıyla) icra eden ‘büyük şeytan Amerika’ dahi yandaşları (mele’i) ve avâneleriyle (Amerikancı İslâm çevreleriyle) birlikte yakın bir gelecekte tar-u mâr olup gidecek ve tarihin ‘çöplüğüne’ atılarak Cehennemi boylayacaklardır, İnşaallah…Evet; “Ahîr zamanın en büyük fesâdı zamanında, en büyük bir Müçtehid, hem en büyük bir Müceddid, hem Hakim, hem Mühdi, hem Mürşid, hem Kutb-u A’zam bir Zât-ı Nurâniyye…” (143) ve “Ehl-i Beytten, Fatıma’nm evlâdından olacak” (144) “Zulüm ve fesâdla bozulmuş yeryüzünü doğruluk ve adâletle dolduracak” (145) “Seyyidler ordusunun başına geçecek” (146) “Doğudan (Horasan taraflarından) çıkacak, siyâh sancaklar taşıyarak hiç kimsenin kınamasından çekinmeden ve hiçbir güçden korkmadan savaşlar- fetihler yapan kahramanların kendisine iktidar-Hilâfet (İmamet) ortamı hazırladığı” (147), “Bayrağında Allah’ın İsm-i A’zamı (Allah lafzı) bulunan” (148); O zamana kavuşanların “…Kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa kendisine iltihâk ve ‘biat’ edilmesi” Yüce Resülüllah (s.a.v) tarafından emir ve tavsiye edilen (149) “ Ona bağlı olan İslâm ordularının bazı ülkeleri, silahsız olarak ve sadece “Allah-u Ekber” ve ‘Lâilahe İllallah’ feryadlarıyla- nidâlarıyla feth edecekleri,” (150) “Zamanında dalga dalga savaşanların olacağı, Rumi 1 erin (Batı-Emperyalizminin) İslâm alemini istila zımmınaa büyük ordularla müslümanlara saldıracağı ve o zamanki savaşda İslâm ordusunun üç’de birinin münhezim, üç’de birinin şehid ve üç’de birinin de kesin zafere kavuşacağı” (151), “Büyük Deccalı öldürmekle görevli olan Hz. İsâ Aleyhisselama yardım edeceği” (153) ve “İmamınız kendinizden olduğu (ve sizde O’na uyduğunuz) hâlde, Meryem oğlu (İsâ asm) gökten sizin yanınıza indiği zaman bakalım durumunuz nasıl olacaktır?” (154) hadisiyle ‘İmam-ı Ümmetliğine’ olduğuna-olacağma bil-hassa dikkat! Çekilen, “İttihâd-ı İslâmiyyeyi nokta-i istinâd ittihâz edinerek ‘Hilafet-i Muhammediye (a.s.m) ünvânıyle Şeâir-i İslâmiyyeyi ihyâ.. Ve ta’tile uğratılmış bulunan Ahkâm-1 Kur’aniyenin ve Şeriât-ı Muhammediyenin (a.s.m) kanunlannı (hakim kılma) vazife-i uzmasım, gerçek müslümanlann, (inkılâbi) Ulemâ’mn-Evliyâ’nm-Seyyidlerin ve ‘milyonlarla efradı’ bulunan ordulann yardımlariyle ifâ edeceği…” (155) ve “Hz. İsâ Aleyhisselamm namazda kendisine iktidâ edip uyacağı” (156), “Süfyân komitesinin Risâlet-i Ahmediyyeyi (a.s.m.) ve Şeriât-ı Muhammediyyeyi İslâm alemi içerisindeki inkâr ve tahrib hareketlerini yıkacak” (157) ve bilhâssa savaşının en büyük kısmının ‘Süfyânîlerle’ (münâfıklarla-Amerikancı müslümanlarla) olacağı” (158) bildirilen, münâfıklann-habis,hâlis Vehhâbilerin (Amerikancı İslâm’ın temel yapılan olanlann) dışında kalan tüm müslümanlann ‘asırlardan beri’ ‘ümid ışığı’ ve ‘kurtuluş çerağı’ olarak hasretle- harâretle bekledikleri Ehl-i Beyt-i Resülüllah’m (a.s.m.) son kahramanı ve ‘göz bebeği’ olan Hazret-i Mehdinin (Allahın binler selâmı üzerine olsun) zûhur çağında ve mezkûr‘İlahi-İslâmi ve inkılâbi’fonksiyonlannı icrâ asrında bulunmanın bahtiyarlığını yaşıyoruz…
Vel Fecr; Fecr’e And Olsun; And Olsun Asrımızı Aydınlatan İnkılâb Güneşine!
“ Ey inananlar, içinizden kim çıkar da dininden dönerse Allah, onlara bedel öyle bir kavim getirecektir yakında Ki O (Allah) onları sevecek, onlar da O’nu (Allah’ı) sevecek, inananlara karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetli ve (onurlu) olacak (tır) o kavim; (ve) Allah yolunda savaşacaklar ve hiçbir kınayıcınm kınamasından korkmayacaklar…Bu Allah’ın lûtfu ve inayetidir ki, dilediğine verir ve Allah’ın lûtfıı boldur, o her şeyi bilir.”, “biliniz ki, siz, şunlarsınız: Allah yolunda malmızı-mülkünüzü harcamaya çağrılıyorsunuz da içinizden, nekeslik (cimrilik) edenler var ve kim nekeslik ederse ancak kendisine zarar etmiş olur ve Allah (herşeyden) müstağnidir ve sîzsiniz yoksullar.. Ve (Fi-Sebilillah infak da bulunmayarak) itaatten yüz çevirirseniz (Allah-u Taala,) yerinize bir başka kavmi getirir, sonra (görürsünüz ki onlar) size benzememektedir.” (159) Ayet-i Kerimelerinde ‘geleceği müjdelenen kavim kutlu kavmin’ ‘kim, hangi kavim?’ olduğu suâline karşı, Resülüllah Sallallahü Aleyhi Ve Sellem Efendimiz’in mübârek ellerini Selman-ı Fârisi’nin omuzlarına vurarak “işte bunun kavmi!” (160) dediği; “Ümmiyyin (olan evveline) henüz mülâki olmamış olanlardan başkaları (aherin)…” ‘in de (161) ‘aynı kavmin olduğu’ (Yine Efendimiz tarafından) ifade edildiği (162) ve “Din’in (diğer bir rivayette iman’ın) Süreyyâ Yıldızında (da) olsa, onu muhakkak bir surette yeryüzüne indirecek” (163), bövlece küre-i arzıimanın ve İslâm’ın hakimiyet ‘neşvesiyle’ şenlendireceği ‘bir ihbâr-ı gayb-ı Kur’ani ve nebevi olarak’ ihbâr ve tebşir edilen ve ‘Tuba liP- Ğurebâ’ (164) sırrına masadak olarak ‘günümüz dünyasında yalnız ve ğarib bırakılmış bulunan’, fakat “(onlar) öyle kimselerdir ki; halk kendilerine: “bütün insanlar aleyhinizde birleşti, korkun onlardan!” dedi de, bu söz onların imanını (daha fazla) arttırdı ve ‘Allah yeter bize!’ ne de güzel vekildir o, dediler.” (165) Ayet-i Kerimesinin, ‘yüce hallerini’ tasvir ettiği ‘bahtiyâr ve kahraman Fars- İran halkının’ ‘başına ve önüne geçen’ imam-ı ümmet ve kahraman-ı İslâm Hazreti İmam Hûmeyni’nin, “El- Fecr” suresinde ifâdesini bulan (166), tarih’de bir benzeri daha görülmemiş bir ihtişâmla gerçekleştirdiği ‘Şanlı İslâm İnkılâbı’; Büyük Şeytan, çağın azgın Tağutu ve Deccâlı olan Amerikanın ve (Komünistiyle-Kapitalistiyle- Faşistiyle-Amerikancı İslâmcısiyle) tüm yandaşlarınm-uşaklarımn saltanatlarım çatır çatır sarsmaya, uykulanm-rahatlannı kaçırmaya, dünya hegomonyalannı ve zulüm düzenlerini yıkmaya başlamıştır… Dünya müslümanlanmn ve tüm mustaz’af halkların kurtuluş ümidi ve yegâne hak ve âdil nizam olan İslâm’ın yeryüzü hükümranlığının simgesi olma özelliğini taşıyan bu “İnkılâb-ı Hazret-i Mehdi (asm)”, Hz. İsâ aleyhisselamm yakın müzâhereti; nazım rol oynayan Ehl-i Beytin kahraman Seyyidlerinin bil-fîil muâveneti (167); milyonlarla fedâkâr (hepside şehâdet ateşiyle yanıp tutuşan) efrâdı bulunan “Besic-Muhammed (a.s.m.) ve Mehdi orduları” diye anılan İslâm kahramanlarının ‘Gazaya’ ve ‘Cihâd-ı Fi Sebilillaha’ müsârââtı sâyesinde (Allah-u Teâla’nın yüce yardımlarıyla) ‘Tarihin ma’kus tâli’ini’ ters çevirecek, dünyanın mevcut (siyâsî-içtimâî-iktisâdî-askerî tüm) dengelerini (İslâm’ın müsîümanların ve mustaz’afların lehine olacak şekilde) değiştirecek; ve; ‘Dev’, ‘Süper’ gibi lakaplar alan dünya talancılarmı-yağmacılarım ve insanlık cellatlarını-kasaplarını (Amerikan tağutunu ve uşaklarını) yerle bir edecek ve saltanatlarını devirecek böylece, “…Mü’minlerin gönülleri kalbleri ferâhlanacak, yüreklerindeki ‘ğayz’ giderek rahatlayacak” (168); “Bağistani- Büsitani’ bir görünüme kavuşacak olan dünya, artık gül ve gülistan olacaktır, inşaallah…Bu İlâhî-nurânî inkılâbı (değişimci-değiştirici) ‘Hazret-i Mehdi (asm) hareketinde yer alan ve hissesi bulunan bahtiyârlara ne mutlu!..
B-) Amerikancı İslâm’ın Amerika ile ilişki türlerinden biri de “moda”, taklid” denilen “uyduculuk” ‘ dur.Günümüzün rezil Amerikancı İslâm çevrelerine dikkat edecek olursak; hukukdan ahlâka, giyim-kuşam’dan içtimâi muâşerete, fikir-düşünce ve hareketten ‘bakış açısına’ ve ‘kıyamet hükümlerine’ (değer yargılarına), tezniyât-tefrişattan her nevi gidişâta kadar… ’Amerikan (Büyük Şeytan) kültür emperyalizmi de denen ve ‘hayatın’ her yönünü kapsayan menhus ve mülevves bir yapılanma, Amerikancı İslâm’ın ‘alt yapısını’ meydana getirmektedir. “Elbette sizden önce gidenlerin (Yahudilerin-Hristiyanlann) yolunu karış karış, arşın arşın tutarsınız; (o kadar ki;) onlar kertenkele deliğine girmişlerse bile sizde girersiniz…” (169) “Ümmetim, Önceden geçenlerin (Mecusi- Ateşperest olan Acemlerin ve BizanslIların) tutumunu karış karış, arşın arşm takib edinceye kadar kıyâmet kopmaz…” (170) Hadis-iŞerifleriyle ‘portreleri* veciz bir şekilde çizilen ve “bir kavme benzeyen kimse, muhakkak ki onlardan olur.” (171) Ferman-ı Peygamberinin (asm) mazmûûna masadak olan Amerikancı İslâm’ın bu hususta Amerika ile ilişiği ‘evlat ile baba’, ‘köle ile efendi’, ‘uşak ile patron’, ‘tırnak ile et’, hatta ‘deri ile beden’ arasındaki ilişkilere benzemektedir. Ki, Amerikancı İslâm’ın Amerika tağutu karşısında düştüğü zillet, sefalet, rezâlet ve habasetin (aşağılık kompleksinin- maymunca taklitçiliğin) bir kısım esbâb-ı mucibeleri (?) şunlardır: a-) Amerikan teknolojisine-bilimine hayranlık, Amerikancı İslâm’da ideolojik yalpalanmalar doğurmuştur. Halbuki; ‘Samiriyy’ de sembolleşen (172) Ad, Semud, Fir’avn gibi teknoloji deavânelerini, şahsi varlığını bile hiş enkaziyle tarihin çöplüğünü doldurmuştur: “Andolsun ki onlan, insanların hayata (yaşayışa) en düşkünü olarak bulursun. Onlar müşriklerden de düşkündür hayata.Herbiri bin yıl yaşamağı arzular. Fakat yaşasa ne olacak? Onu azab’dan kurtaramaz ki. Allah ne yapıyorsa görmede…” (17^gibi ayetlerle ‘hayata bakışı’ anlatılan ve bu tür sâikîerle Amerikanın ‘bendesi’olan Amerikancı İslâm’ın merbut bulunduğu Amerikanın, dünkü temsilcisi olan Fir’avn vb. lerinin akibetinden şöyle haber verilmektedir: “O da, askerleri de yeryüzünde haksız yere ululanmalara kalkıştılar ve şüphe yok ki dönüp katımıza gelmeyecekler sandılar, kendilerini. Biz de hem onu, hem de askerlerini helâk ettik, onları suya boğduk; artık bak da gör, zalimlerin sonucu ne olmuş? Ve onları ateşe çağıran rehberleryaptık ve kıyamet günü de yardım edilmez onlara.. Ve şu Dünya hayatında artlarından la’net ettik onlara ve kıyamet günü de onlar, çirkin bir azaba uğrayanlara katılacaklar…” (174)
“Görmedin mi rabbin neler yaptı Ad’e o direkler(gibi yüksek binalar-gökdelenler) sahibi ‘İrem’e; ki o beldelerde (ülkelerde) bir benzeri yaratılmamıştı…; ve va’dileri oyan, kayaları kesen semud’a; ve evtâd (zulüm kazıkları-ehramlar- ordular..) sahibi fir’avn’e Ki bütün bunlar memleketler (in) de (çağlar boyu) tuğyanlık edenlerdi. O suretle oralar da fesadı (zulüm ve anarşiyi) çoğaltmışlardı. Bundan dolayı rabbinde üzerlerine bir(er) azâb kamçısı yağdırıverdi. Çünkü rabbin, şübhesiz ki ‘rasad’ yerindedir. (her an nigahbandır, gözetleyicidir; herşeyi bilen ve görendir.)” (175) “..Tarih sahifeleri arasında (nazar-î tahkiki; ve bil-fîil) yeryüzünde gezin dolaşın da (dini hakkı ve peygamberleri) tekzib edip yalanlayanların akibeti nice oldu? Görün…” (176), “De ki, gezin yeryüzünü de inkâr edip yalanlayanların sonlarının ne olduğunu görün..” (177), ‘Andolsun ki biz, her ümmete, Allah’a kulluk edin ve şeytandan uzaklaşın, diye bir peygamber gönderdik; içlerinde Allah’ın doğru yola sevkettiği de var, sapıklığı hakedeni de.. Gezin yeryüzünde de bakın, görün (şeriât-ı ilâhiyyeyi) yalanlayanların sonuçları ne oImuş.”(178), “De ki: gezin yeryüzünde de bakın, görün, ne olmuş mücrimlerin (günahkârların-asilerin) sonu!” (179) gibi..daha nice Ayet-i Kerimeler, Amerikancı İslâm’ın ‘güç verdiği’ ve ‘güç aldığı’ “Her çağın” yüz karası olan ‘Amerikan Tağutunun‘ ne kadar ‘kof ve
‘çürük’ olduğunu göstermektedir..
Amerikancı İslâm’da Sermaye Faktörü
b-) Amerikancı İslâm’ın Amerika ile ‘mukalidlİk’ plânındaki ilişiğine etki eden faktörlerden biri de, “Sermâye-zenginlik ve maddi refah’dan’ dolayı, duyulan ‘imrenme’ ve ‘gıpta’ ‘dır. Nasıl ki; Allah-u Teâla tarafından -sırf imtihân için- kendisine verilen ve sâdece anahtarlarını bile ‘güçlü bir topluluğun ancak taşıyabildiği’ hazinelere-servetlere-sermâyelere sahib bulunan ve bunları kendi “ilmine-gücüne bağlayarak müreffehleşen’Karan’un zinetler içinde kibirlenerek kavminin karşısına çıkmasıyla birlikte (günümüzün Amerikancı İslâm tipleri olan) “..Dünya hayatını arzu edenler: ‘Ne olurdu, Karûna verilen (şu servet) bizim de (malımız) olsaydı. O,şüphesiz büyük hazz (nâsib) sahibidir.” (180) demişler, ‘Karun’ gibi bir ‘Tağuta’ gıpta ederek derimi bir temâyül göstermişlerdir. Bugün, Amerikancı İslâm çevrelerinin de günümüzün ‘Karûnu’ olan Amerika’ya karşı aynı tür bir yaklaşım içerisinde bulunmakta oldukları görülmektedir. Fakat, Karûnun sarayı ve tüm servetiyle birlikte yere geçirilmesini gören o günün Ehl-i Dünyası (Amerikancı İslâm çevreleri) nasıl pişman olmuş (181) ise; günümüzün ‘Karamı’ olan Amerikan Tağutunun da (Allah’ın kahriyle) aynı akibete uğramasıyla, günümüzün rezil Amerikancı İslâm çevreleri de binler defa pişman olacak ve bulundukları pozisyondan dolayı ‘ebedi’ nedâmetler duyacaklardır. Evet; konuyla alâkalı şu Ayet-i Kerimeler de nazar-ı itibâra alınınca durumun önemi daha da iyice anlaşılmış olacaktır: “Gerçekten de o kâfirlerin ne malları Allah azabından kendilerini koruyabilir. Ne de evlâtları. Onlardır ateş ehli olanlar, orada ebedi kalırlar. Onların şu dünya hayatında harcadıkları, tıpkı kendilerine zulmeden bir kavmin tarlalarına vuran zemheri yeline benzer, eser, ekinleri mahvedip gider..” (182) “Kâfir olanların beldelerde (ülkelerde kabadayı kabadayı) gezip dolaşmaları sakın seni aldatmasın. Bu azıcık bir faydalanmadan ibâret, sonra varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir yurd, ne kötü bir yataktır.” (183) “Artık onların malları ve evlatları, seni şaşırtıp imrendirmesin. Şübhe yok ki Allah, onları o malla, o evlâtla dünya hayatında azablandırmayı diler ve kâfir olarak da güçlükle can vermelerini murad eder.” (184). “Nice demler gelecek ki kâfirler, ne olur keşki biz de müslüman olsaydık diyecekler. Bırak onları, yesinler, geçinsinler; ve isteklere düşüp oyalansınlar, yakında (akibetlerinin ne olduğunu) bilecekler.” (185). “Eğer bütün insanlarm (onlara imrenerek) kâfir olmaları gibi bir mahzûr bulunmasaydı, Rahmanı inkâr edenlerin evlerindeki tavanları ve üstüne basıp çıktıkları merdivenleri; ve odalarının kapılarını, üzerlerine yaslanacakları tahtları (bile) hep gümüşten yapardık. Ve onları altınlara-mücevherlere boğardık. (Zira) bunların hepsi dünya hayatının geçici metâmdan başka şeyler değildir. Ahiret (saadeti) ise, rabbinin indinde (ancak küfür ve meâsiden) kaçınanlara mahsusdur.” (186) Evet; “Dünya hayatı bir levhü leib’den (bir oyundan, bir oyalanmadan) ibarettir…” (187) “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir bezenti(zinet)dir ve aranızda bir tefâhür (övünme) dür ve bir mal ve evlât çokluğu gayretidir ancak ve bunlardan ibârettir, de; halbuki dünya hayatı (yaşayışı) bir yağmura benzer, bitirdiği nebatlar, ekincileri şaşırtır, sevindirir sonra kuruyuverir de bir bakarsın, sap-sarı olmuş, sararıp solmuş, sonra da un-ufak olmuş, dağılıp gitmiş; ve ahirette ise çetin bir azab var; (Dünyayı Ahirete tercih etmeyip de din-i Hakka bağlı kalanlar içinde) Allah’dan rıza ve mağfiret vardır. Dünya hayatı(ndan faidelenmek) bir aldanış fâidesinden başka bir şey değildir.” (188). İlâahir.. Asrın ‘Süper Karûnu’ olan Amerika’nın ‘Astronomik servetine-refahma ve meta’ul gururuna’ aldanarak ‘Ona imrenen-özenen ve temâyül eden Amerikancı İslâmî çevrelere ithâf olunur!., c-) Amerikancı İslâmi çevreleri ‘Büyük Şeytan Amerikaya’ uymaya, intibak ve intisâb etmeğe ve mukallidi olmaya sevk eden sâiklerden biri’de havf, korku ve cebanettir. “Kâfirlere karşı gayet şiddetli ve izzetli olan” (189) Gerçek Müslümanlar, “Tüm izzetin (güç ve kudretin) Allah’ın (190), Resülüllah’m ve mü’minlerin olduğunu” (191) yakinen bilir; Amerika canisi dahil, hiçbir ‘kâfir güce’ bu tür ‘büyüklük- yücelik’ sıfatlarım aslâ izafe etmez. “Sakın gevşemeyin, mahzun da olmayın; eğer siz gerçekten iman etmişseniz, muhakkak ki en üstün olan sîzlersiniz (kâfirler değil..)” (192) İlâhi tebcil ve te’yide mazhar olan gerçek bir mü’min kat’iyyen bilirki: “iman hem nur’dur, hem kuvvettir; hakiki imanı elde eden adam (değil Amerikaya), Kâinata meydan okuyabilir.” (193) Zirâ; “iman tevhidi, tevhid (Allah- u Teâlaya) teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül(de) Saadet-i Dareyn’i iktiza eder.” (194) Mes’ele, Hayat-ı Ebediyeyi ve Saadet-i Dareyni (iki cihan saadetini), yani Allah-u Teâla’nm rızasını kazanma da’vasıdır.Allah’m, İslâm’ın ve Resülüllah’m (a.s.m.) düşmanı olan ‘Büyük Şeytandan’ korkarak ona temâyül etmek elbette bu ‘hayati’ da’vayı ‘ebediyyen’ kaybettirecektir. Üstelik bu korku ve cebanet, Büyük Şeytanın hedeflerinden olan ‘dünyayı, bil’hassa İslâm Alemini sömürme ve yağmalama’ niyetinin tahakkukunu da netice verecektir ve vermektedir.Zirâ; “Havf ve za’fm, te’sirat-ı hâriciyeyi teşci’ edeceği” (195) bilinmektedir.
Koca kâinatı yoktan var ettiği gibi, yed-i tasarrufunda bulundurarak mutlak hükümranlığını tüm mevcudata şâmil kılan Yüce Rabbimizin; “..Artık, yalnız benden korkun. Ancak benden sakının” (196), “Ey iman edenler, Allah’dan nasıl korkmak lazımsa öylece korkan ve ancak müslüman olarak can verin.” (197) “O zaman içinizden iki zümre (kafirler karşısında) za’f göster (mek iste) mişti. Halbuki (imanlarından dolayı) onların yardımcısı Allahdı. Mü’minler ancak Allaha dayanmalıdır (kâfirlere karşı havf ve za’f göstermemelidir).” (198) “Şübhe yok ki (Allah’ın) dostlarını (kâfirlerle) korkutan ancak ve ancak şeytan’dır. O halde siz, onlardan (Şeytanın dostlarmdan- kâfirlerden) korkmayın ve (ancak ve ancak) benden korkun, eğer iman etmişseniz.” (199) “..Dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerini hemen öldürün…”; “..İlk defa da sizinle kendileri (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmazsınız? Onlardan (kâfirlerden) korkacakmısınız? Eğer (gerçekten) iman etmişseniz, kendisinden korkulmaya daha layık olan (sâdece) Ailah’dır.” (200), “Ey iman edenler, (yalnız) Allah’dan korkun; ve sadık olanlarla beraber olun.” (201)..ilh. şeklindeki azim tahzirat-tenbihat ve beyanatlan muvacehesinde ‘gerçek müslümanlann’ hatta ‘az- çok imam, namusu, şeref ve haysiyeti’ olanların bu hususta gâyet hassas ve müteyâkkız bulunmaları icaba eder. Aksi takdirde, Amerikancı İslâm yapısının ‘birer tuğlası’ durumuna (bilinçli veya bilinçsiz) gelebilirler.
İslâm İnkılâbına Karşı Amerikancı İslâm
Zirâ; Amerikancı İslâm’ın (değişik) tüm birimleri içerisinde ‘ben Amerikancı İslâm cephesinin elemanıyım.’ Şeklinde bir ‘ilan’ ‘m ve aleniyetin aslâ söz konusu olmadığı, önemli olanın ‘tarz-tavır-eda- yapı-muhteva’ olduğu ma’lûmdur. Zâten, ‘ben Amerikanîyim /Amerikancıyım’ diyen bir ‘yapıda’ İslâm ilâvesi (perdesi) tamamen gitmiş; konu müphemlikten-nifakîlik’ten ve süfyânilikten (yani, Amerikancı İslâm’lıkdan) çıkmış; harbi, net ve açık kâfirliğe (yani, Amerikaniliğe-Amerikancılığa) dönüşmüş, o zaman da gerçek Müslümanlarm-Hizbullahilerm (Müslüman halk yığınlarına inebilmeleri ve safların kesin hatlarla aynlabilirüği vs. nokta-i nazardan) işleri-hareketleri büyük ölçüde kolaylaşmış olacaktır. Bu da, çağın ta gutu olan Amerikan emperyalizminin hükümranlığını sarsacak, yavaş yavaş yıkıntıya götürecek; gerçek İslâm’ın da ‘güçlenerek’ adım adım ‘dünya hakimiyetine’ doğru gidişini hızlı bir şekilde netice verecektir. Şu halde; ‘İslâm dışı güçlerin’ (bunların merkezi ve yönlendiricisi olan Amerikanın), dünyaya tahakkümüne ve ‘beşeri-tağuti yapılarının’ insan hayatına ve topluma egemen olmasına; İslâm’ın ‘müşahhaslaşmış pratiği’ olan ve ‘İran’ coğrafyasında zuhur etmiş bulunan ‘İslâm İnkılâbının5 güçlenmesine- yayılmasma; kitlelere, bilhassa müslüman halka ‘mal olmasına’; böylece istikbaldeki “İslâmm dünya hakimiyetinin” tahakkukuna (fikri-kavli-fîili vb. yollarla, değişik tür ve boyutlarla da olsa) engel olan, adı ‘İslâmi’ olan her hareket, her hizip, ve her ferd (ister ‘en güzide müslüman’ olarak bilinsin), kesinkes ‘Amerikancı İslâm’ yapısının birer ‘tuğlası’ ve camiasının da birer ‘mensubu’ ve efradıdır; lafzen bunun aksini iddia etselerde… d-) Amerikancı İslâm çevrelerini “Amerika mukallidi-müntesibi ve mütemayili” yapan sâiklerden birisi ve en önemlisi de; “yapı, karekter, mahiyet, ruh, şahsiyet ve cevher bozukluğu’ ‘dur. Karanlık mahfellerde-mahzenlerde yaşamağa alışkm-yatkm olan ‘Yarasa’ nasıl ki ‘Güneş’ ‘den rahatsız olur, huzuru bozulur, kaçacak bir ‘karanlık’ yer arar, bunun yanında bu durumunun ‘âmili’ sandığı ‘Güneşe’ karşı ta’nu teşne’ler ve tenkidler savurmağa başlarsa.. Ve bu da, onun (yarasanın) değişmez fıtratı ve tabiatı ise …; ‘İran’ denilen coğrafya’da fışkıran ‘Muhammedi İslâm’ında, ömürleri boyunca “Amerikan emperyalizminin” dolaylı veya doğrudan hakim bulunduğu ‘Tağutf rejimlerin egemenlikleri altında, ‘zulümatlar- karanlıklar’ içerisinde yaşamış ve o türlü hayata ‘adepte’ olmuş, ‘bağışıklık’ kazanmış (adı kahraman (?) müslüman da olsa) ‘yarasa tabiatlı’ zürafayı rahatsız etmiş, huzurlarını kaçırmış ve ‘Alarm’a’ geçirmiştir. “Bu güneş de nereden çıktı?” feryâdlariyle ‘ayağa-şaha’ kalkan ‘iki ayaklı (sözde müslüman) yarasalar’, yerleşik tağuti rejimlerde yaşamanın verdiği bir huzur ve rahatlıkla ve ondan gayet memnunmuşçasına bir tavırla, ‘Muhammedi İslâm’ hüviyetinde doğan Şaniı-Muhteşem İslâm inkılâbını (bin-bir dereden su getirmek ve Öküz altında buzağı aramak kabilinden bâsit ve adice bahânelerle) tenkide-ta’n ve takbihe başlayarak, Amerika Emperyalizminin za’fa uğramasının ve İslâm hükümranlığının (güç oluşumunu engellemekle) halel-dar olmasının amili ve müsebbibi olmaktadırlar…
Amerikancı İslâm’ın bu ‘taaffün’ etmiş yarasaları, ayrıca; taşıdıkları iâşe’lik’ yapılan gereği olarak da Nurani güneşin İlâhi ışıklanndan ve ‘hayat-feşân’ huzmelerinden şiddetle rahatsız olmakta; kerih kerih kokular salmakta (İslâm İnkılâbını ta’n edici belirtiler göstermekte); bu hâbis kokusunu (karakterini) ‘Kuzu postuna’ bürünmelerle, ‘ma’sumane edalar’ takınmalarla (mülevves kokusunu, ‘misk (?)’ diye yutturmağa-koklatmağa çalışmakla), ‘nezih-tahir’ tabiatlı insanlan sürekli olarak rahatsız etmekte (şübhe evhâm ve vesvese vermekte)dir. Ne garib tecellidir ki; ‘lağım’ ve ‘necaset’ timsali tağuti rejimler içerisinde ‘…böceği’-misâli yaşayan ve onunla (bil fiil) telezzüz eden habis varlıklar, kendi ‘necaset-alud’ hayatlanmn muhasebesini yapıp ondan kurtulma ‘yollarını’ aramalan ve tüm çabalarını bu konuya teksif etmeleri gerekirken; Gül-ü Muhammedi, Andelib-i Muhammedi ve Nefh-i Muhammedi (a.s.m.)
olarak ‘tefeccür’ eden ve bedbaht zulümatlı bir çağı lahutileştirmeğe talib olan “çağlar üstü İslâm İnkılâbının günümüzdeki tezahürüne” karşı ‘menfi tavırlar’ almakta- adeta yarışmakta ve böylece komikliklerini ve rezilliklerini sergilemektedir…ilââhir…C-) Amerikancı İslâm’ın Amerika ile ilişki türlerinden biri de ‘Demokratik’, ‘Hümanist-Sofıst’ karakterli bir ‘dostluk’ ‘dur. Amerikan Emperyalizminin hedeflerinin tahakkukunda ‘çok önemli’ bir yeri ve rolü olan bu ilişkinin bir kısım belirtilerini -kısaca- şu şekilde hülâsa edebiliriz: -Amerikancı İslâm cephesi, bu tür bir
ilişkinin tabii gereği olarak ‘idâreyi, siyâsi hakimiyeti, velayeti, yönlendirmeyi vs.’ Amerika’ya veya Amerikanın istediği-tavsiye ettiği ‘uşaklara5 terk etmekte, bu hususta ‘muhlis (?)’ olarak onlara yardımcı olmaktadır. Amerikancı İslâm’ın ya büyük ihaneti veya aynı orandaki müthiş bu tür gafleti sonunda Amerika ve uşakları koca bir İslâm Alemine hâkim olmuş, gerçek İslâm’ın ve ona bağlı olarak bütün mukaddes değerlerin geçerliliği ve hükümranlığı kaybolmuştur. Halbuki, “Allah-u Taala Kur’ana uyulmasını ve onunla hüküm verilmesini” (202) bunun, kâfirlere bırakılmamasını istemektedir. Zira; “Hüküm ancak Allah*1 mdır; ve O yalnız kendisine ibadet (kulluk) edilmesini (hükümlerine uyulmasını) emretmiştir. İşte doğru olan din, budur…”(203), “…Bütün göklere ve yer halkına, ondan başka hiçbir veli (emr-hüküm sahibi) yoktur. O hiç kimseyi hükmünde ortak yapmaz.” (204), “Allah, hakimlerin hakimi değilmi? (Belâ!)” (205), “Onlar, hâlâ cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Yakin sahibi bir kavm için, hükmedici olarak
Aliah’dan daha güzel kim vardır?” (206) “ Ey iman edenler. Birbirinizi bırakıp da başkalarını (kâfirleri) ‘bitane’ (idâri vs. sırlı işlerinize vâkıf edip ‘sırdaş’) edinmeyin. (Çünkü) onlar size şer ve fesad yapmakta hiç kusur etmezler, size sıkıntı verecek şey (ler)i arzu ederler. Hakikat, onların (kin ve) buğzları ağızlarından (taşıp) meydana vurmuştur. Göğüslerinde size karşı gizlemekte oldukları (düşmanlık) ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi (ka’ti surette) açıkladık, eğer düşünürseniz.” (207) “Şübhesiz ki Allah emânetleri (idare-yönetim işlerini) ehil (ve erbabına) vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder…” (208), “ Ey iman edenler Allah’a itaat edin. Peygembere ve sizden olan ‘ulul’emr’e (Müslüman olan emir sahihlerine) de itaat edin…” (209) Gibi Ayet-i Kerimleriyle Aliah-u Taala, durumu açıkça beyân etmekte; Emr’ü hüküm’de-idâre ve velâyet işlerinde (bilinçli ve bilinçsiz biçimde) kâfirlere güvenip- dayanmayı ve işi onlara terk etmeyi nehyetmektedir.
Evet; “Ey iman edenler, eğer kendilerine kitab verilenlerin (Yahudi ve hristiyanlarm) içinden herhangi bir zümreye boyun eğecek olursanız, (onlar) sizi döndürür, imanınızdan, sonra kâfir yapar..” (210), “Ey iman edenler, eğer kâfirlere itaat ederseniz, (onlar) sizi ökçelerinizin üstünde (gerisin geri küfre) çevirirler de (dünyada da ahirette de) hüsrana uğrayanlardan olursunuz.”
(211) , “…Kalbine bizi anmaktan gaflet verdiğimiz, hevâ ve hevesine uymuş, işinde haddini aşmış kimselere boyun eğme.”(212) , “Müfritlerin (müşriklerin) emrine boyun eğmeyin.” (213) vb. pek çok Ayet-i Kerimeler, müslümanlarm kâfirlere aslâ boyuneğmemesini, itimâd etmemesini ve başına geçirmemesini emretmektedir.
Made in USA+ Made in İslâm
- Amerikancı İslâm çevreleri, Amerika’ya olan sevgi-sempati duygulan ile de dikkat çekmektedirler. Bu tutum ‘bilinçli’ olduğu gibi, ‘biliçsiz’ olmaktan da kaynaklanabilir. Önemli olan , hâsıl olan ‘menfî’ neticedir. Büyük Şeytan Amerika kendisiyle ‘muhtelif ilişki türleri içinde olan Amerikancı İslâm’ın bu tip karakterinden fazlasıyle istifade edebilmekte, bu kanaldan girerek İslâm Aleminin , hatta tüm dünyanın ‘ağası’, ‘patronu’, ‘efendisi’ ve ‘idarecisi’ olabilmekte; siyâsi egemenliğine engel olmayan, hatta yardımcı olan ve zemin hazırlayan Amerikancı İslâm’ın her türlü İslâmi (?) hizmetlerine (değil köstek) büyük ölçüde destek olmaktadır. Amerikancı İslâm’da bu tür kısmi ve İslâm’ın tecezzisini esâs alan bir anlayışla; bir tarafdan ‘Made in Amerika’, diğer yandan da (ta’bir câizse) ‘Made in İslâm (?)’ markasını taşıyarak gününü gün etmekte, böylece ‘Amerikancı’ yapı ile ‘İslâmcı’ (Müslüman) yapıyı imtizâc (?) ettirerek, bir ‘iyi niyet’ gösterisi (?) yaparak veya öyle görünerek bu husustaki ‘sentezciliğin’ müşâhhas timsâli olmaktadır, “Kitabın (İslâm’ın) bir kısmını alıp da bir kısmım almayanlann kâfir olduğu..” (214) bilindiği hâlde… Amerikancı İslâm’ın, Amerika ile bu yöndeki ilişkilerinin boyutlan, sevgiye ve dostluğa kadar uzamıştır. Bununla birlikte, kendini kamuoyu önünde Müslüman göstermeğe ve hareketinin meşrûiyetini (?) isbatlamağa çalışmaktadır. Halbuki, şanı Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Onların milletine (dinine) uymadıkça ne yahudiler senden razı olurlar, ne de hristiyanlar…” (215), “İşte siz o (kadar rezil) kişilersiniz ki onları seversiniz, fakat onlar sizi sevmez…” (216) “Size bir iyilik gelse tasalanırlar, kötülük gelse ferahlanırlar…” (217), “ Onlar müzminleri bırakırlar da kâfirleri veliler (dostlar) edinirler…” (218) “Ey iman edenler! İnananları bırakıp da kâfirleri veliler (dostlar) edinmeyin. İstermisiniz kendi aleyhinizde Allah’a apaçık delil veresiniz?” (219), “Gerçekten sizin veliniz (dostunuz ) Allah’dır, ve peygamberedir ve iman edenler, namaz kılanlar ve rüku’ ederken zekât verenlerdir. Ve kim ki, Allah’dan ve resülünden ve (gerçek Hizbullahi) mü’minlerden yüz çevirirse (kâfirlere meyi edip dayanırsa) bilsin W hiç şübhesiz hizbullah olanlardır galib olacak kişiler.” (220), “ Ey inananlar! Sizden evvel kendilerine kitab verilenlerle kâfirlerden dininizi bir eğlence ve bir oyun (yerine) koyanları veliler (dostlar, üzerinize idareciler hakimler) edinmeyin. Allah’dan korkun, eğer iman etmişseniz.” (221) “ İçlerinden bir çoğunu görürsün ki (Peygambere, mü’minlere olan buğzlarından dolayı) kâfirlere dostluk ederler…; eğer Allah’a, peygambere ve O’na indirilene (Kur’an’a İslâm’a) iman etmiş olsalardı, onları (kâfirleri) dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan bir çoğu fasık kimselerdir.” (222) Günümüzün Amerikancı İslâm’ını beliğ ve veciz bir uslûbla gözler önüne seren Yüce Kitabımız, değil Amerikan tağutunu, en yakınlarım bile (İslâm’ın dışında oldukları sürece) veli, dost, idareci ve hakim kılmmamasmı ve onlann emri altına girilmemesini beyan etmektedir: “ Ey iman edenler, babalarınızı, kardeşlerinizi -eğer küfrü sevip onu iman üzerine tercih ediyorlarsa- (aslâ) veliler (dostlar- yöneticiler) edinmeyin. İçinizden kim onlann velilikleri (velayetleri) altına girerse onlar zalimlerin ta kendileridir.” (223). “Ey iman edenler, müşriklerin tümü necisdir…” (224), “Ve onları halkı ateşe çağıran önderler yaptık ve kıyamet günü de yardım edilmez onlara. Ve şu dünyada ardianndan la’net ettik onlara ve kıyamet günü de onlar, çirkin azaba uğrayacaklardan olacaklardır.” (225)…ilh. -Gözleri, Amerikan hayranlığı-dostluğu ile dönmüş Amerikancı İslâm çevreleri, girdikleri mülevves atmosfer içerisinde artık, “Hakkı batıl ile karıştırmayın…” (226), “Hakkı bile bile gizlemeyin..” (227), “…Ayetlerimi (Allahın Ayetlerini- Gerçek İslâmî hükümleri) az bir baha ile (şu kıymetsiz dünyanın bayağı bir menfaati mukabilinde) satmayın- değiştirmeyin…” (228) Ayetlerinin (yaklaşık meâl ile) şiddetli nehiylerine rağmen. Büyük Şeytan Amerika’ya lvefâ borcunu’ ödemek, bunun mukabilinde ‘bir şeyler’ devşirmek yollarına da başvurmaktadır. Amerikancı İslâm cepheşine verdiği ‘ulûfeler’ vesilesiyle, hûlûl ettiği İslâm aleminin ve îslâm camiâsınm gerçek dinini, imanını, namusunu, şerefini, hâysiyetini, maddi-ma’nevi tüm varlığını, yer üstü ve yer altı zenginliklerinin tamamını talan ederek yağmalayan Büyük Şeytan Amerika, bütün bu kadar ve daha da fazla (sayılamayacak kadar sonsuz) vahşetini, cinayetini, fecâatını ve soygunculuğunu ‘sâdık bendesi’ (piyonu ve robotu) Amerikancı İslâm çevreleri sayesinde irtikâb edebilmişti. Amerikancı İslâm’ın, Amerikayla (diğer konuların tamamındaki ilişkilerinde ve bu tür) ‘sıcak, samimi, dostâne’ ilişkileri bulunmamış olsaydı; Amerikan tağutunun, “İslâm’ın ve alem-i İslâmm ‘kapısının eşiğine bile, bir tek adım atamaz ve günümüzdeki “emperyalist” ve ‘süper-dev güç’ tahtına oturaması aslâ mümkün olamayacaktı…
DİPNOTLAR
108- ) A’raf (7): 17
109- ) A’raf (7): 20,21; Hicr (15): 39; Ta-ha (20): 120
110- ) İb-ni Abidin (Tere.): 17/342 (Arapça): 5/489; Fetâva-yı Hindiye (Tere.): 14/496 (Arapça): 6/ 454; vs…
111- ) Aslında, kelimenin doğru telâffuzu ‘İslâm’-ı Amerikai’ şeklindedir. Ki ‘Amerikai İslâm’ diye okuruz. O zaman ‘i’ (âididiyet edâtı) kelimenin sonuna gelince ‘Amerikaya ait, Amenkadan kaynaklanan ve onun malı olan İslâm’ anlamlarına gelir, ‘cı-cu ekleri ise, ‘yandaş-taraftar’ anlamında kullanılır. Günümüzde her iki türleri bulunmakla beraber, Türkçe telâffuz şeklinin yaygın olmasından dolayı ‘Amerikancı İslâm’ ta’birini kullanmakla iktifa ediyoruz…
112- ) Fatiha (1): 5
113- ) Mü’minûn (40): 60
114- ) Buhari-Tecrid: 12/421;Zübde: Sah. 1068; Müslim: 11/
115- ) Buhari-Tecrid: 12/202,203; Zübde: Sah. 1005,1006
116- ) Bakınız; 75 no Tu dipnot.
117- ) Nur (24): 35
118- ) İbrahim (14): 24,25
119- ) İbrahim (14): 26; Ayrıca, “Şecere-i mel’une” içinde; İsrâ (17): 60
120- ) İsrâ (17): 81
121- ) Mâide (5): 56
122- ) Fecr (89): 7’nin tefsiri için, bakınız; Hak Dini Kur’an Dili: 8/ 5802 vd.; îbn-i Kesir: 16/ 8448 vd.; ve şâire…
123- ) Bakara (2): 258
124- ) Enbiyâ (21): 68; Ankebut (29): 24
125- ) Nâziat (79): 23,25;Aynca, Şûârâ (26):29
126- ) Kasâs (28): 38
127- ) Al-i İmrân (3): 64
128- ) Tevbe (9): 31
129- ) Nisâ (4): 135; Sâd (38): 26
130- ) Bakara (2): 168,208; En’âm (6): 142; Nur (24): 21; Yasin (36):60,61
131- ) Al-ı Imrân (3):64; En’âm (6): 19,78,80,151; Nisâ (4): 36; Lokman (31): 13; Kehf (18): 38,42; Ra’d (13): 36; Hacc (22):26
132- ) Furkan (25): 43
133- ) İsrâ (17): 63,65; Cinn (72): 6; Bakara (2): 166,167; İbrahim (14): 21,22,48,50; ilaahir…
134- ) Bakara (2): 51; A’raf (7): 148,150,152; Ta-hâ (20): 85,98; illi…
135- ) Bakara (2):165; En’âm (6): 22,24,74,81,137; A’raf (7): 138,191,195; Meryem (19):81,84; Enbiyâ (21): 57,70; Furkan (25): 55; Şuâra (26): 70,77; Ankebut (29): 4; Necm (53): 19,21; Nûh (71): 23; il
136- ) İsrâ (17): 57
137- ) Kasas (28): 39,42; Fecr (89): 6,14; Nâziât (79): 25; Ankebut (29): 33,40; Al-i İmrân (3): 137; Enâm (6): 11; Nahl (16): 36; Nemi (27): 69; illi..
138- ) Müslim (Tere.): 11/ 412; Buhari-Zübde: Sah. 513,514; Tecrid: 8/414,418; Ebu Davud (Tere.): 2/36; Tezkıre’tül-Kurtubi (Terc.-Muhtasan):
139- ) Müslim: 11/381,384; Tezkire: 444,488,496
140- ) Buhari-Zübde: 290: Tecrid: 6/ 242; Müslim: 11/392
141- )Müslim:l 1/285,388,398:Buhari-Zübde: 348; Tecrîd:6/532;E.Davud:5/123
) Müslim: 11/ 364: Ebu Davud: 5/131; İbn-i Mâce: 10/159
142- ) Bediûzzaman Sâid-i Nursi- MektubatSah. 407 (1958 Baskısı)
143- ) Ebû Dâvud: 5/ 92,93; İbn-i Mâce: 10/ 348,349:Tezkire; 438
144- ) Ebû Dâvud: 5/92,93; tbn-i Mâce: 10/ 346
145- ) Mektubat: 408
146- ) İbn-i Mâce: 10/ 346,348,350,350; Tezkire: 445; (Hem’de, Mâide: 54’e telmihân…)
147- ) Tezkire’tül Kurtubi: 438
148- ) İbn-i Mâce: 10/ 346,348
149- ) Müslim: 11/ 360; Tezkire: 423,440,445
150- ) Müslim: 11/ 324,325; Tezkire: 444
151- ) Bakınız; 141 no’lu dipnot.
152- ) Tezkire’tül Kurtubi: 438
153- ) Buhari-Zübde: 603; Tecrid: 9/182; Müslim:2/56-57
154- ) Bediûzzaman Sâid-i Nursi +Emirdağ Lahikası: 1/ 271
155- ) Tezkire’tül-Kurtubi: 438;Müslim:2/ 58
156- ) Mektubat: 409 15 8- Tezkire: 434
159- ) Mâide: (5): 54; Muhammed (47): 38
160- ) Sünen-i Tirmizi: 5/ 371,372; İbn-i Kesir (Tere.): 13/ 7313; Hak Dini Kur’an Dili: 3/ 1719
161- ) Cum’a (62): 2,3
162- ) Buhari-Zübde: 842; Tecrid: 11/ 201; Müslim:2/343; 10/ 476,477; Tirmizi: 5/ 412; 6/ 397; İbn-i Kesir: 5/ 2389; 7/7879;7880;
163- ) Bakınız; 162 no’lu dipnottaki kaynaklar: Aym yer ve; C.Sağîr:2/164;
164- ) “İslâm garib başladı; ve yine (başlangıcı gibi) garib haline dönecektir. Ne mutlu (O) ğariblere:!”; Müslim (Tere.): 2/21; (Arapça): İman / 232; Tirmizi (Tere.): 4/ 385; (Arapça): İman / 13; İbn-i Mâce (Tere.): 10 / 204; (Arapça): Fiten / 15; Dârimi: Rikak /42; İbn-i Hanbel: 1 / 184,398; 2 /177,222,389; 4 / 73; Câmi’us-Sağir (Tere.): 2 /164; (Arapça): 2 /160;Ve,”Bımlar Hz. Mehdi ile camiasıdırF’.Nehc’ül-Belağa: 196,283,287;
165- ) Al-i îmrân (3): 173
166- ) Fecr (89): 1,5; Bu âyetler ve devâmı, İslâm inkılâbrmn 1-Şubat -1979 /ll- Şubai-1979 tarihleri arasındaki “ley]-alûd 10 günlük ölüm-kalım mücâdelesinden sonra hakim olmasını ve bunun mahall-ı inkılâb’da ‘şafakta 10 gün’ diye her yıl kutlanmasını nazar-ı itibâre alarak, mezkûr Sûre’nin (bil-hassa) baş kısımlarının tefsirlerine, bâ-husus fi-zilâl (Tere.): 16 /198,199’a bakınız.
) İmam Humeyni ile birlikte, İslâm inkılâbının fikri ve fiili bânilerinin ve (değişik yerlerde) yürütücülerinin ekseriyetinin ( Seyyid Ali Hamaneî Şehid Beheşti, Şehid Arif H.Hüseyni, Seyyid Es-Sadr. Seyyid Hekim, Seyyid Allâme Fazlullah, Seyyid Müderrisi, Mahmud Talegâni, Seyyid Mahmud Haşimi, T.Hurremâbâdi, Seyyid Muhammed Hatemi, Mir Hüseyin Musevi, ve şâir…) Resülüllah (s.a.v.) Efendimizin pak neslinden, ehl-i beytinden, yani ‘seyyidlerden’ oldukları nazar-ı itibâra alınırsa, konunun önemi (kudsiyeti ve nurâniyeti) daha iyi anlaşılmış olur. Ayrıca; konuyla alâkalı Merhum Üstâd Sâid-i Nursi Hz.lerinin şu mütalâasınada kulak verelim:“Allahümme salli âlâ seyyidinâ Muhammedin ve âlâ ‘âli seyyidinâ Muhammed…’ duası -umum ümmet, umum namazında, günde beş defa tekrar ettikleri bu duâ – bil’müşahede kabûl olmuştur ki; âl-i Muhammed Aleyhisselâtu vesselâm, âl-i İbrahim aleyhisselâm gibi öyle bir vaziyet almış ki; umum mübarek silsilelerin “başında”, umum aktar ve asarın mecmalannda o nurani zatlar “kumandanlık ediyorlar. Ve öyle bir kesrettedirler ki; o kumandanların mecmuu, muâzzam bir ordu teşkil ediyorlar. Eğer maddi şekle girse ve bir tesânüd ile bir fırka vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini, milliyet-i mukaddese hükmünde râbıta-i ittifak ve intibah yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz!.. İşte o pek kesretli o muktedir ordu, Âl-i Muhammed Aleyhisselâtu vesselâmdıı ve ‘Hazret-i Mehdi’nin en has ordusu’dur.” “Evet, bugün tarih-i alem’de hiçbir nesil, şecere ile ve senedlerle ve an’ane ile birbirine muttasıl ve en az yüksek şeref ve âli hâseb ve âsil neseb ile mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i beytten
gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin fırkaları ‘başında’ onlar; ve ehl-i kemâlin ‘namdâr reisleri’ yine onlardır. Şimdi de, kemiyeten milyonlan geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i nebevi ile dolu ve cihândeğer şeref-i intisâbiyle serfirâz’ dırlar. Böyle bir cemaat-ı azime içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek ve uyandıracak hâdisât-ı azime vücude geliyor…Elbette, o kuvvet-i azimedeki bir hamiyet-i âliyye feverân edecek ve Hazret-i Mehdi başma geçip, târik-i hak ve hakikata sevkedecek. Böyle olmasını; bu kışdan sonra baharın gelmesi gibi, adetullah’dan ve rahmet-i ilahiyyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız…” (Mektubat + Sah. 408,409-1958 baskısı).îran İslâm inkılâbından, çok uzun seneler önce yazılmış olan bu
satırları, dini-imani hassasiyete sâhib zevata (Merhum Üstâd adına) ithâf
ederiz…
167- ) Tevbe (9): 14,15
168- ) Buhari-Zübde: 607; Tecrid: 9/189; Tirmizi: 4 / 54; İbn-i Mâce: 10/21; Câmi’us Sağir: 2 / 285; Ramuz’el-Ehadis: Sah. 489;
169- ) Buhari-Tecrid: 12 / 408; Zübde: sah. 1065
170- ) Tirmizi: 4 / 432; Nesei: 7-8 / 595; Bûluğ’ûl Merâm (S. Yollan): 4 / 365; Câmi’us Sağir: 1 / 592; 2 / 40,271
171- ) Bakara (2): 51; A’raf (7): 148, 150, 152; Ta-hâ (20): 85,98
173/A) Örnek için bakınız; Ta-hâ (20): 148; Fecr (89): 6:11; ilh…
173/B) Bakara (2): 96
174- ) Kasas (28): 39,42
175- ) Fecr (89): 6,14
176- ) Al-i İmran (3): 137
177- ) En’âm (6): 11
178- ) Nahl (16): 36
179- ) Nemi (27): 69
180- ) Bakınız; Kasas (28): 76,79 181 -) Kasas (28): 81,82
182- ) Al-i Imran (3): 116,117
183- ) Al-i Imran (3): 195,196
184- ) Tevbe (9): 55,85
185- ) Hıcr (15): 2,3
186- ) Zuhnıf (43): 33,35
187- ) En’âm (6): 32; Ankebut (29): 64; Hadid (57): 20
188- ) Hâdid (57): 20; Aynca bak; Kehf (18): 32,44’deki beliğ İlâhi’ mesel.
189- ) Mâide (5): 54; Feth (48): 29
190- ) Nisa (4): 139; Fatr (35): 10; Münâfıkun (63): 8 19]-) Münâfıkun (63): 8
192- ) Al-i İmrân (3): 139
193- ) Bediûzzaman Sâid-i Nursi-Sözler: 1 / 267
194- ) Sözler: 1 / 267
195- ) Mektubat: 442
196- ) Bakara (2): 40,41
197- ) Al-i Imrân (3): 102
198- ) Al-i İmrân (3): 122
199- ) Al-i İmrân (3): 175
200- ) Tevbe (9): 12,13
201- ) Tevbe (9): 119
202- ) Nisâ (4): 105
203- ) Yûsuf (12): 40,67; Kasas (28): 70; “İşte bu halde, velayet (yardım-idâre ve hakimiyet hakkı, (yalnız) hakk olan Allah’ındır. Ve O’na itaat, hem mükâfat bakımından, daha hayırlıdır, hem son bakımından daha hayırlı…” Kehf (18): 44
204- ) Kehf (18): 26
205- ) Tin (95): 8
206- ) Mâide (5): 50
207- ) Aî-i İmrân (3): 118
208- ) Nisâ (4): 58
209- ) Nisâ (4): 59
210- ) Al-i Imrân (3): 100
211- ) Al-i Imrân (3): 149
212- ) Kehf (18): 28
213- ) Şuâra (26); 151
214- ) Bakara (2): 85; Ra’d (13): 36
215- ) Bakara (2): 120
216- ) Al-i Imrân (3): 119
217- ) Al-i İmrân (3): 120
218- ) Nisâ (4): 139
219- ) Nisâ (4): 144
220- ) Mâide (5): 55,56
221- ) Mâide (5): 57 ; Ankebut (29): 41
222- ) Mâide (5):80,81
223- ) Tevbe (9): 23
224- ) Tevbe (9): 28
225- ) Kasâs (28): 41,42
226- ) Bakara (2): 42; Al-i İmrân (3): 71; En’âm (6):82;
227- ) Bakınız; Bakara (2): 42,159,174; Al-i İmrân (3):71,187
228- ) Bakara (2): 41,79,86,174; Al-i İmrân (3): 187,199; Tevbe (9): 9; Nahl (16): 95

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv