AHİR ZAMAN DAVETÇİLERİ
Bu yazı kez okundu.
7 Mart 2014 15:33 tarihinde eklendi

AHİR ZAMAN DAVETÇİLERİ
“(Ahir zamanda) cehennem kapılarına davet eden davetçiler olacak, kim onlara icabet ederse onu cehenneme atarlar.” Dedim ki : “Ya Resulallah onları bize tavsif et.” Buyurdular ki “onlar öyle kimselerdir ki, (cildleri) bizim cildimizdendir ve bizim dilimizle konuşurlar.” Ben “Ya Resulallah! Ben buna erişirsem bana (o zamanda) ne yapmamı emredersin.” “Müslümanların imamına ve cemaatine yapış. Eğer Müslümanların bir cemaati ve imamı yoksa bütün fırkalardan uzaklaş, (açlıktan) bir ağacın kökünü ısırma derecesine gelsen bile (onların içine girme.) Ölüm gelinceye kadar böyle devam et.”( kenz: 11-30822 , k.tis’a : ibni mace; fiten-3969)
İnsanoğlunun muhtelif davetlerle karşılaşması ilahi imtihanın gereklerindendir. Beşeriyet, birbirinden tamamen farklı iki davetçi grup tanımıştır. Bunlardan ilki, insanları dünya ve ahiret saadetine çağıran peygamberler ile onların nurlu hattında ilerleyen salihlerdir. Diğer grup ise insanı dünyada zelil eden, ahirette ise sonsuz elem ve ıstıraplara maruz bırakılmasına sebebiyet veren şeytan ve şeytanın izini takip edenlerin oluşturduğu gruptur. Kainatın andelibi olan Resul-i Ekrem (as) da yukarıda zikrettiğimiz hadis-i şeriflerinde bu ikinci grubun en tehlikeli versiyonlarından birine dikkatlerimizi çekmektedir. Bunlar kimi zaman Allah’ı inkâr etmeye davet etmişler kimi zaman da Allah’a şirk koşmaya; bazen nefse uymaya bazen zorbalığa davet etmişlerdir insanları. Bu davetlerin en tehlikelileri ise yüce Nebi’nin bildirdiği gibi Müslüman görünümlü münafıkların söz ve eylemleriyle yaptıkları davetler olmuştur. Bu zihniyetin tarih boyunca Müslümanları türlü türlü habisata davet ettiklerine şahit olduk. Kimi zaman İslam peygamberini yalnız bırakmaya davet ettiler. (Bunlar Peygamberi Uhud savaşında yarı yolda bırakan Yahudilerdir. Ki bunlar günümüzde de biricik İslam İnkılabını ve onun aziz Rehberini yalnız bırakmaya çalışmaktadırlar.) Kimi zaman elim ve hazin Kerbela hadisesinde olduğu gibi Al-i Beyt’e doğrulttular kılıçlarını. Müslümanları peygamberin evladıyla savaşa davet ettiler. İslam’ın aziz ve kahraman evlatlarının kanlarıyla doldurdular Neyneva çölünü. Kimi zaman da Müslümanların arasındaki ufak mezhebi farklılıkları gündeme sokmak suretiyle onları birbirine muhalif hatta düşman yapacak söz ve amellere davet ettiler. Bunların ne fitneleri bitti ne yalanları tükendi ne de cehennem ateşine çağıran davetleri son buldu.
Günümüzde ise Müslüman(!) ehl-i sünnet(!) âlim(!) mücahit(!) elbisesine bürünmüş münafıkların Müslümanları bir başka Müslüman ülkeyle savaşa davet ettiklerini görmekteyiz. Bu adamlar kürsülerden beyitlerini okudukları, övgüler yağdırdıkları Mevlana’dan, Yunus’tan, Hacı Bektaş’tan mı aldılar bu işin fetvasını? Yoksa Bediüzzaman Said Nursi(ra)’den, İmam Humeyni (ra)’den veya Şehid Seyyid Kutup’tan mı? Söyler misiniz hangisi Müslüman ile Müslümanın savaşına cevaz vermiş? Hangisi Amerika ve İsrail ile bunlara tabi olan küfür cephesi hakkında müspet görüş beyan etmiş? Bırakalım bu muazzam insanları hangi samimi Müslüman İslam’ın ezeli düşmanları ortadayken Müslümanların birbirleriyle savaşına onay verebilir? Fetvanızı bu mübarek insanlardan -ki hepsi tüm Müslümanlarca sevilmiş ve sözlerine itimat edilmiş mübarek insanlardır.- aldığınızı iddia ederseniz size şunu deriz. Bu şahsiyetler İslam’ın ve Müslümanların zarar göreceği bir işe alet olmamışlardır ve olanlara da engel olmaya çalışmışlardır. Şayet elan yaşıyor olsalardı siz İslam düşmanlarıyla bir olup Müslüman bir ülkeye savaş açmışken onlar tüm güçleriyle size karşı dururlardı. Çünkü onlar Kur’an’a ve Peygamber (as)’ın sünnetine göre hareket eden insanlardı. Çünkü kâfirlerle işbirliği içerisinde olmak, onlarla dostluk kurmak aziz Kur’an’ın üstüne basa basa tekrar ettiği ilahi bir ikazdır. Yok, bu işin fetvasını Washington’dan, Tel Aviv’den, NATO’dan yahut bunların emrine amade olmuş şeyhlerden, Hoca Efendiler’den, Bel’am’lardan, Samiri’lerden, Haman’lardan, Yezitler’den almışsanız o zaman da şunu sorarız: Siz Müslüman olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Şu halde safınıza bir bakın bakalım. Bu saf Kur’an’da övülen mi, yoksa hüsrana uğrayacağı Müslümanlara bildirilen saf mı? İçinde Büyük Şeytan Amerika’nın, Siyonist İsrail’in, küfrün öncüsü İngiltere’nin, melun Fransa’nın, kan içici NATO’nun ve bunlara destek çıkanların yer aldığı bir güç, bir birlik, bir ittifak, bir saf hak olabilir mi?
Müslüman bir ülkeye küfrün müdahalesini hoş gören bununla yetinmeyip bu müdahaleye onay veren -Üstelik bu onayı veren ve müdahaleye öncülük eden Üstad Bediüzzaman gibi bir İslam kahramanın çıktığı bir ülkedir. Oysa Merhum Üstad Bediüzzaman bu işgalcileri aç canavara benzetiyor. Bakınız Mektubat ( 471 )- zihniyetin âlimleri, haber yorumcuları, parti ve cemaat başkanları ile mensupları, yazarları, kanaat önderleri ve diğer başka organları ekranlardan, gazetelerden, mitinglerden, konferanslardan ümmet-i Muhammedi cihada davet ettiler. Lakin bu ilan nedendir bilinmez yıllarca Müslümanları katledenlere karşı değildi. Kime karşı verilmişti bu fetva? Yıllarca Filistin ve Lübnan’daki İslami direniş hareketlerine maddi ve manevi desteğini esirgemeyen Suriye’ye karşı. Hatta bazıları sahabenin mezarından kalkıp Suriye’ye savaşa gittiğini söyledi. Şaşılacak şey adam sahabenin mezarından çıkıp cihada gittiğini söylüyor ama kendisi oturup vaaz ve nasihate(!) devam ediyor. Bunların mübarek sahabelerin mezarlarından çıkıp cihada gittiklerini görecek kerametleri var mı bilemiyoruz ama sahabe mezarları yıkıldığında, bombalandığında haykıracak, üzülecek zerre imanlarının olmadığını müşahede ediyoruz. Bu Esad da ne kâfir(!)imiş ki onun küfrü(!) sahabeyi rahatsız etmiş ve o mübarek zatlar kabirlerinden kalkarak ona karşı kıyam etmişler. ABD, İngiltere, İsrail gittikleri yere insan hakları, din ve namus götürüyor olsa gerek ki sahabeler bundan rahatsız olmuyorlar. Sözde Müslüman görünümlü birtakım kimseler de herhalde bu mantıkla hareket ederek şeytani orduların Müslüman bir ülkeyi işgaline zemin hazırlıyorlar.
Bizim bunları söylerken ki samimiyetimize yer ve gök şahittir. Zulüm kimden sadır olursa olsun onun karşısında bir Ebu Zerr, bir Ammar, bir Ali, bir Ömer, bir Hüseyin gibi durmaya ahdimiz var. Sizler ise samimi değilsiniz. Budistler Müslümanları doğrarken niçin cihat çağrısı yapmadınız? İsrail mazlum Filistin coğrafyasında Müslümanların karnını deşerken, evlerini barklarını yıkarken, üzerlerine fosfor bombaları yağdırırken niçin mücahitlerinizi İsrail’e göndermediniz? Ahmet Yasin gibi İslam’ın yiğit evladının serzenişleri, yakarışları yürekleri parçalarlarken nerelerdeydiniz? Sırplar Bosna’yı Müslüman mezarlığına çevirdiğinde; Azeri dindaşlarımız yardım çığlıkları attığında; Keşmirli, Patanili anaların feryatları gök kubbeyi titrettiğinde; Irak’ta binlerce Müslümanın kanı akıtıldığında, namusları ve şerefleri zedelendiğinde; Güney Lübnan Siyonistlerin saldırısına uğradığında; Cezayir’de Fransızlar kardeşlerimize işkencenin her türlüsünü yaptıklarında; Doğu Türkistan’da Çinliler tüm dünyanın gözü önünde Müslümanları yok etmeye çalıştığında niçin savaş başlatıp cihat ilan etmediniz? Üstelik bu baskı ve zulümlerin artarak devam ettiğini görmektesiniz. Maruz kalanlar Müslümanlar, yapanlar ise insanlığın düşmanları ki bunları bizden iyi tanımaktasınız. Şu halde neyi bekliyorsunuz. Hemen buralara da adamlarınızı gönderin ve ÖSO ile Nüsra gibi kahraman(!) birlikler oluşturun. Hadi geç kalmayın. Ama yok öyle değil. Katil, hain, kimyasal kullanan, halkını kesen Esed(!) var ya, o ölmeden olmaz. Bu sizin Müslümanların zihinlerinde yer etmesi için şeytana öncülük ettiğiniz habis fikriniz. Oysaki hakikat bu değil. Hakikat sizin de çok iyi bildiğiniz Suriye’nin Büyük İsrail önünde mühim bir set olduğu gerçeğidir. Doğrusu sizler İslam’ın gerçek temsilcilerinden gelen vahdet dualarına değil de Siyonistlerin kahrolsun İran, yok olsun Suriye ve yok olsun Hamas ile Hizbullah beddualarına âmin demektesiniz. Hâlbuki hangi duanın makbul olduğu ehlince çok iyi bilinmektedir. Yani gökten kemik yağmayacak. Lahuti âlemden ilahi gülleler yağacak ki bu da müstekbirlerin ve münafıkların sonu olacak. Yehova sizin duanızı kabul eder mi yahut beklentilerinizi karşılayıp sizi bu çıkmazlıklar girdabından kurtarır mı bunu da bilemiyoruz hani.
Demek sizler insanların kanını haksız yere dökenlerle savaşılması gerektiğine inanıyorsunuz. Tamam kabulümüz. Fakat öncelikle kendi halkımızın kanını dökenlerden başlamamız gerekmiyor mu? Sizlerin terörden çok çekmiş bir ülke olarak tanımladığınız, ülkenizde tatbikat yapmasına izin verdiğiniz İsrail kahraman Türk halkının dokuz (9) mücahit insanını dünyanın gözleri önünde hunharca katletti. Vatanın onlarca aziz insanını ise yaraladı ve gözaltına aldı. Peki, neden İsrail’e savaş açmadık? Üstelik bu onun bize ve diğer Müslümanlara ne ilk zulmüydü ne de son zulmü. Neden meclisinizdeki İsrail dostluk grubunu feshetmediniz ve ya niçin böyle bir grup oluşturdunuz. Bu olaydan sonra ta Latin Amerika’dan cesur bir isim Hugo Chavez çıkıyor ve İsrail büyükelçisini ülkesinden kovuyor ama biz neden kovmuyor ya da kovmak istemiyoruz?
Farz edelim ki siz Suriye halkını düşünüyorsunuz ve bundan ötürü müdahaleye onay veriyorsunuz. Bugün tüm insanlık biliyor ki Irak’ı işgal edenler ve bu işgale manen ve maddeten destek verip zemin hazırlayanlar aynı insanlar. Şu halde biraz düşünelim. Büyük Şeytan Amerika ve müttefikleri Irak’ta Saddam’ı mı öldürdüler yoksa mazlum Irak halkını mı? Esad’ın zalim olduğunu iddia ediyorsunuz. -Ki yakında bu olay vuzuha kavuşacak ve Esad’ı yanlış tanıyan ve bu yüzden ona lanet okuyan halkımız hakikati öğrendiğinde yani Esad’ın insan bozması vahşi canavarları dünyamızdan temizlediğini öğrendiğinde pişman olacak ve ona hayır dualar edecek- Diyelim ki Esad zalim. Ama bu adamlar onu mu öldürecekler yoksa Siyonizm’e geçit vermediği için kahraman Suriye halkını mı öldürecekler? Esad kimyasal kullandı diyorsunuz. Bunu yanına bırakmayacağız diyorsunuz. Peki, Amerika’nın neden yanına bırakıyorsunuz? Kullandığı atom bombasıyla Japonya’yı viran eden Amerika değil miydi? Pakistan, Afganistan ve Vietnam coğrafyasını kan ve hüzünle dolduran bunlar değil miydi? Fosfor ve misket bombalarıyla İslam’ın mukaddesatından olan mübarek Filistin coğrafyasını perişan eden bunların desteklediği terör devleti İsrail değil miydi?
Siz eli kanlı teröristleri silahlandırdınız. Bizler ise Öz Muhammedî İslam’ın temsilcileri ve ahir zamanın Hizbullahi ümmeti olarak cehaletin ve korkunun saltanatını herc-ü merc edecek iman, takva, ilim ve cesaret silahımızı kuşandık. Ey münafıklar, kâfirler, müşrikler, zalimler, hainler, müfsidler, fasıklar, facirler, gafiller ve mülhidler! Şunu iyi bilin ki Mevla’nın size bir vaadi yoktur. Allah’ın salihlere ve tam teslimiyetle Hizbullah olanlara verilmiş hak bir vaadi vardır ve onları yeryüzünün varisleri yapacaktır. (Enbiya suresi 105. Ayet.) Buna binaen bir kez daha aşk ve vecdle şu ferman-ı ilahiyeyi tekrar ediyoruz ki korkun ve ödünüz patlasın: “Fe inne hizballahi humül galibun. (Şüphesiz ki galip gelecek olanlar Hizbullah’tır. Maide Suresi 56. ayet.)

kaynak :www.islamaktuel.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv