Amerikancı İslam Sorgulaması -3- Üstad Hizbullah Hakverdi
Bu yazı kez okundu.
7 Mart 2014 15:59 tarihinde eklendi

-III.BÖLÜM-
AMERİKANCI İSLAM ÇEVRELERİNİN FAALİYET BİÇİMLERİ, TÜRLERİ VE İZLEDİKLERİ YOLLAR
Bu suâlin cevâbının tam ve gerçekçi bir biçimde verilebilmesi, yani Amerikancı İslâm çevrelerinin faaliyet biçimlerinin-türlerinin ve izledikleri yolların muhtevâ ve kapsamının bilinebilmesi için (kısâ ve kaba taslak da olsa), ‘Amerikancı İslâm Çevreleri’ ‘nin (sımflandınlmasmın) yapılması zaruridir.
I-) Devletler. Bunlar da a-) ‘Sırf lâfzi ağızdan’ ve ‘sâdece’ ismen İslâm ve Müslüman adlarının kullanımına (Avamın cahil müslüman halkın uyanmaması ve muhtemel tepkiler göstermemesi için) tolerâns tanıyan, fakat İslâm’ın en küçük bir fiiline-ameline ve görüşüne asla yer vermeyen ‘tam lâik, ateist..’ yani din tanımaz’, dindışı ve düşmanı’, ‘mürted-dinsiz’ olanlar, b-) Halkm-genellikle- örfe dayanan içtimâi, ahlâki, dini ve kültürel yapısını nazar-ı itibâra alarak ‘bir görünüm’ takınmağa mecbur kalan, yani ‘tam münâfık-facir- mülhid ve mürted’olduğu halde, bu yapısını ‘kendi halklarına ve dünyanın avâmi müslümanlanna karşı’ kamufle eden, bu tip tarz ve tavır içerisine girmeyi de ‘nifaki-ilhâdi’ varlığının devamı ve ‘büyük şeytan’ ‘m çıkarlarının korunması’ için zaruri gören uşak devletler
II-) Kurumlar, kuruluşlar ve teşkilâtlar. Bunlar da; a-) Tam resmi ve bağımlı olanlar. b-) Resmi-izinli olup da, güyâ-devlete (organik olarak) bağlı-bağımlı olmayanlar, c-) Resmi olan, fakat ‘yan resmi’ (Özerk) bir yapı içerisinde bulunanlar.
III-) İslâm’i unvan (?) ve yaftalı cemaat-kılık-hizib-gurup ve ferdler. Bunlar da; a-) Resmi izinli-müsaadeli (legâl) olarak faaliyette bulunanlar, b-) Gayr-i resmi, müsâdesiz (illegal) olarak faaliyette bulunanlar, c-) Bir kısım çalışmalan izinsiz (zikir halkalan- ilmi (?) sohbet, tedrisât gibi); bir kısmı da izinli (basm-yaym,vakıf ve yurd..türü) olanlar… Amerikancı İslâm’ın bu tasnifinden sonra, şimdide -bu çevrelerin-, faaliyet biçim ve türlerinin ve ‘izledikleri yollan’ kronolojik olarak sırahyabiliriz:
1- ) Büyük Şeytan’ın en yakını, en uşağı ve ‘maddi ma’nevi tüm hedeflerinin’gerçekleşmesinde ‘en sâdık bendesi’ ve ‘kendi halkına karşı en acımasız’ ve ‘en ta’vizsiz olanı, halkının büyük çoğunluğu ‘müslüman’ görünen lâik, ateist. Tağuti Devletler ’ dir.‘Dünya savaşlan’ esnâsmda veya sonrasında ‘büyük şeytan’ın gizli destekleri ve himâyeleri sâyesinde ‘koministlik-eşkiyalık-siyâsi veya askeri darbeler’ gibi., yol ve metodlarla halkı müslüman olan ülkelerin yönetimini ele geçiren, gerek bu ‘ele geçirme’, gerekse bunun ‘devamım sağlama aşamasında’ onbinlerce insanın kanım akıtan’ ve nice ma’mûreleri ‘virân’ eden, fakat ‘büyük halk yığmlannm’ kin, nefret, tepki ve düşmanlıklannı celbetmemek için de ‘müslüman- İslâm’ adlanm almakta-kullanmakta da ‘be-is’ görmeyen bu tağuti- lâik ve mürted güçler, ülkelerini ve müslüman halklannı şu tür yollarla-faaliyetlerle ‘dejenerasyona ve asimilâsyona’ (yani, şeytânileştirmeğe-Amerikancılaştırmağa) çalışmaktadırlar: a-) Hukiki plânda. Bu konuyu ‘partilerle-parlemento ve adli teşkilâtlarla’ tamamen ‘rayma’ oturtan lâik-ateist..rejimler, artık ‘tağuti kaide- hüküm ve kanunları’ doğrultusunda ‘bir toplum’ oluşturulması yoluna gitmişlerdir. Bu tağuti hükümlerle yönlenen-renklenen ve şekillenen böyle bir toplumun müslümanlığı, sâdece ‘lâfta’ kalacağı; ‘asimilâsyon’ (erime) ve dejenerasyonun’ (bozulmanın-sapmanın) ‘oranının’ büyük çaplı olacağı tabiidir. Rejimin ‘alt yapısını’ ve ‘hükmi şahsiyetini’ (tüzel kişiliğini) meydana getiren bu statünün değiştirilmesinin, revize edilmesinin aslâ imkân ve ihtimâli yoktur. Rejimin ‘istihbarat’ birimleri, ‘paralı muhbir’ elamânlan, aynı veya yakın çizgideki gönüllü (çoğııkez, kuvvetli müslüman imajlı) piyonları tarafından -tesbit edilerek- deşifre edilen bu tür (İnkılâbi veya tepkisel) hareketler, ‘emniyet güçleri’ tarafından ilgili ‘hukuki’ kurumlara-merci’lere teslim edilerek rejimin ‘teşri’ ‘organları (Parlemento vb..) tarafından ta’yin ediimiş-belirlenmiş (değişik) cezalarla ‘yok’ edilir; etkisiz hâle getirilir… Bu tağuti rejimlere karşı (inkılâbi veya tepkisel) hareketlerin boyutları biraz daha fazla ve güçlü olunca; bastırılması için emniyet-polis kuvvetleri, bu da kâfi gelmeyince Amerika ve yandaşlan tarafından kuvvetli bir biçimde ‘teçhiz’ edilmiş ve ‘eğitilmiş’ düzenli ordular ve askeri birlikler devreye konur; böylece “Amerikancı çıkarlannm” devâmı sağlanmış olur. Zirâ; şuurlu Müslümanlar ve bilinçli, şeytan (Amerikan) düşmanlan olan Hizbullahiler bu tür ‘zorbalıkla’ ve ‘kaba kuvvetle’ cebri biçimde etkisiz bırakılınca, rejim daha ‘rahat ve serbest’ hareket imkânı elde etmiş;psikolojik baskı nedeniyle de ‘muhtemel tepkileri’ (henüz çıkmadan, bu cüreti yıkmakla) ‘sindirmiş olacaktır. Bütün (bilhassa, halkı müslüman) ülkelerdeki tağuti rejimlerin varlığının devamım sağlayan ve yıkılmasını önleyen faktörlerin en büyüğü de budur, sanırım… b-) Eğitim-öğretim plâmnda. Bu tür tağuti-ilhâdi rejimler, kendilerini ‘ayakta’ tutacak olan büyük bir ‘eğitim seferberliği’ içerisine girmişlerdir. Eğitimlerinin muhtevâsı (içeriği) ‘sırf ideolojik, yani ‘Amerikancı yapıya’-tağutiliğe’ hizmet ve ‘yeni nesli’ hatta tüm müslüman halkı bu ilhâdi projeye göre yontmak- şartlandırmak’, böylece bu tuğyaniliği ‘halka mal etmek’ gibi., amaçlara yöneliktir. Her sabah, ‘Şeytan’ (Amerikan) patentli ‘putlarına’ ‘bağlılık’ ve hizmet yeminleriyle açılan ve baştan başa ‘ şirk-küfür-ilhad-riddet ve dalâlet’ dolu bir ‘mutevâ’ taşıyan okullar başta olarak, Radyo-Televizyon-Basm-Yayın gibi., ‘tüm eğitim- öğretim’ kurumlariyle ve araçlariyle hızlı bir biçimde ‘beyin’ yıkama, fitrat değiştirme, yani insanları Allah’a kul olmaktan ve onun hükümranlığına (kabul ile birlikte) teslim olmaktan yani gerçek İslâm’a bağlı gerçek müslümanlar olmaktan (müslüman nesilleri) alıkoymak faaliyetlerim ‘yoğun bir şekilde yürüten tağuti rejimler, bununla “Amerikancı” yapılarının ve “Amerikan çıkarlannm- hegemonyasınm”devâmmıve yaygınlaşmasını amaçlamışlardır.Gerçek İslâm’ı sürekli olarak kamufle eden, alçakça karalamalarla üzerinde ‘şâibeler-şübheler’ uyandıran, gerçek İslâm’ı öğrenme yollarım (çeşitli mel’unâne devrimleriyle) tamamen kapatan, ‘afyonlaştırma’ metodlanyla uyuşturduğu halk yığınlarını, gerçek İslâm’ı temsil eden ‘tarihi ve mevcut’ şahsiyetlerden-hareketlerden ‘gafil’ bırakan Tağuti (Amerikancı) rejimler, “Müslümanların İslâmi yapılanmalarını ve vahdetlerini” engellemek,saptırmak için bütün şeytani hile yollarına baş vurarak ‘kamu oyunu hazırlama ve şartlandırma’ ‘yı amaçlamış; ‘eğitim ve öğretimin’ bütün kurum ve araçlarında bunu esâs almışlardır… Bilhassa, günümüzün ‘muhteşem İslâm İnkılâbı’ ‘nm İlâhî-Muhammedı çağrışma ve “gerçek İslâmi” muhtevâsma karşı müslüman kitleleri, bilhassa gençleri ‘lakayd’ ve ‘bigâne’ bırakmak için her türlü ‘saptırıcı-şaşırtıcı’ yöntemlere başvuran, bu konuda daha çok ‘İslâm (?) aydınlarından, din ve bilim adamlarından (?),İslâmi yaymın ve hiziblerin (?) ileri gelenlerinden faydalanma yoluna giden şeytani rejimler, yıkamadıklan-yok edemedikleri İslâm’ı; bu ve benzeri yollarla “Amerikancı” çizgiye getirmenin, “Amerikancı bir ruha ve yapıya” kavuşturmanın (gâyet sinsi ve komple) hesâbmı yapmakta, böylece “Amerikancı İslâm’ın” kendi bölgelerindeki müessisi olmaktadır. Bütün okullarda, resmi dâirelerde ve işyerlerinde ‘bölge-mahalli’ (Amerikan uşağı) tağutların ‘sanemlerini- resim ve heykellerini’ asarak ‘ruha-akla-kalbe ve tüm hücrelere açılan kapılardan biri olan’ göz-basar yoluyla; ‘telkin ve propoğanda’ bombardumanlarıyla da (aynı özellikteki kapı olan) kulak-sem’ yoluyla ‘kitleleri’ (karınları yarıldığmda mücessem birer put çıkarcasına) dinsızleştirme-tağutileştirme ameliyelerini sürdüren ve bunu (okul- işyeri-cadde-sokak vb .hayatın her sahasında olduğu gibi) ülkenin en ücrâ yerlerindeki ‘karnı aç-perişân hanelere kadar’ uzanan..tüm vatan sathına yaydığı ‘TV’ yayınlan ile ‘göz’e hitâp etmek suretiyle, yaygınlaştıran ve bununla ‘dinsizleştirme’ ile beraber tüm nesilleri birer ‘seks manyağı-fuhuş timsâli’ haline getirerek ‘soysuzlaştırma’ operasyonları yapan, Amerikan (İblis-Şeytan) uşağı tağuti güçler ve düzenler; oluşturdukları ‘ortamın’ ve ‘atmosferin’ tabii neticesi olarak ‘ihtiyaç (?) duydukları, fuhuşhâneler- umumhâneler’ açmak, buralarda istihdam (?) ettirdikleri kendi kurbanları aşûfteleri-fâhişeleri vergiye bağlamak, fuhuş belgeleri vermek, rahat rahat (?) zinâ ve fuhşun iritikâbı için de o mülevveshânelerin kapısılarma resmi ‘Polis’ ve Zâbıtalarım dikmek suretiyle “baş deyyûs, baş kavvâd, baş pezevenk” olma yolunda da ‘rekorlar’ kırmış bulunmaktadır.(229). Ve böylece, memleketi baştan başa bir “ilhâd-riddet ve fuhuş” meydanı haline getirmeyi istihdaf eden bu tür rezil rejimlerin, sebeb-i varlıkları da anlaşılmıştır, kanaatindeyim… c-) Ekonomik plânda. Kurulu düzenin ‘alt yapısını’ve temelini teşkil eden sosyete sınıfına te’min edilen bol ve lüks imkânlar ile toplumun bu kesimi,fuhuş ve eğlencenin zebûnu ve ‘gece alemlerinin’ müdâvimi olarak mevcut rejime ‘senâ-duâ-hamd ve şükürler’ yağdırmakla (sarhoş-ayyaş-deyyûs ve hovarda olarak) imrâr-ı hayat etmekte; halkm-ülkenin felâketi karşısında ‘vur patlasın, çal oynasın’ ‘lara kendilerini kaptırmış bulunmaktadır. Halkın diğer büyük kesimi ise; mâşiyet derdiyle kıvranmakta, ekmek parası kavgasıyla hayatı zehir olmakta, aile buhranları ve huzursuzluklarıyla günlerini geçirmekte; insanlığın gâyesiyle, milletin ve ülkenin kaderiyle-istikbâliyle alâkalı konuları ‘düşünebilme imkânını’ bile bulamamakta, konuyla ilgili ‘fıkri-ilmi vb.’ kitab-dergi ve gazete satın alma ve takib etme imkânlarından tamamen mahrum bulunmaktadır. Sosyetikçevrelerin etkisi ve düzenin sürekli çabalan sonunda ve ekonominin de etkisiyle ‘fuhuşa’ da itilmiş bulunan ‘geniş halk kitlelerini’ kendinde (değil tepki),düşünebilme gücünü bile bulamayan ‘sürüler’ hâline getiren ‘Amerikancı tağuti rejimler,diğer konularda olduğu gibi; bu gibi konularda da kabahati başka yerlere yükleyerek ve halka ‘müslüman bir vâiz’ rolü ile va’z-u nâsihat ederek ‘hem halk kitlelerini İslâm’ la-müslümanlıkla’ uyutmuş olmakta, hem de ‘kendi müslümanlıklarını (?)’da imâ yoluyla ‘kulaklara’ fısıldamış bulunmakta, böylece ‘nifâki tavnyla’ Amerikancı İslâm anlayışının ‘en dessâs’ ‘en zalim’ ve ‘en câni’ timsâli de olmaktadır. İşte büyük şeytan Amerika, bu tip sâdık bendeleri, uşakları, gönüllü karakollan ve uzantıları vasıtasiyle (bölge bölge) tüm dünyanın hakimiyetini elinde tutmağı başarmakta ve emperyalist hedeflerini tahakkuk ettirmektedir, d-) Oyun- eğlence (lehv-ü lâib), seks ve fuhuş plânında. Canavarlıklannı ve Amerikan uşaklannı kamufle edebilmek, yani Amerikancı İslâm olarak (kâfîrce-tağutça) geçinebilmek için halk yığmlannm bir kesimimde ‘futbol vs.. Oyunlarla uyutan-avutan, koşturan-koşuşturan ve İaklakçılaştıran’, bunu da ‘sportif faaliyetler’ diyerek lânse etmeğe, yani münâfıklaştırmağa, (Amerikancı İslâmlığa) çalışan kâfir-mürted ve tağuti güçler, ayrıca; Umumhânelerin dışında bar-pavyon-meyhane-gazino-kulüp-balo-kokteyl-plaj-hotefestival- ve tağutçuklarm (biryerlere gelip-gitme ve dini, nâmusu yıkma) günlerini kutlama-(230) anma merâsimleri düzenleme gibi., yer-yol-fîil ve usûllerle de halkın büyük bir kesimini * afy onlaştırmakta- maymunlaştırmakta’ dır .Bunlarla sermest olan yığınlar, artık memleketin başına kimler (çingeneler mi, veled-i zinâlar mı, Rum- Ermeni ve Yahudi bozmaları mı? Din-iman-millet-namus ve şeref düşmanlan mı?..) hâkim olmuş; kendileri ve nesilleri ‘hangi uçurumun eşiğine’gelmiş? Asla merâk etmeyecek, düşünmeyecek (düşünemeyecek) derd edinmeyecek-edinemeyecek ‘hazin’ bir duruma gelmiş bulunmakta, rezil rejimler de varlıklarım; şirk-küfür- tuğyan-zulüm ve cinâyetlerini devam ettirme fırsatını ve imkânını (böylece) elde etmiş olmaktadır…
e-) Ordu, askeri ve silahlı kuvvetler. Mevcut tüm tağuti rejimlerin tağuti (Anayasal) düzenlerini ‘korumak ve kollamakla’ görevli bulunan; dini, imanı, namusu ve şeref! yıkılan halk’m vergisiyle finânse edilen ve o halkın öz evlâdını ‘celbederek- toplayarak’ oluşturulan , yine halkın kendisine ve mukaddes değerlerine karşı kullanılmak üzere ‘teyakkuz’ ‘da bulundurulan ve tağuti güçlerin elinde ve sevk-ü idaresi altında olan bu ‘zinde’ kuvvetler, bu tür rejimlerin temelini ‘bel direğini’ teşkil etmektedir. Bunun önemine binâen, bu güçlere (bilhâssa askeri güçlere) ‘kadro ve eleman’ seçiminde çok dikkat ve hassâsiyet gösterilir; emir-komuta zincirinin ‘kurmaylarına’ ‘özel vâsıflı’ olanlar seçilir, veya ince eleyip-sık dokumakla; özel eğitim ve denetimle ‘o vasfa-yapıya’ getirilir. Örneğin; Tüm tağuti ve şeytani düzenler, ‘düzenlerinin bel direği’ olan ordularının ‘Subay’ ihtiyâcını karşılayan ‘Harb Okullarına’ öğrenci alımlannda; öncelikle ‘nesebi meçhul’, ‘göçmen’, çocuk koruma ve esirgeme kurumlan’ kaynaklı olanlara ağırlık verirler. Sonra, ülke halkının geneline yönelir; aday seçimini-tesbitini yaparlar. Bunu yaparken de; emniyet ve istihbarat birimleri kanalıyla ‘geniş’ bir araştırma yaparlar; imanlı-dindar (İslâmi mekteb ve kültür menşe5li olanlar zâten alınmaz), asil, namuslu ve şerefli olan âilelerin çocukları ‘ilk adımda elenir”. Tahkibatı yapan görevlinin şahsi ‘temiz5 karekteri sâyesinde bu aşamayı ‘müsbet raporla’ atlatan ve ‘harb okullanna5 girebilen gerçek bir müslüman ve iffetligenç, bu sefer de ‘özel beyin yıkama din, namus yıkma5 âmeliyesine tâbi tutulur; fikri eğitim dışında, ‘pratik’te bunun isbâtı istenir, örneğin: Haftalık balolara gitmeler (idarecilerle ortak yapılan anlaşmalar gereği) kız kolejlerindeki ve üniversiteli kızlarla kır gezileri, plâj alemleri ve ‘birlikte olmalar5 sağlanır; bu rezil hayata intibak edemiyenler “gerici- muhafazakâr-mutaassıb ve yobaz55 diye damgalanarak ‘sâf dışı5 edilir. Bu sâf dışı etme; ya ‘ihrâc’ veya ‘kurmay5 yapmamak, geri hizmetlerde istihdam ederek ‘kızağa alma5 şeklinde kendini gösterir. Bir kısım ‘harb okulu öğrencileri5 de; harb okullannda ‘mescidler5 açılmak suretiyle ‘ekarte5 edilmektedir. Dış dünyaya ve müslüman halka karşı ‘din ve vicdan hürriyetine saygı gereği5 açılmış gibi..bir imâj verilen (bununla Amerikancı İslâm’lığm, yani münâfıklığm da simgesi olan), bu mescidlere yerleştirilen ve ‘öğrenci5 rolündeki dedektifler ve istihbarat elemanları tarafından, ‘saf ve iyiniyetinden ötürü’ ‘namaz kılmak amacıyla mescide gelen5 harb okulu öğrencileri tesbit edilmekte; bir kısmı (değişik bahanelerle) hemen, bir kısmıda ‘fişlenerek kara listeye alınmakta, ilerdeki uygulanacak ‘eritme” âmeliyelerinin neticesine bırakılmaktadır. Ki; eriyenler “affa(?)” uğramakta, erimiyenler ise, o aşamada (değişik türde) harcanmaktadır. (Halk yığınları ise, bu alçakça oyunlardan habersiz bir biçimde yaşamakta;Vatan- Millet- Sakarya edebiyatlarıyla uyutulmaktadır.) Bütün bu ‘cenderelerden’ geçerek orduya ‘subay’ olarak katılmayı başarabilen dindâr ve namuslu insanlar, bu sefer’de (ordunun istikbâlde başına geçecek bir aday olmasından dolayı) tek tek, ayrı başka bir ‘eritme’ veya ‘eleme’ muâmelesine tabi tutulmaktadır. Meselâ; ordu evlerinde (veya birlik gazinolarında) düzenlenen ‘balo- kokteyl-doğum günleri kutlama vb..’alem ve toplantıları ‘eşleriyle birlikte’ iştirâk etmeğe icbâr edilen subaylar, ‘eşleriyle birlikte’ bu dans fiıhuş ve içki âlemlerine gelince ‘ilk eleme’ imtihânmı kazanmış, gelmeyince ‘imtihânı tümden’ kaybetmiş olacaktır. Ki bunlar, ‘kurmay’ olmayı hayâl bile edemeyecek, en kısa zaman da (yine, değişik bahânelerle) ‘ihraç’ veya ‘geri hizmet’ yoluyla harcanacaktır. Hanımlarıyla birlikte ‘O alemlere’ iştirâk ederek ‘birinci aşamayı’ atlatan subaylar ise, ‘eşleri mütesettir veya yan kapalı’ gelince; kendisi veya hanımı ‘içki içip kafayı bulmayınca’ yine, aynı tür’de (değişik yollarla) saf-dışı edilecektir. Bu aşamayı (bu mülevves fiilleri irtikâb ederek) aşan-aşmayı başaran (?) subaylar, bu sefer de ‘yeni ve en önemli’ bir imtihan ile karşı karşıya gelecek; kazananlar, tağuti orduya istikbâlde-her hal-ü kârda- yön verecek kurmaylar kafilesine katılacak, kazanamayanlar da ‘havasım’ alacaktır. Ki; bu imtihân (birlikte dansa kalkma dans etme aydmlığı(?) gösterisi şeklinde), 4 eşlerinin-hanımlannm biribirlerine peşkeş çekilmesi, bundan rahatsızlık (onlara göre kıskançlık) duyulması, hatta şeref ve iftihar vesilesi addedilmesi’ ‘dir. İşte; bu tağuti-deyyûsi imtihâm kazanan, yani bir erkek subaym kendi yanmda-karşısmda hanımı ile ‘birlikte dansa’ da’vet etmesini kabul eden, hanımını onun kolları ve kucağı arasına terk eden kişi, artık böyle tağuti rejimlerin ‘bekçisi’ olan tağuti orduların en ‘güzide’ bir elamanı ve en üst seviyelere çıkmağı ‘hak etmiş-ehliyetli ve kabiliyetli (?) bir ‘Erkân-ı Harbi’dir. Bu imtihâm (?) kazanamayan, yani ‘en büyük deyyus ve kavvad’ ünvânmı alamayan ve ‘iri iri boynuzlar takamayan kişi harcanmış; “gerici-tutucu-yobaz ve mutaassıb” damgasını yemiştir; onca ta’vizlere, temermâlara, uşaklıklara, putlara serfuru etmelere vs. rağmen…
İşte; dünyayı talan eden ve tüm dünya halklarını kasıp kavuran Büyük Şeytan Amerika’nın ve onun bağımlı bölge uşaklannm-tağuti devletlerin dayandıkları ve muhâliflerini (dindar-nâmuslu ve şerefli insanları) onunla korkuttuk!an tağuti ordulara hakim olan ve sevk-ü idaresini ellerinde bulunduran süfehâ güruhu!.. Bu tıynetsiz, karektersiz, şerefsiz, dinsiz, iffetsiz, soysuz-sopsuz, baş deyyûs ve baş kavvâdlar, elbette ellerinde bulundurdukları tüm güçleri ‘patronlarına- ağalanna-habis düzenlerine ve alemlerine’ karşı, tavır alanlara-almak isteyenlere karşı kullanacak; bu konu da hiç kimsenin (hatta öz babalan ve tüm insanlık da olsa) göz yaşma -aslâ- bakmayacak ve dünyayı bir ‘kan denizine’ çevirmekten çekinmeyecek, habis yapısını ortaya koyarak ‘tağutlara’ kulluğunu uşaklığını isbatlamak hususunda bütün gücüyle ve imkânıyle çalışacaktır. Buna rağmen, geniş halk kitlelerine ‘İslâmi yönetim’(?) ‘İslâm Ordusu (?)’ imâjını da vermeyi, bununla ‘ayakta’ kalmayı ve tağuti iktidarlarım devam ettirmeği amaçlayan bu tip tağuti güçler, ‘Amerikancı İslâm’in’geniş tabanlara yansıması-mal olması ve yığınların bu ‘ruh’ ile yoğurulmasmm da ‘baş âmili’ olmaktadır. îlâahir… f~) Diyânet, Üniversite, adli (özerk(?)) kurumlar vs… Halkı müslüman düzenleri gayr-i İslâmi-tağuti olan ülkelerin tümünde ‘resmi ideolojiye’ bağlı ve bağımlı olarak diyânet, fetvâ kurulu ve vakıflar gibi..resmi kuruluşların, tümünün kuruluş amaçlan; “kendi bölgelerinde hakim olan tağuti rejimlerin tağuti prensibleri doğrulutusunda ‘müslüman halklan İslâm adına -eğitmek- yönlendirmek ve mevcut kefere rejimlere itââtkâr birer ‘uzûv’haline getirmektedir.” (Kurum olarak gayr-i İslâmi olan, bu kuramlarda değişik -müsbet- amaçlarla veya muhtelif zaruretlerle yer almış bulunan, fakat tağuti rejimlere hizmet etmeyen gerçek mü’rnin ve müslüman şahsiyetlerin ferdi plânda hedefimizin olmadığı- olamayacağı izâhdan varestedir.) Tağuti düzenleri (müslüman olduklannı sözleri ve bazı fiilleri ile ifâde ettikleri halde) savunan, hiç olmazsa ‘muti’ ve İslâm’ın ‘tecezziliği’nin’ telkiniyle uyuşturulmuş olan ‘tiplerin’ oluşturulmasında bu kurumlann önemli rolleri vardır .Diyânet gibi kurumlar, ‘din adına (?)’ konuşan ve hareket eden görevli me’murları kanalıyla bu hususta büyük hizmetler (?) ifâ ederken, üniversiteler de “ilim- bilim-deneyim-çağdaşlaşma- uygarlaşma” adı altmda genç nesilleri, sefil nefislerin zebûnu, şehevi ve hayvani hislerin esiri ve Amerikan (tüm küfür) materyalizminin meftûnu kılarak, bu hususta hâkim olan tağuti uşak rejimlerin ‘yardımcısı’ ve Amerikan emperyalizminin (fiilen yaşayış ve dünyaya bakış açısından) bağımlısı ‘uşak-şahsiyetsiz’ bir neslin üreticisi- dokuyucusu bir ‘tezgâh’ misyonunu icrâ etmektedir.
Şeytani rejimlerin ‘hukiki plânda’ korunması rolünü üstlenen Anayasa Mahkemeleri, Danıştay gibi..üst düzey adli (?) kurumlar, toplumun her kesimini, bil’hâssa ‘parti, icrâ gücü (yürütme organı), Bürokrat, meclis (yasama organı) vb., kesimleri ve hareketleri adım adım ta’kib etmekte; rejimin temel çizgisinden (azıcık da olsa) sapmalar, aksamalar ve yanılgılar konusunda ilgililerin dikkatini çekmekte, gerekirse soruşturmalar açmakta ve bu konuda sürekli olarak ‘bazı yerlere (zinde kuvvetlere vs.)’ sinyâller vermektedir…
Böylece; toplumun her kesimi ‘çok yönlü’ bir kıskaç, denetim- gözetim ve ablûka altına alınmış; rejime muhalif (her türlü fikri ve fiili) hareketin olmaması, hatta (halk tarafından) hayâl bile edilmemesi sağlanmıştır. Bu da; tağuti kefere rejimlerin devamlılığını, Amerikancı İslâm yapısının (Süfyâniliğin-Münâfıklığm ve Amerikan uşaklığının) düzenli yürümesini, yani bu kadar küfur-şirk-riddet-zulüm ve tuğyana rağmen, yinede ‘müslüman (?) olduğu’ ve ‘kâfir olmadığı (?)’ imâjımn geniş halk yığınlarına verilebilmesini doğurmuştur. (Böylece; gerçek Hizbullahî Müslümanların, görevlerinin ne kadar büyük, ağır ve o nisbette ‘mukaddes’ olduğunun bilinciyle hareket etmeleri gerektiğine, yeri gelmişken bilhâssa dikkat çekmek isteriz…)
2- ) İslâm’ın, Zaman-ı Ademden itibâren ‘ilk doğuş’ yeri ve ekser-i Enbiyâ’nm Velâdet ve Bi’set mahalleri, Son Resül’ün (a.s.m.) asli vatanı ve Beytullah’ın mahall-i inşâ ve takarrürü olan, bu ve benzeri fıtri âmiller yüzünden müslümanlann kalplerinin çarptığı bir beldeyi mukaddese hüviyetinde bulunan ‘Hicaz’ ve çevresi başta olarak, İslâm aleminin büyük kesimine hakim olan ve mezkûr sâiklerden dolayı “kâfirliklerini müşrikliklerini-mülhidliklerini” gizleyerek ‘tam münâfık’ hüviyetine bürünen “tağuti” devletler…Anayasalarına, resmi dinlerinin ve devlet yapılarının “İslâm- Şeriât” olduğunu, yazacak, gözle görülebilecek bir kısım İslâmi hükümleri (halkı uytmak amacıyla) uygulayacak, Ka’be hizmetleri- ziyâretleri ve namaz kılma merâsimleri düzenleyecek, her yıl rü’yet-i hilâl’ edecek (Ay’ı gözetleyecek) kadar.. İslâmi (?) görüntüler sergileyen ve Müslümanlık numaraları yapan bu tağuti yapı; bu İslâmilikleriyle (?) birlikte, okadar ‘kâfirlikler’, o kadar ‘ilhâdilikler’ o kadar “fâsıklıklar-fâcirlikler” ve “tağutilikler” sergilemiş ve sergilemeğe devam etmektedir, ki, dünyanın gelmiş geçmiş tüm zalimleri-hunhârları ve tağutları (bu konuda) bâsit, ‘solda sıfır’ derecesinde kalmaktadır. Yukarıda geçen (birinci) maddedeki ‘rol, misyon ve fonksiyonlarının da tümünü icrâ eden; gerçek- Nebevi ve İlâhî İslâm’ın ‘tezâhürüne’ ve hükümranlığına karşı en büyük bir set- engel ve mâniâyı oluşturan; “Şeytanlar Kralı” olan Amerikan (İslâmi görünüm ve maskelerle), İslâm Alemine ve müslüman toplumlar arasına sızmasına ve bunları tahâkkümü altına alması en büyük vasıta ve vesile olan bu Amerikancı İslâm devletleri (Bilhâssa Hicâz işgalcisi Suudiler ve yandaşlan), kendilerine doğrudan veya dolaylı bağlıİslâmi libâslı kişi, kuruluş ve hareketlerin de büyük yardımlan sâyesinde, müslüman halklan (itikâd-düşünce- idâre- siyâset- amel- muâmele- ahlâk-hareket ve faaliyet olarak) -isimlerini yine İslâm ve müslüman olarak bırakmak-ibka etmek kaydiyle-Amerikancılaştırma (kâfırleştirme) operasyonlarını yürütmekte ve bunun tüm dünyaya şamil kılınmasına çalışmaktadır. Ümmet-i Muhammed,(S.A.V.),-in dünyanın değişik bölgelerinde hatta kendi ülkelerinde bile aç-susuz- çıplak-fakir-sefil ve perişân hâlde bulunması karşısında; İslâm Topraklarındaki (işgalleri altında olan yerlerdeki) başta petrol olarak, yer altı ve yer üstü tüm zenginlikl erini-servetl erini Amerikan Emperyalizmine peşkeş çeken, Amerika’nın tanıdığı hak ve imtiyâz nisbetinde elde ettiği ümmetin servetini ve gelirini de ‘bir avuç krallık ailesi uşakları ve yardımcıları’ arasında paylaştıran ve bunları, batı bankalarına bloke etmek ve fuhuş alemlerinde çâr-çur etmek suretiyle, tekrar efendisi Amerikanın ve avânelerinin kasalarına akıtan bu hâbis vehhâbi ve Amerikan uşağı suudi rejimi ile yandaşlarının gerçek çehrelerini bu kısa yazılarla göstermek ve açığa çıkarmak mümkün değildir. Zira, konu ‘mektebi’olduğundan, çok kapsamlı ve ‘süreklilik’ arzetmektedir. Kökü, tarihin derinliklerine, zaman-ı Ademe (a.s.m.) ve İblis ile ilk savaş günlerine kadar uzanan ve kıyâmete kadar devam edecek olan bu mes’ele, gerçek muvahhidlerin ‘hayatlarının tümünü’ kapsayan ‘baş5 ve en “elzem” mes’elesidir. Onun için, her fırsatta konuyu yer yer ve ayrı ayrı boyutlarıyla ‘daima’ ele alacak, hayatta kaldığımız sürece ‘peşini’ aslâ bırakmayacağız. Zâten, şu fâni dünyaya geliş amacımız-yaratılış gayemiz de ‘sırf bu (bâtılı ifna ve iptal; hakkı ihkak-ikame ve ibkâ etmek için değilmidir?…
Daha önceleri de yeri gelmişken değindiğimiz vechiyle; “Hükümranlığın Allah-u Teâlaya ait bulunduğu”(231), yani tek meşru’ nizamın-kanunlann İslâm hükümleri olduğu, aks-i takdirde ‘tağutilik’ olacağı; “kitabın (İslâm’ın) bir kısmım alıp, bir kısmının terk edilmesi..” (232) ve “hakkı bâtıl ile iltibâs etmenin-kanştırmamn- değiştirmenin”(233) mutlak kâfirlik olduğu; “hakkı ketm ederek gizleyenlerin” (234) Allah tarafından ve lâ’net edicilerin tümü tarafından lâ’netlendiği; “kâfirlerle müslümanlann dost olamayacağı” (235) ve bunun imanı götüreceği; “izzetin kâfirlere değil, Allah’a- resülüllah’a ve gerçek mü’minlere âit bulunduğu” (236); “Müşriklerin necis olduğu ve mescid-i harama aslâ sokulmamasmın gerektiği” (237); Hatta, onların “tüm hicâz beldesinden çıkarılmasının İslâmi bir vecibe olduğu” (238); “Kâ’benin insanlar için bir ‘kıyâm’ mahalli” (239) ve “Müşriklerden berâatin-teberri etmenin ve bunu tüm cihâna i’lân etmenin haccm ve İslâmm ‘şiân’ olduğu” (240) ve İslâm’ın yüce mübelliği olan Resülüllah aleyhisselatü vesselâm tarafından bilfiil tatbik ettiği, ettirildiği emin belde diye Allah-u Teala’ya tavsif edilen Mekke-i Mükerreme’de ve “Mescid-i Haram’da aslâ kan dökülmeyeceğim ve bu hükmün kıyamete kadar geçerli olduğu” (241); “yer yüzünde fitne ve fesadın (İslâm dışı tüm görüntülerin) yok edilmesinin ve din-i hakkın tüm yeryüzüne hakim kılınmasını (242). Gerekliliğinin bilindiği İlâhî, nebevî (Muhammedi gerçek) İslâm’ın ‘temel dinâmikleri’bu ve benzeri ayetler-hükümler olduğu halde..Mel’un Suudi rejimi ve yandaşlan olan şeytani-uşak düzenler ve onlara paravana olan mahfiller, bu İlâhî hüküm-emir-esâs ve prensiblerin ‘tam zıddı’ ile hareket ederek ‘ilhâdî, irtidâdî, nifakı ve tağutî’ yapılannı (bâsiretli mü’minlere) isbât etmişlerdir. Vâkıa buolmakla beraber, mezkûr tüm Amerikan uşağı parazitler, yine de ‘İslâm’dan-müslümanlıkdan T dem vurmakta, ‘hüsn-ü niyet (?) ve muslih ? rolleri yapmakta, saray mollaları olan cühelâ ve ‘bePamlar’ güruhu tarafından da bu ‘tağuti’ yapılar, ihdas edilen ‘fetva- namelerle?’ ‘tezkiye’ edilerek, ‘İslâmilikleri (?)’ onaylanmakta, böylece ‘nifaki’ (Amerikancı İslâm) karekter tezahür etmektedir. Tarih boyunca tüm münâfık ferd, toplum ve hareketlerin ‘ortak’ tavır ve karekterleri zâten budur! Kur’an-ı Kerim, bu tipleri yer yer nazara vermekte, mülevves yapılarına dikkat çekmektedir. Örneğin; “İnsanlardan öyle kimseler vardır kî; kendileri iman etmemiş oldukları halde, ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık derler. Halbuki onlar, itianıcılar değildir. (Onlar) Allah’ıda, iman edenleri de (güya) aldatırlar. Halbuki onlar, kendilerinden başkasını aldatamazlar da yine farkına varmazlar.” “kalblerinde bir ‘maraz’ vardır onların. Allah da marazlarını artırdı. Yalan söylemekte oldukları için de onlara acıklı bir azâb vardır.” “kendilerine; yer (yüzün)de ‘fesâd’ yapmayın, denildiği zaman, ‘biz ancak ıslâh edicileriz’ derler.” “Dikkat (gözünü aç!) onlar muhakkak ki müfsitlerin (fesâtçılarm-bozguncularm- anarşistlerin) ta kendileridir. Fakat, şuurunda değildirler.” “Onlara: (müslûman olan) insanların inandığı gibi inanın, denilince; biz de o beyinsizlerin (ayak takımının) inandığı gibi mi inanacağız, derler. Dikkat et ki; (asıl) beyinsizler hiç şübhesiz kendileridir. Fakat (bunun böyle olduğunu) bilmezler.” “Onlar, iman edenlerle mülâki oldukları (karşılaştıkları) zaman ‘inandık!’derler. Şeytanlariyle yalnız (baş başa) kalınca ise; (şeytanlarına) emin olun, biz sizinle beraberiz, biz ancak (gerçek mü’minlerle) istihza edicileriz, derler.” “(Asıl) Allah onlarla istihza eder ve taşkınlıkları, azgınlıkları içinde serseri (serseri) dolaşmalarına (şimdilik) mühlet verir.” “Onlar o kimselerdir ki, doğru yolu bırakıp dalâleti satın almışlardır. Demek, alış verişleri onlara kazanç sağlamamış, onlar doğru yolu da bulmamışlardır.” (243); ftu kadar dalâlet, riddet ve nifak içerisinde bulundukları halde…
dönemezler.” (244) ilââhir..gibi,Ayet-i Kerimeler, Amerikancı İslâm (münâfık-müfsid ve tağut) Suııdi rejimi ile benzerlerinin ve aynı çizgideki ferd, toplum, kurum ve mahfillerin mülevves vâsıflarını ve karekteristik yapılarım gâyet net ve açık bir biçimde beyân ve ifâde etmektedir .Büyük Şeytan Amerika; işte bu tip “İslâm” (?)” ‘in ferd,toplum, kurum ve devlet olarak ‘mantar gibi’ bitmesini ve neşv-ü nemâ bulmasım istemekte; bunun içinde büyük emekler-çabalar sarfetmektedir. Ma’lûm Suudi rejiminin ‘Vehhabilik’ mektebi üzere dünün Amerikanı olan İngiliz Emperyalizmi tarafından kurulması (245) yanında, Amerikan güdümlü Pakistan’ın (bilhâssa müteveffâ Ziyâ zamanında) İslâm Devleti-Cumhuriyeti numaralan (246); Amerikan uşağı ve İslâm düşmanı Ca’fer Numeyri’nin ve ta’kibçilerinin, Sudan’daki ‘İsîâma? Geçiş, şeriât? Düzenini uygulayış?” (247) terâneleri; Bengaldeş’deki, hatta Mısır (248) ve Tunus’daki (249) vs. ülkelerdeki son ‘resmi’ hüviyetli ‘İslâmilik?’ tezâhürleri bu hususta bâsit birer örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Büyük Şeytan Amerikanın en sâdık uşağı ve bölge jandarması olan ‘İran Şahlığı’ ‘nm İslâmi muhteşem bir İnkılâb’ ile tarihin çöplüğüne atılması üzerine Büyük Şeytan Amerika, değişik yönlerden giriştiği komplolarla-operâsyonlarla yıkamadığı İran İslâm inkılâbım da, kendi (Amerikancı İslâm) çizgisine almak için başvurduğu bütün teşebbüsler (250) İmam-ı Ümmetin ve Nûrâni Cemaatinin İlâhi keşfiyâtı- kerâmâtı-basireti ve ferâseti sâyesinde akâmete hezimete uğratılmış ve (Amerika) şeytani tarihinde tadmadığı ‘İlâhi sillelerden ard arda yemiş ve bu hususta artık, tüm ümidlerini kaybederek kendi varlığını devam etirebilmenin hesabmı yapmağa kendisini vermiştir… 3-) İslâmi ünvân-etiket ve yaftalı olan, fakat (yapı-tarz ve edâ olarak) Amerikancı İslâm’ın bil-fıil ‘müşâhhas’ timsâli olma karekterini taşıyan, Amerikancı İslâm’ın ‘müslümanlık (?)’ kamu oyunu, hatta ‘elit’ tabakasını oluşturan ve Amerikancı İslâm’lıkları ‘değişik -farklı’ derecelerde bulunan dini cemaat-klik-hizib-gurup ve fertler…Bunları ve faaliyet türlerini -kısaca ve genel hatlanyla- şu şekilde sıralayabiliriz:
a-) ‘Tahkik-i İman’ nokta-i nazarında, asrm ‘hârikası’ olan Risâle-i Nurlara ve onun, Tağuti- Süfyâni rejimlere karşı ‘tek başına’ ‘şanlı ve ta’vizsiz’ ve ‘sırren tenevveret’ (251) sırrına mazhâr bir surette kahramanca mücâdele örneği sergileyerek bin-bir türlü işkence-cefâ-zulüm-hapis ve zindan muâmelelerine (tağutilerce) ma’- rûz bırakılan müellif-i âli şanı olan Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hz.lerine kendilerini nisbet ettikleri halde; tamamen Onun çizdiği Kur’ani-İmani ve Nebevi yola-cereyâna muğayir çizgide bulunan; tamamen Üstadın ta’biriyle “heykellerine ubûdiyetkârâne serfuru ettirmek” suretiyle-haşa- Ulûhiyetini i’lân eden, Süfyâni Deccal olup “Şeriât-ı Muhammediye (a.s.m.)’nin ebedi bir kısım ahkâmını kaldıran” (252); “Yahudi-Siyonizm Güdümlü”, “Kâfîr-i mutlak”, “Inkâr-ı mutlak ve tağilik” (253) “Zamanların (asırların) en büyük fitnesi” (254) olan; “îstibdâd-ı mutlak, irtidâd-ı mutlak, sefâhat-ı mutlak ve cebr-i keyfı-i küfriye” (255), “Esârette iken kâfir ruslarm çektirmedikleri azabı çektiren ve kâfirden daha eşedd olan münâfık” (256), Gâyet müthiş bir zındıka”, “İmanın erkânına ilişen bir dessâs ve ejderhâ”, “İnkişâf ederek kuvvet bulan bir dinsizlik” (257) olan bir yapıya angâje olarak onun (doğrudan veya dolaylı) müdâfii ve havarisi durumuna gelen; bir kısmı ‘şu’, diğer diğer kısmı da ‘bu’ tağuti fırkalara intisâb ederek, onların öncülerini (ki, şeriât-ı îslâmiyeye düşmanlıklarını-fiilen olduğu gibi- kavlen de alenen i’lân ettikleri hâlde) ‘rehber’ kabul edecek kadar bir garâbet örneği arzeden; İslâm’ı yıkan ve şeriâtı mer’iyetten kaldıran küfrü (ateizmi) değil de, muhârref din olan Hristiyanlığı vb. kâfirlikleri yıkan küfrü (komünizmi) ‘tek düşman’ kabul edecek ve ‘ehven-i şerr’ psikolojisiyle hareket ederek ant-i komünist (?) görünümündeki tüm ‘ şirk-küfur-riddet-ilhâd ve nifâk’ düzenlerini ve hareketlerini (mevcudu koruma düzenbazlığı ile) savunacak kadar basitleşen (258); ehl-i kitabla medâr-ı ihtilâf noktalan (muvakkaten de olsa) terk ve onlarla bir ittifaka yanaşabildikleri halde, kendi çizgilerinde olmayan dünyadaki tüm İslâmi cemaat ve hareketlere, bil’hâssâ Amerikan Emperyalizmine zıt ve hâsım olan, bâhusus ‘İran İslâm İnkılâbı’na’ karşı (kıyâmi,inkılâbı özellikle birlikte, mezhebi ve tâli olan medâr-ı ihtilaf noktalarını bahâne ederek) hâsımane ‘mektebi’ bir tavır takman, bu cemaat içerisinde bulunan ve ‘tavan’ pozisyonunda olan, aynı zaman da ‘ekseriyeti’ teşkil eden mezkûr parazitlerde Amerikancı İslâm’ın ‘alt ve temel yapısını’ oluşturan guruplardan-hiziplerden bir cüz’ü temsil etmektedirler. (259).
Ellerindeki ‘mevkutelerle’, özel sohbet ve faaliyetleriyle ‘mevcut tağuti yapıyı’ (siyâsi, idâri, hukuki, içtimâi, askeri vs… plânlarda) koruma- kollama; İslâm inkılâbının cihan-şumul hükümranlığına ve yayılmasına engel olma ve bölgemizde ‘olumlu yankılar bulmasını’ kırma ve engelleme çabalarını, büyük bir cehd ve azimle (?) yürüterek sürdüren bu Amerikancı İslâmi çevre, Büyük Şeytan Amerika ve bölge uşakları tarafından büyük takdir ve taltiflere mazhar olmakta, böylece ‘Hakâik-i İmaniye ve Kur’aniye’ da’vasmdan ve hizmetinden sapma ve ihânette bulunma zincirinin bir ‘halkasını’ oluşturmaktadır.
b-) Taşıdığı karmaşık-çarpraşık ‘renkli’ karekterinden dolayı ‘gerçek muvahhid’ ‘likle tasvif edildiği, bu hususta da bazı gayretleri görüldüğü gibi; tam ‘zıddıyla’ da vâsıflandınlan, hatta bazı çevrelarce ‘farmason’ olduğu iddiâ edilen (260) Muhammed Abduh; “İblis’in, hatta tüm şeytanların ‘melâikeden’ olduğunu (261) ve “Melâike’nin ‘cismanr bir temsille gönderilmesinin sahih olmadığını” (262), ‘Fil’ sûresinde geçen ‘pişmiş tuğla’dan (siccil’den) taş’in, ‘çiçek ve vebâ mikrobu’, ‘ebabil kuşlan’ ‘nın ‘sinek veya sivrisinek’ (?) olabileceğini iddiâ (263) ve ‘felâk’ süresinin 4. ayetindeki ‘ukdelere (düğümlere iplere) üfleyiciler’ ‘in anlamını tahrif ve ‘esbâb-ı nüzul’ ile alakalı hadisleri reddederek indi-akli-re’yi ile, konuyu ele aldığı, (264) hatta Kur’an-ı Kerimi ele alışda; ‘hadis-tefsir-fıkıh-siyer ve esbâb-ı nüzul’ gibi elzem vesâile aslâ riâyet ve itibâr etmeyerek sadece ‘aklı’ tek ölçü kabul ettiği (265) ve ‘amel-takvâ’ plânında büyük bir adâlet ve tekâsül içerisinde bulunduğu (266), katolik olduğu halde ‘dinsiz’ olan samimi dostu (267) Blunt’un “benim katolik kilisesine olan inancım neyse, onun da İslâm’a olan inancı o kadardır!” (268) dediği ve – belkide -iyi niyetinin kurbanı olarak, daha pek olumsuzluk timsâli bir şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır… Muhammed Abduh’un kasıtsız da olsa, bu tür menfi-tahribkâr görüş-fiil ve yapısı, ‘şahsi’ olmaktan çıkmış; M.Reşid Rızâ-Şeyh A.Mustafa Meraği ve ‘halkalarıyla’ birlikte yeni bir (akılcı-ıslâhatçı) ‘mekteb’ ‘i netice vermiştir. Cemâleddin-i Efgani -bazı şaibeli tavırlarına rağmen-,yine de ‘urve’tül vüska’ dergisinde Cihan Şümul îslâmi vahdeti ‘nefy’ (asrın tağutu olan İngiliz Emperyalizmini redd) üzerine binâ eder ve ‘İnkılâbçı’ bir tavır takınırken, M.Abduh’un ve önceleri, Türkiyedeki Lâik-Kemâlist devrimi ve hilâfetin ‘ilgâsı’ ‘m Örnek “İslâmî-siyâsî bir inkılâb hareketi”(269) diye nitelendiren Sâdık ‘Tilmizi’ Muhammed Reşid Rızâ’nın birlikte çıkardıkları ünlü ‘El-Menâr’ dergisinde ve bunların ‘mektebin’de’ ise; asrın tağutu işgâlci İngiliz Emperyalizminin ve uşaklarının ‘tenkid’inin bile yapılmaması hüzün verici olmuştur. (270). Bu‘rasyonalist ve ıslâhâtçı mekteb’ ve yayın organları olan ‘El-Menâr’, ‘tüm gündemini’ tefsir-hadis mezheb- içtihâd-kelâm-tasavvuf- velâyet- kerâmet- tarih- siyer- meğazi- bid’ât- hurâfa vb…konularla ve bunların ‘tenkidi, kritiği, analizi, tartışması ve münâkaşası ile doldurmakta; müslümanları ‘değişik, çok yönlü ve karmaşık cedel ortamına’ sürüklemekte; İngiliz Emperyalizmine ve tağuti egemenliğine karşı ise ‘en ufak bir toz dahi’ kondurmamakta; İngiliz (günümüz Amerikan) Emperyalizminin ‘siyâsî-iktisâdî vs. tüm’ çıkarlarının tahakkuku doğrultusunda ‘sadakatle’ hizmet etmektedir.. İngilizlerin Mısır genel valisi tarafından ‘dost’,’müttefik’ diye nitelendirilen, zâten bu tür vâsıfmdan dolayı yine İngilizlerce “Cami’ul-Ezher’in başma, Baş Kadılığa ve Mısır Baş Müftülüğüne getirilmiş bulunan ve ‘İngilizlerin tasvib edebileceği bir İslâmî-ilmi (yani, Amerikancı İslâmi) bir tedrisât için görevlendirilen Muhammed Abduh’un ve ekol’ünün büyük çabaları sayesinde (?) Mısır’da Yüce Resülüllaha -haşa- hakaret, sünnetleri ‘tamamen’ red, Kurana bile itirâz ederek riddet, İslâm’m terâkkiye —haşa- mani olduğundan (?) dolayı reforme edilmesini talep ve ünlü müşteşrik-kefere İ. Goldziher’i ‘Ulemâ-yı Cihan’ ve ‘Üstad-ı A’zam’ (?) diye ‘Rehber’ kabul edecek..kadar (değişik boyutlarda) sefilleşen ‘Mansur Fehmi’ ‘ler, ‘Ebu Reyye’ ‘1er, ‘Hüseyin Taha’ iar, ‘İsmâil Mazhar’ ‘lar, ‘Mahmud Azmi’ ‘ler, ‘Hüseyin Mahmud’ ‘lar, ‘Ahmed Emin5 ‘ler, ‘Ömer İnayet’ ‘ler, ‘Kâmil Geylani’ İer; Türkiye’de ise, ‘aynı- yaklaşık’ yapıda olan ‘Fuâd Köprülü’ ‘ler, ‘Velidi Togan’ ‘lar, ‘İzmirli İsmâil Hakkı’ ‘lar, ‘Celâl Nuri’ ‘ler, ‘Hüseyin Kâzım’ ‘lar, ‘Mehmet Cevdet’ ‘ler, ‘Musa Kâzım’ ‘lar, ‘Ahmed ve Mahmud Es’ad’ ‘lar, (yenilerden) ‘Mehmet Said’ ‘ler ve ‘Hüseyin Atay’ ‘lar… gibi Amerikancı İslâm’ın’ fıkri-ilmi (?) ‘otorite’leri? doğmuş (271), yani M. Abduh ve ekolü, mezkûr ‘iklimi’ ve ‘atmosferi’ doğurmuştur. Bu akım, İslâmm İlâhî-vahyî ve nebevi karekterini tahrif ederek ‘Amerikam-Şeytani ve Tağuti’ bir yapıya (yani Amerikancı İslâm’a) dönüştürmekte; bunu da ‘ıslâh’, ‘tâ’dil’, ‘reform-tashih-tecdid’, ‘bilimsellik’ ve ‘akılcılık’ ameliyesi olarak ‘İslâm’a hizmet (?)’ diye lânse etme gayreti ve çabası içerisinde bulunmakta; gerek bu ve gerekse ‘gündemin muhtevâsmın tâli-fer’î ve cedelci olma’ ve Amerikan emperyalizmini hedef almama-aldırmama ve siyâsi otoriteyi, ‘büyük şeytana terk etme’ gibi., ‘fââliyet türleri ve izledikleri yollara dikkat çekmektedir… c-) İngiliz (günümüz Amerikan) Emperyalizminin ‘siyâsî, içtimâî, hukukî, ve kültürel’ yapılanmasını sağladığı ve İslâm’ın diğer ülkelerde de olduğu gibi; ‘dejenerasyona’ uğradığı Mısır’da, ‘dindâr’ bir aileden dünyaya gelen Üstâd Hasan-el-Bennâ; gerek âilesinden ve gerekse ‘temiz fıtrâtmdan’ gelen ve tevârüs eden bir sâikle zuhur ederken ister istemez bazı ‘menfiliklerle’ de meşbu’ bulunmaktan kendini kurtaramamıştır. Onun için, İhvân-ı Müslimin’i kurarken; hakim olan İngiliz ve onun kukla hükümeti olan uşak tağutundan ‘izin-müsââde’ almaktan, şartların icbariyle de olsa, demokratik çıkışlarla; ‘milletvekili adayı olmağa’ talib olmaktan, Süveyş kanalı gibi ‘Milli’ da’valan ‘dert ve ana mes’ele’ edinmekten, Mısır orduları safında ‘İhvanın’ gönüllü olarak savaşmasını onaylamaktan ve İslâmi sakal-kıyâfet ile birlikte ‘garbi’ kravat ve kıyafet kullanmaktan, ‘İhvan’ ‘ın ‘hiyerarşik’ yapısını ve sistematiğini ‘Nebevi’ olmaktan çok, (kıdem vb. konularda) beşeri örgütlenme biçimlerine istinâd ettirmekten ve İngiliz İsrâil Emperyalizmine karşı İslâmi tavır takındığı halde, mahalli kukla Mısır hükümetiyle (Ki, kendisini şehid eden de bu kukla hükümet ve onun lideri olan Kral Faruk’dur.) Normal ilişkilerde bulunmaktan ve ‘resmi görevler’ kabullenmekten bir beis ve sakınca görmemiştir.
Libya’da ‘İtalyan Emperyalizminin’ zulüm ve istilâsına karşı şanlı bir direniş gösteren ‘Ömer Muhtar’ ‘a ve kıyâmma karşı sessiz kalan ve yayın organları olan ‘Eş-Şihâb’ ‘da ne hikmetse (hatâen olsa gerek) ‘tek satır’ bile olsun, yer vermeyen Merhum Haşan el-Bennâ; ‘hızlı bir selefi’ olup, Mezheb (bilhassa Şiâ ve Câ’feri mezhebi) düşmanlığının bayraktarlığını yapan Muhibud’din Hâtib ve ma’hûd Reşid Rızâ ile olan yakm ‘ilişkileri’ yüzünden ‘Selefi’ imajlar içerisine girmiş ve Elmenânn hayranı olmanın yanında, ‘Dar’ut- takrib’ ile Şiâ ve Sünni vahdeti için sarfettiği çabalar ve ‘icâze’ aldığı Şeyh Abdul Vahhab El-Hassâfî ve Şeyh Eddecevi gibi ‘Meşâyih’ ile olan ‘iç içelikler ve ‘ihya’ ‘dan feyizlenmelerden dolayı da ‘sofiyân- dervişân’ bir yapı’nm ‘çelişkilerini’ şahsında toplamıştır. (272) Bununla birlikte; ‘açtığı İslâmi çığırın’ büyük çaplı olumlu sonuçlar vermesi, hele Seyyid KutupTar, Abdulkadir Udeh’ 1er,Mustafa Şükrü’ler, Halid el İslâmbu-li’ler, Süleyman HatırTar…Gibi ‘şehidler’ kafilesini intâc etmesi ve bugünün Mısır toprağında ‘İslâmi potansiyel’ gücün varlığında büyük hissesi olması ve şâir ‘haseneler’, menfi-seyyie cihetleri silip süpürecek derecede bir kıymet ve ulviyyet arzetmektedir. Fakat, Haşan el-Bennâ’nm şehâdetinden sonra (istisnâlar, dışında, çoğunlukla) İslâmi ve Kur’ani çizgiden -tedricen- çıkan ihvân hareketi; ulusalcılık -uzlaşmacılık- demokratçilik- hümânistlik vs., ‘olumsuzlukların’ simgesi olmuş; (273) Süveyş kanalı, 67 ve 73 savaş lan, golan tepeleri, Mısır ve Suriye’nin birleştirilmesindeki (Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin, tağuti bir yapıda güç birliği olarak doğmasındaki) ‘figüranlıklar’ ‘da gönüllü roller almış; hatta bazan da ‘tağuti’ mahalli düzenlere hizmette ‘kusur etmemeğe’ dikkat ve itinâ göstermiştir. (Adnan Sadeddin-Sâid Havva vb.leri’nin Irak Baas rejimine vb. tağutiliklere; Haşan Turâbi’nin Sudan rejimine; M.Sâid Ramazan’ın vb.lerinin Suriye-Suudi tağutiliklerine.. karşı gösterdikleri tavır gibi.. Bilhassa, Merhum Haşan el-Bennâ’dan sonra ‘Mürşid-i Âmm’ (Genel Mürşid- Başkan)’lık mevkiine (cemaatın temelindeki ‘zaaf ‘dan doğan, sırf ‘kıdemli’ olma özelliklerinden dolayı) gelen Haşan el Hudeybi, Ömer Telmesâni ve Hamid Ebu Nasr’m Mısırda hakim olan zalim-câni tağuti rejimi ve yöneticilerini ‘öğücü’ ve ‘ta’zim gösterici’ tavırlar sergilemeleri, vefd vs. kefere partilerle ‘omuz omuza’ hizmet (?) yarışma girmeleri, Mısır’daki ‘înkılâbi’ çıkışlara karşı ‘menfi’ tutum takınmaları ve îslâm İnkılâbma karşı -hayatta olanlann- ‘lâkayd’, hatta ‘zıt’ pozisyona girmeleri, bu hususta da ma’lûm fesât şebekesi olan ‘rabıtâ’ ile ‘çok yönlü’ bir işbirliğine baş vurmaları gibi…’sapmalar’ içerisinde bocalayan ihvân, (çoğunlukla) artık Amerikancı İslâm’ın ‘güçlü’ bir alt yapısını teşkil etmektedir.(274)
d-) ‘Hizb’ut-Tahrir’ denen ve İngiliz güdümlü olan bu ‘müfsid’ hareketin beyn’el milel ‘ağı’ ‘mn Anadoludaki ‘müstakilleşmiş kolu, ki; uyguladığı ‘çift ve çok standart’ bir politika vasıtasıyla ‘gerçek yapısını ve çehresini büyük ölçüde-gizlemeğe- kamufle etmeğe muvaffak olmuştur. Bid’ât, hurâfa, mezheb, tarikat, velâyet, kerâmet, sünnet düşmanlığını’ ‘siyâsi-içtimâi platform’da’ bayrak edinen;
yüzeysel-devrimsel (biraz da, çıkarsal) yaklaşımla İran İslâm İnkılâbını savunur görünmeğe! Dikkat eden; bunu yaparken de İnkılâbın (dolayısıyla İslâm’ın) ‘temel dinamiklerini’ ve ‘mektebini’ hedef almaktan çekinmeyen; ‘recm’ tartışmaları (?) vesilesiyle Resulüllahı (a.s.m.) sorgulayacak sanık (?) sandelyesine oturtmaya (?) -haşa- tevessül edecek, hatta Allah -u Taala’nm ‘adil ve hakim olduğu hususunda şübheler-istifhâmlar şâibeler husüle getirici yollara vs., başvurarcak kadar ‘sapık’ ve ‘saptırıcı’ faaliyetler içerisinde bulunan; (275) ve, Amerikancı İslâm’ın ‘azılı’ bir timsâli olan bu akım’a -şimdilik- bu kadarcık temasla iktifa ediyoruz…
e-) Tebliğ Cemaatı. Ki; İngİlizlerin Hind-Pakistan bölgesini işgali üzerine, İngilizler tarafından, kendi ‘siyâsetlerine karışmayacak ve kendileriyle uğraşmayacak’ yapıdaki İslâmî merkezlerin (?) oluşturulmasına parelel olarak ihdâs edilen ‘Tebliğ’ cemaati, (münferid istisnâlan dışında, çoğunlukla) çizilen bu ‘hat’ ve ‘rota’ üzere yürümeğe ve o doğrultuda bir seyir çizgisi ta’kib etmeğe-büyük ölçüde- dikat ve itinâ göstermiştir. Evet; İngiliz Emperyalizmi; fiili işgal yanında, yetiştirdiği müsteşrikler vasıtasıyla da İslâm ulemâsını; “İslâm’ı, kaynaklarım,prensiblerini ve kuramlarını” ‘tartışma ortamına’ çekmiş, bir kısım kasıtlı zevât yanında bazı safdil müslüman şahiyetlerde de “İslâm’ın revize (?) edilmesini ve rasyonalist bir çizgiye getirilmesini” kabul ettirerek ve bu hususta epeyce aşamalar kat’ederek ‘mülevves’ hedefine vâsıl olmayı başarmıştır. Bu itibârla; İslâm’ın devlet, siyâset, inkılâb ve cihâd anlayışı ‘dumûra’ uğratılarak, tüm egemenliğin İngiliz (Amerikan) Emperyalizminin tekeline terkedilmesi sağlanmıştır. Batı Emperyalizmine ‘hoş’ ve şirin görünmek ve bu tip bir İslâmi (?) anlayışı takdim etmek amacıyla gelişen-geliştirîlen bu Amerikancı îslâmi akım, (farkına varmadan da olsa) İslâm’da büyük ‘gedikler’ ve müslümanlarda da sürekli esâretler-zilletler husûle getirmiş; ama, yine de avâm-ı müslimince ve bazı ‘câhil-saptırılmış’ îslâmi (?) çevrelerce (dış güçlerle parelellik arzedecek şekilde) (bu akım) takdir ve taltif edilmiştir…
DİPNOTLAR
245- ) Britanya ve İbn-i Suud (Arapça-Muhammed Ali Sâid): S ah. 9-74 vd…; İhsan Süreyya Sırma’nın Sömürü Ajanı-İngiliz Misyonerleri’ kitabı.Vehhâbi fecaati ile alâkalı olarak da (meselâ;) Tarih-i Cevdet: 2 133-36, 73-76; vs. kaynaklar…
246- )Pâkistan’ın tarihi, baştan başa bunun canlı bir tablosu’dur. Onun için, Merhum Kelim Sıddıki’nin; “Ziya, Şah’dan daha iyi birisi değildir ve hatta bazı yönleriyle ondan daha da kötüdür…” (Evrensel İslâm Çağrısı: 106) diye yaptığı tesbit aslâ mübalağa değildir.
247- ) Amerika’nın emriyle önce kapitalizm, sonra sosyalizm deneyimlerine başvuran ve bunlarla ‘halkı uyutamayacağmı’ anlayan, yine Amerika’nın tavsiyesi üzerine bu sefer ‘İslâm’ ‘ı araç’ olarak deneyen Ca’fer Numeyri, bununiçin de ‘şeytanın kardeşleri’ dediği ‘ihvan-ı müslimin’ ‘in Sudan bölümü ve ‘mürşid (?) ‘Haşan Turabi’yi istihdam etmiştir. Ki, örnek olarak bakınız; ‘bir kesit: 210-212; ‘Evrensel İslâm çağrısı’: 111; vs…
248- ) Son zamanlarda, İslâmi potansiyel gücün heyacanını sürdürmek için İranvari Nebevi bir ‘İslâm devletinin’ zuhurunu önlemek için İslâma geçiş, hatta ‘İslâm devleti ilân ediş’ oyunlarını oynayan Mısır rejiminin içişleri bakam Zeki Bedir’in şu raporu da dikkate değer: İslâm devleti? İlanından önce, İslâmi akımlan yok etmek zorunludur!” (24-11-1986 tarihli elahrar gazetesinden.
iktibas: 16 şubat-1987 tarih ve sayı: 122)
249- ) Önceleri OsmanlIlara bağlı iken, 1881’de Fransızlar tarafından işgal edilen ve 1956 yılında ‘bağımsızlığa (?)’ kavuşan Tunus’un Anayasasında resmi dinin İslâm olduğu ve Habib Burgiba’nın ‘camiler’de’ va’zu nâsihat ile başa geldiği; ondan sonra da İslâm’ı yıkmağa yönelik hızlı bir kampanya yürüttüğü; İslâmî Yöneliş Hareketi’nin yönetici kadrosunu ‘İran yanlısı ve ‘Humeyni taraftan’ (1981 ve 1987’ lerde olmak üzere iki kere) diye damgalayıp içeri aldığı ve bunların da ‘tehlike’ hâline gelmesiyle H.Burgiba’nın Amerika tarfmdan ‘işten el çektirildiği’ ma’lûmdur. (Bakınız; İktibas: Temmuz-1987 tarih ve sayı: 127) sah. 39-43). Yeni Tunus Başkam Zeynelâbidin bin Ali ise; Amerikancı İslâm’ın yeni piyonu olarak ‘İslâm’a geçiş’ numaralan ile müslüman halkı, hatta (basın haberleridoğruysa) Raşid-el- Gannuşi’yi ve İslâmi Yöneliş Hareketinin diğer yöneticilerini bile aldatabilmiş; Tunus’un bugünkü (daha münâfık, daha zalim ve tağut olan) yönetiminin ‘lehine çevirebilmiştir. Bakınız; Girişim: Kasım-1988-Prof:A.Turab Zemzemi ile mülâkat)
250- ) Bu yayınlanmış bir sürü ‘döküman’ ve yazılardan sâdece bir-ikisine (örneğin; Cengiz Çandar’m ‘dünden yarma İran’, M.Hasaneyn Heykel’in ‘bir devrimin anlatılmamış öyküsü’,Hamid Algar’m ‘İslâm Devriminin Kökleri’,İlhan Kaya’mn -eksikliğiyle birlikte- (İran Tuzağı5na) bakmak, kâfidir kanaatindeyiz…Ünlü Mısırlı Yorumcu Dr. Fehmi Şinnâvi’nin şu ifadeleri de dikkate değer: “…Harbin sonuçlanmasından hemen sonra inkılâbı yaymaya
yönelik ‘yeni bir inkılâbın’ doğacağı beklenen bir vakıa halini almıştır. Yeni doğacak olan (kültürel) inkılâb, vuku bulmuş inkılâb’dan daha etkin, çok daha boyutlu bir ilerleme kaydedecektir. Çünkü bu inkılâb, tüm zaman zarfında muhasara altına alınmış, tıkanıklığa terk edilmeğe çalışılmıştır. Mutlaka savaşm bitmesi böyle bir aşamanın başlangıcı olacaktır. Batı alemi bile, bu gerçeğin farkına varmış olup, Reagan’m İran’a yaklaşımları bunun en belirgin örneğidir.Çünkü Batı, savaşm bitimi sonrası yeni bir ortam oluşacağmm bilincindedir. Ya oluşacak ortamda kendini isbatlayabilmek için, yada
Saddam’ın alaşağı edilmesinde parmağının olduğunu isbat için şimdiden senaryolar oluşturulmaktadır. Regan’ın 13 Kasım-1986’da Amerikan halkı önünde bir İslâm cumhuriyeti’nin varlığmı tanıması, onun pençesinden kaçmakla hatalı olduğunu ve özürlerini beyan etmesi hadd-i zatına ‘tarihi bir olaydır.’ Amerikanın şimdiye kadar böyle bir girişimi ne Türkiye ile, ne Pakistan ile, ne Mısır ile ve ne de diğer bir devlete söz konusu olmamıştır.Regan’m temsilcisi olarak İran’a giden ve devlet sorumlularıyla konuşmasma müsâade edilmeyen ‘Kisinger’ ayarındaki Amerikan Milli Güvenlik Başkanı Mc Farlane İran’dan kovulurken, diğer İslâm devletlerinin (?) Regan’m en ufak bir temsilcisi karşısında bile el pençe divan durduklarım görmekteyiz. Büyük bir olgu da, Amerika’nın batılı ve Arap müttefiklerine hiç bilgi vermeden gizlice İranla ilişki kurmaya kalkışmasıdır. Bu; müttefikler için ‘müthiş bir olgu’ ‘dur. Ve aynı zamanda inkılâb için büyük bir başarıdır. Amerika tüm bunları; İrandaki yönetimi Suudi, Pakistan, Mısır vb. ülke yönetimlerinin uyguladığı ‘Amerikan modeli İslâm’a çekmek için yapmakta ve çabalamaktadır…” (İktibas: Şubat-1987 tarih ve sayı:122)
251- ) Şuâlar: 482 (1959 baskısı) (Tağuti düzenlerden izin müsaade alınmadan İslâmi hareketin yapılacağını ‘iş ‘âr’ eden İmam-ı Ali (r.a.)’mn ihbârat-ı ğaybiyyesine işâret).
252- ) Şuâlar: 213,214,376,377,382
253- ) Şuâlar: 219,383,385
254- ) Şuâlar:263
255- ) Şuâlar: 224
256- ) Mektubat:68,69 (1958 baskısı)
257- ) Lem’alar: 167 (1957 baskısı); Tarihçe-i Hayat: 97,98 (1958 baskısı)
258- ) ‘Ehven-i şerreyn ihtiyâr olunur’ (El-Eşbâh:44’den, Mecelle: 29) fıkhi kâidesi; iki şerrin bir arada zûhııru ve bunlardan kaçınılması imkânsız olduğu zaman’ da, şiddetli şerre düçâr olmamak için ehven olan şerr (bif mecburiye) ihtiyâr olunur. Mecburiyet, zaruret olmadığı zaman, bu kaide geçerli değildir.Hem bu, ‘Ameli, icrâi’ konular hakkındadır. Yoksa; ideolojik ve itikadi nokta-i nazarda aslâ tecviz olunamaz. Örneğin; Yahudilik ile Hristiyanlık Komünizm ile Kapitalizm vb. hususlarda ‘ehven-i şerri ihtiyar ve intihâb’ düpe düz ‘irtidât’ ‘dır. Onun için, öbürüne göre ehvendir diye, bir kimsenin hristiyan veya kapitalist vs. olması, onları ihtiyar etmesi’ mümkün değildir…Komünizm gelmesin (?) bahanesiyle kemâlizme adapte olanlara ‘ithaf olunur!
259- )Merhum Üstad’m aziz da’vasını ve ruhunu rencide eden bu ‘dejenere’ olmuş yapıyı ‘içten’ sarsmaya başlayan ‘inkılâbi’ bir hareketin bu konuda ve ‘temel’ mesailinin tümünde daha da müessir ve âcil gayretler göstermesini ‘derûn-i kalb’den’ talep ve intizâr ediyoruz…
260- ) Müzekkirât-ıd-Da’ve…:sah. 9-10’dan naklen, Nebevi Tebliğ: 92; Dâire’tül- Maariful-Masoniyye:sah. 197 (1961 baskısı): H.Karaman- İslâm Huk.Tarihi:210
261- ) Tefsir’ul-Menâr: 1/ 265 (Bu görüş kesin nasslara aykmdır. Mesela; Kehf: 50; Rahman: 15; vs…)
262- ) Tefsir’ul- Menâr: 1/ 266-270 (halbuki bu görüşte, nasslara aykırıdır. Örneğin; Buhari-Zübde: 197; Tecrid: 1/58,59 4/506 (M.Vehbi-Muhtasar): 1/ 29,48.; Müslim: 1/ 107,130; Nesei: 3-4/ 535 vd.; vs….)
263- ) Tefsir’u Cüz’-i Amme, sah. 37 (Cevâb için bakınız; Hak Dini Kur’an dili: 9/6118-6143’e. Ki; Merhum Yazir şu şiir ile konuyu bağlamıştır.
Düşman kadar olsun, siper et sureti-i hakkı..
Ey dost! Hüseyin olmaz isen bâri yezid ol!..
Ayrıca; Fi-zilâl’il-Kur’an: 16 / 370-379 ve İslâm Düşüncesi:59-71; vs…
264- ) Zâten, kurduğu ‘ekol’ akılcılık (İslâm Rasyonalizmi) olduğundan; neticenin böyle olacağı şaşırtıcı değildir. Konu için, bakınız; Tefsir’u Cüz’ü Amme: 183,185
265- ) Tefsir Usûlü:312-314.. ve ‘telifâtı’ da bunun somut delilidir…Meselâ mezkûr Amme cüz’ü tefsiri; Tefsir’ul- Menâr (Tefsir’ul Kur’an’İl-Azim): 1 /18; Tevhid Risalesi: sah.52,54,196 vd..;
266- ) ‘Modemizmin İslâm Dünyasına girişi: 23,45,70 vd..
267- )Hourani: 141’ den naklen, Nebevi tebliğ: 105 ;Modemizmin İslâm dünyasına girişi: 86
268-) N. Tebliğ: 105 Halbuki, Bakara:120; Al-i İmran: 119,120;
Nisâ:139,144; Mâide: 55,56,57,80,81 vs., pek çok Ayet-i Kerimeler’de ‘kâfirlerle dostluğun kat’i olarak yasaklandığı’ en âmi bir müslümanın bile maTûmudur…
269- ) Hedâyet: 73’den N. Tebliğ: 105
270- ) “Bid’at ve hurâfayı yıkmayı (İngiliz ve mahalli tağuti rejimin varlığma-egemenliğine rağmen) ‘tek gâye’ haline getiren’; hizmet ettiği o tağuti rejimlerin kültür emperyalizmine birer ‘üs’ ve karargâh görevini ifâ eden ‘okulların’ açılmasını; “okul açmak, mescid yapmaktan daha üstün bir iştir” görüşüne yer veren ‘el-menâr’ (6 /152)’ın İngiliz ve mahalli tağutlarma karşı ‘uysallığım’, hayranlan bile i’tiraf etmektedir: İslâm’da birlik ve fıkıh mezhebleri-sah. 6; İngiliz te’siri için bakınız; M.S.Ramazan-mezhebsizlik: 204,205 vd..
271- ) Zeyl’ül-Milel ve’n Nihâi: 81-109; Et-tefsir ve21 Müfessirûn: 3 /188,212; Değişik kaynaklardan naklen, İslâmi araştırmalar: 1/7,25; sonra, batı emperyalizminin İslâm alemini ve müslüman toplumu ‘kâflrleştirme’ için yaptığı pek çok operasyonlardan biri de ‘İslâm cezâ hukuku başta olarak, bir çok İslâmi hükümlerin kaldırıldığı ‘tanzimât’ hareketi de bu hususta tipik bir örnektir. O kadarla; Abdulaziz döneminin Şeyh’ul İslâmî olan Atıfzâde Ömer Hüsameddin, % 12 fâizin câiz olduğuna (düstur: 1 /268-269-1872 tarihli); Abdul Hamid’in Şeyh’ul îslâmlığmı yapan Uryanizâde Ahmed E’sad ise; fâizin %9’unun câîz olduğuna (düstur: 5/775,776-1935 baskısı) fetva verecek kadar İmandan İslâm’dan sapma hareketi içerisine girmişlerdir. (Bu husus, hukuk-u İslâmiye ve ıstılâhat-ı fıkhiyye kamusu: 5/47,49,56,66,78; 8/11’de değişik usûl ile teşrih edilmiştir.) Al-i imran: 30’uncu Ayet-i Kerimesini ‘tahrif ederek ‘batıya’ (ilhada,dalalete ve riddete) doğru ‘yanaşma’ yarışma girişen bu zihniyet, diğer hususlarda olduğu gibi) bu hususta (riba’da) da (Bakara: 275- 279; Nisâ: 161 vs.) yasaklayıcı sayısız Nass’lara rağmen tağilik etmiş; bir kısmı ise, camilere ‘sıra’ ve ‘orkestra’ konmasını ve ‘resmen’ ‘din değişikliğini’ vs. i İh adil iki erijı i savunmuşlardır.. Bakınız; ‘vakit’ gazetesi, 20-Haziran-l928 sayısı.
272- ) Bu tür ‘büyük çelişkiler’ sıradan kişiler için müsamaha ile karşılanırsa da , ‘bazı özellikler’ taşıyan zevat için; hele hele İslâmi hareketlerin lider kadroları ve bâhusus ‘önderleri’ için bu tolerans’m tanınması (hareketlerin selâmeti ve istikâmeti açısından) aslâ tecviz edilemez. Onun için konuya ‘şahsiyet’ noktasından değil, ‘hareket’ noktasından bakılmalıdır.
273- ) Suriye dosyası: 106,108,140,163,173,176,218,245; Aylık dergi: 87/ 24,26,42; İktibas (Crescent 1-15 Ağustos-1986’dan naklen): Ocak-1987; Tercüman: 23/12/ 1986; Evrensel İslâm Çağrısı: 82,110,1 ll;vs…
274- ) Adnan Sadeddin gibi Amerikan Subayları ile ‘gizli buluşmalar (Suriye Dosyası: 247 ) yapan ve Irak Baas Rejiminin ‘dindâr ve inanan insanlardan oluştuğunu’ (S.dosyası:246) savunan ; ve Sâid Havva gibi, Irak rejiminin hizmetkârlığını sürdürmesi yanında Suudi-Amerikan’ın tüm (İslâm inkılâbı aleyhtarı ve Amerikan güdümlü) kongre ve konferanslara katılan, İslâm inkılâbı ve İmam Humeyni(r.a.) hakkında (değil İslâm, insanlık dışı boyutları olan ve yalan iftirâ-ithâm ile dolu) kitaplar yazılar yayınlayan (Bakınız; 25-Şubat-1987 tarihli ‘akher saah’ ‘son saat’ dergisinden, 27-Haziran ve 6 Temmuz-1987 tarihli zaman’dan, Crescent’in 16-30/ Nisan/1987 sayısından İktibas: Temmuz 1987 tarih ve 127. sayı) Girişim’in Ekim-1987/25. sayısındaki Ebu Rağıb ile mülâkat, sah.28) vb. şahsiyetlerin ‘cirit’ oynattığı günümüz İhvanının özlü bir tahlili için, bakınız; ‘aylık’ dergi’: 87/ 18-48’deki ‘îhvân-ı Müslimin’ ser levhâlı yazısı.
) Tağuti rejimin ‘mal-görev-kurum-prensibi plânında ‘hedef alınmasını- sadakatten inhiraf edilmesini kınayacak ve ‘tağuta’ jumallayacak kadar, ‘uşaklık’ timsâli olduğu halde; yine de ‘mücâhid-kahraman’ imajım bir kısım müslüman kesim üzerinde devâm ettiren; Hz. Mevlâna gibi tüm ‘ehl-i velayeti’
tahfif, hatta ‘tekfir’i ‘branş’ edinen; Kur’an’da geçmeyen konuları inkâr eden(Ömeğin;Buhari-Zübde: 47,589; Tecrid: 1/120 vd; 9/ 144 vd; Müslim; 10/189; ilh.. tüm hadis ve tefsir kitablannda sâbit olan Hz. Hızır’ın zâtını-ismen de reddeden) cMehdi-Ma’sumiyet’ gibi., konularda ‘tekfirci’ olan.. İlh. Bu zihniyet, İslâm İnkılâbının (dolayısiyle İslâm’ın) ‘itikâdi-mektebi’ zıddı bir yapı arzettiğinden dolayı, İslâm’ın istikbâli açısından büyük bir tehlike olarak müşâhede edilmektedir.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv