Aşura’nın Etkileri – İmam Ali Hamaney
Bu yazı kez okundu.
29 Mart 2014 17:18 tarihinde eklendi

Muharrem ve Aşura meselesiyle ilgili olarak şunu belirtmeliyim ki, hareketimizin ruhu, genel istikameti ve zafer nedeni Hz. Huseyn (A)’a olan teveccühümüz ve Aşura’yla ilgili konulara bakışımızdır. Bu mesele bazıları için, anlaşılması ağır bir konu gibi gözükebilir. Ancak, gerçek böyledir. Hiç bir düşünce, hatta derin bir inanca bile dayansa, milyonluk halk kitlelerini böylesine derinden etkileyerek harekete geçiremezdi. Halk kitleleri bu olay karşısında kendisini bazı görevlerin beklediğini ve bu yolda her türlü fedakarlığa hazır olduklarını vurgulamaktadır.  

(Muharrem ayı eşiğinde İslam uleması, vaizler, cemaat imamları ve İslami Tebliğat Teşkilatı koordine şurası üyelerine hitaben yapılan konuşmadan / 2.8.1989)
  

Rahmetli İmam Khomeyni, İslam İnkılabı’ndan once, bir zamanlar hakim olan ve güya aydınlarca şekillendirilen bir yanılgıyı incelikle gidermeyi becermiştir. İmam, inkılabın ilerici siyasal istikameti ile Aşura hadisesiyle ilgili duygusal yönelişi birbiriyle kaynaştırmış ve böylece bu musibetin  geleneksel zikir ve matem törenleriyle anılmasını ihya etmiştir. Onun bu girişimi, bu törenlerin toplumda bir kenara itilen, eskimiş, unutulmuş ya da gereksiz gelenekler olmadığını ve tam tersine gerekli olduğunu, İmam Huseyn’in anılması, uğranılan musibet için yas tutulması ve Kerbela ehlinin faziletlerinin beyanı hedefiyle çeşitli dini ezgilerin matem törenlerinde okunması ve halk kitlelerini sarsacak, ağlatacak ve gönülleri yerinden koparacak bir kalite ve çeşitlilik içerisinde  eskisinden daha güçlü bir şekilde organize edilmesinin lüzumunu defalarca vurgulamış ve bizzat kendisi de bu etkinliklerde yer almıştır. 

Bizler, İslam İnkılabı’nın yıldönümü ve İmam Huseyn (A)’ın Muharrem’inin eşiğinde bulunmaktayız. Huseyni hareketin ürünlerinden biri, İslam Cumhuriyeti nizamıdır. İnkılab dönemindeki Muharrem ile inkılabdan önceki, bizim ömrümüze tekabül eden ya da  daha önceki dönemlerde düzenlenen Muharrem’ler birbirinden farklıdır. 


Yakın dönemdeki Muharrem’ler, bambaşka bir ruh ve anlam içeren, istikameti belli olan açık ve net zaman dilimleridir. Bizler, Muharrem’in sonuçlarını kendi hayatımızda gözlemlemekteyiz. İslam devleti, Hak’kın hakimiyeti, İslam kelimesinin yükseltilmesi, İslam’ın bereketi sayesinde dünya mustaz’aflarının gönüllerinde umutların artması, Muharrem’in meyvelerindendir. Bizler bu dönemde Muharrem ve ürünlerine birarada sahip bulunmaktayız. 


Muharrem’de ne yapmalıyız ? Cevap bellidir : Tüm İslam uleması, dini tebliğ ve zikir ehli Aşura hadisesini, Hz. Huseyn (A)’ın başına gelen musibetleri temel ve ciddi bir mesele olarak ele almalı ve kuru sloganlardan uzak durmalıyız. Gerçekten de eğer bu meseleyi ciddiye almak istersek, hangi yola başvurmalıyız ? 


Kerbela hadisesi, onurlu, güçlü ve heyecanlı bir biçimde baki kalmalıdır. Ben, Seyyid’üş-Şüheda’nın başından geçenleri merasimlerde ve minberlerde beyan eden sizler, ulema ve mübelliğlere bu konuda öğütlerde bulunmak durumunda değilim. Ancak, genel olarak şunu söylemeliyim ki,  bu hadise -
inkılab ve hareketimizin temel dayanağı olarak- tüm heyecanı ve onuruyla canlı tutulmalıdır. Eğer bizim bu hadise karşısındaki tutumumuz, tıpkı elli yıl kadar öncelerde olduğu gibi bir takım zihni mülahazalara dayanarak hadisenin ayrıntıları hakkında gelişigüzel bir seçimle matem ezgileri sıralayıp mü’minleri ağlatarak sevap kazanmaktan ibaret kalacaksa, bizim bu hadiseyi yıpratmamız mümkündür.

Bugün, Kerbela hadisesi, bir hareketin dayanak noktasıdır. Eğer bugün, bizlerden ‘bu hareketin kökleri nereye dayanmaktadır ?’ diye sorulacak olsa, ‘kökleri, Peygamberimize ve İmam Huseyn’e dayanmaktadır’ demeliyiz. İmam Huseyn kimdir ? Bu hadiseyi meydana getiren ve tarihe geçen insandır. Demek ki, İslam İnkılabı hareketinin asıl dayanak noktası, Kerbela eylemidir. Eğer bizler, bilerek veya bilmeyerek, bu hadiseyi aslında içinde olmayan kimi ayrıntılarla küçültürsek, hem Kerbela kıyamına ve hem de ondan kaynaklanan İslam İnkılabı’na hizmet etmiş sayılmayız.  

Hatta şunu ifade etmek mümkündür ki, bu  yılki Muharrem törenlerinde, sizlerin göreviniz önceki yıllara oranla daha fazladır. Bu yıl, ayrıca büyük İmam Humeyni’yi yitirdiğimiz için gönüllerimiz hala yaralıdır. İslami tebliğatla meşgul olan kurumlar, İmam’ın hatırasının hatta bir an bile hafızalardan silinmemesine çalışmalıdır. Elbette, onun hatırası asla unutulmayacaktır. İmam, şahsiyet ve azametiyle, taşıdığı ve masum imamlardan sonra hiç kimsede rastlamadığımız özellikleriyle bu kutlu ağacın kökü ve temeli konumundadır. Bu kök, daima güçlü, canlı ve taptaze kalmalıdır. İmam’ın hatırasını şahsiyetinin hakiki boyutları ve düşüncelerini açıklamakla ve vasiyetnamesindeki temel  vurgu ve uyarılara dikkat çekmekle canlı tutabiliriz.
 

(Muharrem ayı eşiğinde İslam ulemasından bir gruba hitaben yapılan konuşmadan / 2.8.1989)

 Halkın İmam Huseyn (A)’a olan sevgisi,  İslam’ın hayatı ve bekasının garantörü

 Halkın sevgisi, sizlerin sözleriniz karşısında derinden ve köklü bir biçimde tutuşup alevlenmelidir. Şia, sevgi ve muhabbet mezhebidir. Sevgi, Şia’nın temel özelliklerindendir. Şia gibi böylesine muhabbet ve duyguyla yoğrulan başka bir mekteb, mezheb, tarikat ve dine rastlamak pek zordur. Bunun nedeni, bunca muhalefete rağmen, bu düşünce biçiminin günümüze kadar baki kalmasında yatmaktadır. Çünkü  onun kökleri arı duru  bir sevgi yumağına uzanır, dostlara muhabbet besler, düşmandan nefret eder. Duygu fikirle koordine içindedir, duygu ve düşünce omuz omuza hareket eder. 

Bu ilke, önemli olduğu kadar, ilginç ve büyüleyicidir de… Eğer Şia’da sevgi olgusu varolmasaydı, ona yönelik bunca düşmanlıklar onu ortadan kaldırırdı. Siz müslüman halkımızın Hz. Huseyn’e olan sevgi ve muhabbetiniz, İslam’ın yaşaması ve baki kalmasını garantilemektedir. İmam Humeyni’nin ‘Aşura, İslam’ı muhafaza etmiştir’ şeklindeki sözü bu açıdan anlamlıdır. Hz. Fatıma’yı anma günleri, Hz. Muhammed (S) ve İmamlarımız (A)’ın milad ve vefat yıldönümleri de böyledir. Sanata dayanarak, halk arasındaki bu sevgiye derinlik kazandırın, tazeleştirin ve alevlendirin. Bu, büyük bir eylemdir.
 

(Hz. Fatıma (S)’nın doğum günü münasebetiyle yapılan konuşmadan / 7.1.1970)

 Huseyni eylem, İslam tarihinin hareket motoru

Huseyn bin Ali (A)’ın eylemi, gerçekten de İslam tarihine sahih İslami düşünceler istikametinde yön veren bir motor gibiydi. Özgürlük yanlısı herkes ve Allah yolunda cihad eden her mücahid tehlike meydanına atılmadan önce bu eylemden etkilenmiş, mayalanmış ve böylece ruhi ve manevi açıdan bir dayanak edinmiştir. Bizim inkılabımızda bu anlam çok açık ve seçik olarak kendini hissettirmiş bulunuyor. Eğer Huseyn’in eylemi olmasaydı, bizlerin böylesine çetin bir mücadeleye baş koyabilmemiz nasıl mümkün olabilirdi ?  

Aşura eylemi ve Seyyid’üş-Şüheda’nın mücadelesine tutunmanın inkılabımız üzerindeki etkilerini incelemek, uzun ve derin bir çabayı gerektirir. İnsan, bu meseleye dalınca, o büyük eylemin ne denli görkemli etkiler uyandırdığını büyük bir şaşkınlıkla izliyor ve böyle bir örnek eylemden yoksun kimselerin, bu boşluğu nasıl olup da doldurabileceklerini merak ediyor.
 

(Muharrem ayının eşiğinde ulema ve mübelliğlere hitaben yapılan konuşmadan / 11.7.1991)

 Toplumumuz, şii inançları ve düşüncelerine sahip bir bütün halinde İmam Huseyn (A)’ın şemsiyesi altındadır. Elbette bu, yalnızca şiilere özgü bir durum olmayıp, dünyanın çeşitli noktalarında şii olmayanlar ve hatta müslüman olmayanlar dahi bu sofradan bir türlü nasiplenmektedirler. 

Asırlar boyunca ve özellikle de şu son birkaç asır içerisinde din olgusuna bu tür bir bakış açısı, Hz. Huseyn sayesinde var idi ve halkı belirli bir düzeyde dine bağlı olarak tutmaktaydı. Bu alanda bir alt yapı sistemi oluşturulması, inkılabımız sırasında gerçekleştirildi. Ülke çapındaki bu büyük yapılanma sayesinde, Aşura hadisesine dayanan inkılapçı tefekkürümüz de her yere yayıldı ve halkı harekete geçirdi. Eğer bizim ülkemizi diğer İslam ülkeleriyle kıyaslayacak olursanız, İmam Huseyn’in adına rastlanmayan ülkelerle olan farklılığımızı farkedersiniz. Bu durum, toplumumuza bambaşka özellikler kazandırmıştır.

(Muharrem ayının eşiğinde ulema ve mübelliğlere hitaben yapılan konuşmadan / 4.7.1991) 

 Aşura eylemi, inkılabımızın ilham kaynağı

Aşura hadisesi, başından sonuna kadar, bir açıdan yarım gündü; bir başka açıdan iki gece ve gündüz ve bir açıdan da  sekiz gün sürmüştü. Yani, bundan daha fazla bir zaman değildi. İmam Huseyn’in Kerbela topraklarına girişi ile hanedanından ayrılışı arasındaki zaman dilimi kaç gündü ki ? Muharrem ayının ikisinden onuncu gününe kadar sekiz dokuz gün geçmişti. Asıl hadise de yarım gün içinde gerçekleşmişti. Dikkat ediniz, bu yarım günlük hadise tarihimizde ne büyük bir etki uyandırmış ve ilham kaynağımız olarak bugüne dek bütün canlılığıyla baki kalmıştır. Bu olay, nakledilip anlatılması ve halkın bundan duygusal olarak etkilenmesinden ibaret değildir. Hayır, Aşura bereket ve hareket kaynağıdır. 

Bu gerçeklik, inkılabımız ve savaş sırasında, geçmiş tarihimizde kendini  göstermiştir. Yalnızca Şia tarihinde değil, İslam tarihinde zulme karşı hatta şii olmayan müslümanlar tarafından gerçekleştirilen inkılablarda dahi Kerbela hadisesinin çok açık ve net etkileri olduğunu görmekteyiz. Belki de bu etkiler, İslami olmayan çevrelerde bile kendini göstermiştir. Tarihimizde yani binüçyüz, bindörtyüz yıl içerisinde o yarım günün etkileri büyük olmuştur. Demek ki, bu şaşılacak bir durum değildir. Eğer sekiz yıl kadar süren savaşımızla, İmam Huseyn’in sekiz-dokuz saat süren Aşura eylemini kıyaslayacak olursak, Aşura’nın daha muhteşem bir eylem olduğunu kabul etmek zorunda kalırız. Ben, o yarım gün içindeki fedakarlıklar kadar büyük bir olayın eşine tarihte rastlamadığımı söyleyebilirim. Gelip geçen tüm olaylar ondan daha küçüktür. Ancak, ondan bazı izler taşıyabilirler. Bu durumda, bu olayın kendi toplumumuzda da bunca yıl boyunca izler bıraktığını niçin düşünmeyelim ki ?  
 

(İslami Tebliğat Teşkilatı sanat dairesine  bağlı ‘direniş sanatı ve edebiyatı bürosu’ yöneticileri, yazarları ve sanatçılarına hitaben yapılan konuşmadan / 25.4.1991)
  

  Müslüman toplumlar, tarih boyunca Muharrem ayıyla ilgili meselelerden, Muharrem’in etkilerinden ve Aşura hadisesinin bereketlerinden fazlasıyla yararlanmıştır. İran halkının büyük inkılabında, Aşura’nın, Hz. Huseyn’in hatırasının ve Muharrem ayının önemli rolü olmuştur. Aşura, bitimsiz ve daimi bir konudur.  

(Muharrem ayı münasebetiyle çeşitli halk kitlelerine hitaben yapılan konuşmadan / 1.7.1992)

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv