KUR’AN VE ÜMİT
Bu yazı kez okundu.
27 Şubat 2014 14:43 tarihinde eklendi
Etiketler :

İnsanoğlu yaşamak için bir gayeye ihtiyaç duyar. Amacı olan insan, hayatına anlam kazandırdığı için yaşama sımsıkı tutunur ve karşısına çıkan bütün zorluklarla başa çıkmak için uğraşır, azimle çabalar. Eğer bu amacını yitirirse ümitsizliğe düçar olur ve tüm yaşama sevincini yitirerek, kendisi için anlamsızlaşan dünyadan bir anda kurtulmak ister ve bunun sonucunda da ucu intihara kadar uzanan bunalımlara, depresyona vb. psikolojik hastalıklara yakalanır. Ümitsiz insan mücadele azmini yitiren, hazana tutulmuş solan bir yaprak gibi esen en ufak bir rüzgarda oradan oraya savrulan, tutunacak dalı olmayan, her şeyini kaybeden, içine kapanık bir varlık haline gelir. Adeta ruhu çalınan bu insan, kendine güven duygusundan da arındığı için sürekli olarak yenilgiler tatmaktan, zaferin adını ve tadını unutmuştu ve öğrenilmiş çaresizliklerin kurbanıdır artık. Hiçbir hakkını aramaya gücü,hiçbir zalimin zulmünü engellemeye takati bulunmayan bu insan, tam olarak güdülecek koyun kıvamına gelmiş olacağından zalimlerin yetiştirmek, oluşturmak istediği insan tipinin örneğidir de aynı zamanda.
İşte insanlığın kanını emmeyi saltanatlarının daim olmasının tek yolu olarak bilen emperyalizmin günümüzdeki en büyük temsilcisi büyük şeytan ve avaneleri olan “süfyani sistemler”, İslam ümmetinin direniş ve diriliş ruhunu elinden almak için, kendilerine ait en büyük ve tehlikeli ordu olan medya ile ümmetin mensuplarına ümitsizliği pompalamaya, onların ümitlerini ellerinden alıp var olan zulme sessiz kalmalarını sağlamaya çalışırlar. Bunu sağlamak için ya ümmetin gençliğinin zihinlerini boşaltıp, onları amaçsız, gayesiz, dünyaperest nesiller olarak yetiştirmeye , satın aldıkları saray mollaları ile artık İslam devleti kurmanın mümkün olmadığı fikrini aşılamaya ya da sinema ve dizi filmleri vb. ile o muazzam(!) dünyevi güçlerinin reklamını yapıp kendi zaferlerini(!) ön plana çıkararak, hiç kimsenin kendilerini yenemeyeceği algısını oluşturmaya çalışırlar. Yenildikleri cephelerle ilgili (vietnam,İran,Irak vb.) devasa bütçeli filmlerinde bile sanki zafere ulaşmışlar edasıyla kendileriyle övünür ve yine hakkı gizlemiş olurlar. Böylece ümmetin zihninde oluşan “yenilmez süper güç” algısını kullanarak ayakta kalmayı amaçlarlar.
Hatta o kadar ileri giderler ki, kendi uşakları olan arap rejimleriyle tezgahladıkları savaşı, 6 günde kazanıp(!), kimsenin bir daha kendileriyle savaşmaya cüret etmemesini umarlar. Ama onların tuzaklarına karşı tuzak kuran Allah (c.c.), öyle kullarını onların üzerine gönderir ki ya arkalarına bakmadan kaçmak zorunda kalırlar (2000 yılında İsrail’in Lübnan’dan kaçışı) ya da “Amerika bi halt edemez” sözüyle büyük şeytanın bütün prestijini yerle bir eden İmam Humeyni’nin (r.a.) dediği gibi “bi halt edemeyip” sadece içi boş tehditler savurmakla yetinirler.
Kafirlerin bu kadar çok yıkmak istedikleri “ümit” bilinci, aslında Kur’anın başından sonuna kadar müslümanlara aşılamaya çalıştığı en temel bilinçlerden biridir. Çünkü Allah (c.c.) bu bilince sahip kullarının, küfürle savaşlarında sabırlı, yenilginin olmadığını bilen, ölümden korkmayan, ölümü saadet olarak gören kullar olacağını ve bu kullarına hem bu dünyada hem de ahirette zaferi bahşedeceğini bildirmiştir. Kur’an müminlere ümit aşılarken bunu iki yolla yapar. Birincisi zalimlerin ve kafirlerin akıbetini beyan ederek, ikincisi Allah (c.c.) yolunda savaşanların her daim Allah’ın yardımından nasipleneceğini ve bu sayede zafere ulaşacaklarını bildirerek müslümanların gönüllerine su serper.
Hiçbir zalimin saltanatının daim olmadığını anlatırken kur’an “her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu gitti.”(İbrahim 15) der. Nemrutun ve Firavunun kıssaları ile, yaşadıkları çağın büyük şeytanı olanların akıbetini anlatır. Bu devrin gösterişe meraklı, mütekebbir zalimlerine hitaben “hâlbuki onlardan önce nice nesilleri helâk etmişizdir ki, onlar eşyâca ve gösterişçe daha güzeldiler.”(Meryem 74) buyurarak kendilerinden öncekilerin akıbeti onlara da müjdelenir. Her ne kadar müminleri korkutmaya çalışsalar da Allah (c.c.) onların gönüllerinde “Allah’tan ziyade sizin korkunuz vardır”(Haşr 13) diyerek iç dünyalarını açığa çıkarır. Müminlerin dik ve sabırlı duruşu karşısında “bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir”(Maide 3).buyurur. Bizler her ne kadar da acı çekiyor olsak da “şüphesiz onlar da, acı çektiğimiz gibi acı çekiyorlar.”(Nisa 104) ve üstelik “onların varacağı yer ise, Cehennemdir. Ve o ne kötü varılacak yerdir!”(Tevbe 73). Bu ve benzeri ayetler ile bütün cehennem konulu ayetler, kafirlerin ve zalimlerin akibetlerini müminlere bildirdiği için, müminlerin gönüllerinin ferahlanmasına, ilahi adaletin en sonunda tecelli edeceğini bildiklerinden dolayı her daim ümitvar kalmalarına neden olmaktadır.
Kur’an bununla da yetinmeyip müminlere verdikleri mücadelede yalnız olmadıklarını, Allah’ın (c.c.) her daim kendilerinin yanında olduğunu ve mücadelelerinin karşılığında hem zafere hem de ilahi ödül olan cennete ulaşacaklarını belirterek, onların azmini bilemekte ve sebat etmelerini sağlamaktadır. “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; çünkü kafir olan topluluktan başka kimseler, Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.”(Yusuf 87) Allah’ın (c.c.) rahmetini umanlar öyle kimselerdir ki ” Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namaz kılarlar, kendilerini rızıklandırdığımız şeyden, gizli ve açık harcarlar ve kötülüğü iyilikle giderirler. Öyle kişilerdir ki onlar, onlarındır güzel sonuç.”(Rad 22) ve “(bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir?”(Tevbe 111) Ki Allah (c.c.) “İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.”(Müminun 10) diyerek yolunda sebat edenleri hem dünya hem de ahirette nimetlerinin varisi kılmış böylece onların ümitlerini canlı tutmuştur. Bu ümit canlı olmalıdır ki yeryüzünün zalimlerinden mazlumların eliyle intikam alınsın. “Onlarla savaşın ki; Allah sizin ellerinizle onlara azâb etsin ve onları rezîl etsin, hem onlara karşı size yardım etsin ve mü’minlerden bir topluluğun gönüllerine şifâ versin!”(Tevbe 14) Bu savaşta “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”(Al-i İmran 139). Savaşın en kızıştığı, zulmün en şiddetlendiği bir dönemde bile “seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret)’ ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele”yin.(Saff 13) Çünkü “Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah güçlüdür, üstündür.”(Hac 40). Zira “hiç şüphesiz, zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.”(Hicr 9) buyurarak Allah (c.c.) aslında nihai zaferi de müjdelemiştir.
Yukarıda saydığımız ayetlerin dışında onlarca ayette de müminler sürekli olarak müjdelenmekle, ölseler bile rableri katında rızıklandıkları bildirilmekte, kafirlerin Allah’ın (c.c.) nurunu söndüremeyecekleri vurgulanmakta, bu sayede İslam’ın hükmetmesi yolunda uğraşan, çaba sarfeden müminlerin ümitleri tazelenerek ruhlarına hayat bahşedilmektedir. Görüldüğü gibi Kur’an şeytanın dostlarının hilesinin zayıf olduğunu, Allah’a dayananların asla ve asla yenilmeyeceklerini vurgulayarak, mücadelenin en önemli silahının zafere olan ümit olduğunu öğretmeye çalışmaktadır. Bu mesajı alan müslümanların tarihin hiçbir döneminde zulme boyun eğmedikleri, İslam’ın hükmetmesi için çabaladıkları bilinen gerçektir. Bu çabaların sonucu olarak ortaya çıkan İran İslam İnkılabı ve hizbullahi hareketin gözü pek önderleri, büyük şeytanın ve onun kuklaları “süfyani sistemlerin” tüm tehditlerine rağmen ayakta kalmayı başarmış, bu sayede bütün mazlumların ümitvar olmasını sağlamışlardır.
“Evet ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür seda İslam’ın olacaktır.”
siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv