KURDUN KOYUN GÜTMESİ VE SURİYE’DE HAK-BATIL SAVAŞI…
Bu yazı kez okundu.
12 Mart 2014 13:16 tarihinde eklendi

3 yıldır üzerinde çokça yazı yazılan ve tartışılan bir konu olmasına ve artık ortaya çıkmayan hakikat kalmamasına rağmen, Suriye’deki savaşla ilgili halkımızın kafa karışıklığı yaşadığını gördüğümüzden ve bazı okuyucularımızın talebi üzerine, arasıra çeşitli başlıklarda değindiğimiz bu mevzu ile ilgili bir yazı kaleme almaya karar verdik. Çünkü bulanık suda avlanmaya alışmış olan ve tüm sistemlerini bunun üzerine bina etmiş olan “süfyanilerin” iktidarda olduğu ülkelerde, suyun arı ve duru olmaması için çok yoğun çaba harcayan şebekeler, halkların puslu ve sisli havada yollarını kaybetmelerini sağlamak için gece gündüz uğraşmaktadırlar ve bunlara karşı mücadele eden bizlerin bu sisin ve bulanıklığın ortadan kalkıp, hakikatın berraklığının ortaya çıkması için çaba göstermemiz farzdır. Zira “İçimizden hayra çağıran ve iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk” (Al-i İmran 104) bulunması gerekliliği bizlerin sorumluluğunu arttırmaktadır.
Suriye meselesi bu devrin adeta turnosol kağıdı olmuş ve “hak görünen” ile “hakkın” birbirinden farklı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Ahir zaman ile ilgili hadislerde (ki “ve deccal ilahlığını ilan etti” başlıklı yazımızda bazılarına değinmiştik) hak batıl savaşının merkezi olarak bahsedilen Suriye toprakları, süfyani hareketin kendini belli ettiği ve tüm vahşeti ile sahneye çıktığı topraklar haline gelmiştir. Bu savaşın neden başladığına dair çokça yazı yazıldığından buna çok fazla girmek istemiyoruz. Nitekim 1982 de Hama olayını tezgahlayan ekibin benzerlerinin bugünkü olayları tezgahladığı ve dünya istikbarının hedeflerine ulaşmasını sağlamak için bunca katliamın önünü açtığını söylemek bizlerce sadece malumun tekrar ilanı olacaktır. Başlangıcından ziyade olayın en başında Cizrisşuğur kentinde gerçekleştirilen saldırıda 127 güvenlik görevlisinin öldürülmesi, Suriye’deki olayların yıllardır planlandığının ve lojistik desteğinin olaylar başlamadan tamamlandığının işaretidir. Sırf bu saldırı bile hak arama iddiasında bulunanların aradıklarının hak olmadığını ve batılın “hak” maskesine bir kez daha bürünüp meydana çıktığının belirtisidir.
Suriye’ye dayatılan savaşın nedeni, elbetteki büyük şeytanın bop planı çerçevesinde kurguladığı büyük İsrail’in oluşturulmasına engel teşkil eden direniş cephesinin gücünün ve etkisinin kırılmasını sağlamaktı. Kimi “süfyani sistemlerin” iktidarları bu projenin uygulayıcıları olmaktan duydukları memnuniyeti dile getirip, ülkelerini büyük şeytanın üsleri ve füzeleri ile doldurmanın gururunu(!) yaşarken, Suriye yönetimi geçmişten gelen direnişçi kimliğiyle, İsrail’in yıkılması için tüm direniş hareketlerinin sığınağı ve yardımcısı olmayı seçmiş ve bu yüzden ortadan kaldırılmayı şeytan ve dostlarının nazarında hak etmişti. Buraya kadar normal olan mevzuda anormal olan durum, bu yıkım görevini gönüllü olarak üstlenenlerin taşıdıkları “mücahit”(!) kimliğiydi. Bu mücah-itler Suriye’deki yönetimi yıkıp, yerine İslami(!) bir hükümet kurma telaşıyla, küfürle, nifakla ve krallıklarla yönetilen ülkelerinden kopup gelmiş, İslami(!) yönetimi oluşturmak için kendilerinden farklı düşünen mazlum gariban halkı, mescidlerde, pazar yerlerinde, sokaklarda, okullarda patlattıkları necis bedenleri ile katletmekten, sahabe mezarlarını ve Peygamberimizin (s.a.a.) torununun mezarını tahripten, öldürdükleri askerlerin ciğerlerini yiyerek neneleri Hind’in yüzünü ağartmaktan(!), kestikleri kafalarla top oynayıp, onlara yemek yedirmeye çalışarak ruhsal durumlarını sergilemekten, daha önceleri referans aldıkları alimleri minberlerinde öldürmekten, İsrail’e göz kırpıp dostluk mesajları vererek cilve yapmaktan, İsrail hastanelerinde tedavi olmaktan, Nato vb. küfür örgütlerini ve devletlerini yardıma çağırmaktan, kurdukları sözde tugaylara, alaylara Ebu Sufyan, Muaviye, Yezid ve hatta Ebu Leheb (l.a.) isimlerini takarak geçmişlerine olan sadakatlerini belli etmekten çekinmemişlerdir.
Bunu yapanları destekleyen münafıkların kalemşörlerinin etkisinde kalan halklar, tüm bu fecaatleri görmezden gelip, direniş cephesini ve İran İslam İnkılabını sorgulamayı maharet bilerek, kendi içinde bulundukları “süfyani sistemlerin” huzur içinde zulümlerine devam etmelerine ortam hazırlamışlardır. Halktan bu kesimlerin, münafıkların etkisinde kalarak sordukları temel sorular, “İran neden Suriye’yi desteklemekte?, neden Rusya ve Çinle işbirliği yapmakta?, Neden Hizbullah Suriye’de rejimin yanında savaşmakta? İsrail düşmansa Suriye ve İran neden İsrail’e saldırmıyor? Suriye rejimi İslami bir rejim mi?” vb. sorulardır ki internet ortamında defaatle cevaplanmış olan bu soruları bir de biz ele alıp cevaplandırmaya çalışacağız.
Öncelikle şunu belirtelim ki İran İslam İnkılabı dış politikasını belirlerken “ne doğu ne batı” sloganında olduğu gibi, İslam ümmetinin maslahatının dışında herhangi bir etkeni dikkate almamaktadır. Hatta sadece İslam ümmetinin değil, tüm yeryüzü mazlumlarının maslahatından başka bir referansla hareket etmeyen İslam İnkılabı, 35 yıllık tarihi boyunca sergilediği tutumla bunu ispatlamıştır. Dünyanın neresinde olursa olsun ve kime yapılırsa yapılsın bütün zulümlere karşı dik duran ve mazlum halkların hakkını savunan İnkılap, bu savaşı verirken din, dil, ırk, mezhep ayrımı gözetmemiş, elinden geleni ardına koymamıştır. Bosna’da, Çeçenistan’da (Dudayev zamanında), Filistin’de, Afganistan’da, Irak’ta mezhebi ne olursa olsun müslümanların yanında durmuş, Venezuela, Bolivya vb. Latin Amerika ülkelerinde dini ne olursa olsun mazlumların safında yer almıştır. Tüm dünya zulmüne karşı savaş veren İslam İnkılabı, direkt ulaştığı yerlerde kendi eliyle, diğer yerlerde de desteklediği hareketler eliyle bu savaşı sürdürmüştür. İşte Suriye’ye verilen desteğin en temel nedeni de budur. Suriye İsrail’in yıkılması için çabalayan tüm hareketlerin dayanağı olan ve lojistik destek sağladıkları en büyük güçtür. Suriye İsrail’e karşı kurulan direniş cephesinin en önemli halkasıdır. Suriye rejimi bütün arap ülkelerinin satılmış liderlerine rağmen, İsrail’le anlaşmayan ve ona karşı direnen tek rejimdir. Bu rejim Kudüs’ün kurtarılmasının ve İsrail’in yeryüzünden silinmesinin anahtarıdır. Bu rejimin desteği ile Hizbullahi hareket İnkılaptan aldığı silahlara kavuşmuş ve İsrail’i yenilgiye uğratmıştır. Bu rejimin desteği ile Hamas devletleşmiş ve İsrail’i yenmiştir. Bu rejimin varlığıyla İslami Cihad vb. hareketler neşv-u nema bulmuştur. Bu yüzden İran İslam İnkılabı ister müslüman olsun ister olmasın, ister şii olsun ister olmasın, ister sünni olsun ister olmasın direniş hattının önemli bir unsuru olan Suriye rejimini her zaman destekleyecektir ve onurlu duruşunu devam ettirdiği sürece Suriye’nin yanında olmaya devam edecektir.
İnkılabın Suriye’yi neden desteklediği sanırız bir kez daha belirtilmiş oldu. Peki İnkılap Rusya ve Çin’le neden aynı safta bulunmaktadır? Bu soru Rusya ve Çin’in batıdan ayrı bir safta bulunduğunu zannedenlerin bizlere yönelttiği temel itirazlardandır. Lakin soru yanlış sorulmaktadır. İran İslam İnkılabı yukarıda belirttiğimiz gibi başka güçlerin desteğine bağlı olarak değil, mazlumların maslahatına göre safını belirlemekte ve oluşturmaktadır. O halde soru şu şekilde sorulmalıdır; “başlarında siyonist iktidarların bulunduğu, İsrail’in inkar edilemez bir gerçek olduğunu ve bulunduğu toprakların İsrail’e ait olduğunu deklare eden, İsrail’de ağlama duvarında pozlar veren ve bunları Suriye savaşı sırasında yapan Putin’in iktidarda olduğu Rusya ve ülkesini batıya peşkeş çeken, tüm kaynaklarını siyonist küresel sermayenin emrine veren, halkını siyonist sermayenin emrinde köle olarak çalıştıran ve siyonizme karşı tek bir çıt dahi çıkarmayan Çin, neden İnkılapla aynı safta yer alma gereği hissetmiş durumdadır?” Bizce soru bu şekilde sorulursa anlam kazanacaktır.
Doğu batı gibi ayrılmış görünen siyonizm kaynaklı emperyalizm, hem doğu hem de batı halklarını ellerinde tutmak için danışıklı döğüşler icad etmiş ve aslında halkların ezilmelerinden başka bir işe yaramayan bu döğüşlerle siyonizmin refahını sağlamışlardır. Bugünde durum aynıdır ve farklı görünen Rusya, Çin, Abd, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail, aslında aynı küresel güçler tarafından yönetilmektedir. Bu yüzden bu küresel güçler Suriye’de planladıkları savaşta olası bir yenilgi ihtimaline karşı, hak cephesinde de temsilcilerinin olması gerektiğini düşünmüş ve Rusya ve Çin’e bu görevi vermişlerdir. Bu bahsi geçen iki ülkenin Suriye’deki savaşta elle tutulur tek bir desteğinin olmaması, bunların gelecekteki muhtemel durum için mevzilendiklerini ispatlamaktadır. Bunlar olsa da olmasa da İslam İnkılabı Suriye’nin safında yer alacaktır. Bu iki devletin isimlerinden başka bir rolleri yoktur. Bu ülkelerin dostluğu “süfyani sistemlerin” muhalefetindekilerin dostluğu gibidir. Güya iktidarı eleştirirken “Esad”a zalim sıfatını yakıştıranlar ile orda burda Suriye’deki savaşın tarafı olan büyük şeytanın idarecileri ile güle oynaya görüşenlerin tıyneti aynıdır.

Diğer bir konu da Suriye ve İran İslam İnkılabının neden İsrail’le savaşmadığı konusudur ki aslında şuanda ki savaşları da İsrail ile olan savaştır. Ama illaki somut örnek arayanlar Hizbullahi hareketin ve Filistin direnişinin geldiği noktaya ve elde ettikleri zaferlere baksınlar ve bu direniş hareketlerinin kendi ağızlarından zaferlerinde ki Suriye ve İslam İnkılabının payını öğrensinler.
Bahsi geçen tüm sorular yazının içinde sanırız tekrardan cevabını buldu. Son olarak şunu bir kez daha vurgulamak isteriz ki, geçmişin alınlarında secde izleri bulunan ama “hak sözle batılı kastedip duran” haricilerini nasıl ki İmam Ali (a.s.) ancak yok edebilmişti ve bu savaş O’ndan (a.s.) başkasının haddi değildi, bugünün haricileri olan bu vahşi zümreyi de ancak zamanın Ali’sine biat edenler yok edecektir. Dünya küfrü ve nifağı istedikleri kadar birleşsinler durum değişmeyecek ve zafer hak cephesinin olacaktır. Bu gerçek onların ciğerlerini yaksa da, İnkılaba sırf bu yüzden dil uzatsalar da İnkılabi hareket sakince ve planlı bir şekilde yoluna devam etmekte ve nihai zafere ulaşmak için çaba göstermektedir. Bu tiplere diyoruz ki “galip gelecek olan bizleriz”, sizler “kininizden geberin”(Al-i İmran 119)

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv