DUYUSAL UYUM VE ARD ARDA YAYINLANAN TAPELER…
Bu yazı kez okundu.
8 Nisan 2014 12:25 tarihinde eklendi
Etiketler :

Daha önce “Haşlanmış Kurbağalar ve Rahatsız Ediciler” başlıklı yazımızda işlediğimiz “sistematik duyarsızlaştırma” konusunun benzeri olan bir durumu tasvir eden “duyusal uyum” terimi, “sistematik duyarsızlaştırma”nın aksine, bir anda çok fazla ve şiddetli uyarıcıyla karşılaşan duyu organlarının, o uyarıcıya artık tepki vermemesini ve uyarıcıya karşı rahatsızlık hissetmemesini tanımlamaktadır.“Sistematik duyarsızlaştırma”da, birey uyarıcının şiddetinin arttığını hissedemeyecek durumdayken, “duyusal uyum”da uyarıcının şiddetine alışıp tepki veremez hale gelmektedir. Yani birinde uyarıcı yavaş yavaş şiddetlenirken ve bireyin bu şiddetlenmeden haberi olmazken, diğerinde uyarıcı en başta çok şiddetli olmakta ve bireyin duyuları bu şiddete uyum sağlayıp tepkisiz kalmakta, bir nevi işlevlerini yitirmektedir.

Örneğin; çok yoğun bir şekilde sigara içilmiş ve sigara dumanıyla dolmuş bir mekana girdiğimizde önceleri öksürerek veya nefes almada zorluk çekerek tepki versek bile bir kaç dakika içinde o dumandan rahatsız olmamaya ve onu hissetmemeye başlarız. Veya çok kötü kokan bir ortamda bir süre beklediğimizde o kokunun varlığını dahi unuturuz. Aynı şey yoğun ses ortamları için de geçerlidir. Bizler eğer herhangi bir fabrikaya gidersek kulaklarımızın sağır olacağını düşünebilecekken, o fabrikada çalışan işçilerin birbirleri ile gayet rahat konuştuklarını ve hiçbir rahatsızlık hissetmediklerini farkedebiliriz. İşte tüm bunlar duyuların var olan uyarıcılara bir süre sonra alıştığının ve artık tepki vermediğinin kanıtıdır.

Elindeki her materyali ve sahip olduğu her ilmi kendi bekası için kullanan “süfyani sistemler”, daha önce birkaç yazımızda bahsettiğimiz ve bundan sonraki bazı yazılarımızda bahsedeceğimiz gibi psikoloji biliminden de faydalanmakta ve insanların davranışlarını ve algılarını şekillendirirken bu bilim dalının yardımına başvurmaktadır. İşte bu noktada “duyusal uyum” konusu bugünlerde maruz kaldığımız birçok saldırıyı açıklamada bizlere yardımcı olacaktır. Kimi zaman “çaresizlik” duygusunu, kimi zaman “sistematik duyarsızlaştırma”yı ve daha bir çok yöntemi “usta”ca kullanan “süfyani sistemin” nefse hitap eden iktidarları, son birkaç aydır çok yoğun bir şekilde insanların zihnine ve algılarına yönelik saldırılarda bulunmuş ve halkın bir çok duruma tepki vermemesini sağlamıştır.

Özellikle “seçin” sürecinin başından beri “süfyani sistem”, sürekli tv lerde, internette ve çeşitli ortamlarda yayınladıkları, adına “tape” dedikleri görüntü ve ses kayıtlarıyla, halkın algısına ve zihnine yönelik şiddetli uyarıcılar göndermiş, sürekli aynı şeyleri duyan, gören ve algılayan halk artık bir süre sonra bu uyarıcılara (ses ve görüntü kayıtlarına) uyum sağlamış ve tepki veremez duruma gelmiştir.Tek başına ortaya çıkacak bir hırsızlık çok fazla tepkiye neden olacakken, ardı ardına yayınlanan hırsızlık, gasp, hakaret “tape”leri halkın tüm bu fecaatlere uyum sağlamasına neden olmuş, tepki vermesi gereken halk, hırsızları ve zalimleri daha çok destekler hale gelmiştir. Sürekli aynı konuların konuşulması tartışılması, halkta bir nevi bıkkınlığa ve konuşulan konuların inandırıcılığının halk nezdinde ortadan kalkmasına neden olarak hakla batılın zihinlerde yer değiştirmesini sağlamıştır.

“Süfyani sistemin” “usta” idarecileri, kendileriyle aynı mahfillerin uşağı olan ikiz kardeşleri ile tezgahladıkları oyunla, halkın zihnini bir kez daha bulandırmayı, halkın iradesini kendi sistemlerinin lehine bir kez daha şekillendirmeyi başarmışlardır. Gerçek yüzleri halk tarafından aydınlatılacakken, taktıkları maskeler birbir düşecekken, tertipledikleri bir oyunla insanların algılarına saldırmış ve hakkı batılın adamlarına ve halkın en nefret ettiklerine söyleterek, hakkın halkın gözündeki değerini sıfırlamışlardır. “Süfyanilerin” açığa çıkmasına müsade ettikleri gerçeklerin şiddetine dayanamayıp ona uyum sağlayan ve tepkisiz kalan halk aslında bu sayede sisteme de uyum sağlamış olmaktadır.

Dini imanı kullanarak halkın güvenini kazanan “usta” iktidarlar, dine imana küfretseler, kendilerini ilah ilan etseler, ayetlerle dalga geçip , günah işleme özgürlüğüne sahip olduklarını alenen beyan etseler, komşu bir İslam ülkesine sırf direniş hattının bir parçası olmasından dolayı İsrail’i tehdit ettiği için savaş ilan etseler ve yeryüzünün bütün vahşilerini kendi sınırlarından o İslam ülkesine gönderseler bile halk tepkisiz kalmakta ve artık bunların önemsiz şeyler olduğuna inanmaktadır. Çünkü bahsi geçen halkın zihni yine sistemin uşakları tarafından çok yoğun bir saldırıya tabi tutulmuş ve zihinler bütün bu küfre, nifağa, zulme, hırsızlığa, gaspa, fıska, fücura uyum sağlamıştır.

Bu yazdıklarımız bizlerin “hür” irademizin aslında ne kadar çok saldırıya açık olduğunun da kanıtıdır. Basit bir psikolojik ilke bile “usta”ca kullanıldığında koca bir halkın uyuşmasına ve uyum sağlamasına neden olmaktadır.Ama burada önemli olan bir nokta da vardır ki bütün duyular uyum sağlasa bile uyum sağlamayan tek duyu gözlerdir. Evet gözler de duyusal uyum yoktur. En azından diğer duyu organları gibi bir uyum yoktur. Çünkü gözler sürekli olarak bir uyarıcıya maruz kalmazlar. Bunun nedeni “göz kapakları”dır. Göz kapakları sürekli kapanıp açıldığı için, çevredeki uyarıcıları gözler her defasında tekrar algılarlar. Bu da gözlerimizin çevreye karşı duyusal uyum sağlamasını engeller. Eğer böyle olmasaydı çevremizdeki hiçbir şeyi göremez, yürüyemez, okuyamaz, oturma ve kalkma gibi denge gerektiren herhangi bir hareketi yapamazdık.

“İçimizde bulunan ve hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülükten men eden topluluk”(Al-i İmran 104) işte bu göz kapaklarının işlevini görmekte, insanlarımızın sistemden gelen uyarıcıların etkisinde kalarak sisteme entegre olmasını, onların görmeyen gözlerinin, körelen basiretlerinin yerine geçerek engellemeye çalışmaktadırlar. Eğer “ölmemişlerse ve arkalarını dönüp giden sağırlara dönüşmemişlerse”(Rum 52) bu göz kapakları sürekli açılıp kapanarak, zulmün ve nifağın maskesini düşürmeye, halkın zihinlerini uyanık tutmaya uğraşmaktadırlar. Bunun bilincinde olan “süfyani sistem” bu göz kapaklarının halkla en büyük irtibat yollarından biri olan “sosyal medyayı”, tüm bu bahsi geçen oyunlarını sahneye koyarken kapatmış, oyun seyirci toplayıp belli oranda başarıya ulaşınca da tekrar kullanıma açmıştır.

“Bir vücudun azaları gibi olan” ümmetin yüreğinin, zihninin, ve ümmete gelebilecek bütün tehlikeleri göğüslemeye ve geri püskürtmeye yarayan ellerinin, kollarının görevini tek başına üstlenen İran İslam İnkılabı ve Dünya Mazlumları ve Müslümanları Lideri Veliyy-i Fakih İmam Ali Hamaney, aynı zamanda ümmetin göz kapağı olarak da görev yapmakta ve küresel emperyalizmin ve siyonizmin bütün hissizleştirme ve tepkisizleştirme oyunlarına karşı ümmeti uyanık tutmaya ve zihinlerini bu tür saldırılardan korumaya çalışmaktadır. 35 yıldır İnkılabın yalnız Allah’a(c.c.) dayanarak verdiği bu mücadele, önce Lübnan ve Filistin halklarının, sonra da bütün ümmetin ve mazlumların uyanmasını, siyonist rejimin çepeçevre uyanmış ve uyarılmış ümmetle sarılmasını, büyük şeytanın hemen yanı başında bulunan mazlumların İnkılabın etrafında kenetlenmesini, zalimlerin her cephede yenildiklerini itiraf etmelerini ve sonlarına doğru hızla ilerlemelerini sağlamıştır.

Bu çağda İnkılabı yok sayıp kendi başına siyasi hedefler belirleyen veya İnkılabı ve Velayet makamını bir coğrafyaya mahsus gösterip, içinde yaşadıkları “süfyani sistemlere” rıza gösterenler ve hatta bu sistemlerin gelmiş geçmiş en zalim ve münafık iktidarlarını halkın gözünde “ak”lamaya çalışanlar, bizden görünseler bile sisteme uyum sağlamamıza neden olan “sistemin” uyarıcılarıdırlar. Bunlar, artık duyusal uyum sağlamış olan zihinlerimizin tamamen sisteme entegre olması için “yüzümüze gülümseyen” ve “mektep” maskesinin ardına saklanarak bizlere yaklaşan “desenli yılanlardır”. Uyanık kalmak ve sistemin “yılanları” tarafından ısırılmamak istiyorsak, “göz kapaklarımızın” kıymetini bilmeli, onlara sahip çıkmalı ve bizlere gösterdikleri hakikatlere gönülden bağlanmalıyız.

Unutmamalıyız ki biz duymasak da görmesek de “Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.”(Nisa 134)

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv