AMERİKANCI İSLAM SORGULAMASI – MUKADDİME – ÜSTAD HİZBULLAH HAKVERDİ
Bu yazı kez okundu.
17 Mart 2014 13:37 tarihinde eklendi

AMERİKANCI İSLAM SORGULAMASI – MUKADDİME

AMERİKANCI İSLAM SORGULAMASI*

Bismillahirrahmanirrahim

Şu muhteşem kainatı “tekvini” kanunlarıyla tanzim ve tedvir eyleyerek zi-şuur mahlukatı için teshir ve tezyin kılan; fani beşeriyeti ise, “teşrii” kanunlarıyla şeref-yab kılarak tenvir ve ibka eden Rahman-ir Rahim ve Rabbul’alemin olan Allah-u Teala (c.c.)’ya zerrat-ı mevcudat adedince minnet, şükran ve hamd-ü senalarımızı arzederiz. Ve, Mübelliğ-i Din-i İslam olan Enbiyaya, hususen “Son Nebi” ve Fahr-i Alem Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a.), Yüce Ehl-i Beytine (a.s.), Ezvac-ı Tahiratına, Eshab-ı Kiramına, her asırdaki vasilerine, İmam-ı Zaman’a ve “Hizbullahi” cemaatına katarat-ı alem sayısınca salat-ü selamlarımızı takdim ederiz.

Malum ola ki; tüm kâinatı, gökleri, yeri ve içindeki bütün varlıkları yoktan var eden, varlıklarını devam ettiren, tedbir ve tedvirini gören (1) Allah-u Teala’dır (c.c.). Yarattığı bu mülkün yegane sahibi O’dur.(2). Asla ortağı olmayan ve tek ilah olan (3) Allah’ın (c.c.) benzeri olmadığı gibi, misli gibisi de yoktur(4). Yerin, göklerin ve bütün mahlukatın hükümranlığı ve tüm hakimiyet hakkı O’na (c.c.) aittir(5). Emr’in yani iş, idare ve yönetimin her türlüsü yalnız ve yalnız O’na (c.c.) mahsustur (6). Cin ve insanlar sadece Allah’a ibadet etmek, yani ubudiyet, rububiyet ve uluhiyetin tüm yönleriyle Allah’ın mutlak otoritesini kabullenmek ve O’na boyun eğmek maksadıyla yaratılmıştır (7). Hele zi-şuur mahlukat içerisinde mümtaz bir mevkii bulunan insan, kainatın bir özü, özeti ve Esma-i İlahiyye’nin bir ayine-i cami olma hasiyetiyle bir ahsen-i takvim suretinde yaratılmış(8) ve bununla diğer varlıklardan üstünlüğü isbat edilmiştir.

Böyle mümtaz bir varlık olan insanın imtihan amacıyla şu dünyaya geldiği bedihidir. işte bu bedahet derecesinde açık olan durumu, insanları kendi nefisleri üzerine şahit tutarak tescil ettirmek amacıyla Yüce Mevlamız (c.c.), “Elestü bi Rabbikum” sualine karşı “bela” cevabını almak suretiyle insanlardan, kendisinin tek ilah tek Rab olduğuna dair ezeli misak almış(9), bu ahd-ü misakın gerekliliğinin yerine getirilmesi, yani yüce Allah’ın mutlak hakimiyetinin, uluhiyetinin ve rububiyetinin yeryüzünün tümünde ikame edilmesi için Hz. Adem (a.s.) ilk insan ve ilk halife olarak yaratılmıştır(10).

Ben-i Ademin uyacağı ve Allah-u Teala’nın razı olacağı din İslam’dır(11). Zira, Allah’ın indinde İslam tek ve yegane dindir(12). Hakkı ve adaleti temsil eden bu ilahi dinin yeryüzüne hakim kılınması ve böylece onun zıddı olan fitne ve fesadın ref edilmesi için cehd-ü gayretin amansızı olan mukatele (vuruşma-çatışma ve savaş) farz kılınmıştır(14). Çünkü, esas olan Allah’ın hakimiyetini ve hükümlerinin mer’iyyetini temin etmektir. Bu nasıl ve hangi yolla yapılabilinirse , öyle yapılır ve o yola başvurulur. İnsanlığın yaratılış gayesi ve imtihandaki espri, ezeli misaka bağlılık, ubudiyet bunu gerektirir. Allah’a ahirete nübüvvet imandan sonra ameli salih üzere bulunmaya ve onun müradifi olan Allah’a ve Resulüne itaat etmeye(15) teşvik eden yüce Rabbimiz, böylece insanlığa gerçek hürriyet ve kurtuluş yolunu göstermiştir. İnsanların yine kendileri gibi aciz ve zelil bir insanı Rabb kabul etmesi(16) veya Rabb’lık taslaması(17) gibi bir zillet, vahşet ve delalet tahayyül edilebilir mi? Cansız, ruhsuz, şuursuz mahlukata(18) bu tür bir payenin verilmesi, ondan da beter bir belahet ve hamakatlık öreneği olmaktan başka ne olabilir? İşte İslam’ın ilahi çağrısı, bu tür vahşet ve esaretten kurtulma, kâinatın yüce Halık’ı olan Allah-u Teala’ya kul olma ve şeref-izzet bulma çağrısıdır.

Bu cümleden olarak, şeytanın-tağutun diğer insanların ve mahlukatın bağından, tuzağından ve esaretinden kurtulmak şart olduğu gibi; nefis-heva-heves-şehvet ve dünyanın da zincirlerinden kulluklarından kurtulmak şarttır. Gerçek hürriyet, şahsiyet ve kulluk ancak o zaman gerçekleşmiş olur. Bu hususta yüce Rabbimizin yüzlerce eğitici öğretici ayetleri vardır. Mesela; “nefislerinizi tezkiye etmeyin (temize çıkarmayın)…”(19), çünkü kendi başına kalınca ve Rabbimizin rahmeti koruyucu olmayınca “muhakkak ki her nefis kötülüğü emreder…”(20) “nefsinizi ve ehlinizi nar’dan koruyun…”(21) “…nefsinin şuhh’undan (hırs,istek ve iştahından) korunanlar felaha kavuşmuş olanlardır.(22)” “İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unuturmusunuz?”(23). Nefsin kendi yapısında şuhh (iştah, hırs) vardır(24). Nefis daima levm edilmeli, kınanmalıdır (25). Bu hususta pek çok ayetler ve yüce Resul-ü Ekrem’den (s.a.a.) sayısız örnekler vardır. Nefislerine ve heva ve heveslerine uyanlar helak olmuşlardır. Bunun için yüce Allah (c.c.) mükerreren “nefsinize tabi olmayın; heva ve hevesinize uymayın”(26) diye rahmetiyle tenbihatta bulunmaktadır. “Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. (her nevi) fuhşiyattan, münkerden ve bağy dan da nehy ediyor…”(27)

Yüce Rabbimiz, “ salatı huşu ile ikame etmemizi, zekâtı vermemizi, iffetimizi korumamızı, lağviyattan uzak kalmamızı, emanete ve ahde riayetkar olmamızı, istikamet üzere olmamızı, kizb’den uzak sıdk üzere bulunmamızı, sabr-u sebat etmemizi, hülasa “amel-i salih’ ile ( bütünüyle) âmil olmamızı” emir ve talep buyurmaktadır (28). Takvanın değişik (her) yönüyle mücehhez bulunmak icâb eder (29). Çünkü takva, kişiyi Allah-u Taala’ya (c.c) rabt eden İlahi bir iksirdir,kişi onunla Sultan-ı arz ve semavatın bir abd-i memlûkü olduğunu idrak eder. Ve Allah-u Teâlâ’nın indindeki ‘üstünlük’de tek ölçü de takva’dır (30). Bundan dolayı, birrü takva üzere teavün (yardımlaşma) Allahımızın emri gereğidir (31).Farz ve nafile oruçlarda, çok hikmetlerin olduğu ma’lûmdur. Tevhid dininin şanlı temsilcisi olan Hz. İbrahim’in İlahi emir gereği inşa ettiği beyt-ül haram olan ka’beyi, Allah-u Taala’nın insanlar için ‘kıyam’mahalli kıldığını (32) ,o mübarek beytüllahı ‘hac’ için tavaf-ziyaret eden Müslümanların, orada Allah’ın ve Resülünün tüm müşriklerden ‘beri’ olduklarını ‘ ilan ’ etmelerinin gerektiğini (33)iKitabullah’dan öğrenmiş bulunuyoruz.

Allah’a karşı ihlas ve samimiyet üzere bulunmanın (34), kibir ve gururdan şidetle kaçınmanın (35) Allah’a kuvvetli bir yakin ve tevekkül ile bağlanmanın (36), fakir-fukara, yetim-miskin-sakat, mazlûm ve mustaz’afları himaye etmenin ve onlardan yana olmanın (37), kâfirlere karşı çok izzetli ve şiddetli, mü’minlere karşı gayet mütevâzi ve merhametli bir tavır takınmanın (38),her türlü şirk-küfür ve inkârdan şiddetle içtinâb etmenin (39),çeşitli fiıhşiyâttan ve zinâdan uzak kalmanın (40) ,Zulüm, kati ve cinayetten sarf-ı nazar etmenin (41),Faiz, içki, kumar, hırsızlık, gasb, rüşvet, ihtikâr, kul hakkı, batıl yolla kazanç’gibi…(42) münkerâtm hiçbirine yaklaşmamanın, “Allahın ayetlerini, semeni kalil mukabilinde satmamanın”(43 ),”hak ve hakikati gizlememenin” (44), “Kitabın bir kısmını kabul, bir kısmını da red ve inkâr etmemenin” (45),”hakkı batıl ile iltibas ettirmemenin (karıştırmamanın)” (46),’’kâfirleri asla dost ittihâz edinmemenin” (47),’’emâneti (yönetimi) ehline (mü’minlere) verip, kâfirlere bunu asla vermemenin” (48), “yalnız Allah’dan korkup, kâfirlerden asla korkmamanın” (49),’’kâfirlerin zenginliklerine- servetlerine gıpta etmemenin” (50), “Altın-gümüş vb. lerinin nefis için biriktirip saklanmamasının” (51) ve..şeytanın süsleyip-yaldızlı gösterdiği “bir oyun,eğlence ve meta’ul-gururdan başka bir şey olmayan dünya hayatı’na (52) perestiş etmemenin..de ‘gerçek takva’nm gereği olduğu, ancak bu vb İlahi evâmire imtisal ve nevâhiyden içtinâb edilmekle tam müttaki olunacağı izahtan vârestedir.

Cenab-ı Hak, bunlar için “muhakkak ki akibet (sonuç) müttakilerindir. (53) müjdesini vermektedir.Zî-şuur mahlûkatmı, bâhusus kemal-i hilkat ve ahsen-i takvim olan insanoğlunu ‘ÜMMET- İ VAHİDE’ olarak yaratan (54) ve yeryüzünün ‘HALÎFELERİ’ kılan (55) Allah-u Teâla; göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği İlâhi emaneti yüklenme mükellefiyeti altına giren (56) kullarından dilediğini aziz eder, dilediğini de zelil eder (57). İzzet ve şeref Allah’ındır (58) , Resulullah’ın, ve müminlerindir (59).

Gerçekten iman edenler, elbette en üstün olan onlardır (60).Bu da, yeryüzünde Allah’ın hilafet vazifesini hakkıyla yerine getirmesiyle; Allah’ın dininin mutlak ve kesin hâkimiyetini sağlamak amacıyla canıyla- malıyla-diliyle ve tüm varlığıyla Allah yolunda cihad etmesiyle mümkün olabilir (61). Ferdi olmaktan çok, içtimâi (toplumsal) bir din olan İslam’ın tam hakimiyeti için “Sahib-î Emr bir imama itaat üzere bulunup, bölünmeden tek cemaat halinde ‘topluca’ hareket etmek” hem akim hem de dinin gereğidir. “Hablullah’a (Şeriat-ı İslâmiyeye) topluca (cemâât halinde) sımsıkı sarılın, fırkalaşıp bölünmeyin…” (62) “Allah’a ve resülüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz,( işte o zaman da) rüzgârınız ( gücünüz-devletiniz) gider…” (63). “ Düşmanlarınıza karşı ( her türlü) kuvvet hazırlayın…” (64) “ Sizden olan ulul’emr’e itaat edin…” (65), “ Allah yolunda takım takım veya topluca savaşın…” muhakkak ki Allah, kendi yolunda, birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak ( çarpışanları) sever.” (66). Cihad, dini ikamesi için şarttır. Mustazafların  korunması (67) ancak cihâd’la mümkündür. Toplumdaki zalimlere karşı cihad’ın farz kılınışı, İlahî bir mevhibedir; toplumun muvâzenesi ancak bununla sağlanır. Aksi taktirde mescitler ve tüm ma’bedler harab olur (68) ve toplumun bütün varlığı ve değerleri yok olur gider. Fitne’nin yeryüzünde kaldırılması ve dinin tüm cihana hakim kılınması hususunda cihâd-kıtal yapılınca, dünyevi ve uhrevi zafer- fetih ve nusret kapıları da açılmış olacaktır. Zira “Allah’a ( dinine) yardım ederseniz, Allah’da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (69) “ Nusret (yardım) Allahdan’dır; ve fetih de yakındır. (onun için) mü’minleri müjdele!” (70). “ve emsalsiz bir zafer ile Allah seni ( düşmanlarına) galib ve üstün getirecektir.” (71).Zira; “…Muhakkak ki Allah, nurunu tamamlayacaktır, kâfirler istemesede…” (72) Bu İlâhî misyonu üstlenmeyen veya üstlenip de liyâkat göstermeyenleri giderip, yerlerine liyâkatli, “ Allahın sevdiği” ve ‘Allahı gerçekten seven’ kullarım getireceğini va’d eden (73) Yüce Allah,bu mümtâz kullarım, bilhassa ‘mustaz’afları’ yeryüzüne vâris (hâkim-idareci) kılacağını (74) tebşir etmektedir. Bu İlâhî va’d ve beşâret, herhangi bir zamanla mukayyed olmayan ve her asra şâmil olan ‘Sünnetüllah’ dandır. “Sünnetüllah (ise) asla tebeddül-tağayyür- tahavvül etmez (değişmez). (75).

DİPNOTLAR

*Hakkında, tafsilatlı bir kitab yazılacak kadar önemli olan bu konu için, zemin, zaman ve şartların nâmüsaid olmasından dolayı bu yazı ile iktifa etmek mecburiyetinde kaldığımızı,-itizâren-arzederiz. H.H.

1-) Bakara (2): 21,29; En’am (6): 73; Yûnus (10): 3; Ra’d (13): 16; Fatır (35): 1-3

2-) Bakara (2): 107,284; Al-i İmrân (3): 26; Nisa (4): 131,132; Tevbe (9): 116; Nahl (16): 52; Ta-hâ (20): 8; Rum (30): 26; Câsiye (45): 27; Fetih (48): 14; Burüc (85): 9

3- ) A’raf (7): 190-195; Nahl (16): 51; İsrâ (17): 111; Furkan (25): 2

4- ) Şûrâ (42): 11

5-) En’am (6): 57,62; A’raf (7): 87; Yûnus (10): 109; Hûd (11): 45; Yûsuf (12):40, 67, 80 ; Kasas(28):70;Tin(95):8

6- ) Al-i İmran (3): 154; Rum (30): 4; Yasin (36): 82,83; Hadid (57): 5

7- ) Zâriyat (51): 56

8- ) Tin (95): 4

9- ) A’raf (7): 172

10- ) Bakara (2): 30

11- ) Al-i İmran (3): 19,83-85; Mâide (5): 3

12- ) Al-i İmran (3): 19; Rum (30): 30

13- ) Nisâ (4): 58,135; Mâide (5): 8,48; A’raf (7); 181; Hucurat (49);9

14- ) Bakara (2); 193; Mâide (5): 39

15- ) Bakara (2) :3, 4, 267, 273, 274, 277, 280, 285 ; Al-i İmran(3): 31,32,92,104,110,114,132; Nisâ (4); 57-59,122,135,173; Mâide (5): 9; A’raf (7): 181; Enfal (8); 1,20,46; Kehf (18): 30,107; Nûr (24): 54,56; Muhammed (47): 2,12; Fetih (48): 29; ilh…

16- ) Al-i imran (3): 64,79,80; Mâide (5): 116,117; Tevbe (9): 31; ilh…

17- ) Nâziat (79): 24

18- ) Bakara (2): 51,54,92,93; Nisâ (4): 153; A’raf (7): 148,-156,190-195; Ta- ha (20): 85,98; Furkan (25): 42,55

19- ) Necm (53): 32

20- ) Yûsuf (12): 53

21- ) Tahrim (66): 6

22- ) Haşr (59): 9

23- ) Bakara (2): 44

24- ) Nisâ (4) 128

25- ) İbrahim (14): 22

26- ) Nisa (4): 135; Mâide (5): 49,77; En’am (6): 56; Ta-hâ (20): 16; Muhammed (47): 14; Casiye (45): 18,23

27- ) Nahl (16): 90

28- ) Bakara (2): 2,5,153,155,249; Al-i İmran (3): 17; Nisâ (4): 103,162; Mâide (5): 12,119; İbrahim (14): 31; Ta-ha (20): 14,132; Ahzab (33): 24,35

29- ) Bakara (2): 177; Al-i İmran (3): 132,133,138; Enfal (8); 29; Ahzab (33): 70; Teğabün (64): 16

30- ) Hucurat (49): 13

31- ) Mâide (5): 2

32- ) Mâide (5): 97

33- ) Tevbe (9): 3

34- ) Al-i îmran (3): 29; Zümer (39): 2,11,12; Beyyine (98):5

35- ) İsrâ (17): 37; Lokman (31): 18; ilh..

36- ) Enfal (8): 2,4; Al-i îmran (3): 159,173; İbrahim (14): 11; Furkan (25) 58; Ahzab (33): 22; Talak (65): 3; Tevbe (9): 129; Zümer (39): 38; ilh…

37- ) Bakara (2): 83,177,215; Nisa (4): 8,75,127; Abese (80): 1,11; Beled (90): 13,18; Mâun (107): 2,3

38- ) Mâide (5): 54; Feth (48): 29

39- ) Bakara (2): 39,152; Al-i İmran (3): 19,70,71,101,106; Nisa (4): 136; Mâide (5): 10,17,44,76; En’am (6): 19,27,78,79,151; Ra’d (13): 36; Mü’minun (23): 105; Lokman (31): 12,13,15; Mümtehine (60): 12; ilh…

40- ) En’am (6): 151; İsrâ (17): 32; Nûr (24): 31; Mümtehine (60): 12; ilh…

41- ) Nisa (4): 29,92,93; En’am (6): 151; İsrâ (17): 31,33

42- ) Bakara (2): 187,188,275,279; Al-i İmran (3): 130; Nisa (4): 29,161; Mâide (5): 38,90; En’am (6): 145,151,152; Tevbe (9): 34; A’raf (7): 85,86; Hûd (11): 84,85,112,113; İsrâ (17): 34,35;Mümtehine (60): 12; ilh…

43- ) Bakara (2): 41,79,174; Al-i îmran (3): 187,199; Mâide (5): 44; Tevbe (9): 9; Nahl (16): 95

44- ) Bakara (2): 42,174; Al-i İmran (3): 71,187

45- ) Bakara (2): 85,86; R’ad (13): 36

46- ) Bakara (2): 42; Al-i imran (3): 71

47- ) Bakara (2): 120; Al-i îmran (3): 28,118,119; Nisa (4): 139,144; Mâide (5): 80,81; Tevbe (9): 23

48- ) Al-i İmran (3): 100,118,149; Nisa (4): 58; Kehf (18): 28; Enfal (8): 27; Şuâra (26): 151,152

49- ) Al-i îmran (3): 102,173,175,177; Tevbe (9): 13,119; Bakara (2):41…

50- ) Al-i İmran (3): 116,117,196,197; Tevbe (9): 55,85; Kasas (28): 76,82; Zuhruf (43): 33; Ta-hâ (20): 131

51 -) Al-i Imran (3): 14; Tevbe (9): 34,35; ilh..

52- ) Al-i Imran (3): 14,117,185; En’am (6): 32,70,130; Kasas (28): 60,61; Ankebut (29): 64; Fatır (35): 5; Lokman (31): 33, Hadid (57): 20

53- ) A’raf (7): 128 Hûd (11): 49; Ta-hâ (20): 132; Kasas (28): 83

54- ) Bakara (2): 213 Yûnus (10): 19; Enbiya (21): 92; Mü’minun (23): 52

55- ) En’am (6): 165; A’raf (7): 69,74; Yûnus (10): 14,73; Nemi (27): 62; Fâtır (35): 39; Sâd (38): 26

56- ) Ahzab (33): 72

57- ) Al-i İmran (3): 26

58- ) Nisa (4): 139; Fâtır (35): 10

59- ) Münafikun (63): 8

60- ) Al-i İmran (3): 139 Muhammed (47): 35

61- ) Bakara (2):191,218; Nisa (4): 76,89,91; Mâide (5): 35,54; Enfal (8): 74,75; Tevbe (9): 12,16,20,24,29,44,73,123; Hac (22): 78; Muhammed (47): 31; Hucurat (49): 15; Furkan (25): 52; Saff (61): 10,13; Tahrim (66): 9; ilh…

62- ) Al-i İmran (3): 15 : 105;

63- ) Enfal (8): 46

64- ) Nisâ (4): 71; Enfal (8): 60

65- ) Nisâ (4): 59, 83

66- ) Nisâ (4): 71,Tevbe (9): 36,38,41; Saff (61): 4

67- ) Nisâ (4): 75

68- ) Hac (22): 4; 12 Aynca, “Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile def etmeseydi; yeryüzü fesâd ve küfür karanlığına bürünürdü…” (Bakara:251) Ayet-i Kerimesiyle çok ehemmiyetli bir konuya dikkat çekmektedir…

69- ) Muhammed (47): 7; ayrıca; yaklaşık anlamda, Hac (22):40

70- ) Saff (61): 13

71- ) Feth (48): 372; Saff (61): 8

72- ) Saff (61); 8

73- ) Mâide (5): 54; Tevbe (9): 39; Yaklaşık anlamıyla, Nisâ (4): 133; Muhammed (47): 38; Cum’a (62): 3,4;Mearic (70): 40,41

74- ) A’raf (7): 124,125,137; Nûr (24): 55; Kasas (28): 5;Enbiya (21): 105

75- ) îsrâ (17): 77; Ahzab (33): 62: Fatır (35): 43; Fetih (48): 23

 

(Bu bölüm Üstad Hizbullah HAKVERDİ’nin 1989 yılında “Şehadet” dergisinde yayınlanan ‘Amerikancı İslam Sorgulaması’ adlı makalelerinden alınmıştır. Yaptığımız paylaşımlar iyi analiz edildiğinde Amerikancı İslam’ın tarihsel kökeni ve bugünkü hali gayet net olarak anlaşılacak ve 1989 yılında yazılan bu makalelerin bugüne de ışık tuttuğunun farkına varılacaktır.)

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv