EY ZALİM!
Bu yazı kez okundu.
16 Mart 2014 17:10 tarihinde eklendi
Etiketler :

Aslında çok farklı bir noktadan ele almayı düşündüğümüz zalim ve zulüm konusunu, içinde bulunduğumuz günlerde yaşadığımız trajik olaydan dolayı Berkin ELVAN kardeşimizin katledilişi ile ilgili olarak işlemeyi uygun gördük. Zira zulmünden dolayı akan kanla beslenmekten haya etmeyen, bunu inkar etmeyen ve “polise emri ben verdim” diyerek zulmün hücrelerine kadar işlediğini itiraf eden canilerin yönettiği “süfyani sistemlerin”, din, dil, ırk, mezhep gözetmeksizin halklara yönelik bu vahşi tutumuna sessiz kalmak, “dilsiz şeytan olmak” anlamına gelirdi.

Kuruldukları ilk günden itibaren zulmü kendilerine yol haritası olarak çizen ve zorla, baskıyla yönettikleri halklara zerrece değer vermediklerinden bu halklardan herhangi birine mensup olmadıkları belli olan “süfyani sistemlerin” bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün iktidarları, kendileri için büyük şeytan ve siyonist lobilerinin hazırladıkları senaryoları hayata geçirirken, her zaman öncelikle kendilerinden göründükleri halkları ve fikirleri hedef almış, en büyük zulmü bu kendilerinden(!) olan halklara yapmışlardır. Yapılagelen en büyük zulüm ise zulme sessiz kalmanın meşrulaştırılması ve halkların problemin farkına varamayacak kadar kendilerinden geçmelerinin ve uyuşturulmalarının sağlanmasıdır. Bunun sağlayan “süfyani sistemler” artık alenen işledikleri zulümleri zihinleri ve idrakleri ele geçirilmiş halk kitlelerine kabullendirmekte zorluk çekmemektedirler.

İmam Zeynelabidin’in (a.s.) o muhteşem dualarından biriyle zalimlerden beri olduğumuzu ve zulümlerinden Allah’a (c.c.) sığındığımızı beyan ederek asıl konumuza geçelim;

” Ey zulümden şikâyetçi olanların hâlinden haberdar olan! Ey onların başlarına gelenlerden haberdar olabilmek için tanıkların tanıklıklarına ihtiyacı olmayan! Ey yardımı mazlumlara yakın olan! Ve ey desteği zalimlerden uzak olan (yüce Allah)!

Verdiğin nimetlerin şımarıklığıyla ve yaptıklarından dolayı kendisini hemencecik cezalandırmamana aldanarak falan oğlu filanın bana yaptığı haksızlığı, hakareti gördün, bildin. Allah’ım! Muhammed ve Âline salât eyle ve kuvvetinle, bana zulmedeni ve düşmanımı bana zulmetmekten alıkoy; kudretinle, onun bana karşı düşmanlığının keskinliğini kır; (benimle uğraşmaya zaman bulmayacak şekilde) onu meşgul et ve onu düşmanlarına karşı âciz, güçsüz kıl.

Allah’ım! Muhammed ve Âline salât eyle ve bana zulmetmeyi düşmanıma kolaylaştırma; ona karşı bana güzel yardımını esirgeme; onun gibi davranmaktan beni koru ve beni onun düştüğü duruma düşürme. Allah’ım! Muhammed ve Âline salât eyle ve düşmanıma olan öfkemin şifası, ona duyduğum kinin yatıştırıcısı olarak ona karşı bana peşin bir imdatta bulun. Allah’ım! Muhammed ve Âline salât eyle ve düşmanım tarafından uğradığım zulme karşılık affını, gördüğüm kötü muameleye karşılık da rahmetini hâlime şamil kıl. Çünkü, gazabının dışında, hoşlanılmayacak her şey küçüktür; öfkenin yanında, başa gelecek her musibet aynıdır.

Allah’ım! Zulme uğramamı bana sevdirmediğin gibi, zulmetmekten de koru beni. Allah’ım! Senden başka kimseye şikâyette bulunmam. Senin dışında hiçbir hükümdardan yardım istemem. Pak ve münezzehsin sen! O hâlde, Muhammed ve Âline salât eyle ve duamı icabetle buluştur; şikâyetimi durumumda değişiklik yaparak ortadan kaldır. Allah’ım! Adaletinden ümidimi yitirmekle beni imtihan etme. Hasmımı da bana zulmetmeyi sürdürmeye ve hakkımı elimden almaya teşvik olacak şekilde cezalandırmandan emin kılmakla sınama. Onu, en kısa zamanda zalimlere vadettiğin cezayla tanıştır. Beni, zorda kalanlara söz verdiğin imdadınla buluştur.

Allah’ım! Muhammed ve Âline salât eyle ve beni yararıma ve zararıma olan hükmü kabul etmeye muvaffak et. Beni, bana verdiğine de, benden aldığına da razı kıl. Bana, en doğru olanı göster ve (hiçbir tehlikesi olmayan) en salim işe ata. Allah’ım! Şayet bana zulmeden adamdan hakkımı ve intikamımı almayı, hasımların bir araya getirilip aralarında kesin hüküm verileceği güne (kıyamete) ertelemeyi benim için seçmiş isen, o zaman Muhammed ve Âline salât eyle ve samimî bir azim ve sürekli bir sabırla bana yardım et; kötü arzulardan, tamah ehlinin ihtirasından beni uzak tut; (ahirette) benim için biriktirdiğin sevabı, düşmanım için hazırladığın azabı gönlümde canlandır; bunu hükmettiğinle yetinmeme, seçtiğine güvenmeme sebep kıl. Âmin, ya Rabb’el-âlemin. Hiç kuşkusuz, sen büyük lütuf sahibisin ve sen her şeye kadirsin.” (Sahife-i Seccadiye’den)

Heyhat! Göbekleri bilmem kaç 16 kilo eden mahlukların oturdukları yerden ahkam keserek gençlerin ölümlerine fetva verdikleri bir dünyada hak aramanın adı zulüm, zulmetmenin adı hakkı korumak olmuştur. Bu hak zulmetme hakkıdır, bu hak gaspetme, çalıp çırpma hakkıdır. Bu hak “günah işleme özgürlüğü” adı altında insanlığını şeytanlık ile takas edenlerin dillerinden düşürmediği haktır. Bu hak Yezid’in iktidar hakkı, Muaviyenin nifak hakkıdır. Bu hak devletin bekası için bebekleri dahi öldürme geleneğini 14 yaşındaki çocuklara uyarlama hakkıdır. Bu hak açlıktan ölen çocukların, soğuktan donan çocukların ve yokluktan dolayı cinnet geçirip tüm ailesinin katleden insanların olduğu “süfyani sistemlerde”, iktidardakilerin “bal kaymakla” enerjilerini koruma, çocuklarına gemicikler alma hakkıdır.

“Ey zulümden şikâyetçi olanların hâlinden haberdar olan” Allah’ım! (c.c.) Halimizi sana arz ediyoruz. Yüzyıllardır yezidlerin yaşattığı kerbelaların muhatapları olduk. Nice Ali Asgarlar şehit verdik dininin hakimiyetini savunurken. Ve bugün Yezid soylularının iktidarda oldukları “süfyani sistemlerin” zulmüyle inleyen bizler, derdimizi senden başka kime anlatalım? Kime şikayet edelim çocuklarımızın umut dolu gözlerinin zalimlerin uşakları tarafından hedef alındığını ve o umut ışıklarının daha 14′ünde iken söndürüldüğünü? Hangi ırktan hangi dinden hangi mezhepten olduğuna bakılmaksızın katledilen gençlerimizin ahını almak için senden başka kimden yardım dileyelim?

Ya Rabbi! Düşmanımızın bize zulmetmesini kolaylaştırma ona. Bu kadar kolay civanlarımızın elimizden alınmasına müsade etme. Akan her damla kanımızı zalimlerin boğulacağı denizlere çevir. Ve kanlarımızı bereketli kıl ki uyuyanlarımız uyansın. Korkanlarımız cesaret bulsun. Geride duranlarımız ileri atılsın. Ve zulmün köküne saldırsın halkımız, terkederek ortada duran zalimin uşaklarını. Kanın kızıllığı kırsın zulmün karanlığını ve kanın sıcaklığı eritsin ruhlardaki putları.

Ey Zalim! Ne senden ne senin felaket tellallarının ruhlarımıza yerleştirmeye çalıştığı korkudan çekinmiyoruz. Ne taktığın maskeye, ne de ezberlediğin üç beş ayete kanmıyoruz. Ne seni ne de alternatif olarak sunduğun kardeşlerini sevmiyor, desteklemiyor, umursamıyoruz. Senin ve senin gibilerin varoluşlarının kaynağını biliyor ve orayı hedef alıyoruz. Kerbela’nın ve Ramazan’ın çocukları olarak ne ölüm ne de açlıktan korkmuyor, hedefimize doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Bizden öncekilerin başlarına gelenlerin bizim başımıza geleceğinin haberini almışlar olarak ilahi vaadin de yaklaştığını idrak ediyoruz. Sen bekle biz de beklemekteyiz.

Ve ey Berkin ve Berkin gibi yüreği zulme isyan ile dolmuş kardeşlerimiz! Bizler bu yolda ölen sizlere acımıyoruz. Gıpta ediyoruz. Sizler sıranızı savdınız. Dilsiz şeytan olmadığınızı, şerefinizi yitirmediğinizi haksızlığa karşı isyan ederek ve “heyhat! minezzilleh!” diyerek ispat ettiniz. Kim olduğunuz, ne düşündüğünüz, neye inandığınız değil, bizim için önemli olan zulme karşı takındığınız mertçe tutumunuzdur. Zalimden yana olmayan elbet hakkı bulacaktır. Zulümden kaçan şeytandan kaçandır. Ve hakka yol alandır. Hak için yola düşen o yolda ölse de şehittir. Dilinde tekbirlerle zulmedenlerin ve bu zulmedenlere destek çıkanların anlayamayacağı bir hakikattir bu. Hangi yarasa güneşin kadrini bilir ki zaten? Bu yüzden sizler tüm yeryüzü mazlumlarının şehitleri kervanına katıldınız. Kanınız bereketli olsun.

Evet…Bekliyoruz bizler de. Vaad edilenin gelmesini, zaferinin çabuklaşmasını ve yeryüzünü saran zulmün adalet ile yerle bir edilmesini. İlk ışık hüzmelerini gördük hamdolsun. Doğudan doğuyor güneş her zaman olduğu gibi. Ve bu topraklarda karanlığın en zifiri anını yaşayan bizler şafağın yaklaştığını da hisseder olduk artık.

“Sabah zaten yakın değil mi?”(Hud 81)

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv