PEYGAMBER VE EHL-İ BEYTİ’NİN ÖZELLİKLERİ
Bu yazı kez okundu.
12 Mart 2014 12:51 tarihinde eklendi

Hz. Ali Sıffin’den dönerken okuduğu bu hutbesinde insanların bi’setten önceki hali, Peygamberin, Ehl-i Beytin vasıfları ve diğer insanların durumu söz konusu edilmiştir.

“Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve gü­nahlarından korunmak için Allah’a hamd ederim. Yeterli­liğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O’ndan yardım dilerim. Allah’ım hidayet ettiği sapmaz, kendisine düş­manlık eden kurtulmaz, kendisine yeterli olduğu (kifayet ettiği) kimse yoksul olmaz. O’na hamd etmek ölçülüp tar­tılan ve saklanıp korunan her şeyden daha üstündür.Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, tektir, ortağı yoktur. Bu öyle bir şahadettir ki ihlâsı imtihan edil­miş ve halis olduğuna inanılmıştır. Bizleri sağ bıraktığı (yaşattığı) müddetçe sadece O’na sarılırız. Bu şahadeti, göre­ceğimiz korkulu anlar için saklanırız. Şüphesiz ki bu şaha­det imanın azimeti, ihsanın anahtarı, Rahman’ın razı olduğu ve Şeytan’ı uzaklaştıran bir şahadettir.

Hakeza şahadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Onu meşhur bir din, aktarılmış bir ilim, yazılmış bir kitap, parıldayan bir nur, ışıldayan bir ışık ve insanlar arasında hükmeden bir emirle şüpheleri gidermek, apaçık delillerle delillendirmek, mucizeleriyle sakındırmak ve cezalarla korkutmak için gönderdi.

O zaman insanlar din ipini koparan fitnelere düşmüş, yakin (kesin inançlar) direkleri şiddetle sarsılmış, esasta/temelde ihtilaf çıkmış, işler darmadağın olmuş, çıkış ye­ri (kurtuluş) daraldıkça daralmış ve giriş köreldikçe körelmiş, hidayet gizli kalmış, körlük her yanı kaplamış, Rahman’a isyan edilmiş, Şeytan’a yardım edilmiş, iman yardımsız kalmış, sütunları yıkılmış, işaretleri belirsizleşmiş, yolları viran olmuş, geçitleri silinip gitmişti. İnsanlar Şeytan’a itaat etmiş, onun yollarını tutturmuş, onun yatak­larına akmıştı.

Şeytan’ın işaretleri onlarla yürüyor, bayrağı dikilip dal­galanıyordu, insanlar kendilerini tabanlarıyla ezen, tırnak­larıyla kırıp geçiren fitnelere düşmüştü. Fitneler tırnakları­nın ucuna basmış, kalmıştı.

İnsanlar bu fitneler içinde yollarını kaybetmiş, şaşırıp kalmış, bilgisiz hale gelmişlerdi. Fitneler içinde kıvranı­yorlardı. En hayırlı evin en kötü komşular idiler. Uykuları uykusuzluk ve sürmeleri gözyaşıydı. Bilgi sahiplerinin ağzına gem vurulmuş, cahil/bilgisiz insanlara ikram edilir olmuştu.

…Allah’ın sırrının yeri, emrinin sığınağı, ilminin kay­nağı, hükümlerinin merkezi, kitaplarının barınağı, dininin dağları Ehl-i Beyt’tir. Dinin bel büküldüğü onlar ile doğ­rulur ve titremesi onlar sayesinde gider, dincelir.

(Münafıklar) Kötülük tohumları ektiler, onu aldanışla suladılar, helak ve azap biçtiler.

Bu ümmetten hiç kimse Muhammed (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’iyle mukayese edilemez. Hiç bir zaman (Ehl-i Beyt’in) nimetlerinin üzerine aktığı kimseyle (Ehl-i Beyt) bir sayıl­maz. Onlar dinin esası, yakinin direğidir.

İleri gidip aşırıya kaçanlar döner, onlara katılır. Geri ka­lan gelir onlara uyar (Orta yol anlardır.) Velayet hakkının özellikleri sadece onlarındır. Vasiyet ve veraset de onlar­dadır. Hak şimdi ehline döndü ve intikal etmesi gereken yerine intikal etti.”

Nehc-ul Belağa 2.Hutbe

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv