MANİDAR ZAMANLAR
Bu yazı kez okundu.
9 Mart 2014 14:11 tarihinde eklendi
Etiketler :

“Asra andolsun ki” dünya yaratılalı beri genelde bütün peygamberlerin (a.s.) ve özelde Resulullah’ın (s.a.a.), hem uyardığı hem müjdelediği “ahir” diye adlandırılan “manidar” zamanları yaşıyoruz. “İmanı elde tutmanın kor ateşi elde tutmaktan daha zor olduğu” bu zamanlarda “sabah mümin olarak uyananın akşama kafir olarak uyuduğunu, akşam mümin olarak uyuyanın sabah kafir olarak uyandığını” görüyor ve “ahir zamanda ifâ edilen farzların, sahabelerin nafilelerinden” neden daha evla olduğunu anlıyoruz. Resulullah’ın (s.a.a.) ve İmam Ali’nin (a.s.) bu zamanların müslümanlarına neden “kardeşlerim” diyerek selam gönderdiklerinin de farkına varıyoruz.
Böyle bir ortamda, “dili laf yapan münafıkların” iktidarlarının, Resulullah’ın (s.a.a.) uyardığı kadar şedidleştiği bu günlerde, “zamanlamanın manidarlığı” gündemimizden hiç düşmüyor. “Alık” fiyatlarının “balık” fiyatlarından daha ucuz olduğu dönemlerden biri olan bu devirde, her türlü habaseti,necaseti,zulmü,fısk-u fücuru devlet eliyle gerçekleştirenlerin, yine aynı devlet imkanlarıyla hizmet ettikleri büyük şeytan’ın “bop” projesini hayata geçirmek için, münafık zalimlerin aracılığıyla savaş açtıkları direniş cephesini ve bilhassa Suriye yönetimini kötü göstermek adına, kendi stüdyolarında usta oyuncuları ile oynayıp çektikleri fotoğraflardan oluşan “resim sergisini”, dün tüm dünya ile paylaşmalarını ibretle izledik. Tam da Cenevre toplantısından önce açılan bu serginin “zamanlamasını” da “manidar” bulduk elbet.
Bu “manidar zamanlamaları”, manen-dar zevatın mana-dar zihinlerinin idrak edemeyeceğini ve sergilenen bu oyuna yine trene bakarcasına “huşu” içinde bakakalıp, hemen “kurulmuş saat” misali ortalığı velveleye vereceğini düşünüyorduk ki bu düşüncemiz bizi yanıltmadı.
Gözleri ile zihinleri arasında bir türlü idrak edemediğimiz bir bağ bulunan bu zevat, “muhalif” diye adlandırılan, aslında sadece Allah’a (c.c.) , Resulullah’a (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt’e (a.s.) muhalif münafık, zalim, nasıbi vahhabi çetelerin kendi internet sitelerinde göğüslerini gere gere yayınladıkları kafa kesme, deri yüzme, ciğer yeme, kafalarla top oynama, camileri, pazar yerlerini, okulları, peygamber ve sahabe türbelerini havaya uçurma, yıkma, yakma, yağmalama görüntülerini görmezden gelip, yine bu “muhalif” denen “mürted” güruhun tam destekçisi olan büyük şeytanın, İsrail’in ve onların uşağı olan “süfyani sitemlerin” kendi kanallarında direniş cephesine attıkları türlü iftiraları hemen dillerine pelesenk ederler.
Öyle ki içinden sadece salyalar şeklinde yalanların, iftiraların ve nifağın aktığı ağızlarından, çeşitli yollarla kendilerine ezberletilen içi boş cümlelerle direniş cephesine sövüp sayarken, bir gün olsun küfre, büyük şeytan ve süfyani sistemlere sitem dahi etmezler. İslam İnkılabının ve Hizbullahi hareketin, direniş cephesinin en önemli halkalarından biri olan Suriye’ye yardım etmesi, bu kanı bozukların kanına dokunur da, sınırlarını vahşilere açan, görünür bütcesinden 2 milyar dolar, örtülü ödenekten ise milyarlarca dolar harcayan, onlara şehirler kuran, vatandaşı açlıktan ölürken onları maaşa bağlayan ve tırlar dolusu silahı Suriye halkını katletmeleri için bu tüm dünyadan toplanmış vahşi canavarlara yollayan süfyani sistemler, krallıklar, büyük şeytan ve İsrail gözlerine ve sözlerine ilişmez bir türlü. Gerçi Muaviye’nin İslamı olan günümüz Amerikancı İslam’ın hakimiyeti için canla başla çaba harcayan, Ebu Sufyan’ın sahabelerinin takipçisi selefi vahhabi çetelerin, bahsi geçen İslam’ın yürürlükte olduğu “süfyani sistemlere” biatlerine de şaşırmamak gerekir.
Bu tipler aklını ve vicdanını zalimlere peşkeş çektikleri ve “mideleri haram lokma ile dolduğu” için “onları uyarsak da, uyarmasak da onlar için birdir; inanmazlar”(Yasin 10) Gittikleri yolun yanlışlığını beyan edip “galip gelecek olanların Hizbullahlar olduğunu”(Maide 56) bildirsek “doğru iseniz ne zaman gerçekleşecek bu tehdit”(Enbiya 38) derler, bizde deriz ki “her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında siz de bileceksiniz”(En’am 67)
“Kafirler istemese de nurunu tamamlayacak olan Allah (c.c.)” (Saff 8) zamanlamanın manidar olduğu bu tuzak kurma çabalarını “tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah tuzak kuranların hayırlısıdır”(Al-i İmran 54) ayeti gereği boşa çıkaracaktır elbet. Ve “ceza gününün ne zaman olduğunu soranlara”(Zariyat 12) “kıyamet koptuğu zaman”(Vakıa 1) “ve sizlerde üç sınıf olduğunuz zaman”(Vakıa 7) “ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman”(Adiyat10) gereken cevap ve ceza verilecektir. Çünkü o gün “hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödenecektir”(Al-i İmran 25)
Netice itibariyle “Allah’ı unuttukları için Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu”(Haşr 19) kimselerin “bu dünyada iken kendi elleriyle yapmış olduklarının karşılığı olarak…”(Al-i İmran 182) “kalpleri vardır, onlarla kavramazlar, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha aşağıdırlar. İşte asıl gafiller onlardır.”(A’raf 179) Böyleleriyle tartışmanın artık hakikaten bir anlamı yoktur. onlara ancak “Siz bizim için iki iyiliğin (zafer veya şehâdetin) birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Biz ise sizin için, Allah’ın ya kendi katından veya bizim ellerimizle size bir azab vermesini bekliyoruz. Öyleyse bekleyin, doğrusu biz de sizinle berâber bekleyicileriz!”(Tevbe 52) deriz.
Zira “kamil-i cehl ile davay-ı irfan eylemek olmaz.”
siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv