Dünya Halklarının En Büyük Bayramı
Bu yazı kez okundu.
7 Mart 2014 14:43 tarihinde eklendi

Dünya halklarının en büyük bayramı

Karanlıklar içerisindeki dünyamız 1979 yılının 11 Şubatında ilahi bir zafer, Kur’ani bir Fecr, ebede kadar batmayacak İslam İnkılabı güneşi ile aydınlanmış, yeryüzünden tamamen silinmiş olan yüce İslam dini Peygamber Efendimiz(sav)’in 1400 yıl önce söylediği gibi Hz.Selman-ı Farisi’nin kavminden olan İranlı yiğitler tarafından yeniden ihya edilmiş, tüm dünya halklarının korkudan tir tir titrediği ve zulmünün altında inim inim inlediği Büyük Şeytan Amerika ve dostlarına yine Peygamber Efendimiz(sav)’in torunlarından büyük devrimci İmam Humeyni(ra) tarafından büyük bir tokat atılmış ve bu darbe “Amerika hiç bir halt edemez” şeklinde sloganlaşarak tüm mustazafların ve yalın ayaklıların yaşaması için en büyük ümit kaynağı ve vesile olmuştur.

İşte yarın yani 11 Şubat 2014 bu yüce hareketin kilit noktası İran İslam İnkılabı’nın kuruluşunun 35.yıldönümüdür. İran İslam İnkılabı gerek son yüzyıldaki İslami hareketler içerisinde başarıya ulaşmış tek İslami hareket olması, gerekte hiç bir sınır tanımadan tüm dünya halklarını kucaklayıcı yapısı nedeniyle çok önemli, dikkate alınması gereken ve biz mustazaf yalın ayaklılara yaşama ümidi verdiği için her daim hatırlanması gereken bir olgudur.

Yazılacak çok satır, anlatılacak çok mevzu var. Bizim bu yazıda dikkat çekeceğimiz hususlar İran İslam İnkılabı’nın cihanşümul oluşu ve halkın etkisi ile ilgili olacaktır.

İran İslam İnkılabı’nın dünya halkları üzerinde bıraktığı etki ile ilgili çok sayıda aktarılacak olay var ise de şimdilik aşağıdaki en güzel ve en anlamlı örnek ile yetiniyoruz:

11 Şubat 1979′da gerçekleştirilen Cihanşümul İslam İnkılabı üzerinden henüz birkaç aylık kısa bir zaman geçmişti ki, Lakota Kızılderilileri’nin önde gelen reisleri İmam Humeyni’ye bir mektup yazarak aynen şu şekilde seslenirler:

“Saygıdeğer önder Ayetullah Humeyni,
Asil ve onurlu tüm Kızılderili halkları adına Sizi ve şerefli halkınızı en derin sevgi ve bağlılıkla selamlıyor, Sizi yalnızca İran halkının değil, yeryüzünün zûlme ve soykırıma uğramış tüm mazlum milletlerinin, hülâsâ bu zûlüm ve soykırımlardan en derin olarak nasibini almış biz Kızılderili milletinin de önderi olarak kabul ettiğimizi bildirmek istiyoruz. Halkımız bütün kalbiyle halkınızın yanındadır. Size, müslümanların hitab ettiği gibi ‘ey İmâm’ diyerek hitab etmek istiyoruz.”

Kızılderililer mektupla birlikte İmâm Humeynî’ye Lakota kültürüne ait çeşitli hediyeler de gönderirler. İmâm Humeynî ise cevap olarak yazdığı mektupta çok duygulandığını ve 80 yıllık ömründeki “en güzel ve en anlamlı mektubu” aldığını dile getirerek, kendi mektubunda İslam’daki “Tevhîd” ve “Allâh’ın birliği” inancından bahseder.

Bu olaydan bir yıl kadar sonra, buna benzer bir mektup daha alır, râhmetli İmâm. ABD’nin Arkansas eyâletinin Springdale Lisesi’nde okuyan Kızılderili öğrencileri İmâm Humeynî’ye bir mektup yazarlar. Kızılderili öğrenciler, mektupla birlikte İmâm’a hediye olarak bir çift çorap gönderirler ve İmâm’dan hatıra olarak kendilerine, eski ve yırtık bir çorap bile olsa, kendi şahsî bir eşyasını göndermesini isterler. İmâm Humeynî, mektubun cevabıyla birlikte onlara bir kitap gönderir. Böylece kitap okumanın insanın gelişimi ve yükselişindeki önemine dikkat çekiyor, eski bir giysiyi saklamakla bir şey olmayacağını gösteriyordu o kızıl tenli öğrencilere.İmâm cevap olarak yazdığı mektupta şunları söyler:

“Bismillâhirrahmânirrahîm, Arkansas eyâletinin Springdale Lisesi’nin aziz öğrencileri,
Sizin sevgi dolu mektubunuzu ve değerli hediyenizi aldım. Ben Kızılderililer’in ve siyâhların baskıda olduğunu biliyorum. İslam öğretilerinde beyaz, siyâh ve kızıl arasında hiçbir fark yoktur. İnsanları birbirinden ayıran tek şey takva, güzel ahlak ve güzel âmeldir. Büyük Allâh’tan istiyorum ki, siz aziz çocukları başarılı kılsın ve doğru yola hidayet etsin.Siz aziz çocuklara, büyük İslam Peygamberi’nin nasihatlerinden bir broşür gönderiyorum ve size hayır dûâ ediyorum. İnsanî değerlerde başarılı olmanız ümidiyle.”

Şimdi de İslam İnkılabı’nın müessisi İmam Humeyni(ra)’nin halkın gücü ve halkın etkisi ile ilgili söylediği bazı sözlere bakmak istiyoruz.

İmam Humeyni, İran’a döndüğü zaman halk çok sevinçli ve heyecanlıydı. Beheşt-i Zehrâ’da İmam konuşma yaptıktan sonra halkın arasına girmek istedi. İmam o anı şöyle anlatıyor. “Halkın arasına girdiğim zaman rûhumun çıktığını hissettim. Ömrümün en güzel anları halkın elinin ve ayağının altında ezildiğim anlardı.”

Halkıyla kurduğu sağlam manevî bağdan dolayı İmam onlara güveniyor ve inanıyordu. O devletin kültür bakanları ile görüşmesinde şöyle söylemişti: “Sürekli bizimle ilgili haberler ve fotoğraflar yayınlanmasın. Gazete, televizyon ve radyo halka aittir; bu yüzden halkın daha fazla yere sahip olması gerekir.”

Bir gün İran radyo ve televizyon kurumu başkanı İmam’a şöyle söylüyor: “Halk sizi görmek ve hakkınızdaki haberleri bilmek istiyor, bu yüzden herşeyden önce sizin fotoğraflarınız ve size ait olan haberler medyada yer almalı.” İmam ise kendisine şu cevabı veriyor: “Biz radyo ve televizyon aracılığıyla halkla tanışmadık. Bizim halkla tanışıklığımız radyo ve televizyona sahip olduktan çok önceydi. O halde bizim halkla olan ilişkimiz bu şeylere bağlı değildir.”

Savaşın ilk yıllarında yapılan saldırılardan zarar görmemesi için İmam’a özel bir sığınak yapılmasına karar verildi. O bina yapılırken İmam, “Ben oraya girmeyeceğim” dedi. Bu sığınak 5 – 6 ay içerisinde tamamlandı. Sığınak L şeklindeydi. İmam savaşın sonuna kadar, bir tek kez dahi oraya girmedi. Bir defasında yanındakiler İmam’a, en azından bir kez içine girip bakmasını istedikleri halde O bunu dahi kabul etmedi ve “Dışarıdan nasıl yapıldığı belli” dedi.

Yine bir gün öğleden sonra İmam’ın Cemaran’daki evinin etrafına 7 – 8 tane füze isabet etmişti. Görevliler endişe içinde İmam’a gelip şöyle dediler: ‘Füzelerimizden birinin Saddam’ın sarayına isabet etmesine sevineceğimiz gibi, onların füzesinin de bizim eve isabet etmesi onları sevindirecektir.” İmam şöyle cevap verdi: “Allâh’a yemin olsun ki kendimle evin önünde nöbet tutan asker arasında hiçbir fark görmüyorum. Vallâhi benim ölmemle herhangi bir İranlı’nın ölmesi arasında hiçbir fark yoktur.”

İmam’a babasından bir miktar arsa miras kalmıştı. İmam etrafındakileri çağırdı ve onlara bir mektup vererek şöyle söyledi: “Siz benden taraf, bana ait olan yerleri fâkirler arasında bölüştürmekle sorumlusunuz. Kullanılır olsun veya olmasın, bu arsaları layık gördüğünüz kişilerin üstüne tapulayın.”

Bir gün İmam’ın oğlu Seyyîd Ahmed Humeynî, eniştesinin (= İmam’ın damadının) babasını yemeğe çağırdı. İmam dünürüne olan saygısından dolayı akşam namazından sonra oğlu Ahmed’in evine gitti. Bu dâvet, İmam Humeynî’nin Birleşmiş Milletler Kongresi’ne katılması ile aynı zamana denk gelmişti. Herkes İmam’ın BM’de yaptığı konuşmanın ne kadar güzel, açık ve devrimci olduğunu anlatıyor, İslam’ı ve İnkılâb’ı tanıtmada ne kadar faydalı olduğundan söz ediyordu.Bu arada İmam’ın damadının babası konuşmaya başladı. Herkes susmuş O’nu dinliyordu. O İmam’ın sağlığı için dûâ etti ve “İslam’ın böyle önemli yerlerde konu edilmesi, İslam İnkılâbı önderi İmam Humeynî’nin bereketidir” dedi. İmam kendine has tevazûu ile şöyle dedi. “Bu yolu bulan ve seçen halktır; ben değil. Sorumlular ne yapacaklarını biliyorlar, ben olsam da olmasam da bu böyle devam edecektir. Bu izzet ve şerefi halkın sahnede olması bize kazandırdı.”

Bir gün İmam’ın oğlu Ahmed Humeynî’nin evinde toplanılmıştı. Konu halkın fedakârlığından açıldı. İmam konuşma esnasında şöyle söyledi: “Halk çok öndedir ve biz onların arkasından koşuyoruz.” Sohbettekilerden biri şöyle dedi: “Bu söz bizim için geçerlidir, (İmam’ı göstererek) sizin için değil. Zira siz halkın önündesiniz; onların önderisiniz.” İmam o dakika içinde sinirlendi ve şöyle cevap verdi.: “Hayır, halk her zaman öndedir. Humeynî halkın önderi değildir; halk Humeynî’nin önderidir.”

Müslüman halk defalarca İmam’ın konuşmalarında işitmişlerdi. İmam özellikle vurgulayarak şöyle diyordu: “Bu büyük İslam İnkılâbı, toplumun mustaz’âfları eliyle gerçekleşmiştir. Kardeşlerim; şunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayınız: Gecekondularda oturanların bir tek saç teli, köşk ve saraylarda oturanların hepsine bedeldir.”

Selam olsun yüce İmamımız İmam Humeyni(ra)’ye ve yaşama ümidimiz İran İslam İnkılabı’na…

“Ey dünya Müslümanları ve Mustazafları! Kıyam edin, ayaklanın mukadderatınıza sahip olun. Ne zamana kadar mukadderatınızı Washington ve İsrail tayin edecek? Ne zamana kadar Kudüs’ünüz Amerika ve gasıp İsrail artıklarının çizmesi altında çiğnenecek? Ne zamana kadar Kudüs, Filistin ve Lübnan topraklarıyla o bölgedeki zulme uğramış Müslümanlar, canilerin sultası altında bulunacak ve sizde seyirci kalacaksınız.” haykırışıyla 1960′larda başlattığı İslami Hareket sürecini tüm dünya müslümanları ve mustazaflarına miras bırakan İmam Humeyni(ra) bizlere halkın ne kadar güçlü olduğunu hem yaşantısıyla, hem yaptığı devrimle, hem de İslam İnkılabı’nın bugün dünya üzerinde ulaşmış olduğu süper güç konumuyla ispat etmiştir.

Bugün başta biz olmak üzere tüm dünya müslümanları ve mustazaflarına düşen görev çizilen bu yoldan giderek haklarımızı elimizden alan, ceplerimizden paralarımızı alan, vatanlarımızın nimetlerinden bizi mahrum bırakan, dinimizi gerçek anlamıyla yaşamamıza izin vermeyen, insani değerlerden bizi uzaklaştıran başta Büyük Şeytan Amerika ve yandaşları olmak üzere tüm uşak rejimlerinden intikamımızı almak, yüce Allah(cc)’ın bizlere verdiği güçle aynen şehidperver İran halkı gibi kararlı bir şekilde mücadele ederek bulunduğumuz coğrafyalarda İslam’ın hakimiyetini sağlamaktır. Bunun bir hayal olmadığını bizlere ispatlayan ve bizlere ruh veren nur saçan kandillerimiz Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa(sav)’nın pak nesli Ehl-i Beyt’in öncülerine ne kadar teşekkür etsek azdır, Allah onlardan razı olsun. Bizi onların yolundan ayırmasın, yaptığımız tüm hatalara rağmen onların sevgisi kurtuluşumuza vesile olsun, İnşAllah. Vesselam.

Kaynak : www.halkhaber.org

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv