Hakkın İsimlerinin Marifeti ile Cebir Tefviz Meselesi
Bu yazı kez okundu.
29 Mart 2014 16:46 tarihinde eklendi

 

بالسَّنَدِ المُتَّصِلِ إِلی عِمادِ الاِسلام وَ المُسلِمينَ، مُحَمَّد بنِ يَعقُوبَ الکُلَينی، رضوان الله عليه، عَن مُحَمَّدِ بنِ يَحيی، عَن أَحمَدَبنِ مُحَمَّدٍ، عَن أَحمَدَ [بنِ مُحَمَّدِ] بنِ أَبی نَصر، قال، قال أَبوالحَسَنِ الرِّضاء، عَليه السَّلام: قال الله: ياابنَ آدَمَ، بِمَشِِيئَتی کُنتَ أَنتَ الَّذی تَشاءُ لِنَفسِکَ ما تَشاءُ؛ وَ بِقوَّتی أَدَّيتَ فَرائِضِی، وَ بِنِعمَتی قَوِيتَ عَلی مَعصِيَتي جَعَلتُکَ سَميعاً بصيراً قويًّا؛ ما أَصابَکَ مِن حَسَنَةٍ فَمِنَ الله؛ وَ ما أَصابَکَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَفسِکَ. وَ ذلِکَ أَنِّی أَولی بِحَسَناتِکَ مِنکَ؛ وَ أَنتَ أَولی بِسَيِّئاتِکَ مِنِّی. وَ ذاکَ أَنَّنی لا أُسأَلُ عَمّا أَفعَلُ وَ هُم يُسأَلُونَ.

“İmam Rıza şöyle buyuruyor: “Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: “Ey Ademoğlu! Sen meşiyetimle nefsin için istediğini isteyebilen, kuvvetimle farzlarımı eda edebilen ve nimetimle günaha güç yetirebilensin. Ben seni duyar, görür, ve güçlü kıldım. Sana çatan iyilik Allah’tandır, sana çatan kötülükler ise nefsindendir. Zira ben iyiliklerine senden daha evlayım. Sen de kötülüklerine benden daha evlasın. Zira ben yaptıklarımdan sorulmam, ama onlar yaptıklarından sorulurlar.”[1]

 

Şerh

Bu hadis-i şerifte yer alan tabiat ötesi yüce ilimlerden bazı önemli i ve yüce konular, önsöz detaylarıyla birlikte zikredildiği taktirde çok uzayacağından ve kitabın kapasitesini aşacağından, özetle ve delil sonuçları olarak bazı konuları birkaç bölüm halinde beyan etmeye çalışacağız. Tevekkül sadece Allah’adır.

 

1. Bölüm: Hakk’ın İsimlerinin İki Makamı Olduğunun Beyanı Hakkında

Bil ki Allah’ın meşiyeti için, hatta ilim, hayat, kudret vb. sıfat ve isimleri için de iki makam vardır.

Birincisi zatî sıfat ve isimler makamıdır ki burhanla da ispat edildiği üzere vacib’ul vücud’un mukaddes zatı, vahid haysiyeti ve yalın cihetiyle tüm kemalleri ve bütün isim ve sıfatları haizdir. Tüm kemaller, isimler, celal ve cemal sıfatları vücudun yalın haysiyetine dönmektedir. Vücudun maverasında kalan her şey noksanlık, kusur ve yokluktur. Mukaddes zatı salt vücud ve sırf vücud olduğu için de sırf ve salt kemaldir. Tümü ilim, tümü kudret ve tümü hayattır.

Diğeri ise fiilî sıfatlar ve isimler makamıdır. Bu makam, zatî sıfat ve isimler ile zuhur makamı ve cemal ve celal sıfatlarıyla tecelli mertebesidir. Bu makam kayyumî birliktelik makamıdır. “O sizinledir”[2] “Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O’dur.”[3] Hakeza vechullah makamıdır. “Nereye yönelirseniz Allah’ın veçhi oradadır.”[4] Hakeza nuraniyet makamıdır: “Allah göklerin ve yerin nurudur.”[5] Mutlak meşiyet makamıdır: “Siz sadece Allah’ın istediğini istersiniz.”[6] “Allah eşyayı meşiyetiyle, meşiyeti ise bizzat yaratmıştır.”[7]Ehlullahın lisanında başka birtakım terim ve lakaplar da vardır. Şu ayette de bazı açılardan her iki makama işaret edilmiştir: “O evveldir ve ahirdir, zahirdir ve batındır.”[8]

Özetle mutlak fiili meşiyet makamının mülkî ve melekutî tüm varlıklar üzerinde kayyumi[9] bir ihatası vardır. Tüm varlıklar bir çeşit onun tecellisi ve mazharıdır. Bu fiilî meşiyet, mazhariyet, kulların meşiyetinin Allah’ın meşiyetinde fani oluşu, hatta kulların ve bütün varlıkların mazhariyeti ve miratiyeti (ayna oluşu) esasınca bu hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur “Ey Ademoğlu! Sen benim meşiyetimle meşiyet etmektesin. Hatta senin zatın ve zatının kemalleri benim meşiyetimin aynısıdır. Sen ve kemallerin meşiyetimin benim meşiyetimin mahzarı ve tecellisidir. “Sen attığında sen atmadın belki Allah attı.”[10] Bu irfanî mesele için ayet ve rivayetlerden bir çok deliller vardır ki burada zikri gerekli değildir.

Şeyh İşrak Hakk Teala’nın varlıklar hakkındaki detaylı ilmini bu fiili ilim makamından ibaret bilmektedir.[11] Muhakkik Tusi de bu hususta ona uymuştur.[12] Molla Sadra ise detaylı ilmin yalın zat makamı olduğunu söylemektedir. Dolayısıyla iki şeyhin görüşünü de mutlak olarak kabul etmemiştir. Ama ben burada zikredilmesi uygun olmayan bir beyanla bu farklılığın lafzî olduğuna inanıyorum.

Bu açıklamadan da anlaşıldığı üzere, varlık aleminde vücuda gelen ilahî/kudsi ve tabii/mülkî cevherler (tözler), a’razlar (ilinekler), zatlar (özler), sıfatlar (nitelikler) ve fiiller (edimler), tümüyle Allah’ın kuvvetinin ihatası, kudretinin nüfuzu ve kayyumiyeti ile vücuda gelmektedir. O halde“Farzlarımı kuvvetimle eda ediyorsun” cümlesi anlaşılmış oldu. Bu makam, geniş rahmet ve kapsamlı nimet makamının mutlak meşiyet makamdır. Nitekim şöyle buyurmuştur:

Nimetimle günaha güç yetirebilensin.”

 

2. Bölüm: Cebir ve Tefviz Meselesine İşaret

Bu hadiste cebir ve tefviz meselesine işaret edilmiştir. İki emir arasındaki emir ve iki menzil arasındaki menzil olan hak mezhebini, marifet ehlinin mesleği ile kalp ashabının yoluna uygun bir şekilde beyan etmiştir. Zira hem kul için meşiyeti, eda etmeyi ve kuvveti ispat etmiştir ve hem de bunları Allah’ın meşiyetine isnad etmiştir. “Sen meşiyet ettin; ama benim meşiyetimle senin meşiyetin zahir oldu. Sen farzı eda ettin, ama senin kuvvetin benim kuvvetimin zuhurudur. Geniş rahmeti yaymak olan nimetim ile günah işleme gücün hasıl oldu. O halde senden filler, sıfatlar ve vücutlar mutlak şekilde selb edilemez. Nitekim mutlak şekilde ispat da edilemez. Sen meşiyet ettin, ama meşiyetin benim meşiyetimde fanidir ve meşiyetimin zuhur ve tecellisidir. Sen kendi gücünle itaat ve isyana güç yetiriyorsun. Buna rağmen senin kudret ve kuvvetin, benim kudret ve kuvvetimin zuhurudur. Burada akla şu soru gelmektedir: O halde bu esas üzere, noksanlıklar, rezaletler ve günahları da Hakk’a isnad etmek gerekir.” Bu itiraza da felsefi kanıt ve irfanî zevk üzere şöyle cevap vermektedir: Allah-u Teala sırf kemal, hayır, cemal ve güzelliktir. O halde O’ndan olan her şey kemal ve hayırdır. Hatta vücud sistemi ve varlık hakikati gayb ve şuhud düzleminde kemalin aynısı, tamamiyet ve cemalin aslıdır. Noksanlık, rezalet, şer ve vebal ise yokluk ile ilgilidir. Mahiyetin gereklerindendir ve Hakk’ın yaratması ile ilgili bir şey değildir Tabiat alemi ve dar mülk yurdunda var olan şerlerin hepsi, varlıklar arasındaki çelişki ve dünya aleminin darlığındandır. Bu çelişkilerin hiç birisi Hakk’ın yaratışı ile ilgili değildir. Hayır, kemal ve iyilikler Hakk’tandır. Noksanlık şer ve günahlar ise kullardandır. Nitekim şöyle buyurulmuştur: “Sana isabet eden iyilikler Allah’tan, kötülükler ise nefsindendir.” O halde dünyevi ve uhrevi tüm saadetler ile mülkî ve melekutî hayırlar, hayırlar ve saadetler kaynağından var edilmiştir. Dünya ve ahiretteki tüm şerler ise varlıkların zatî kusur ve noksanlığındandır. Mutluluk ve mutsuzluğun nedenin yaratışı ile ilgili olmadığı, varlıkların zatından kaynaklandığı görüşü saadet boyunda doğru değildir. Zira saadet hakk’ın yaratışı ile ilgilidir. Zatlardan ve mahiyetlerden hiç birinde mutluluk yoktur. Mahiyet haysiyetine tam mutsuzluk ve salt helak döner. Ama mutsuzluk boyutunda doğrudur. Zira mutsuzluk mahiyete dönmektedir ve Allah’ın yaratışı ile ilgisi yoktur. Zira ca’l makamının ötesindedir.[13]“Mutlu kimse annesinin karnında mutlu ve mutsuz da annesinin karnında mutsuzdur.”[14]hadisinin ayrı bir manası vardır. Bu isim ve sıfatlar ilmiyle ilgilidir ki burada zikri uygun değildir.

Bu kanıtlanmış doğru açıklama esasınca akla şu soru gelmektedir: Hayırlarda varlıkları ve kötülüklerde ise kadim olan vacib kudreti azletmek, cebir ve tefvizi gerektirmektedir ve bu ise irfan mesleğinde ve delil ekolünde gerçeklere aykırıdır.”

Bu soruya da delil dilinde önceki bilgiler ışığında cevap vermiştir. Bunun niteliksel araştırması ise şudur: Allah iyiliklere kullardan daha evladır. Kullar ise kötülüklere Allah’tan daha evladır. Bu evleviyetin ispatı ise, iki tarafa da isnad edilmesinin ispatı esasıncadır.

Hayırlara, Allah’ın kullarından daha evla olduğu ve hayırların kullara isnadı, hayırların Allah’a isnadının “vücut” ve “bizzat” isnadı oluşudur. Zira hayırlar vücudun zatî özellikleridir. “Vacip”te zatın aynısı ve “mümkün”de ise ifaze/yaratış iledir. O halde hayırların verilişi yüce Allah’tandır. Zuhur aynası ve mazharı ise “mümkün”dür. Zahiriyet ve ifaze/yaratış isnadı ise mazhariyet ve kabullenme isnadından daha kamil ve tamdır. Ama kötülük ve şerlerde durum bunun aksinedir. Lakin her iki isnad da mahfuzdur. İfaze/icat edilenler hayırdır. Bu hayırların gereği olan şerler ise çekilme ve uyrukluk yoluyla ortaya çıkmaktadır. O halde ilineksel olarak ona mensuptur, ama bizzat zat ve mahiyetlerin kusurundandır. Nitekim ayette de iki bakış açısıyla bu iki anlam ifade edilmiştir. Vahdet sultanının üstün geldiği, kesret ve noksanlıkları yok ettiği yerde “Deki hepsi Allah’tandır”[15] demektedir. Kesreti ilineksel olarak gördüğü ve araçları karar kıldığı yerde ise “sana isabet eden iyilik Allah’tandır” buyurmaktadır.

 

3. Bölüm: Allah’ın Yaptıklarından Sorulmadığının, Ama Diğer Varlıklar Yaptıklarından Sorulduğunun beyanı Hakkında

Bil ki filozofların da dediği gibi Allah’ın mutlak fiili için mukaddes zatı ve zatî tecellileri dışında bir hedef söz konusu değildir. Allah’ın eşyanın icadında zatı ve zatının tecelli ve zuhuru dışında bir hedefinin olması imkansızdır. Zira zatı dışında bir hedef için herhangi bir şeyi icad eden fail, her ne hedefi olursa olsun (hatta fayda vermek, başkalarını ödüllendirmek veya ibadet, marifet ve övgü için de olsa) o şeyle mükemmeldir. O şeyin vücudu, kendisi açısından yokluğundan daha evladır. Bu da noksanlık, kusur ve faydalanmayı gerektirir. Bu ise mutlak kamil, bizzat gani ve tüm boyutlarıyla vacip olan Allah-u Teala hakkında imkansızdır. O halde onun fillerinde nedensellik diye bir şey yoktur. “O yaptıklarından sorulmaz.” Ama diğer varlıkların, kendi fiillerinde, zatları dışında bir takım hedefleri vardır. O halde Hakk’ın cemalinin aşıkları ve yakınlık ve cezbe ehli kulların fiillerinin hedefi, Allah kapısına erişmek, likaullaha ermek ve ilahî mukaddes huzura varmaktır. Diğer varlıkların ise kemal, noksanlık, şiddet ve zayıflık esasınca, zatlarından ayrı bir takım hedefleri vardır.

Özetle mutlak kemal ve bizzat vacip olan varlık, bütün cihetlerden vaciptir. Mukaddes zatı da nedensellikten beridir. Dolayısıyla fiilleri de zatı dışında bir nedensellikten münezzehtir. Diğer varlıklar ise bunun tam aksinedir.

Hakeza Allah’ın mukaddes zatı mutlak kamil ve mutlak cemil olduğundan, tüm varlıkların kabesi ve tüm kainatın nihai hedefidir. Kendisinin, kendinden başka bir maksat ve hedefi yoktur. Diğer varlıklar bizzat eksiktir ve her eksik varlık, fıtrat gereği kendisinden kaçınılan bir varlıktır. Nitekim her kamil de kendisine rağbet edilen bir varlıktır. O halde bütün hareket ve fiillerin hedefi, Allah-u Teala’nın mukaddes zatıdır. Mukaddes zatın kendisi için de kendinden başka bir hedef yoktur. “O yaptıklarından sorulmaz, ama onlar yaptıklarından sorulur.[16]

Allah-u Teala’nın mukaddes zatı, kemal ve cemalin zirvesi olduğundan; o cemil zatın bir gölgesi, mümkün varlığın cemal doruğu ve düşünülebilecek en kamil nizam sayılan vücud dairesinin düzeni hakkında neden, hedef, kasıt ve fayda sorusu sormak, cehalet ve noksanlıktan kaynaklanmaktadır. Nitekim şeytan yedi soru sormuş ve Allah-u Teala da kısaca ve en iyi bir şekilde tümüne bir tek cevap vermiştir.[17] O halde Allah, fiillerinin kemal hedefi sebebiyle sorulamaz. Diğer varlıklar ise sorulur. Zira onlar zaten ve fiilen noksan varlıklardır.

Hakeza Allah mutlak hekim olduğundan, O’ndan ortaya çıkan her fiil de son derece sağlam fiillerdir ve dolayısıyla da sorulmaz. Diğer varlıklar ise tam tersine sorulur.

Allah-u Teala mukaddes zatından ortaya çıkan her fiil, O’nun zatından, hakikatinin aslından ve mahiyetinin açıklığındandır. Diğer varlıklar ise öyle değildir. O halde Allah-u Teala bizzat faildir. Onun hakkında nedensellik batıl bir şeydir. Diğer varlıklar öyle değildir. Allah-u Teala’nın irade, meşiyet ve kudreti, mukaddes zatının aynısı olduğundan, Allah-u Teala’nın bizzat faaliyeti, irade ve kudret esasına dayalı faaliyetinin aynısıdır. Uyrukluk esasına dayalı faillik şüphesi, O’nun hakkında geçersizdir. O asaleten faildir. Uyruklu bir failiyeti yoktur. Bu yerinde burhanla ispatlanmış çok değerli bir konudur. Bununla çeşitli ilahi marifetler hususunda mütekellimlerin ortaya attığı bir çok şüphelere cevap verilmektedir.

Bu açıklamadan ve her birinin diğerinin nedeni oluşu yoluyla hadis-i şerifte yer alan cümlelerin irtibatı anlaşılmış oldu. O halde Allah-u Teala’nın fiilleri tam kemal ve mükemmel bir düzen olduğundan dolayı, yaptığından sorulmaz. Diğer varlıklar ise böyle olmadığından dolayı yaptıklarından sorulurlar.

Bunun sebebi de Allah’ın iyiliklere ve kulların ise kötülüklere daha evla olmasıdır. Bu da var olan tüm kötülüklerin kuldan ve tüm iyiliklerin ise Allah’tan olduğunun delilidir. Bu ilişki burada zikredilmeyen başka bir takım açıklamalarla da ispat edilebilir. Başta da sonda da hamd Allah’a mahsustur.

 


[1] Usul-i Kafi, c. 1, s. 152, Kitab’ut tevhid, Bab’ul Meşiyyet ve’l irade, 6. hadis 

[2] Hadid/4 

[3] Mücadele/7 

[4] Bakara/115 

[5] Nur/35 

[6] İnsan/30 

[7] Usul-i Kafi, c. 1, s. 110, Kitab’ut-Tevhid, Bab-u İradet-i Enneha min sıfat’il-fiil, 4. hadis 

[8] Hadid/3 

[9] “Her şeyi ayakta tutucu” anlamına gelen el-Kayyum ism-i şerifine işarettir ve el-Kayyum ismi, Kur’an-ı Kerim’de üç yerde geçer. (Müt) 

[10] Enfal/17 

[11] Şerh-u Hikmet’il-İşrak, s. 357-358, 2. kısımdan 2. makale 

[12] Şerh’ul-İşarat, 7. Nemt, 17. fasıl ve Mesari’ul-Mesari’, s. 141 

[13] Ca’l lügatte “kararlaştırmak, yaratmak, döndürmek” vb. anlamlar ifade etmektedir. Felsefede ise “icad” anlamında kullanılmaktadır. Örneğin, “Neden’in mec’ulu (icad ettiği şey) nedir?” diye sorulunca maksat “neden”in icat ettiği ve var ettiği şeyin ne olduğudur. Bu şey vücut mudur, mahiyet midir, yoksa mahiyetin mevcut oluşu mu? Doğru cevap ise “neden”in ca’l ettiği şeyin vücut olduğudur. Dolayısıyla “neden”in ca’l ettiği şey mahiyet değildir. Noksanlık ve yokluk gibi şeyler ise mahiyettendir; vücuttan değildir. (Müt.) 

[14] Bihar’ul-Envar, c. 5, s. 153, Kitab’ul-Adl-i ve’l-Mead, 6. bab, 1. hadis, az bir farklılıkla 

[15] Esfar-i Erbea, c. 6, s. 263-277, 3. kitap, 3. Mevkif, 12. fasıl 

[16] Enbiya suresi, 23. ayetten iktibas edilmiştir. 

[17] el-Milel ve’n-Nihel, Şehristani, Efzel-u Din Sedr-i Tereke-i İsfahani’nin tercümesi, s. 28
Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv