“KAÇINILMAZ HATA!…”
Bu yazı kez okundu.
9 Mart 2014 14:00 tarihinde eklendi

İnsan hayatının değerinin sadece tüketim ve üretime olan katkısı ile hesaplandığı kapitalizmin ürünü olan “süfyani sistemler”de insan, rakamlarla ifade edilen bir varlık olmaktan öteye geçemez. Bu yüzden doğumu, ölümü, yaşamı bir rakamlar toplamıdır ancak. Bu rakamlar bir araya gelip daha büyük sayılardan müteşekkil toplumu oluştururlar. Toplumun bireyleri gayri safi milli hasıla, kişi başına düşen gelir, toplam nüfus, öğrenci sayısı, işçi-işsiz sayısı gibi sayıların anlam bulmasını sağlayan rakamlar ibarettir. Bu yüzden bireysel olarak bir değer atfedilmez onlara. Değersiz oldukları için de “değerleri” belirleyen sistemi ellerinde bulunduranlar açısından, kendilerine hizmet etmiyorlarsa, toplama, çıkarma, bölme, çarpma işlemlerine tabi tutulabilir, gerekirse sayfalardan silinme ile yüzyüze kalabilirler.

Bireylerine ancak bu kadar değer bahşeden sistemler, kendilerini ayakta tutabilmek için gerekirse bireyleri gözden çıkarabilir, nüfus planlamasına(!) katliamlarla destek olabilirler. Günümüzde siyonistlerin dünya nüfusunu yeniden tasarlama girişimleri de bu söylediklerimizin aslında kanıtıdır. Ki nüfusu 50 milyonken “25 milyonu gözden çıkardık” diyen generale sahip bir sistemin de kimleri örnek aldığı malumunuzdur.
İşte ancak bu tür sistemler “birey”lerin yaşamlarını yitirmelerini, gelen tepkiler üzerine “kaçınılmaz hata(!)” olarak adlandırılabilir. Bu tanım “değersiz” olanı “değerli” olan için harcamaktan çekinmeyen “süfyani sistemlerin” ruh halini yansıtması açısından da önemlidir aslında. Biz bu tanımdaki “hata” kısmını sadece toplumun öfkesini dindirmeye yönelik anlatılan “masalların” bir parçası olduğu, bu tip sistemlerin bu katliamları hata sonucu değil, planlama sonucu gerçekleştirdiğini düşündüğümüzden dolayı kâle almıyoruz. İrdelemek istediğimiz “kaçınılmaz” olarak tanımlanan bölümüdür. Şimdi isterseniz bu sistemlerin temelini oluşturan sapkınlığın nedenlerine bir kapı açıp, bahsi geçen “kaçınılmaz hata”ların neden kaynaklandığına ışık tutmaya çalışalım…
Şehid Mutahhari (r.a.) İnsan-ı Kamil kitabında İmam Ali’nin (a.s.) şahsında kamil insanı anlatırken, hiçbir yaratığın kendi varoluş gayesinin dışına çıkamadığı halde, “insanın” iyi ve kötü yönde istediği kadar ilerleyebileceğini belirterek” at’lığını yitirmiş bir ata veya artık kaplan olmayan bir kaplana rastlamak mümkün değildir. Halbuki insanlığını yitirmiş bir insana rastlayabilmek pekala mümkündür” der. Hakikaten sırf yürüyüşü ve cismi insana benziyor diye bizim gibi olduğunu düşündüklerimizin bazen nasıl akrepleştiğini, domuzlaştığını, tilkileştiğini veya yırtıcı hayvanlara dönüştüğünü bizler de günlük hayatımızda gözlemliyoruz. Tıpkı İmam Seccad (a.s.) ile birlikte Hacca giden bir şahsın İmam’a (a.s.) “bu yıl ne çok hacı var” demesi üzerine, İmam’ın (a.s.) “Feryatlar ziyade, bağıraşanlar çok, hacıysa pek az” deyip bir şekilde hacıların gerçek yüzünü o şahsa göstermesi ve “şimdi bak” demesi üzerine şahsın ” meydan hayvanlarla doluydu. Tam bir hayvanat bahçesiydi gördüğüm! Birkaç insan da vardı ki hayvanlar arasında şuraya buraya hareket halindeydiler” diyerek hayretini ifade etmesi gibi, günümüzü idrak eden bizlerin gönül gözümüzü açmamız halinde göreceğimiz manzara da bundan farklı olmayacaktır.
Kur’anda “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.” (Bakara 10) diye nitelendirilip acı son müjdelenenlerin , bu tip insanlıktan çıkmış varlıklarını, kalplerinde bulunan hastalıklarını kanun haline getirdikleri sistemlerde zulüm, ihanet, hırsızlık, katliam vb. tüm kötülükler o “süfyani sistemlerin” temelini oluşturur.
“İstibdad-ı mutlaka cumhuriyet, irtidad-ı mutlaka rejim, sefahat-i mutlaka medeniyet ve cebri-i keyfi-i küfriye kanun” adını veren “süfyani sistemlerin” hükmettiği topraklarda bu yazının konusu olan “kaçınılmaz hata(!)lar” sıradan olacaktır. Zira halkına değer vermeyen zulüm temelli sistemlerin bu tip “hata”(!)ları kaçınılmazdır zaten.
“Şecere-i habise”den “hak” meyvesini beklemenin abesliği ortadadır. Tam bir “şecere-i habise” ürünü olan “süfyani sistemlerin” var oluşlarının temelinde yatan zalimliğin, pratik hayata yansıması olan 34 gencimizin öldürülmesi, aslında bu tip sistemlerde yaşamak zorunda kalan halklar açısından kaçınılmazdır. Nitekim varlığını, milyonlarca kızılderiliyi yok eden, 1. ve 2. Dünya savaşlarında kendinden bile olsa yine milyonlara acımayan, Vietnam, Afganistan, Irak gibi nice ülkelerde insanları yok etmeyi başarı sayan siyonizmin hamisi büyük şeytanın planlarını uygulamaya bağlayan bir “süfyani sistemin”, tarihinde istiklal mahkemeleri, Dersim, koçgiri, Şeyh Said, Maraş, Sivas, Malatya, Roboski gibi katliamların bulunması şaşırtıcı değildir. Zira bu var oluş “kaçınılmaz” olarak bu tür “yok edişleri” beraberinde getirmektedir. Çünkü sapkınlıkta sınır tanımayanlar kendi saltanatlarının devamı için insanlıktan çıkmaktan korkmayacak ve “kaçınılmaz hatalara” imza atacaklardır. “Onların kalpleri vardır; düşünmezler onunla; gözleri vardır, görmezler o gözlerle; kulakları vardır, duymazlar o kulaklarla. Onlar dört ayaklı hayvanlara benzerler, hatta daha da sapıktır onlar. Onlardır gaflette kalanların ta kendileri”(A’raf 179)
Lakin bizler İmam Ali’nin (a.s.) “mazlumun öç alacağı gün zalimin zulmettiği günden daha çetin olacaktır” müjdesi gereği başka bir “kaçınılmaz” sonun da var olduğuna iman ediyoruz. Yine İmam’ın (a.s.) müjdelediği gibi “küfr ile abad olunsa da zulm ile abad olunmayacağını” biliyor ve bu sistemlerin ayakta oluşlarının ergeç biteceğine inanıyoruz. Elbet “Zalimler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini görecekler“dir.(Şuara 227). Bu Allah’ın (c.c.) vaadidir ve Allah’ın (c.c.) vaadi haktır.
Bu yüzden “kaçınılmaz hata”lar deryası “süfyani sistemlerin” köküyle olan mücadelemiz “fitne kalkıp din yalnız Allanın oluncaya kadar” (Enfal 39) devam edecektir.

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv