İMAM ALİ (AS) DEN HİKMET İNCİLERİ
Bu yazı kez okundu.
17 Mart 2014 13:56 tarihinde eklendi

 

İMAM ALİ (AS) DEN HİKMET İNCİLERİ

 

  • (Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem’in defni ânında buyurdular ki:)

Sabır güzeldir, fakat sana karşı değil. Ağlayıp sızlanmak kötüdür, fakat sana değil. Senin musibetine uğramak pek büyük bir şey. Bundan önce uğradığımız musibetler de bir şey değil, bundan sonra uğrayacaklarımız da.

  • Şu kılıcımla, bana buğzetmesi için müminin beynine vursam bile gene bana buğzedemez. Beni sevmesi için bütün dünyâyı münafığın önüne döküp sersem gene beni sevemez. Bu, Ümmi Peygamber’in, Allah’ın salevâtı O’na ve soyuna olsun, dilinden çıkan ve takdire uyan bir sözün özüdür ki buyurmuştur: Yâ Ali, mümin sana buğzetmez, münâfık seni sevmez
  • Biz orta yolu tutanlarız. Geride kalan gelir, bize ulaşır; ileri giden döner, bize kavuşur.
  • Benim yüzümden iki kişi helâk olmuştur: Sevip hakkımda ileri giden, sevmeyip aleyhimde bulunan.
  • Gerçeği gördüğüm andan beri gerçek hakkında şüpheye düşmedim ben.
  • İyiliklerin en üstünü, en iyisi bizi sevmek, kötülüklerin en kötüsü de bize buğzetmektir.
  • Bizim en çok sevdiğimiz kişi, bizi seveni seven, bize düşman olana düşman olandır.
  • Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Muhammed’in gerçek dostu, isterse soyu ona ulaşmasın, Allah’a en fazla itâat edenidir. Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Muhammed’in düşmanı da, isterse soyu ona ulaşsın, yakın olsun, Allah’a isyân edendir.
  • Gerçekten de Allah’tan başka yoktur tapacak sözünün şartları vardır; ben ve zürriyyetim, onun şartlarındanız.
  • Gerçekten de yüce Allah, yeryüzünde bizi seçti, bize de yardım etmek, ferahlığımızla ferahlanmak, hüznümüzle hüzünlenmek, canlarını, mallarını yolumuza vermek için Şiamızı seçti; onlar bizdendir, bize gelirler, cennette de bizimledir onlar
  • Bizim işimiz gerçekten de çetindir; çetinleştirilmiştir; pek serttir, sertleştirilmiştir; gizlenmiştir, perde ardına alınmıştır, ona, Allah’a yakın melek, yahut gönderilmiş peygamber, yahut da noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah tarafından gönlü îmanla sınanmış inanan kişi tahammül edebilir.
  • Sorun ! beni yitirmeden; çünkü andolsun Allah’a, Kur’an’da hiç bir âyet yoktur ki niçin ve kimin hakkında indi, nerede indi, düzlükte mi, dağlıkta mı, hepsini de en iyi bilenim ben. Gerçekten de rabbim bana, anlayan bir akıl, söyleyen bir dil ihsan etmiştir.
  • Perde kaldırılırsa bile yakıynim artmaz benim.
  • Bize sarılan, bize ulaşır; bizden ayrılan, geri kalır, helâk olur; emrimize uyan, öne geçer, kutluluğa erer; bizim gemimizden başka bir gemiye binen boğulur gider
  • Bildiğim, tanıdığım andan beri hakkı inkâr etmedim. Bana gösterildiği andan beri hakta şüpheye düşmedim, yalan söylemedim. Kimse de benim yalan söylediğimi söylemedi. Ben ne yolumu sapıttım, ne de benim yüzümden biri yolunu sapıttı.
  • Biz hakka çağıranlarız; halkın imâmlarıyız: Gerçek dilleriyiz. Kim bize itâat ederse kurtuluşa erer. kim bize isyân ederse helâk olur gider.
  • Biz Hıtta’nın kapısıyız. O kapı selâmet kapısıdır. Kim girerse esen kalır, kurtulur; kim muhâlefet ederse helâk olur.
  • Biziz Allah kullarına, onun eminleri, şehirleri hakkı yüceltenler; dost bizimle kurtulur, düşmanlık eden bizim yüzümüzden helâk olur.
  • Biziz peygamberlik ağacı, vahyinin indiği yer, meleklerin gelip gittiği mahal, hikmetlerin kaynakları, ilmin mâdenleri.
  • Biziz Rasûl-i Ekrem’in elbisesi, onun dostları, ona hizmette bulunanlar, ona varılacak kapılar. Evlere ancak o kapılardan girilir; kapılardan başka yerden girenler hırsızdır; cezâya çarpılır.
  • Heyhât, eğer Allah’tan çekinmeseydim Arabın dâhîsi olurdum ben.
  • Haktan ve hak ehlinden ayrılma; ayağın sürçmesin, çünkü biz Ehlibeyti bırakıp başkasına sarılan helâk olur, dünyâsını da yitirir, âhiretini de.
  • (Eimme-i Hûdâyı (s.a.a) anlatırlarken buyurmuşlar-dır ki:)

Bilgileri iman gerçekliğiyledir. Yakıyn ruhuyla yakıyne ermişlerdir. Nimete erenlerin güç bulduklarını onlar kolay sayarlar; bilgisizlerin kaçtıkları, hoşlanmadıkları şeylerle huylanırlar. Ruhlarıyla en yüce yerdeyken dünyâ ehliyle, bedenleriyle konuşur görüşürler. Onlar yeryüzünde Allah halifeleridir; onun dinine halkı çağıranlardır. Âh âh onları görmeyi ne de özlemişimdir.

Onlardır îmânın direkleri, halkın Allah’a vesîleleri. Hak onlarla aslına erer; batıl onlarla sökülür gider; dili kesilir, susar. Dini korumak ona riâyet etmek husûsunda sıkı davranırlar. Bu husûsi sımsıkı tutarlar. Hem de duyup rivâyet etmek yoluyla değil. Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Rasûlullah’ın sırrının mahremi onlardır; emrini koruyanlar, bilgisine sâhip olanlar, hükmünü yerine getirenler, kitaplarını hıfzedenler, dininin dağları onlardır.

Dinin gözüdür, yüzüdür onlar. Rahmân’ın hazineleridir onlar. Söylerlerse gerçek söz söylerler; susarlarsa başkaları sözlerine söz katamaz. Onlardır dînin esası, yakıynin direği. İleri giden, dönüp onlara gelir; geri kalan varır onlara ulaşır.

Onlardır karanlıkların ışıkları, hikmetlerin kaynakları, ilmin mâdenleri, hilmin karar ettiği yerler. Onlardır ilmin yaşayışı, bilgisizliğin ölümü. Hilimleri ilimlerinden haber verir size; susmaları, sözlerini anlatır size. Hakka aykırı hareket etmezler ve hakta ayrılığa düşmezler. Hak, susarlarsa da onlardadır, söylerlerse de, gerçek tanık olurlarsa da.

  • Tohumu yarıp bitirene, bedeni halkedene andolsun; bir toplum çıkacak ki önceden Muhammed (s.a.a), nasıl Kur’ân’ın tenzili için savaştıysa, o toplum da te’vili için başlarınıza vuracak ve bu, size Rahmân’ın hükmüdür, âhır zamanda olacak.
  • Dünyâ bir topluma teveccüh etti mi başkalarının iyiliklerini, güzelliklerini eğreti olarak onlara verir; bir toplumdan da yüz çevirdi mi kendilerindeki iyilikleri, güzellikleri de onlardan gidiverir.
  • Dünyadakiler, uykuda yol alan kervan ehline benzerler.
  • Zaman bedenleri yıpratır, dilekleri tâzeler, ölümü yakınlaştırır; umulanı uzaklaştırır, kim ona dost olur, onu elde ederse zahmete düşer, kim onu yitirirse yorulur, darlığa uğrar.
  • İnsanların solukları ecellerine doğru attıkları adımlarıdır.
  • Dünyâ görünüşü yumuşak olan, içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer. Aldanan bilgisiz ona meyleder, akıllı kişiyse ondan çekinir.
  • Zaman ikidir; Ya sana yâr olur, ya aleyhine döner. Yâr oldu mu, aldanıp gaflete düşme; aleyhine döndü mü de dayan.
  • (Bir cenâzede gülen birisini duyunca buyurdular ki.)

Sanki ölüm, bizden başkalarına yazılmış, sanki bu gerçek, bizden başkasına hükmedilmiş. Sanki görüş durduğumuz şu ölüler, bir yere gidiyorlar ki tez  bir zamanda dönüp tekrar gelecekler bize. Onları kabirlerine götürmedeyiz; miraslarını yemedeyiz. Sanki bizler onlardan sonra kalacaklarmışız. Her öğüdü unutmuşuz, her âfeti ardımıza atmışız. Bizi kökümüzden  çıkaracak her belâya göz yummuşuz.

  • Ne mutlu kendisini alçaltana, kazancını tertemiz bir hâle koyana, özünü düzgün bir hâle getirene, huyunu güzelleştirene, malının fazlasını yoksullara verene, ağzını beyhude sözlerden yumana, şerrini insanlardan giderene; kendisine sünnet ağır gelmeyene, bidate mensup sayılmayana.
  • Şaşarım nekese ki korktuğu yoksulluğa doğru koşup durur; arayıp istediği zenginlik, elinden yiter geder. Dünyâda yoksullar gibi yaşar âhiretteyse zenginlerin sorusuyla soruya çekilir.

Şaşarım o gülen, benliğe düşen kişiye ki, dün bir meni parçasıydı, yarın bir leş olacak.

Şaşarım Allah’ın varlığından şüpheye düşene ki Allah’ın halkını görüp durur. Şaşarım Allah’ın varlığından şüphe edene ki ölenleri gözleriyle görür. Şaşarım âhiret yaşayışını, tekrar dirilişi inkâr edene ki ilk yaratılışı görür, bilir. Şaşarım yokluk yurdunu yapıp durana ki varlık yurdunu terk eder gider.

  • (Sıffin’den dönerlerken Kûfe dışındaki mezarlığa gelince buyurdular ki:)

Ey yalnızlık diyarının, ıssız yerlerin, karanlık kabirlerin halkı, ey toprağa döşenmiş, gurbete düşmüş, yalnızlığa eş olmuş, korkunç ve tenhâ yerlere sığınmış kişiler, siz bizden önce yaşadınız, gittiniz; bizse ardınıza düştük, size ulaşmak üzereyiz. Bıraktığınız evlerde oturanlar var; zevcelerinizi nikâhladılar; mallarınızı paylaştılar. Bu bizim size verdiğimiz haber, sizden ne haber var?

(Sonra ashabına dönerek buyurdular ki:)

Söz söylemelerine izin verilseydi size elbette haber verirler, derlerdi ki: Gerçekten de en hayırlı azık takvâdır.

  • Allah’ın bir meleği vardır, her gün bağırır; doğun ölüm için. Toplayın yok olmak için, yapın yıkılmak için.

Dünya karar edilecek yurda geçittir; insanlarsa orda iki bölüktür: Bir bölüğü kendilerini satar; helâk eder dünyâ onları. Bir bölüğü canlarını kurtarır; azâd eder dünyâ onları.

  • Zamanın değişmesi insanların özlerindekini bildirir.
  • İnsanlar, dünyanın oğullarıdır. İnsan anasını severse kınanmaz.
  • Yoksul Âdemoğlu, eceli ne vakit gelip çatacak, bilmez. Ne illetlere uğrayacak, haberi bile olmaz. Yaptığı işler unutulmaz. Sivrisinek ısırsa canı yanar; boğazında su dursa onu boğar; terlese pis pis kokar.
  • Dünyâ başkaları için yaratılmıştır, kendi için değil.
  • İnsanlara bir zaman gelip çatar ki o zamanda Kur’ân’dan ancak eser ve yazı, İslâm’dan da isim kalır. O gün insanların mescitleri mâmurdur yapı bakımından; haraptır hidâyete mahal olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hatâ onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah buyurur ki: Zâtıma andolsun ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki bilim sâhibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar. Biz Allah’ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.
  • İnsanlar bir tomara çizilmiş sûretlere benzerler. Tomar dürüldükçe bir kısmı yiter, bir kısmı gelir.
  • Geceyle gündüz yaşayanların eserlerini gidermek, geçmişlerin izlerini yok etmek için çalışıp duran iki emekçidir.
  • Akıllının gönlü, sırrının sandığıdır. Güler yüz, güzel huy dostluk ağıdır; tahammülse ayıpların kabridir.
  • (İmam Hasan’a (a.s) buyurdular ki.)

Oğulcuğum, benden dört şey belle, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de aklında tut: Zenginliğin en üstünü akıldır; yoksulluğun en büyüğü ahmaklık. Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir; soyun-sopun en yücesi güzel huy. Oğulcuğum, ahmakla eş dost olmaktan sakın; sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Nekesle eş dost olmaktan sakın; ona en fazla muhtâç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur. Kötülük edenle eş dost olmaktan sakın; o, pek az bir şeye seni satar gider. Yalancıyla eş dost olmaktan sakın; çünkü o, serâba benzer; uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.

  • Akıllının dili gönlünün ötesindedir; ahmağın gönlüyse dilinin ötesinde.
  • Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.
  • Bilgisiz kişiyi, bir işte, bir fikirde ya pek ileri gitmiş görürsün, ya pek geri kalmış.
  • Akıl tamamlandı mı söz azalır.
  • İşler şüpheli göründü mü, sonunu görerek önü hakkında hüküm vermek gerekir.
  • Nerede olursa olsun, hikmeti almaya bak; çünkü hikmet münâfıkın gönlünde, oradan çıkıp ona sâhip olan müminin gönlüne girerek karar edinceye dek sâkin olmaz.
  • Hikmet, müminin yitik malıdır; isterse nifak ehlinden olsun, hikmeti al.[13]
  • Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır gider.
  • Bilginin en aşağılığı, dilde olanıdır; en yücesi de insanın uzuvlarında ve işlerinde görünenidir.
  • Bir haberi duydunuz mu onun hükmüne uymak suretiyle duyun, belleyin ve rivâyet edin onu; yalnız nakletmek için değil; çünkü bilgiyi rivâyet edenler çoktur; fakat ona riâyet edenler azdır.
  • Nice bilgin vardır ki bilgisi olduğu halde ona fayda vermez de bilgisizliği öldürür gider onu.
  • Akıldan daha faydalı mal, kendini beğenmekten daha korkunç yalnızlık, tedbir gibi akıl, takvâ gibi kerem, güzel huy gibi eş dost, edep gibi miras, başarı gibi kılavuz, iyi işlerde bulunmak gibi alış-veriş, sevap gibi kâr, şüpheli şeylerde durup çekinmek gibi sakınmak, haramdan kaçınmak gibi zâhitlik, düşünmek gibi bilgi, farzları yerine getirmek gibi ibâdet, utanmak ve sabretmek gibi îman, gönül alçaklığı gibi soy sop, bilgi gibi yücelik, hilim gibi üstünlük, danışmak gibi arka yoktur.
  • İktisada riâyet eden yoksulluğa düşmez.
  • Hoş geçinmek aklın yarısıdır.
  • Kendi bildiğine göre danışmadan iş gören, helâk olur gider; insanlarla danışansa onların akıllarına eş olur.
  • İnsanlar, bilmedikleri şeylere  düşmandırlar.
  • İnsanın kendini beğenmesi, aklına haset eden bir sıfattır.
  • Yüce kişinin en iyi huylarından biri bildiğini bilmezlikten gelmesidir.
  • Hikmet sâhibi kişilerin sözleri doğruysa devâdır, yanlışsa hastalık.
  • Bilginizi bilgisizlik, yakininizi şüphe hâline getirmeyin. Bildiniz mi amel edin; yakıyne erdiniz mi ayak direyin.
  • Allah bir kulu alçalttı mı, ona bilgi başarısını men eder.
  • Ahmakla eş dost olma; kendi yaptığını sana güzel gösterir, seni de kendine benzetmek ister.
  • İbret alınacak şeyler ne de çok, ibret alanlarsa ne az.
  • İlim ikidir: Yaratılıştan olan, duyup bellenen. Duyulup bellenen bilgi, yaratılışta bilgi kabiliyeti yoksa fayda vermez.
  • İlim amelle eşittir; bilen amel eder. İlim, amelle seslenin; amel cevap verirse ne âlâ, cevap vermedi mi ilim de göçer gider.
  • (Câbir b. Abdullah-i Ansârî’ye buyurdular ki:)

Yâ Câbir, dünyâ dört şey üstünde durur: Bilgisiyle amel eden, halka da öğreten bilgin; öğrenmekten utanmayan, çekinmeyen bilgisiz, varlığında nekeslikte bulunmayan cömert, âhiretini dünyâsına satmayan yoksul. Bilgin, bilgisini yitirirse, bilgisiz de öğrenmekten çekinir. Zengin, malında nekeslik ederse yoksul da âhiretini dünyâsına satar.

Yâ Câbir, kime Allah’ın nimetleri çok gelir, kimin malı fazlalaşırsa insanların ona ihtiyacı artar; kim, Allah’ın verdiği nimetlerde kendisine vâcip olanı yerine getirirse o nimetlerin devâmına, sebep olur; kim, vâcip olanı ifâ etmezse o malı mülkü zevâle atmış, yok etmeye başlamıştır.[15]

Seni azgınlık, yolundan alıkor, doğru yola sevk ederse bu, aklına delâlet eder, akıllı olduğuna delil olarak bu yeter sana.

  • Nice kişiler vardır ki haklarında güzel sözler söyleyen kişilerin sözlerine kanarlar, aldanırlar.
  • Hüküm verişte susmakta hayır olmadığı gibi bilgisiz söz söylemekte de hayır yoktur.
  • İki haris vardır ki doymaz da doymaz: Bilgi isteyen, dünyâ dileyen.
  • Her kaba bir şey koyunca daralır; ancak bilgi kabı müstesnâ. Ona bilgi kondukça genişler.
  • Âlim ölü olsa bile diridir. câhil diri olsa bile ölü.
  • Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl, eskimeyen, yıpranmayan bir elbise.
  • Bilgin, kadrini bilen kişidir; bilgisiz, yaptığını bilmeyen kişidir. Akıllı, ameline dayanır, câhil, emeline dayanır. Bilgin, kalbiyle, gönlüyle bakar görür; câhil, gözüyle bakar görür.
  • Akıl gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.
  • Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.
  • Hilim hikmetin meyvesidir; gerçekse dalları, budaklarıdır.
  • Allah rahmet etsin kadrini bilene, haddini aşmayana.
  • Bilgin kişinin rütbesi, rütbelerin en yücesidir.
  • Bilgin kişinin bilgisinden dolayı şükrü, bilgisiyle amel etmesi ve o bilgiyi, müstahak olana belletmesidir.
  • İki şey vardır ki sonu bulunmaz; Bilgi, akıl.
  • Akıllının zannı, câhilin yakininden daha doğrudur.
  • Şer işle hayır dileyenin aklı da bozulmuştur, duygusu da.
  • Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.
  • Ölç, biç, sonra kes; düşün, taşın, sonra söyle; anla, bil, sonra yap.
  • Kendini bilmeyen, başkasını nasıl bilir?
  • Ya söyleyen, işrâd eden bilgin ol, ya dinleyen, belleyen kesil; üçüncüsü olmaktan sakın.
  • Kişinin gönderdiği elçi, aklının tercemânıdır; mektubuysa sözden daha anlatışlıdır.
  • Seni ıslâh etmeyen bilgi, sapıklıktır; sana faydası olmayan mal, vebâldir.
  • Câhil dostundan ziyâde akıllı düşmanına güven.
  • Görmek yalnız gözle olmaz; görüşler, görenleri aldatabilir.
  • Kullar, bilmedikleri şeylerde duraklasalardı ne kâfir olurlardı, ne dalâlete düşerlerdi.
  • Kendini bilen rabbini bilir.
  • İnsanın, kendisindeki noksanı bilip anlaması, olgunluktan ve ileri üstünlüğündendir.
  • Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmağın alâmetlerindendir.
  • Bilgiyle dirilen ölmez.
  • Bilgiyi, ehil olmayana veren, bilgiye zulmetmiştir.
  • Söyleyene bakma, söylenene bak.
  • Kendi reyinle hareket etme; kendi reyine uyan, helâk olur gider.
  • Tamaha yapışan kendini alçaltır. Zarara düştüğünü açıklayan alçalmaya razı olur. Dilini kendisine buyruk sâhibi eden, diline geleni söyleyen, kendisine zarar verir.
  • Nekeslik ayıptır; korkaklık noksan. Yoksulluk, delil getirmede aklı dilsiz eder; yokluğa düşen, şehirde garip olur gider. Âciz kalmak âfettir; sabır yiğitlik. Çekinmek zenginliktir; sakınmak kalkan.
  • Allah’a razı olmak ne güzel eş dosttur; bilgisiyle büyük bir miras. Edeplere riâyet, boyuna yenilenen elbisedir, düşünceyse saf bir ayna.
  • Uzaklaşmak ayıpları örter. Yaptığı işi beğenen kişiyi kınayan çok olur.
  • İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağrışsınlar sizin için.
  • İnsanların en âcizi, insanlardan kardeş edinemeyenidir; ondan daha âcziyse kardeş edindikten sonra onu yitirenidir.
  • En yakını yitiren, en uzağı da yardımcı olarak bulamaz.
  • Dileğine uyup koşan, eceline kavuşur.
  • Korku ümitsizliğe eş olmuştur; utanç mahrûmiyete. Fırsat bulut gibi geçip gider; hayırlı fırsatları elde etmeye çalışın.
  • Ettiği iş ağır olan kişinin soyu boyu da onunla tezce yürüyemez.
  • Büyük günahların kefâreti, zulme düşenlere yardım etmek, acze düşenleri ferahlandırmaktır.
  • Zâhitliğin en üstünü, zâhitliği gizlemektir.
  • Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer işleyense şerden de kötüdür.
  • Cömert ol, nekeslikte ileri gitme; saygılı ve sıralı ver, ihsan ederken, vermemişe de dönme.
  • Zenginliğin en yücesi dilekleri terk etmektir.
  • Halka istemediği, hoşlanmadığı şeyleri söyleyen kişi hakkında halk da, bilmediği şeyleri söyler.
  • Kimin dileği uzar giderse kötü işleri de çoğalır gider.
  • Seni gama, gussaya sokan kötülük, Allah katında sana benlik veren iyilikten daha hayırlıdır.
  • İnsanın değeri, himmetincedir; gerçekliği, adamlığıncadır, erliği, yaptığı kötülükten utancı kadardır; temizliği ve nâmusu da kıskançlığı derecesindedir.
  • Üst olmak, ihtiyâta riâyetle olur. İhtiyata riâyet, düşü-nüp taşınmakla mümkündür, düşünüp taşınmak da sırları gizlemekle olur.
  • Yüce kişinin aç kalınca, aşağılık kişinin, karnı doyunca saldırısından korkun.
  • İnsanların gönülleri ürkektir; kim onları elde ederse ona alışırlar.
  • Devlet sana yâr oldukça ayıbın gizli kalır.
  • İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, cezâ vermeye en fazla gücü yetenidir.
  • Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse utançtandır ve kötüdür.
  • Sabır ikidir: İstemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; sevdiğin, dilediğin şeye sabretmek.
  • Zenginlik gurbette yurttur; yoksulluk yurtta gurbet.
  • Zanaat tükenmez maldır.
  • Mal, isteklerin temelidir.
  • Seni çekindiren kişi, sana  müjde verene benzer, ona eşittir.
  • Dil yırtıcıdır; yuları bırakıldı mı salar, parçalar.
  • Dostları yitirmek, gurbete düşmektir.
  • İhtiyacı olan şeyi elde edememek, ehli olmayandan istemekten ehvendir.
  • Kim bir işte halka, öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli; bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce huyuyla öğüt vermek sûretiyle olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya değer.
  • Her sayılı şey biter; her beklenen gelip çatar.
  • İhtiyarın reyini, gencin yiğitliğinden çok severdim.
  • Tövbe etmek elindeyken ümidini kesene şaşarım.
  • İnsanda bir et parçası vardır ki bedenine bir damarla bağlanmıştır. Bu da kalptir ve pek şaşılacak bir uzuvdur bu. Onun hikmete ait şeyleri ve bunlara aykırı zıt şeyleri vardır. Ümide kapıldı mı tamah alçaltır onu. Tamah onu heyecana düşürdü mü hırs helâk eder onu. Ümitsizlik ona sâhip oldu mu keder öldürür onu. Kızgınlık onu kavradı mı öfke de kavrar onu. Hoşnût oldu mu korunmayı unutur gider. Korkuya kapılınca korunmaya başlar. Esenleştiğini sanınca gaflete düşer. Bir musibete uğradı mı kararsız bir hâle gelir. Bir mal buldu mu zenginlik azdırır onu. Yoksulluk onu ısırdı mı belâ kavrar onu. Açlığa düşünce zayıflık çökertir; fazla doyunca da mîde dolgunluğu rahatsızlığa uğratır onu. Her hususta geri kalış zarar verir ona; her işte ileri gidiş bozguna düşürür onu.
  • Noksan sıfatlardan münezzeh Allah’ın emri, rüşvet almayan, aşağılanmayın, tamah yoluna gitmeyen kişiyle doğrulur, yerine gelir.
  • İki iş arasında ne kadar da uzaklık var; İş var, tadı gider, vebâli kalır; iş var, zahmeti geçer, sevâbı kalır.
  • Dost, kardeşini üç halde korumadıkça tam dost olamaz; Düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümün-den sonra. Dört şey verilene dört şey harâm olmaz: Duâya koyulan icâbetten, tövbeye başarı ihsan edilen kabûlden, istiğfara yöneltilen bağışlanmaktan, şükretmeye fırsat ilhâm edilen, nimetin ziyâde olmasından mahrûm kalmaz. Bunu da Allah’ın Kitabı gerçeklemektedir. Yüce ve Ulu Allah buyurur ki “Dua edin, icâbet edeyim size.” 40, Mü’min, 60) “Kötülük eden, yahut nefsine zulümde bulunan, sonra istiğfar ederse Allah’a, Allah’ı suçları örtücü ve inananlara acıyıcı olarak bulur.” 4, Nisâ, 110) Şükür hakkında da “Şükrederseniz nimeti çoğaltarım size” buyurmuştur. (14, İbrâhim, 7) Tövbe hakkında da “Tövbe, ancak bilgisizlikle kötülük edip sonra hemen tövbe edenlerden kabûl edilir. Onlardır Allah’ın, tövbelerini kabûl ettiği kişiler ve Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir” buyurmuştur. (4, Nisâ, 17).
  • Dert ve gam ihtiyarlığın yarısıdır.
  • İnsan, dilinin altında gizlidir.
  • Kadrini bilmeyen kişi helâk olur gider.
  • (Birisi, kendisine öğüt vermesini isteyince buyurdular ki:)
  • Herkes için tatlı, acı bir son vardır.
  • Her gelip çatan dönüp gider; her dönüp giden gelmemişe, olmamışa döner.
  • Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden, mutlaka zafer ulaşır.
  • Bir toplumun yaptığına razı olan, onlardan sayılır. Onlardan sayılan her kişinin de iki suçu vardır: O işi işlemek suçu, o işe razı olmak suçu.
  • Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yolun biri, mutlaka sapıklık yoludur.
  • Her zulme başlayan, yarın pişman olur, elini ısırır, kemirir.
  • Töhmetlenecek yere varan kişi, hakkında kötü zanna düşeni kınamasın.
  • Yoksulluk en büyük ölümdür.
  • Kendini beğenmek ilerlemeye engel olur.
  • Gözleri görene sabah ışımıştır.
  • Büyüklük, ululuk, gönül genişliğiyle, tahammülle mümkündür.
  • Kötülükte bulunanları iyilik edene mükâfat vererek payla, yola getir.
  • Kötülüğü, şerri kendi gönlünden çıkarmak suretiyle, başkalarının gönüllerinden sök çıkar.
  • Tamah ebedi köleliktir.
  • İleri gidişin meyvesi nedâmettir. İhtiyatın meyvesi selâmet.
  • Hikmetle hüküm vermek hususunda susmakta hayır olmadığı gibi bilgisizlikle söz söylemekte de hayır yoktur.
  • Ey âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi başkası için biriktirmedesin.
  • Cömertlik, şerefleri koruyan bir sıfattır; hilim, kötü kişilerin ağızlarını bağlar; bağışlamak, üstün olmanın zekâttır; hıyânet eden dosttan ayrılış, teselli bulmaktır; danışmak, doğru yola gitmektir. Kendi aklıyla iş gören, kendini tehlikeye atar; sabır, düşmanları oklara hedef eder; sızlanmak, zamâne cefâlarına yardımcı olur. Zenginliğin en üstünü dileği terk etmektir. Nice akıl vardır, hevâ ve hevesin buyruğuna uyar, esir olur. Güzel tecrübe, başarıdandır; dostluk, insana fayda veren yakınlıktır; usanıp daralan kişiye emniyet etmemek gerektir.
  • Kim hayâ libâsına bürünürse halk, onun ayıplarını görmez.
  • Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.
  • Senin hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.
  • Ey âdemoğlu, kendi nefsinin vasîsi ol da malında, senden sonra ne yapmalarını istiyorsan sen yap.
  • Hâin kişilere vefâda bulunmak, Allah’a hıyânette bulunmaktır; hâinlere gadretmekse, Allah’a vefâ etmek demektir.
  • Dostunu ihtiyatla sev, olabilir ki birgün sana düşman olur: Düşmanınla da ihtiyata riâyet ederek düşmanlıkta bulun, olabilir ki birgün sana dost kesilir.
  • (Doğu ile batı arasındaki yol ne kadardır diye sorulunca buyurdular ki:)
  • Güneş için bir günlük yol.
  • Dostların üçtür, düşmanların da üç. Dostların, dostundur, dostunun dostudur, düşmanının düşmanı. Düşmanların da düşmanındır, dostunun düşmanı, düşmanının dostu.
  • Kıskanç olan, gayret sâhibi bulunan, kesin olarak zinâ etmez.
  • Babaların dostluğu, oğulların yakınlığını meydana getirir. Dostluk yakınlığa muhtaçtır, onunla tamamlanır; fakat yakınlık dostluğa, sevgiye  daha ziyade muhtaçtır; yakınlık sevgiyle olur.
  • Taşı nereden geldiyse oraya atın; çünkü şerri ancak şer giderir.
  • Zâlime gelip çatan adalet günü, mazlûmun uğradığı cevir ve cefâ mihnetinden çetindir.
  • Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmekse ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasetten.
  • Suçların en çetini, sâhibine ehven ve ehemmiyetsiz görünenidir.
  • Kendi ayıbını gören, başkalarının ayıbıyla oyalanamaz; isyan kılıcını kınından sıyırın, onunla öldürülür. Kim bütün gücüyle bir işe sarılırsa helâk olur gider. Kim, kendisini zarar ve tehlike denizine atarsa garkolur, batar. Kötü bellenen şeylere sarılan kötülükle kınanır. Kimin sözü çoğalırsa yanlışı da çoğalır. Kim fazla yanılırsa utancı azalır, utancı azalanın çekinmesi de azalır; çekinmesi azalanın gönlü ölür, gönlü ölen kişi ateşe girer. Kim halkın, ayıplarını görür, onları kınar, fakat kendisi de o işleri yaparsa ahmağın ta kendisidir. Kanaat tükenmez maldır. Ölümü fazla anan, dünyânın az nimetine de razı olur. Sözünü, amelinden bilen kişinin sözü azalır; o, ancak gereken sözü söyler.
  • Zâlim kişinin üç alâmeti vardır: Günaha dalıp kendisinden üstün olana zulmeder; kendinden alt olana, kendisi üst olduğu için zulmeder; zulmeden bölüğe yardımcı olur, zulmeder.
  • Şiddet son dereceyi buldu mu ferahlık gelir çatar . Belâ halkaları tam daraldı mı, genişlik yüz gösterir.
  • Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken başkasını ayıplamandır.
  • Düşünce sâf bir aynadır. İbret almak korkutan bir öğütçü, başkasında görüp de hoşlanmadığın şeyden çekinmense edep olarak yeter sana.
  • Gerçekten de hak ağırdır, fakat tatlıdır; batılsa hafiftir, fakat insanı helâk eder.
  • Söz, söylemezsen senin hükmüne tâbîdir; ama söylemeye başladın mı sen ona mahkûm olursun. Paranı pulunu nasıl gizliyorsan sözünü de gizle; nice söz vardır ki nimeti giderir, zahmeti, mihneti getirir.
  • Bilin ki yoksulluk, belâlardan bir belâdır; yoksulluktan da çetini beden rahatsızlığıdır; ondan çetin olansa gönül rahatsızlığıdır. Bilin ki mal genişliği nimetlerdendir; fakat mal genişliğinden daha üstün olan şey beden sihhatidir; beden sihhatinden daha üstün olansa gönül huzûrudur.
  • Konuşun da tanışın, çünkü insan, dilinin altında gizlidir.
  • Nice söz vardır ki saldırıştan daha da tesirlidir.
  • Gerçekle savaşan elbette altolur gider.
  • Yumuşaklıkla hareket etmek, insana soy boydur.
  • Hayır işleyin, hayrı azımsamayın, küçümsemeyin; çünkü onun küçüğü de büyüktür; azı da çoktur. İçinizden biri, başkası bu hayrı işlemeye benden daha lâyık demesin; çünkü andolsun Allah’a, sonra o da sizin için böyle der. Hayır işleyecek kişi de vardır, şer işleyecek kişi de. Siz bu ikisini terk ettiniz mi, işleyecek, işler o işi.
  • Gizli işlerini, özünü temizleyen, ıslâh eden kişinin dışını da temizler Allah ıslâh eder onu; dîni için iş işleyenin dünyâ işlerini de düzene kor Allah. Allah’la arasını düzelten kişinin Allah, insanlarla da arasını düzeltir.
  • Hilim insanı örten bir örtüdür; akılsa keskin bir kılıç. Huylarından kötü olanlarını hilminle ört. Hevâ ve hevesini de aklınla öldür.
  • Emir sahibi olmak, insanların özlerinin sınanmasıdır.
  • İçinde bulunduğun şehirden daha lâyık şehir yoktur sana. Şehirlerin hayırlısı, içinde geçimini sağlayabildiğin şehirdir.
  • Bir insanda güzel bir huy varsa, bekleyin o huya benzer başka güzel huylarını da.
  • Hilim ve düşünceyle hareket etmek, acele etmeden iş başarmak, ikiz çocuklardır; bunlar yüce himmetten doğarlar.
  • Tecrübe sâhibi kişi, hekimden daha bilgindir. Garip, dostu olmayandır.
  • Kadınların kötülerinden çekinin; hayırlılarından sıkının.
  • Nice zengin vardır ki yoksuldan da yoksuldur; nice büyük kişi vardır ki her aşağılık kişiden de aşağıdır; nice yoksul  da vardır ki bütün zenginlerden daha zengindir.
  • Müminin şükrü amelinde görünür. Münâfıkın şükrüyse dilindedir ancak.
  • İki şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez: Gençlik ve âfiyet.
  • Batıla yardım eden, hakka zulmeder.
  • Büyük kişilerin zaferi bağışlamaktır, ihsanda bulunmaktır. Aşağılık kişilerin zaferiyse ululanmaktır, azgınlık etmektir.
  • Nefsine hâkim olman, en üstün güç, kudrettir. Ona buyruk yürütmen en hayırlı emârettir.
  • Şehvetle kul olan parayla alınmış köleden de aşağılıktır.
  • Utancın üstünü, insanın kendinden utanmasıdır.
  • Nice kan vardır ki onu dil döker.
  • Nefsine zulmeden, başkasına karşı nasıl adaletle muâmele edebilir?
  • Mazlûma yardımcı ol, zâlime düşman kesil.
  • İyiliği emret, kötülükten nehyet. Senden kesileni dolaş, sana vermeyene ver.
  • Yüce kişiden ona ihânette bulunduğun zaman çekin; aşağılık kişiden de ona ihsanda bulunduğun zaman; ihsan sahibindense onu daralttığın zaman  sakın.
  • Gözle görmek bir şeyi duymaya benzemez.
  • Yaptığın ayıbı öven, sana dalkavukluk eden, bulunmadığın yerde seni ayıplar, kınar.
  • Allah’ın nimetlerini düşünene Allah başarı verir; Allah’ın zâtı hakkında düşünense zındık olur.
  • İnsanda dil olmasa, insan söz söylemese, sûrete bürünmüş bir varlıktan, yahut başı boş bırakılmış otlayan bir hayvandan başka ne olabilir ki?
  • Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söyleyen gibidir.
  • Şerden çekinen kişi, hayır yapana benzer; suçtan sakınan kişi, iyilikte bulunana döner.
  • Babaların dostluğu oğulları arasında soy sop birliği demektir.
  • Sözün dikildiği yer, gönüldür; ısmarlandığı yer düşüncedir, onu kuvvetlendiren akıldır, meydana çıkaran dildir; bedeni harflerdir, canıysa anlamı; süsü, düzenli söylenmesidir; düzgünlüğüyse doğru oluşu.
  • Can gözü kör olunca gözle görüşün faydası yoktur.
  • Allah’ın sana verdiği nimetleri yitirme; onun verdiği nimetleri eseri, sende görülmelidir.

 

 


 

 

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv